Daha 14 yaşında dünyanın en güzelini, en geniş ama en zarif, en ince ve en duygulusunu, hem de iki dünyayı en güzel mâna aleminde birleştirecek benzersiz bir cami yapmayı hayal etmiş, ve henüz 23 yaşında temelinden itibaren bizzat çalışarak hayalini gerçek etmiş bir Cihan Hükümdarı Sultan Ahmed.
Bu coğrafya konaklarlar diyarı. Köy ve konak… Bir araya gelmesi zor iki şey zannederdim. Bu yörenin köyleri dahi konakları ile bir başka âlemmiş meğer… Yolumuzun üzerinde Sivas’ın yine çok eski bir köyü; Onar. Sakinlerinin sahip çıktığı köyün temiz bakımlı evlerinde, sokaklarında hâlâ hayat var. Burada karşımızda gördüğümüz yüzyılların tahribatına direnerek ayakta kalmış bir cemevi ile birlikte…
Büyük şairimiz sevgili Yahya Kemal daha 1930’lu yıllarda ileriyi görüp feverân eder gibi ikaz ederken ne kadar haklıymış. “İstanbul’un imarına Anadolu’dan önce başlamak affedilmez bir hata olur.” Öyle de oldu; İstanbul -son derece kötü bir şekilde- imar, Anadolu ihmal edildi. Sonuç acı verici…
Öteden beri görmek isterdim, fotoğraflarından, hakkında yazılıp çizilenlerden bildiğim Divriği Ulu Camii’ni. Konakları, günlük yaşamı, insanı dünyada en tabii hali ile görebileceğimiz tek mekan olduğunu düşündüğüm arastası, sakin ve huzurlu sokakları ile Divriği’yi.