2026’nın Şubat ayındayız ve 2022’den bu yana artık Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş başlayalı 4 yıl oldu. Avrupa’nın savaş gölgesinde geçirdiği bir dönemin sona ermek üzere olduğunu yazmak isterdim, lakin ortada kırılgan ve cılız müzakere süreci söz konusu. Henüz kamuoyuna açıklanmış hiçbir barış planı çerçevesi dahi yok.
Tarife şoklarına, tedarik zinciri parçalanmasına ve jeopolitik belirsizliğe rağmen Hindistan,
2026'ya Küresel Güney'in "sürükleyici ve başlıca ekonomilerinden" biri olarak giriyor—
istikrarlı büyüme tahminlerini elektronikte genişleyen bir sanayi tabanı, daha fazla
inovasyona odaklanan bir doğrudan yabancı yatırım (DYY) anlatısı ve hızlanan bir yapay zeka
ve yeşil enerji gündemiyle birleştirerek.
İklim, teknolojik gelişim alanında bazı ülkeler için önemli avantajlar yaratmaktadır. Soğuk iklim ve bol su kaynaklarına sahip ülkeler — özellikle İskandinav devletleri — veri merkezleri ve soğutma maliyetleri bakımından açık üstünlüklere sahiptir. Bununla birlikte, sıcak iklimli ülkeler, soğutma dezavantajlarına rağmen hızla büyüyen talep, iç pazarda artan yapay zekâ ve fintech kullanımı ile enerji-soğutma teknolojilerindeki ilerlemeler sayesinde bu alanda giderek daha iddialı hâle gelmektedir.
Avrupa Birliği’nin SAFE (Strategic Technologies for Europe Platform)¹ girişimi, Avrupa’nın savunma sanayi altyapısını güçlendirmeyi amaçlayan önemli bir mali çerçeve sunmaktadır. Ancak SAFE’e katılım, özellikle Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) siyasallaştırma girişimleri düşünüldüğünde, Türkiye’nin stratejik çıkarları pahasına gerçekleşemez.
Türkiye'nin son yıllarda jeo-ekonomik vizyonunu güçlendiren en önemli girişimlerden biri, Irak üzerinden Türkiye'ye ve oradan Avrupa’ya uzanacak Kalkınma Yolu Projesidir. Bu proje, aynı zamanda Orta Koridor'la tamamlayıcıdır. Ancak bu proje yalnızca Basra Körfezi ile Türkiye arasında bir “kuru kanal” bağlantısı yaratmakla sınırlı değildir.
Her 10 Kasım’da, Türkiye Cumhuriyeti tam saat 09:05’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü – Cumhuriyetimizin kurucusunu – saygıyla anmak üzere sessizliğe bürünür ve saydı duruşunda bulunuruz. Aramızdan ayrılışının üzerinden 87 yıl geçmiş olmasına rağmen, onun düşünceleri, liderliği ve devlet adamı olarak bırakmış olduğu miras, yalnızca Türkiye için değil; yeniden jeopolitik çalkantılara sürüklenen dünya için de güncelliğini korumaktadır.
“Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk'ün bu sözü, sadece bir dönemsel barış çağrısı değil; Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzyılı aşan dış politikasının özüdür.
Bugün, cumhuriyetimizin 102'nci yılında, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında savrulmadan denge kurabilmesi, her zamankinden daha önemlidir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında da bu Doğu ile Batı arasında denge, dış politikanın ana eksenini oluşturuyordu.
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) yurtdışı iştiraki Turkish Petroleum Overseas Company (TPOC), Pakistan’ın Hint Okyanusu açıklarında yer alan Kuzey Indus C Açık Deniz Havzası bölgesinde petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına katılacak.
Yerli teknolojinin geliştirilmesi, teknolojik egemenliğin önemli bir unsurudur. Bu durum özellikle derin teknoloji (deeptech) alanında belirgindir. “Deeptech“; kuantum bilişim, ileri malzemeler, robotik, yapay zekâ, sentetik biyoloji ve temiz enerji teknolojileri gibi çığır açan bilimsel ve mühendislik temelli yenilikleri ifade eder.
Hindistan günümüzde çoklu jeopolitik akımların kesişim noktasında yer almaktadır. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS grubundaki etkin katılımı, büyük güç politikaları ile ekonomik büyüme ve bölgesel istikrarın gereklerini dengeleme isteğini yansıtmaktadır. ŞİÖ ve BRICS çoğunlukla “Batı-dışı” ya da “Küresel Güney” gündeminin araçları olarak birlikte anılsa da, yapıları, kapsamları ve amaçları bakımından birbirinden farklıdır.
Yapay zekâ, ekonomileri, yönetişimi ve günlük yaşamı kökten dönüştürmektedir. Ancak demokratikleşme, sadece teknolojinin uygulanmasından ibaret değildir—her vatandaşın, her dilde ve her toplulukta güçlendirilmesini gerektirir. Bu noktada erişim imkânı olanlarla olmayanlar arasındaki fark, yalnızca adalet değil, aynı zamanda teknoloji-feodalizmini önleme meselesidir.
Günümüzün giderek çok kutuplu hale gelen küresel düzeninde, blokların (çoğunlukla Batılı ve Batı dışı) ve ideolojik gruplaşmaların yeni isimler altında ortaya çıktığı bir ortamda, Hindistan çok kutuplu bir dış politika izleme konusundaki bilinçli tutumuyla öne çıkıyor. Bu durum, Hindistan'ın görünüşte birbirinden farklı iki platformla aktif olarak etkileşimde bulunmasında en belirgin şekilde görülmektedir: Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) ve BRICS…
BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) küresel sistemde yükselen güçlerin sesi olma iddiasıyla ortaya çıkan ve özellikle Küresel Güney’in taleplerine dikkat çekmeyi amaçlayan önemli bir platformdur. Ancak bu yapının halen tam anlamıyla kurumsal bir uluslararası örgüt olmadığı açıkça görülmektedir. Zira BRICS’in sabit bir genel merkezi, daimi bir genel sekreteri, bağlayıcı bir kurucu anlaşması ya da netleşmiş karar alma mekanizmaları bulunmamaktadır.
Körfez bölgesinin ve Körfez ülkelerinin son çeyrek yüzyıldaki ekonomik gelişimi dikkat çekici olmuştur. Körfez ülkeleri, tanınmış Avrupa markalarını (örneğin Premier Lig’deki futbol kulüpleri veya şu anki 2025 UEFA Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Paris Saint Germain gibi büyük şirketler) satın alan büyük yatırımcılara dönüşmüştür. Enerji gelirleri bu büyümeyi adeta ateşlemiştir.
Son zamanlarda tüm gözler Güney Asya'da olsa da, Türkiye ve dünya genelindeki iş dünyası için Güney Asya ve Hint Okyanusu bölgesindeki gelişmeleri takip etmek hâlâ önemlidir. Bu bölge, küresel ticaret ve tedarik zincirleri açısından büyük bir öneme sahiptir.
Küresel ekonomide son yıllarda bilhassa Çin, Hindistan ve Endonezya gibi kalabalık nüfusa sahip ülkeler, önemli büyümelerin gerçekleştiği ülkeler olarak göze çarpıyor. Bu ülkeler, küresel ekonomik büyümenin son derece kısıtlı olduğu son birkaç yılda büyümenin itici güçleri arasında yer aldı. Türkiye için bilhassa Orta Koridor ve Yeni İpek Yolu üzerindeki rotada bir ticaret merkezi, enerji merkezi, üretim merkezi ve uluslararası tedarik zincirleri için bir lojistik üs olma potansiyeli bulunuyor.
Türkiye'nin, Yeni İpek Yolu güzergâhında, Orta Koridorun gelişimi, Avrasya üzerinden karasal Doğu-Batı ticaretinde lojistik üs haline gelmesi ve tedarik zincirinde merkez konumda olması, ekonomi ve dış politika önceliklerden biridir. Ayrıca Türkiye'nin bir enerji ticaret merkezi olma rolü güçlenmelidir.
Küresel tedarik zinciri ve küresel ekonomide Güney Asya ve Pasifik bölgelerinin giderek artan önemi dikkat çekmektedir. Bu bağlamda deniz yolları dışında da yeni olgular ve rotalar da önem arz etmektedir. Bu rotaların güvenliğinin yönetişimi kapsamında Çin’in Bir Kuşak Bir Yol projesi ile bu ‘Kuşak ve Yol ’ üzerinde bir rota güvenliğinin sağlanması elzemdir.
Enerji güvenliğinde, dünya ticaretinde, lojistik ve tedarik zincirlerinin güvenliği bakımından alternatif seçenekler, olası riskleri ve kırılganlıkları yönetebilmek için gereklidir. Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan çatışmalar sonuca bütün küresel ekonomiyi etkileyen enerji ve gıda tedarik sorunları, alternatiflerin ne derece önemli olduğunu göz önüne sermektedir.