ABD 2008 Başkanlık Seçimi Üzerine Bir Değerlendirme

Yorum

ABD 2008 Başkanlık seçimi sadece Amerika’da değil, ülkemiz dahil tüm dünyada merakla ve büyük bir ilgiyle yakından takip edildi. Özellikle Hillary Clinton ile Barack Obama arasında geçen sıkı mücadeleyi Obama’nın kazanması ve Demokrat Parti’nin adayı olmasından sonra ABD Başkanlık seçimi daha da ilginç bir hal aldı ve daha fazla ilgi çekmeye başladı. ...

ABD 2008 Başkanlık seçimi sadece Amerika’da değil, ülkemiz dahil tüm dünyada merakla ve büyük bir ilgiyle yakından takip edildi. Özellikle Hillary Clinton ile Barack Obama arasında geçen sıkı mücadeleyi Obama’nın kazanması ve Demokrat Parti’nin adayı olmasından sonra ABD Başkanlık seçimi daha da ilginç bir hal aldı ve daha fazla ilgi çekmeye başladı. Çünkü Obama, Afrika (Kenya)1 kökenli siyahî bir Amerikan vatandaşı ve politikacısıydı. Bu yönüyle de, 1960’lı yıllarda Amerika’daki ırkçılık karşıtı özgürlükçü siyahi hareketin lideri olan ve 1968 yılında bir suikast sonucu öldürülen Martin Luther King’e benzetildi. 47 yaşındaki siyahi Başkan bu açıdan önem arz etmektedir.


Siyahî insanlara yönelik ayrımcılık, şiddet ve ırkçılık uygulamış olan ABD’nin yeni başkanı artık bir siyahî politikacı. Obama’nın seçimleri kazanmasına en çok sevineler de ABD’nin siyahî vatandaşları oldu. Nitekim Obama, siyahî seçmenlerin oylarını topladı. Artık Amerikalı siyahî insanlar geleceğe daha umutla ve güvenle bakıyor. Fakat önemli olan tabi ki, bu umut ve güvenin Obama yönetimi tarafından boşa çıkarılmaması olacaktır.


Obama’ya destek verenler sadece siyahî Amerikan vatandaşları değildi. Amerikalı kadınlar ve gençler de ona benimsediler. Sürekli değişimden ve özgürlükten söz eden Obama, değişim isteyen gençlerden ve erkekler karşısında daha fazla özgürleşme talep eden Amerikan kadınından destek buldu.


Obama ayrıca, her geçen gün sayıları artmakta olan işsizlerden de oy topladı. Gençlerin Obama’yı tercih etmelerindeki önemli bir neden de budur zaten. Amerikan ekonomisinde, gençlerin – sadece mesleki anlamda niteliksiz değil, aynı zamanda iyi üniversitelerden mezun olmuş nitelikli gençlerin de – iş bulabilmeleri zorlaşmaktadır. Doğal olarak gençler ve işsizler, bu olumsuz durumdan Cumhuriyetçi Bush yönetimini sorumlu tuttu. Bu nedenle Obama’ya oy veren gençlerin ve işsizlerin Obama yönetiminden talepleri, işsizlik problemine bir çözüm üretmesi olacaktır.


Amerikan ekonomisinin bir diğer yapısal problemi ise gelir dağılımındaki büyük adaletsizliktir. Zengin ekonomiler sıralamasında 1. sırada olan Amerika, gelir dağılımının en adaletsiz olduğu ekonomiler sıralamasında ise Meksika’nın ardından 2. sıradadır.2 Amerikan emekçi halkının Obama’dan beklentisi bu büyük ekonomik adaletsizliği azaltma, emekçi kitlelerin yaşam standardını yükseltme ve sosyal politikaları geliştirme yönündedir.


Aslında bu kadar büyük ilgi gören ve merakla beklenen ABD Başkanlık seçimi, siyahî bir politikacının Başkanlık koltuğuna oturması hariç, hiç de ilginç bir sonuç doğurmadı. Bundan önceki seçimlerde olduğu gibi sadece iki parti yarıştı. Bu yönüyle Amerikan demokrasisi, Amerikalı düşünür Noam Chomsky’in ifadesiyle, “Coca Cola ve Pepsi Cola demokrasisidir; bu demokraside ayrana yer yoktur“. Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Parti, bundan önceki seçimlerde de olduğu gibi oyları hemen hemen yarı yarıya bölüştü. Resmi olmayan seçim sonuçlarına göre geçerli oyların %52’sini Demokrat Parti, %48’ini Cumhuriyetçi Parti aldı. Yani bu iki partiden birisi, küçük bir oy farkıyla seçimi kazandı.


Ayrıca seçmen davranışı açısından da bu seçimler değişik/ilginç bir sonuç doğurmadı. İlk yapılan gözlemlere göre, bundan önceki seçimlerde olduğu gibi, dindar/muhafazakâr kesim, kürtaj karşıtları, eş cinsel karşıtları, bireysel silahlanma taraftarları Cumhuriyetçi Parti’ye; liberal/özgürlükçü kesim, kürtajı savunanlar, eş cinselliğe karşı olmayanlar ve bireysel silahlanma karşıtları ise Demokrat Partiye oy vermiş bulunuyorlar.


Demek ki; 2008 seçimini ilginç kılan ve Amerikan kamuoyunu heyecanlandıran iki durum söz konusudur: Birincisi, başta da belirttiğim gibi, siyahî bir politikacının ilk defa aday olması ve ilk defa Başkan olarak seçilmesidir. İkincisi ise, neoliberal ekonomi politikalarından büyük zarar gören emekçi kitlelerin ve gençlerin daha adil ekonomi politikaları talep etmesi ve bu konuda Obama’dan medet ummalarıdır.
Amerikan insanındaki heyecanı, bu iki nedenden dolayı anlamak gayet mümkün ve doğaldır. Fakat ilginç olan ülkemizdeki ve dünyanın diğer pek çok ülkesinde insanların heyecanlanması ve Obama’nın seçilmesinden büyük sevinç duymaları, adeta kutlamalar yapmalarıdır.


ABD’nin İstanbul Konsolosluğu tarafından bu sabah (5 Kasım 2008) saat 07:00 – 10:00 arasında Sheraton Hotel’de “2008 ABD Seçimleri“ resepsiyonu verildi. Yaklaşık üç yıldır içinde bulunduğum TASAM’ı temsilen resepsiyona katıldım. Resepsiyona katılan diğer Türk davetlilerin, Obama’nın ABD Başkanı olarak seçilmesinden duydukları büyük heyecana, sevince ve kutlamaya hayretle tanık oldum. Resepsiyonda “heyecan, sevinç ve kutlama“ dolu konuşmalar yapılırken kendi kendimi şu soruyu sormaktan alı koyamadım: “Neden ülkemizdeki ve diğer başka ülkelerdeki insanlar, Obama’nın ABD Başkanı seçilmesine bu kadar çok seviniyorlar?


Bu konudaki düşüncemi ve tahminimi iki şıkta özetleyebilirim:
Birincisi; Cumhuriyetçi Bush yönetimi süresince ABD, Irak’ı ve Afganistan’ı işgal etti. Bu işgaller ve savaşlardan bıkan ve korkan kamuoyu, Bush’un gitmesine ve yerine yeni bir Demokrat Parti liderinin gelmesine sevindi. Hele bu lider, barışçıl söylemlere ağırlık veren siyahî bir lider olunca sevinç, heyecan ve beklenti daha da arttı.


İkincisi; hem ülkemizdeki hem de diğer ülkelerdeki insanlar/halklar özgüvenlerini (ne yazık ki!) büyük ölçüde yitirmiş bulunuyorlar. Özgüvenini yitiren halklar/insanlar, kendi öz gayretleri ve mücadeleleri ile Dünya barışının sağlanamayacağını, ancak süper gücün (ABD’nin) isteği ve iradesiyle barışın sağlanabileceğini düşünüyorlar. Yani özgüveni olmayan insan/halk, “savaşı da barışı da ABD yönetimi dizayn edebilir“ şeklinde düşünüyor/hissediyor.


İşte bu iki nedenden dolayı; Cumhuriyetçi, savaşçı, beyaz Bush yönetiminin gitmesi, yerine Demokrat, barışçıl, siyahî Obama yönetiminin gelmesi hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde sevinç ve heyecan yarattı.


Obama yönetiminin, bundan önceki sekiz yıllık Cumhuriyetçi Parti (Bush) yönetimine göre daha fazla sosyal politikalara ağırlık vereceğini ve böylece Amerikan emekçilerinin yaşam standardını daha fazla yükselteceğini ben de düşünüyorum. Çünkü Bush yönetiminin neoliberal ekonomi politikaları; mali kriz, yaklaşık 900 milyar dolarlık bütçe açığı, artan işsizlik ve artan ekonomik adaletsizlik ile sonuçlandı. Toplumsal gerginlik arttı ve sisteme olan güven azaldı. Obama, uygulayacağı sosyal politikalar ile bu toplumsal gerginliği azaltmaya, siteme yönelik toplumsal güveni arttırmaya gayret edecektir. Ayrıca siyahî vatandaşların durumunu düzeltmeye yönelik politikalar geliştirilecektir. Fakat Obam yönetimi tüm bunları, Amerika’nın büyük sermaye gruplarına karşı mücadele ederek değil, büyük patronlarla masaya oturup anlaşarak yapacaktır. Yani Obama yönetimi, kapitalist Amerikan sistemi çerçevesinde belli sınırlarda bazı sosyal politikalar uygulayacaktır.


Fakat Obama yönetiminin dış politikada fazla bir değişikliğe gitmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü hükümetler, liderler değişse de Amerikan dış politikası fazla değişmez. Obama yönetimi, Dünya barışını tesis etmeyecektir; daha da önemlisi böyle bir gayret içinde olmayacaktır. Çünkü sonuç itibariyle Obama yönetimi, kurulduğu günden itibaren kendi dışındaki ülkelere ve halkalara karşı emperyalist politikalar uygulayan ABD’nin hükümeti olacaktır. Bu hükümet, bundan öncekileri gibi, ABD’nin emperyalist dış politikasını devam ettirecektir. Hatta Obama, bunu Bush’tan daha iyi yapabilir. Çünkü “sevimsiz Bush gitti, sevimli Obama“ geldi. Yani Obama yönetimi, Bush yönetimi döneminde hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde iyice sarsılan “Özgürlüğün, Demokrasinin ve Barışın Savunucusu / Lideri Amerika“ imajını ve ideolojik hegemonyasını yeniden tesis edebilir ve güçlendirebilir.


Dolayısıyla; Amerikan insanının (özellikle siyahların ve emekçilerin) heyecanlanmasını ve sevinmesini anlayabiliyorum. Ama ülkemizdeki ve diğer ülkelerdeki bazı kesimlerin Obama’nın ABD Başkanı seçilmesinden dolayı bu kadar çok sevinmelerini ve heyecan duymalarını hayretle ve eleştirel bir analizle karşılıyorum.


1-Obama’nın babası Kenyalı bir siyahi, annesi ise Amerika-Kansas’lı bir beyazdır.
2-Dünyanın en zengin 17. ekonomisi olan Türkiye, gelir dağılımı adaletsizliği sıralamasında ABD’nin ardından 3. sıradadır. Bu yönüyle Türkiye, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen “Küçük Amerika Olma“ hayaline/hedefine önemli ölçüde yaklaşmış bulunuyor!

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...