Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Hırvatistan Ziyareti Ve Türkiye-Hırvatistan İlişkileri

Makale

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kalabalık bir işadamları heyetiyle birlikte 11-12 Haziran tarihlerinde Hırvatistan’ı ziyaret etti. TOBB ve DEİK temsilcilerinin de yer aldığı bu ziyaret sürecinde, Cumhurbaşkanı Gül, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Stipe Mesic ve Başbakan Ivo Sanader ile ikili görüşmelerde bulundu. Ayrıca 11 Haziran günü, “Türk-Hırvat İş Konseyi” öncülüğünde bir toplantı düzenlendi....

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kalabalık bir işadamları heyetiyle birlikte 11-12 Haziran tarihlerinde Hırvatistan’ı ziyaret etti. TOBB ve DEİK temsilcilerinin de yer aldığı bu ziyaret sürecinde, Cumhurbaşkanı Gül, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Stipe Mesic ve Başbakan Ivo Sanader ile ikili görüşmelerde bulundu. Ayrıca 11 Haziran günü, “Türk-Hırvat İş Konseyi“ öncülüğünde bir toplantı düzenlendi. Toplantı’ya iki taraftan devlet adamları ve işadamları katıldı. Toplantıda iki ülke arasında iktisadi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine yönelik konuşmalar yapıldı ve öneriler sunuldu.

İki ülke arasındaki ilişkilerde sorunlar yaşanmamakla birlikte, sıkı ilişkilerden söz etmek pek mümkün değildir. Türkiye, 25 Haziran 1991’de Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan eden Hırvatistan Cumhuriyeti’ni 6 Şubat 1992’de tanıdı. Bu tarihten itibaren Hırvatistan ile ilişkiler olumlu bir seyir izledi ve iki ülke arasında cumhurbaşkanları, başbakanlar ve bakanlar düzeylerinde çeşitli karşılıklı ziyaretler ve görüşmeler yapılmıştır.
Bu görüşmeler neticesinde Türkiye ile Hırvatistan arasında 1994’ten bugüne kadar toplam 12 anlaşma imzalanmıştır: Deniz Taşımacılığı; Ticaret ve Ekonomik İşbirliği; Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması; Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İşbirliği; Turizm İşbirliği; TİKA İşbirliği; Eğitim ve Kültür; Çifte Vergilendirmeyi Önleme; Uluslararası Karayolu Taşımacılığı; Standardizasyon Alanında İşbirliği; Gümrük Alanında İşbirliği; Serbest Ticaret anlaşmaları.
1993’te Hırvatistan’a 100 milyon dolarlık Eximbank kredisi açılmıştır. İki ülke arasında iktisadi ilişkileri geliştirmek ve Türk firmalarına yeni pazarlar açmak maksadıyla DEİK’in girişimiyle 1995’te Türk-Hırvat İş Konseyi kuruldu. Konsey, kuruluşundan günümüze kadar çok sayıda çalışmalar gerçekleştirdi ve karşılıklı iktisadi-ticari ilişkilerin gelişimine olumlu katkılar sağladı. Son olarak Konsey, 11 Haziran günü Zagrep’te, Cumhurbaşkanı Gül’ün de katıldığı bir toplantı düzenledi.
İki ülke arasındaki ticaret hacmi 1992-2007 arasında 6 milyon dolardan 432 milyon dolara yükseldi. 2007 itibariyle Türkiye’nin Hırvatistan’a ihracatı 358 milyon dolar, bu ülkeden yapılan alım ise 76 milyon dolardır. Türkiye’nin toplam ihracat hacmi 107 milyar dolar ve toplam ithalat hacmi 170 milyar dolar olduğuna göre, Hırvatistan’a yapılan ihracatın payı sadece yaklaşık %0,3’tür; bu ülkeden yapılan ithalatın payı ise sadece yaklaşık %0,04’tür.[1]
Öte yandan, yaklaşık 4,5 milyon nüfuslu Hırvatistan’ın 2007 yılı itibariyle toplam ithalatı 26,5 milyar dolardır. Hırvatistan’ın en önemli ithalat ortakları sırasıyla İtalya, Almanya, Rusya, Slovenya, Avusturya, Çin’dir. Hırvatistan Rusya’dan petrol ve doğal gaz, diğer ülkelerden ise makine, gıda ürünleri, kimyasal ürünler, elektrik araç-gereçleri ve taşımacılık-ulaştırma ile ilgili ekipman satın alıyor. Hırvatistan’da faaliyet halinde bulunan yabancı sermaye yatırımları toplam tutarı ise yaklaşık 23 milyar dolardır.[2]
Yani Hırvatistan, yabancı ülkeler için yaklaşık 50 milyar dolarlık (26,5 milyar dolar ithalat + 23 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım) bir pazar sunuyor. Fakat Türk burjuvazisi ve ekonomisi bu pastadan yetirince pay alamıyor. Örneğin, Hırvatistan Türkiye’den sadece 358 milyon dolarlık alım yapıyor. Başka bir ifadeyle, Türk burjuvazisi ve ekonomisi, Hırvatistan ithalatının yarattığı 26,5 milyar dolarlık pastadan sadece 358 milyon dolarlık bir pay alabiliyor.
Cumhurbaşkanı Gül ve beraberindeki işadamlarının Hırvatistan’a yaptıkları son ziyaretin temel amacı, işte bu küçük payı arttırabilme umudu ve isteğidir. Türk işadamları, Hırvatistan pazarından daha fazla pay alabilmek için, bu ülkeye makine, gıda ürünleri, kimyasal ürünler, elektrik araç-gereçleri ve taşımacılık-ulaştırma ile ilgili ekipmanlar satabilir. Ayrıca, Hırvatistan’da turizm, inşaat, gemicilik, deniz taşımacılığı, liman işletmeciliği alanlarında yatırımlar gerçekleştirilebilir. Hırvatistan, bu alanlarda yatırımların yapılabilmesi için uygun bir ortamdır. Örneğin Adriyatik kıyıları, Avrupalı turistleri cezbeden önemli bir turizm potansiyelidir. Ayrıca halen devletin elinde olan limanlar, önümüzdeki dönemde özelleştirmeye açılacaktır. Bu ve bunun gibi özelleştirme süreçleri Türk firmaları için önemli bir fırsattır.
Şimdiye kadar bazı Türk firmaları Hırvat pazarında yatırımlar yapmıştır. Örneğin, ENKA Holding, Hırvatistan’da yaklaşık değeri 1 milyar dolar olan Zagreb-Belgrad otoyol inşaatını tamamlamış, Uzel Holding bünyesinde faaliyet gösteren Uzel Turizm tarafından 2002 yılında tarihi-turistik Dubrovnik’te beş yıldızlı bir butik otel (The Pucic Palace) faaliyete geçirilmiştir.
Fakat tüm bu yatırımlar ve toplam 358 milyon dolarlık ihracat yetersiz kalmıştır. Türk burjuvazisi ve ekonomisi, Hırvat pazarında – ve daha doğrusu tüm Balkan pazarında – rakiplerinden geride kalmıştır. Sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinde Balkan pazarından en fazla Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya, İngiltere ve Yunanistan faydalanmıştır. Türk ekonomisinin ve firmalarının, rakiplerini yakalayabilmesi ve Balkan pazarından daha fazla pay alabilmesi için hükümetin de desteğini alaraktan planlı-programlı projeler geliştirmelidir. Cumhurbaşkanı Gül’ün Hırvatistan ziyaretinin ise, bu sürece ne derece katkı sağlayacağını önümüzdeki günler gösterecektir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.