Gözler Avrupa`da, Krizin Ekseni Mi Kayıyor

Makale

Her şey sadece ABD’nin değil, dünyanın en büyük yatırım bankalarından olan Lehman Brothers’ın Eylül 2008’de batmasıyla birlikte işaret fişeği atılan küresel mali kriz ile başladı. Yahudi asıllı Alman bir aileden gelen Emmanuel, Mayer ve Henry Lehman kardeşler tarafından 1850 yılında kurulan banka 613 Milyar dolar borcu ile ABD tarihinin en büyük banka iflasını başarıp(!) 20.000 çalışanını da işsiz bırakarak tarihin bankalar çöplüğündeki imtiyazlı(!) yerini aldı....

Her şey sadece ABD’nin değil, dünyanın en büyük yatırım bankalarından olan Lehman Brothers’ın Eylül 2008’de batmasıyla birlikte işaret fişeği atılan küresel mali kriz ile başladı. Yahudi asıllı Alman bir aileden gelen Emmanuel, Mayer ve Henry Lehman kardeşler tarafından 1850 yılında kurulan banka 613 Milyar dolar borcu ile ABD tarihinin en büyük banka iflasını başarıp(!) 20.000 çalışanını da işsiz bırakarak tarihin bankalar çöplüğündeki imtiyazlı(!) yerini aldı.

Mutlak gerek şart olan “güven“ kavramı üzerine bina edilmiş uluslararası finans piyasaları kaçınılmaz olarak bir dalgalanma yaşadı. Merkez üssü ABD olan “Borç Krizi“ depremi önce ABD bankalarını, ardından Avrupa bankalarını sarstı. Sarsıntının şiddeti, farklı ülkeleri farklı derecelerde etkilerken dünya ticaretinin yükselen yıldızı Çin’de çok ciddi olarak hissedildi. Devletler, batık bankaların “batmayacak ya da batırılmayacak denli iri“ olanlarını kurtarmak ve domino etkisiyle küresel olarak altından kalkılamayacak kadar büyük bir finansal bunalımın önünü alabilmek için trilyonlarca dolarlık yardım paketleri açıklayıp uyguladılar. Ancak bu uygulamalarla borç ortadan kalkmadı, devletler özellikle piyasanın ve özel sektörün risklerini kendi üzerlerine almış oldular. Devlet başkanları, maliye bakanları ve merkez bankaları başkanları düzinelerce “güven artırıcı“ açıklama ile defalarca basının karşısına çıktılar.

Durumun, dünya ticaretine dolayısıyla ülkesindeki üretim bandlarına yapacağı olumsuz etkinin farkında olan Çin, ABD hazine kâgıtlarını satın alıp, banka depolarında istifleyerek biriktirdiği kendi parası USD ile ABD’yi fonlayarak krizden çıkış sürecine destek oldu.

Kasım 2009’a gelindiğinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) en büyük ikinci emirliği olan Dubai’den iki şirketin borçlarını ödeyemeyeceğini bildirerek bankalardan 6 aylık erteleme istemesi, soğumakta olan global finansal kriz korkularını yeniden ateşlendirdi.

Eylül 2008’de başlayan küresel krizle birlikte tüm dünyada talep azaldı, kredi kanallarında sorunlar yaşandı, büyüme oranları negatife döndü ve işsizlik rakamları arttı.

Kredi derecelendirme kuruluşları, merkez bankaları, IMF ve ekonomistler tarafından 2010 yılı bir toparlanma beklentisi ve temennisiyle karşılandı. Ancak 16 Avrupa ülkesinden oluşan Euro bölgesindeki Yunanistan’ın makroekonomik verileri açıklandıktan sonraki gelişmeler, 2010’a dair beklentileleri tekrar revize edilmek üzere masaya yatırtacak gibi gözüküyor.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN EN ZAYIF HALKASI; YUNANİSTAN
Finansal piyasalar Dubai kaynaklı tedirginliği üzerlerinden atmaya çalışıyordu. Dubai borç ertelemesinin üzerinden henüz üç ay geçmemişti ki Yunanistan’ın 2009 ulusal mali istatistiklerinin, Maliye Bakanlığı’nın kontrolündeki İstatistik Ofisi NSSG (National Statistical Service of Greece) tarafından açıklanmasıyla gözler bu ülkeye çevrildi. Çünkü aynı kurum tarafından 2009 bahar aylarında 3,7 olarak öngörülen bütçe açığı Ekim 2009’da, beklentinin neredeyse 3.5 katı daha fazla çıkarak Gayri Safi Milli Hasılanın % 12,5’i olarak gerçekleşmişti. 2009’un bütçe açığı yıl sonunda 13.0’ı bulacaktı.

YUNANİSTAN’IN TEMEL EKONOMİK GÖSTERGELERİ
2008 2009 2010 2011
Bütçe Açığı (GSYH’ye oranı, %) -5.3 -13.0 -11.4 -9.0
Kamu Borcu (GSYH’ye oranı, %) 100.2 115.3 124.5 130.0
Büyüme Oranı (GSYH’ye oranı, %) 2.0 -2.7 -11.4 -10.6
Cari Açık (GSYH’ye oranı, %) -14.6 -12.4 -11.4 -10.6
Mal İhracatı (milyar dolar) 29.1 15.6 15.3 14.5
Mal İthalatı (milyar dolar) 93.9 63.6 65.0 63.2

Kaynak: Economist Intelligence Unit, 2010 ve 2011 rakamları EIU tahminleridir.

Yıl GSYİH (Milyar Dolar) Kişi Başına Gelir (Dolar) Büyüme Oranı (%) Enflasyon Oranı (%) İhracat
(Milyar Dolar)
İthalat
(Milyar Dolar)

2005 246,0 25.639 2,9 3,5 17,7 51,9
2006 267,7 27.613 4,5 3,3 20,3 64,6
2007 312,8 29.398 4,0 3,0 23,9 80,7
2008 357,3 30.895 2,9 4,2 29,1 93,9

Kaynak:DTM (Dış Ticaret Müsteşarlığı)

Yunanistan’da seçimler yeni yapılmış ve yıllardır Papandreu ve Karamanlis aileleri arasında adeta nöbetleşe el değiştiren iktidar bu kez Kostas Karamanlis’in 4 Ekim 2009’daki seçimi kaybetmesi ve Yorgo Papandreu’nun kazanmasıyla sonuçlanmıştı. Papandreu’dan 7 Mart 2004 seçimleriyle başbakanlığı devralan Kostas Karamanlis’in aniden erken seçim kararı alması aslında biraz şaşırtıcı idi. Karamanlis seçimlerden sonra partisinden de istifa ederek siyaseti bıraktı.

Başbakan Papandreu seçim sonrasında bulduğu mali tablo karşısında “Ekonomi 1974’den bu yana ilk kez ulusal egemenliği tehdit ediyor“ 1 açıklamasını yaparak durumun vehametini ortaya koyacaktı. (1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın yapıldığı yıldır.)

Başbakan’ın yukarıdaki cümlesi durumun farkında olduğunu gösteriyor. Çünkü Yunanistan’ın hem bütçe açığıyla ve hem de cari açıkla başı dertte. Bütçe açığının GSYH’ya oranı yüzde 13’lerde, cari açığın GSYH’ya oranı ise yüzde 12 rakamlarında ve yükseliyor. Ekonominin çevrilebilmesi için hükümetin hem içerde ve hem dışarda finansman bulması gerekiyor.

Yunanistan Euro bölgesinde olan 16 ülkeden birisi olmasının hem avantajını hem de dezavantajını birlikte yaşıyor. Ülke güçlü Euro kalkanından dolayı spekülatif amaçlı ve dış kaynaklı finansal saldırılara karşı koruma altında. Ancak bu durum ihracatını artırmak, ithalatını azaltmak, turizm gelirlerini yükseltmek ve milli gelirini artırmak için başta parasının değerini düşürmek gibi bir takım para politikaları araçlarını kullanmasını imkansız hale getiriyor. Finansal krizin başından (Ekim 2008) bu yana Euro İngiliz Sterlini’ne karşı %30 oranında, USD ise %20’ye yakın yükselmiş durumda.

İSTATİSTİK YALAN SÖYLEMEZ; YALAN SÖYLEYEN SİYASETÇİDİR
Avrupa Komisyonu İstatistik Ofisi Eurostat Ocak 2010’da yaptığı açıklamada Yunanistan istatistik kurumu NSSG’nin Ekim 2009’da ( genel seçimler sırasında ) AB’ne yolladığı ekonomik verilerde siyasi müdahalenin yapıldığından bahsediyor ve NSSG’nin verilerini “güvenilmez“ olarak niteliyordu.

Yapılan incelemeler, üzerinde oynanarak manipüle edilmiş verilerin sadece Yunanistan istatistik kurumu rakamları ile kalmadığını gösterdi. Wall Street’in en büyük bankası konumundaki Goldman Sachs (Merrill Lynch, Morgan Stanley, Bear Stearns ve Citigroup’la birlikte ABD’nin en büyük yatırım bankalarından biridir, sadece bono prim havuzu bile Letonya’nın GSYH’sından büyüktür. 2008’de batan Lehman Brothers da bu gruba dahildi.), Yunanistan’ın Karamanlis hükümetine gizlice kredi vermiş ve bu kredinin kambiyo geliri olarak gösterilmesine göz yumarak, hükümetin borç batağını gözlerden kaçırmasına destek olmuştur.

Maastrich Kriterleri’ne uygun şartlar taşıdığını gösterip Euro bölgesini girebilmek için daha önce de ülkenin hileye başvurduğu biliniyor. AB ülkeleri Maastricht Antlaşması (1992) ile bağımsız bir merkez bankasınca yönetilecek para politikalarını öngörmüştü. Üç aşamalı planda ülkelerin üçüncü aşamada dört kriteri taşımaları gerekiyordu;

-Fiyat istikrarı bakımından en iyi performansı taşıyan üç üye devletin enflasyon rakamlarına yakın bir enflasyon oranını yakalamak,
-Milli gelirin %3’ünü aşmayacak bir bütçe açığına sahip olmak,
-Kamu borçlarının milli gelirin en fazla % 60’ı olması,
-Avrupa Para Sistemi’nin döviz kuru mekanizmasının öngördüğü normal dalgalanma marjlarına en az iki yıl uymak.

1 Ocak 1999 tarihinde bu kriterleri taşıyan 11 Avrupalı ülkenin para birimi (Belçika, Almanya, İspanya, Fransa, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Avusturya, Portekiz, Finlandiya) geri dönülmez bir biçimde birbirine sabitlendiğinde Euro bölgesi EUROSİSTEM resmen başladı. Yunan Drahmi’si ise sisteme iki yıllık bir gecikme ile 12. Para birimi olarak katıldı. 2010 da Euro bölgesindeki ülke sayısı 16’dır.

Ne kadar güvenilmez olarak nitelenirse nitelensin bu haliyle bile veriler Yunanistan’ın ekonomik durumunun tam anlamıyla “kötü“ olduğunu gösteriyor. 2009’da GSYH’nın yaklaşık %13’ü oranında bütçe açığı veren hükümet, aynı zamanda %125’e varan kamu borcu ile Avrupa’nın en borçlu ülkeleri arasında yer alıyor. IMF verilerine göre Yunanistan’da kamunun borcu 384,1 milyar USD, toplam dış borç ise 594.5 milyar USD.

(Türkiye’nin 350 milyar USD iç ve dış borcu 650 milyar USD milli geliri var. Oran % 47. Türkiye’nin 2002 yılında dış borcunun 3’te 2’si döviz cinsinden idi, bugün itibariyle milli gelirin sadece yüzde 2-3’ü döviz cinsinden dış borç.2)

Yunanistan Maliye Bakanı, Papandreu hükümeti olarak yönetimi 4 Ekim’de devraldıklarını, ülkenin kredibilitesini onarmayı hedeflediklerini ve güvenilir istatistik verilerin önemini farkında olduklarını belirtiyor. 30 yıldır AB üyesi olan Yunanistan’da istatistik kurumunun yasal anlamda bağımsız değil de Maliye Bakanlığı’na bağlı olması ülkede rakamların siyasi manüpülasyona uğradığının bir kanıtı adeta.

(Türkiye’nin istatistik kurumu TÜİK siyasi müdahaleye kapalı ve bağımsız bir kurum. 2)

YUNANİSTAN BU HALE GELMEYİ NASIL BAŞARDI (!)
Yunanistan 11 milyona yaklaşan nüfusuyla (10,737,428 Temmuz 2009 verileri) ekonomisi yoğun olarak hizmetler (turizm en başta % 68), endüstri (%20) ve tarım (%12) sektörlerine dayanmakta. 30 yıldır önce AET sonra AB üyesi olan ülkenin Birliğin politikalarına göre tarım sektörünü küçültmesi ve kamudaki çalışan sayısını azaltması gerekiyordu. Ancak uygulama tam tersi oldu. Özelleştirmeler ile işsiz kalanlar yine devlete alındı ve kadrolar şişti.

Yunanistan siyasal sahnesi 90’lı yılların Türkiye’sini andıran bir yapıda. Yıllardır iki aile arasında gidip gelen iktidarlar, oya endeksli popülist politikaları beslemiş; “...Son on yıllarda sürekli "devleti küçültmek gerek" denmesine karşın, devlet memuru sayısı kat kat arttı. Kimi zaman seçmenleri memnun etmek için (kliantel ilişkisi), kimi zaman işsizliğe çare söylemiyle (ve "iyi niyetle") memur kadrosu şişirildi. Bu uygulama, devlete büyük bir yük getirdi ve yük kaçınılmaz olarak piyasaya aktarıldı, vergilendirmeleri ve borçlanmayı körükledi; bu kez de verimli çalışan özel sektör sıkıntıya girdi, verimlilik ve ülkenin rekabet gücü düştü. AB programı doğrultusunda özelleştirmeler de "devletçi" bir anlayışla yürütüldü. İşten çıkarılanlar ya çok büyük, hatta skandal düzeyinde tazminatlar aldı ya da yeniden devlet memurluğuna alındı. Yani özelleştirme, devletin (ve vergilendirilenin) yükünü hafifletip piyasaya destek vereceğine, devleti borçlandırıp piyasayı sıkıştırdı. Sonuçta yatırımlar sekteye uğradı, işsizliğin çaresi de yeniden devlet memuriyetinde arandı. Hantal, şişkin bir devlet ve girişkenliği zayıflamış bir toplum oluştu. Tam bir kısır döngü. Kriz, görünen bir kaza gibi geldi... 3“.

SAHTE CENNETİN SONU
Yunan halkının son 20 yılda ülkede sabitlenen, resmi rakamlara göre yaklaşık 550.000 göçmene bakışını da irdelemek gerekiyor. Ülke nüfusunun neredeyse % 5’ine yaklaşan göçmenlerin büyük çoğunluğu çalışmakta, sigortalarını ödemekte, iş sahibi olmakta ve çocuklarının Yunan okullarına göndermekte. Bütün ülkelerdeki göçmenlerin kaçınılmaz kaderi düşük ücretlerle ve mevcut ülke vatandaşı tarafından “hakir“ görülen, bu nedenle de pek rağbet bulmayan işlerdir. Yunanistan’da da yaşanan bu durum Yunan halkını “nasılsa göçmenler çalışıyor“ anlayışıyla daha “rahat ve paralı“ işlere yöneltmiştir. Euro bölgesine girişin getirdiği güven de hükümetlerin popilist uygulamalarını artırmış, siyasi mücadele makroekonomik hedeflerden kopuşu hızlandırmıştır.

Ülkenin 2008’de yaklaşık 123 milyar dolar olan mal ticareti (ithalat ve ihracat toplamı), Avrupa Birliği ülkelerinde yaşanan ekonomik bunalım neticesinde 2009 yılında 79,2 milyar dolar civarına gerilemiş durumda. Beş milyon çalışanın olduğu ülkede sendikalar çalışanların hakkını(!) korumakta toplumsal ortak çıkarları göz ardı ederek, kapitalist sistemde salt kâr hedefleyen şirketler gibi davranmışlardır. Ekonomik krizin gerçeklerini göremeyen veya görmek istemeyen ve sadece siyasetçileri suçlayan sendikalar 10 ve 24 şubat tarihlerinde olmak üzere iki kez ülkedeki hayatı durduracak kadar büyük çaplı grevlere gitmişlerdir.

YUNANİSTAN’IN BALKANLARA ETKİSİ
Yunanistan kendi ekonomik açıklarını kapatmak isterken doğal olarak bankacılık sistemi kredilerini kısacak ve dışarıdaki bazı kredilerini geri çağırmak durumunda kalacak. Yunanistan bankaları Avrupa’dan (özellikle Almanya ve Fransa’dan) nispeten düşük faizlerle borçlanıp Balkan ülkelerinin kredilendirildiği bir yapı içerisinde.

On yılı aşkındır yaşadığı “sahte cennet“ döneminde Yunanistan’ın bankacılık sistemi ile Balkanlarda bir atak içerisinde olduğuna şahit olduk. Hatta ülkemizde çok tartışılan ve Yunanistan’ın, aynı zamanda bir Balkan ülkesi de olan Türkiye’den banka alma (Finansbank) vakasını bile yaşadık.

Yunan bankalarının 2009 Haziran itibari ile Balkanlarda 57 milyar USD pozisyonu bulunmakta. IMF verilerine göre Yunan bankalarının Romanya’da 19 milyar dolar, Türkiye’de 18.2 milyar dolar, Bulgaristan’da 9.9 milyar dolar, Arnavutluk’ta ise 1.9 milyar dolarlık pozisyonları var. Bank of International Settlements’ın (BIS) verilerine göre pazar payına bakıldığında, Yunan bankalarının en büyük payı yüzde 30 ile Bulgaristan bankacılık sektöründe. Bu oran Arnavutluk’ta yüzde 23, Romanya’da yüzde 16 olarak görünüyor. Avrupa’nın “hasta adamı“ Yunanistan’ın krizi, zaten durumları hiç de parlak olmayan Balkan ülkelerini de önümüzdeki günlerde etkisi altına alacak gibi.

YUNANİSTAN’I KURTARMAK KOLAY AMA YA DİĞERLERİ
Aslına bakılırsa ülke borçlarının ağırlığının AB ülkelerine olduğu Yunanistan’ı kurtarmak –etik ve ahlakî değerler bir yana bırakılırsa- Avrupa Birliği için hiç de zor değil. Üstelik neredeyse ciddi hiç bir sorun yaşamadan 16 ülkenin parasını birleştirebilen AB’ne, Euronun rezerv para olarak sağlamlığının denenmesi bakımından Yunanistan krizi bulunmaz bir fırsat bile sunabilirdi. Ne var ki benzer makroekonomik göstergeleri taşıyan EUROSİTEM’e dahil bazı AB üyesi ülkeler var. Bu ülkelerin oluşturduğu grup, ülke isimlerinin baş harfleri yanyana getirilerek artık Avrupa’da PIGS (domuzlar) olarak anılmaya başlandı. Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan (Greece) ve İspanya (Spain)’dan oluşan bu ülkelerin mali durumları da pek iç açıcı değil. Üstelik bazıları “batmasına izin verilemeyecek kadar büyük“. Bunun anlamı; eğer batmaları diğer AB ülkelerince kenardan seyredilirse, seyircilerini de kendisiyle birlikte batırır. Etik kaygılar ve AB değerleri öne sürülerek bazı gazetelerde yer bulan, Yunanistan’ı Euro bölgesinden çıkarmak gibi bir seçeneği ise benzer şartları taşıyan diğer ülkelerin varlığı imkansız kılıyor.

Eğer Euro bölgesi 16 ülke (16 maliye bakanı, 16 merkez bankası, 16 ulusal İstatistik Kurumu v.s.) değil de tek ülke olmuş olsa idi, adları artık finans kesimlerinde PIGS olarak anılan Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya’nın açıkları kolaylıkla absorbe edilebilirdi.

AB’nin onayladığı ve Yunanistan Başbakanı Papandreu’nun açıkladığı Ekonomi ve İstikrar Programı’nda, bütçe açığının GSYH’ya oranının 2010 yılında yüzde 4’e düşürülmesi çok iyimser bir yaklaşım olarak önümüzde duruyor. Ancak sonuç olarak bu bir “hedef“. Görünen o ki Yunanistan AB ülkelerinin -örtülü ya da açık- finansal kredi desteği ile çok çetin bir 5 yıl geçirerek Maastricht Kriterleri’ni tekrar ama bu kez “dürüstçe“ yakalamaya çalışacak.

Ekim 2008’de başlayan küresel mali kriz ile batık bankaların “batmayacak ya da batırılmayacak kadar büyük“ olanlarını kurtarmak için trilyonlarca dolarlık yardım paketleri açıklayıp uygulayan devletler özel sektörün risklerini kendi üzerlerine almışlardı. Şimdi bu fatura önlerinde.

Asıl küresel korku ise; bir şirket (banka) olan Lehman Brothers’ın Eylül 2008’de batmasıyla işaret fişeği atılan küresel mali krizin bu kez Yunanistan’ın işaret fişeği ile devletler bazında yeni bir aşamaya geçme ihtimali. Bu kez iki fark var; biri krizin ekseninin Avrupa’ya kayacağı, ikincisi şirketler değil devletler bazında yaşanacağı.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1996 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1996

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

2020 başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını sebebiyle maruz kalınan geniş çaplı kısıt ve kısıtlamalar sonucu endüstriyel faaliyetlerdeki ve trafikteki azalma üzerine, doğada yeniden bir canlanma gözlenmiştir. ;

Dünyada hava kuvvetleri, isimlerine ya uzay kelimesini ekliyor ya da uzaya özel ayrı bir kuvvet kuruyor. Türkiye için bu ayrımı konuşmak için henüz zaman var. Gezegenler arası seyahatin konuşulduğu bu günlerin uzay gündeminde, Türkiye oldukça yeni bir aktör sayılır. ;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Afganistan, dünyadaki hemen her sorunun önüne geçti. Gazze’ye artık sadece göz ucu ile bakıyoruz. Yemen’i unuttuk gibi. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya ve deniz yetki alanları ile ilgili belirsizlikler sanki bir kenara itildi. ;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.