Kosova’dan Abhazya Ve Güney Osetya’ya: Batı’nın Tutarsızlığı

Makale

(I) Kosova’nın Bağımsızlığı Sırbistan Cumhuriyeti içinde özerk bölge olan Kosova, 17 Şubat 2008 tarihinde Meclis kararı ile tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlık kararı, ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya başta olmak üzere Batı devletlerinin çoğunluğu1 tarafından kabul edildi. ...

(I) Kosova’nın Bağımsızlığı
Sırbistan Cumhuriyeti içinde özerk bölge olan Kosova, 17 Şubat 2008 tarihinde Meclis kararı ile tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlık kararı, ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya başta olmak üzere Batı devletlerinin çoğunluğu1 tarafından kabul edildi. Aslında bu devletler, ABD başta olmak üzere, Kosova’nın bağımsızlık sürecini 1999 yılında Sırbistan’a yönelik düzenledikleri askeri müdahale sonrasında adım adım işlediler.2
Gerek ABD gerekse Batı Avrupalı büyük güçler Kosova’nın bağımsızlık kararını “Kosova halkının kendi kaderini tayin hakkı“ olarak değerlendirdiler ve memnuniyetle karşıladılar. Ayrıca bunun, hem Balkanlar’da hem de Avrupa’da barış ve demokrasinin gelişimi açısından faydalı olacağını ileri sürdüler. Daha da öteye gidilerek, Kosova’nın ayrılmasının, Sırbistan’ın Avrupa Birliği’ne entegrasyonu sürecine olumlu katkı sağlayacağı Avrupa’nın “büyük ağabeyleri“ (Almanya, Fransa, İngiltere) tarafından telkin edildi.
Rusya Federasyonu Kosova’nın bağımsızlık kararını tanımadı ve süreci – tabiî ki Sırbistan’dan sonra – en sert biçimde eleştirdi. Putin liderliğindeki Rus Yönetimi, tek taraflı bağımsızlık ilanının uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Kurucu Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu, ABD ile Avrupalı devletlerin Sırbistan’a haksızlık yaptıklarını ve Kosova konusunda çifte standart uyguladıklarını açıkladı. Ayrıca Rusya’ya göre, Kosova’nın bu biçimde bağımsız bir devlet haline gelmesi ve tanınması, dünyanın diğer bölgelerindeki ayrılıkçı hareketleri cesaretlendirecek ve böylece yeni problemleri, karışıklıkları, çatışmaları doğuracaktır. Rusya, Batılı güçlerin Sırbistan’ın toprak bütünlüğüne saygı göstermediklerini, Kosova’yı desteklediklerini ve böylece Sırbistan’ın toprak bütünlüğünü bozduklarını da ifade etmiştir.
Ayrıca Rusya, Kosova olayını, ABD’nin kendisine yönelik uyguladığı “Çevreleme Politikası“nın bir parçası olarak değerlendirdi. Kosova ile ikili askeri anlaşmalar yaparak veya Kosova’nın NATO’ya dâhil edilmesi yoluyla ABD’nin bu ülkede askeri üs kurmasının ise bir “savaş nedeni“ olacağı Rusya tarafından açıklandı. Rusya, böyle bir durum gerçekleştiği takdirde Kosova’daki askeri üsleri vurabileceğini bildirdi.
Ayrıca Moskova Yönetimi, henüz Kosova bağımsızlığını ilan etmeden önce, Kosova’nın tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmesi ve bu ilanın ABD tarafından desteklenmesi durumunda, kendisinin de Gürcistan politikasını gözden geçireceğini, bu ülkedeki ayrılıkçı Osetleri ve Abhazaları daha aktif biçimde destekleye(bile)ceğini duyurmuştu. Çünkü Rusya’ya göre, Kosova’nın tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmesi ve ABD ile diğer Batılı Devletler tarafından tanınması durumunda; Gürcistan içindeki Güney Osetya ve Abhazya bölgeleri tek taraflı olarak bağımsızlıklarını ilan etme ve Rusya da bu ilanları tanıma / destekleme hakkına sahip olacaktır.
Fakat Rusya’nın Kosova’nın bağımsızlığı sürecinde yapmış olduğu tüm bu açıklamaları, uyarıları ve BM Güvenlik Konseyi içinde Kosova’ya karşı veto hakkını kullanması ABD ve diğer Batılı Devletler tarafından dikkate alınmadı: Kosova Meclisi bağımsızlığını ilan etti, ABD ve Batı Avrupalı devletler Kosova Cumhuriyeti’ni tanıdı. Böylece Rusya kendi yakın coğrafyasında ve dünya kamuoyu nezdinde itibar kaybetti. Ayrıca Rusya’nın Balkanlar’daki tek müttefiki olan Sırbistan güç kaybetmiş oldu.


(II) Abhazya ve Güney Osetya’nın Bağımsızlığı:
SSCB’nin parçalanma sürecinde Abhazya ve Güney Osetya Gürcistan Cumhuriyeti içinde iki özerk bölge olarak kaldı. Güney Osetya ve Abhazya özerk yönetimleri sırasıyla 1992 ve 1994 yıllarında tek taraflı bağımsızlık ilan etmişlerdi. Bağımsızlık ilanlarını kabul etmeyen Gürcistan ise Abhazya ve Güney Osetya’daki ayrılıkçı yönetimlere karşı askeri operasyon gerçekleştirdi. Rusya’nın devreye girmesiyle taraflar arasında ateşkes sağlandı. Rus ordusu da bu iki bölge’ye “barış gücü“ olarak yerleşme olanağı buldu. Fakat Rusya bugüne kadar bu iki özerk bölgenin bağımsızlık ilanlarını tanımamış idi.
Kasım 2003’te Gürcistan Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze devrildi ve Ocak 2004’de Gürcistan’ın başına Sakashvilli geçti. Tiflis’teki yönetim değişikliği sürecinde Sakashvilli ABD’nin yoğun desteğini aldı. Bu tarihten itibaren, Amerikan destekli Tiflis Yönetimi’nin en büyük amacı Güney Osetya ve Abhazya’daki ayrılıkçı yönetimleri devirmek, yerlerine Tiflis’e bağlı yeni yönetimler oluşturmak, iki özerk bölgedeki Rus Barış Gücü’nü ülkeden çıkarmak, böylece de Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü korumak idi.
ABD’ye ve Avrupalı büyük devletlere güvenen Sakashvilli, siyasal yaşamında yapabileceği en büyük hatasını yaptı ve 8 Ağustos’ta Güney Osetya’nın başkenti Şinvali’ye ordusunu soktu, askeri operasyon düzenledi. Rusya’nın buna yanıtı sert oldu. 5 günlük savaş sonunda Rus Ordusu, Gürcü Ordusunu geri püskürttü, Abhazya ve Güney Osetya bölgelerini tamamen kontrolü altına aldı, Gürcistan’ın Tiflis’ten sonraki en önemli şehri olan Gori’yi ele geçirdi ve böylece Başkent Tiflis’e yaklaştı.
Ve nihayet 26 Ağustos 2008 tarihinde Moskova Yönetimi, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık kararlarını tanıdı. Rusya Devlet Başkanı Medvedev televizyondan canlı yayınlanan konuşmasında, “İlgili bütün uluslararası hukuku göz önünde bulundurarak bu cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını tanıyoruz. İnsanların hayatını kurtarmanın tek yönteminin bu olduğunu düşünerek diğer devletlerin de bu konuda Rusya’yı örnek alarak hareket etmesini istiyoruz.“ dedi.
Rus lider, başından beri bu sorunun diplomatik yollardan çözülmesi taraftarı olduğunu, ama Gürcü yönetiminin son saldırısıyla başka seçeneklerinin kalmadığını ifade etti. Medvedev ayrıca Rus Dışişleri Bakanlığı’na ayrılıkçı bölgeler ile diplomatik ilişkilerin hemen kurulması emrini verdi. Barış anlaşmaları imzalanıncaya kadar Rus Savunma Bakanlığı’nın iki bölgeyi koruyacağı duyuruldu. Medvedev, “Yeni bir soğuk savaştan korkmuyoruz, ama böyle bir şey istemeyiz“ şeklinde sert ve cesur açıklamada bulundu.
Böylece Rusya, Kosova’nın rövanşını Abhazya ve Güney Osetya’da aldı. Rusya bu politikasıyla ABD’ye, Batı Avrupalı büyük devletlere ve tüm dünya kamuoyuna iki önemli mesaj verdi: (1) “ABD’nin bana karşı uyguladığı ‘Çevreleme Politikasına’ teslim olmayacağım“; (2) “Eğer ABD’nin ‘arka bahçesi’ Latin Amerika ise, benim de ‘arka bahçem’ Kafkasya ve Orta Asya’dır ve bu bölgelerde ne ABD’nin ne de bir başka Batılı gücün ‘at koşturmasına’ müsaade etmeyeceğim.“


(III) Batı’nın Tepkisi
Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıması ve konuyla ilgili sert ve cesur açıklamalarda bulunması, Batı İttifakı’nın sert tepkisine neden oldu. ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya devletleri ile Batı İttifakı’nın kontrolü altında olan AGİT, NATO, AB, Avrupa Konseyi örgütleri Rusya’yı sert biçimde eleştiren ve kınayan açıklamalarda bulundu. BM’den de, Rusya’nın tanıma kararını tasvip etmeyen bir açıklama yapıldı.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ise, olayı “son derece talihsiz bir karar“ olarak değerlendirdi. “ABD’nin, BM Güvenlik Konseyi’nde Güney Osetya ve Abhazya’nın statülerinin değiştirilmesine yönelik olası bir Rusya girişimini engellemek için veto hakkını kullanacağını“ da belirten Rice, ayrıca Rusya Yönetimi’ni “uluslararası toplumca desteklenen ateşkese uyma yükümlülüğünü yerine getirmemekle“ suçladı.
Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Eric Chevallier, düzenlene basın toplantısında, “Fransa’nın Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü tanıdığını ve Rusya’nın kararından üzüntü duyduğunu“ söyledi. Almanya Başbakanı Angela Merkel ise, “Rusya’nın kararının kabul edilemez“ olduğunu söyledi.
NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, ittifakın Rusya’nın hareketini reddettiğini hatırlattı. Scheffer’in sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, “Bu karar, Rusya’nın da altında imzası bulunan ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü öngören birçok BM Güvenlik Konseyi kararının ihlalidir. NATO, Gürcistan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü destekliyor.“ dendi.
Benzer bir açıklama AGİT’ten geldi. Dönem Başkanı Finlandiya’nın Dışişleri Bakanı Aleksander Stubb, “Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığının tanınması temel AGİT ilkelerinin ihlalidir“ dedi. Stubb, “Rusya’nın Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı göstererek AGİT ilkelerine uymasını, Gürcistan’daki tüm askerlerini derhal çekmesini ve ateşkes anlaşmasına uymasını“ istedi.
Avrupa Birliği, “BM Sözleşmesi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Nihai Akdi ve BM Güvenlik Konseyi’nin birçok kararıyla Gürcistan’ın tanınan bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğüne karşı çıkan bağımsızlık ilanlarını ve Rusya’nın bu ilanları tanımasını“ kınandı. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis de, “Konsey üyesi bir ülkenin toprak bütünlüğünü ihlal eden Moskova’nın bu tek yanlı kararını kınadığını“ açıkladı.
Ve nihayet büyük ölçüde Batı İttifakı’nın etkisi altında olan BM’den de açıklamalar geldi. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, “Rusya’nın Gürcistan’da tek yanlı olarak bağımsızlığını ilan eden Abhazya ve Güney Osetya’yı tanımasının, Güvenlik Konseyi’nin Gürcistan’daki krize çözüm bulma çabalarını zorlaştırabileceğini“ söyledi ve “devletlerin tanınması konusunun egemen devletlerin karar vereceği bir mesele olduğunu“ vurguladı.3


(IV) Batının Tutarsızlığı
Batı İttifakı’ndan gelen bu açıklamalar, ilk bakışta barışçıl, iyi niyetli ve uluslararası hukuka uygun görülebilir. Fakat Kosova ile Abhazya ve Güney Osetya olaylarını bir arada değerlendirdiğimizde aslında Batı’nın büyük bir tutarsızlık içinde olduğunu çok açık biçimde görebiliriz.
Batı İttifakı’ndan gelen açıklamalar “Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne“ ve “uluslararası hukuk kurallarına / ilkelerine“ vurgu yapıyor. Günümüz uluslararası hukuk düzeninin temel belgesi Birleşmiş Milletler (BM) Kurucu Sözleşmesi’dir. Bu sözleşmeye göre “BM üyesi olan, dolayısyıla sınırları, egemenliği BM tarafından tanınmış ve güvence altına alınmış olan bir devletin ülkesel bütünlüğü ilgili devletin rızası olmadan zor kullanılarak değiştirilemez.“ Bu kural, günümüz uluslararası hukuk düzeninin en temel ilkelerinden birisidir. Bu ilke, günümüzdeki AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) ve Avrupa Konseyi gibi geniş kapsamlı ve önemli uluslararası örgütleri kuran devletlerarası sözleşmelerde de kabul gören temel ilkelerdendir.
Dolayısıyla, BM üyesi Gürcistan içinde yer alan Abhazya ve Güney Osetya özerk bölgelerinin tek taraflı olarak bağımsızlıklarını ilan etmeleri, Rusya’nın bu iki bağımsızlık kararını tanıması ve böylece BM üyesi olan Gürcistan’ın ülkesel bütünlüğünün bozulması günümüz uluslararası hukuk kurallarına aykırıdır. ABD’nin ve diğer Batılı güçlerin vurgusu bu yöndedir ve doğrudur.

<<>>


Fakat bugün Gürcistan’da yaşanmakta olan gelişme, 2008’in Şubat ayında Sırbistan’da yaşanmıştı. Kosova, aynen Abhazya ve Güney Osetya gibi, tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etti. Bu bağımsızlık ilanı, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya bata olmak üzere Batı İttifakı tarafından derhal tanındı. Akabinde Kosova Cumhuriyeti ile Batılı büyük güçler arasında diplomatik ve ekonomik ilişkiler başlatıldı ve hızlandırıldı. Hatta Batılı devletler, Kosova’nın gelecekte, NATO’ya ve Avrupa Birliği’ne üye olabileceğinden sıkça söz etmeye baladılar.
Böylece, ABD başta olmak üzere, Batı İttifakı’nın desteği ve tanıması sayesinde Kosova Cumhuriyeti kurulmuş oldu. Bu ise, BM üyesi olan, dolayısıyla da ülkesel sınırları ve egemenliği BM tarafından tanınmış olan Sırbistan Cumhuriyeti’nin “ülkesel bütünlüğünün Sırbistan’ın kendi rızası olmadan zorla bozulması“ anlamına gelmektedir.
Yani, Sırbistan’ın ülkesel bütünlüğünü önemsemeyen ve Kosova’nın bağımsızlığı sürecinde uluslararası hukuka aykırı davranan Batı İttifakı, Gürcistan’ın ülkesel bütünlüğünü önemsiyor ve korumaya çalışıyor.
Kosova’nın tek taraflı bağımsızlık ilanını hiç çekinmeden tanıyan, bunu “barış ve demokrasi adına büyük bir gelişme“ olarak tanımlayan ve süreç içerisinde Sırbistan’a yönelik – askeri müdahale dahil – her türlü baskıyı yapmış olan Batı İttifakı, Abhazya ve Güney Osetya özerk bölgelerinin tek taraflı bağımsızlık ilanlarını tanımıyor, kınıyor ve bunu “uluslararası hukuka aykırılık, dünya barışına ve demokrasiye yönelik tehdit“ olarak değerlendiriyor.
Ayrıca bu iki özerk bölgenin bağımsızlık sürecini destekleyen ve bağımsızlık ilanlarını tanımış bulunan Rusya, Batı İttifakı tarafından, “uluslararası hukuka aykırı davranmakla, Gürcistan’ın ülkesel bütünlüğünü bozmakla“ suçlanıyor. Oysaki Kosova’da aynısını kendileri yapmıştı...
İşte bu, ABD merkezli Batı İttifakı’nın büyük bir tutarsızlığıdır: Kosova’da uluslararası hukuka aykırı davranan Batı’nın, Güney Osetya’da ve Abhazay’da uluslararası hukuktan söz etmesi inandırıcı ve tutarlı bir davranış değildir. Sırbistan’ın ülkesel bütünlüğünü önemsemeyen Batı’nın, Gürcistan’ın ülkesel bütünlüğünü korumaya çalışması inandırıcı ve tutarlı değildir.
İşte bu tutarsızlık durumu nedeniyle Başkan Medvedev, yaptığı açıklamalarda, Kosova ile Abhazya ve Güney Osetya arasında bağ kurdu:
ABD ve Avrupalı devletler Rusya’nın uyarılarını göz ardı ederek Kosova’nın Sırbistan’dan yasa dışı bağımsızlık ilanını alelacele tanıdılar. Batı, Kosova’daki duruma yaklaşımıyla şimdiki çatışmayı kışkırttı. Abhazlar ve Osetlerle dünyadaki onlarca başka gruba, ‘Kosova Arnavutları için iyi olanın kendileri için kötü olacağının’ anlatılmasının mümkün olamayacağını ısrarla dile getirdik. Uluslararası ilişkilerde birine başka, diğerine başka kural uygulayamayız.“ 4

(V) Sonuç
Sonuç olarak; 2008 yılında Sırbistan ve Gürcistan ülkelerinde yaşanılan olaylar beni üç sonuca götürüyor:
(1)ABD merkezli Batı İttifakı ile Rusya arasında yeni bir mücadele ve rekabet süreci şekilleniyor ve yükseliyor. Bu mücadele/rekabet, Dünya Kapitalist Sisteminin neoliberal ekonomi-politikaları vasıtasıyla yeniden yapılandırıldığı bir süreçte gelişiyor.
(2)ABD merkezli Batı İttifakı uluslararası hukuk açısından büyük tutarsızlık içindedir. Rusya ise, Kosova’nın bağımsızlık sürecinde uluslararası hukuka uygun hareket etmiştir. Fakat Kosova’da herhangi bir sonuç alamayan ve ABD’nin “Çevreleme Politikasıyla“ karşılaşan Rusya, Batı İttifakı’nın Kosova’da uyguladığı (uluslararası hukuka aykırı olan) yöntemi Güney Osetya ve Abhazya’da uyguluyor. Yani Rusya, “Batı’ndan öğrendiğini, Batı’ya karşı kullanıyor.“
(3)1990 sonrasında uluslararası hukuk krize girmiştir. Bu kriz derinleşerek devam etmektedir. Bu durum, tüm taraflar için – ama özellikle de büyük güçler arasında sıkışan çevre ülkeler, devletler ve halklar için – büyük sıkıntılar yaratmaktadır ve yaratmaya devam edecektir. Krizi atlatabilmesi için uluslararası hukukun yeniden yapılanması gerekir.
5

1.İspanya Kosova’nın bağımsızlığını halen tanımış değildir. Çünkü İspanya’nın Bask Bölgesi’nde ayrılıkçı talepler ve hareketler mevcuttur. Dolayısıyla benzer bir durumla karşılaşmak istemeyen İspanya Kosova’yı tanımadı. Ayrıca AB ve NATO üyesi olan Yunanistan ile AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs Rum Kesimi) de Kosova’yı henüz tanımış değildir. Bu iki ülkenin çekincesi, Kosova’nın KKTC için örnek teşkil etmesidir.
2. Bkz. Caner Sancaktar, “Kosova’nın Bağımsızlığı: Sürecin Tarihsel Analizi“, www.tasam.org, Şubat 2008.
3.Demeçlerin alıntı yapıldığı kaynak: www.ntvmsnbc.com (27 Ağustos 2008)
4.www.ntvmsnbc.com (27 Ağustos 2008)
5.Bu konuyu başka bir yazımda ayrıntılı biçimde ele almayı düşünüyorum.



Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.