Almanya’da Türklerin Eğitim Alanında Karşılaştıkları Sorunlar

Yorum

BM verilerine göre uluslararası göç hareketliliği her yıl artarak devam etmektedir. İstatistikler, şu an 200 milyon kişinin ülkesi dışında yaşadığını ortaya koymakta. Bu durum 1980 yılı ile karşılaştırıldığında göçün iki kat arttığı anlamına geliyor. Dünyadaki göçmenlerin yüzde 64’ü ise Avrupa’da yaşamakta. (Westdeutsche Allgemeine Zeitung 28.10.2008)...

BM verilerine göre uluslararası göç hareketliliği her yıl artarak devam etmektedir. İstatistikler, şu an 200 milyon kişinin ülkesi dışında yaşadığını ortaya koymakta. Bu durum 1980 yılı ile karşılaştırıldığında göçün iki kat arttığı anlamına geliyor. Dünyadaki göçmenlerin yüzde 64’ü ise Avrupa’da yaşamakta. (Westdeutsche Allgemeine Zeitung 28.10.2008)
Almanya’da resmi olarak 2,9 milyon, gayr-i resmi rakamlarla ise 4 milyon Türk’ün yaşadığı ifade edilmektedir. Almanya’daki bütün yabancıların 5,5 milyon civarında olduğu düşünülürse, Almanya’daki eğitim çalışmalarını ve bununla ilgili olarak yabancılar kavramını sadece Türklerin üzerine bina etmek, Türklerin dışında kalan ama aynı şekilde ayrımcılığa maruz kalan insanlara haksızlık olabilir. Böylece önyargı ile hareket edilmesinin önüne geçilmiş olduğu gibi, ülkelere göre sorunların içeriklerinin değişip değişmediğini de görmüş olabiliriz.
1960’lı yıllardan itibaren Almanya’ya gelen ilk göçmenler sadece kendileri gelmiş ve bir müddet çalıştıktan sonra geri dönmeyi düşündükleri için ailelerini kendi vatanlarında bırakmışlardı. 1970’li yıllardan itibaren Almanya’da işçi olarak çalışan insanlar geri dönüşün uzun olacağını düşündüklerinden dolayı ailelerini de yanlarına getirmeye başladılar. 1980’li yıllardan itibaren artık çocuklarını burada evlendirmeye başladılar. Diğer bir tabirle de Almanya’nın ilk temelli kalacak olan aile kurumlarının ortaya çıkmaya başladığını görmekteyiz. Birinci neslin fabrika ile ev arasındaki geçen süreci, içinde bulundukları topluma rahatsızlık vermezken, ikinci neslin toplumun değişik bölümleri ile irtibat içinde olmaları ve üçüncü nesille birlikte özellikle eğitim alanında meydana gelen açılım farklı problemlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Almanya’daki eğitim sorunlarına geçmeden önce Alman Eğitim Sistemi içerisindeki okulları kısaca anlatmayı faydalı görüyorum; Almanya eğitim sisteminde ilkokul (Grundschule), zorunlu eğitimin ilk dört yıllık basamağıdır. Almanya’da yaşayan, Alman vatandaşı olsun ya da olmasın, okul çağına gelmiş her çocuğun, 15 yaşına kadar, bilişsel yeterliliklerine uygun olarak bir eğitim kurumuna devam etme mecburiyeti vardır. Mesela Baden-Württemberg Eyaleti’nde zorunlu eğitim I. kademe okulları (Grundschule) yukarıda da açıklandığı gibi dört yıl süreli bir eğitim sürecini kapsamaktadır. Bu süre sonunda verilen YÖNELTME BELGELERİ (Schulempfehlung) öğrencilerin tüm eğitim hayatını etkilemektedir. Bu belgelerin sonucuna göre öğrenciler Gymnasium, Realschule ve Hauptschule’ye devam edebilir. Çocukların aldıkları notlar açısından en iyi not 1 olup, en kötü not 6 olarak tasnif edilmektedir.
1. Bir öğrencinin Gymnasiuma yöneltme belgesi alabilmesi için Almanca ve Matematik derslerinin 4. sınıf not ortalaması en az 2,5 olma şartı aranmaktadır.
2. Realschule için yöneltme belgesi alacak olan öğrencinin not ortalaması 3,0’dan az olamamalıdır.
3. Not ortalaması 3,0’dan daha düşük olan öğrenciler Hauptschule’ye gitmeleri için yöneltme belgesi alabilirler.
Veli, öğrencisine verilen yöneltme kararına itiraz edebilir, bu itiraz sonunda öğrencinin akademik yeterliliklerini ölçen yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamalı sınava alınır. Sınavda başarılı olması durumunda kayıt hakkı kazanmış olur. (http://www.karlsruhe-meb.de/grundschule.htm Erişim: 27.03.2010)
Hauptschule, Grundschuleden sonra devam eden, 5 yıl süren (4+5=9) ve dokuzuncu sınıfla sona eren, devamı zorunlu bir okuldur. Diğer bir ifade ile ortaokul olarak da kabul edilmektedir. Dört yıllık Grundschuleden sonra öğrenciler, ya 9. sınıfa kadar süren Hauptschule’ye ya da dokuzuncu sınıf not ortalaması uygun ise 10. sınıfı da okuyarak, Realschule diploması (Realschulabschluss) alma imkanı sağlayan, Werkrealschuleye devam ederler. Öğrenimlerini dokuzuncu sınıfta tamamlayanlar, bitirme sınavlarını (Abschlussprüfung der Hauptschule) başararak, Hauptschule diploması (Hauptschlusabschluss) almaya hak kazanırlar.
Dokuzuncu sınıfın sonunda istenen not ortalamasını tutturanlar, 10. sınıfı okuyup, bitirme sınavlarında başarı gösterenler, Werkrealschule diploması almaya hak kazanırlar.
Hauptschuleler Almanya’nın hemen her eyaletinde yoğun eleştirilerin hedefi durumundadırlar. Hauptschuleden mezun olan öğrencilerin yüksek öğretim görmek konusunda bir şansları olmadığı gibi meslek eğitimi yapmak isteyenlerin bir çıraklık yeri bulmaları da nerdeyse imkansızlaşmıştır. Bu okulların kamuoyunda ve iş dünyasında ciddi bir prestij kaybına uğramaları, eyalet hükümetlerini yeni arayışlara zorlamaktadır. Baden-Württemberg Eyaleti de Hauptschulelere itibar kazandırmak için 2009-2010 öğretim yılından itibaren bu okulların adını ve yapısını değiştirmiştir. Hauptschulelerin adı Hauptschule und Werkrealschule olmuştur. Yukardaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere artık bu okullar Realschule diploması da verebilecektir. (http://www.karlsruhe-meb.de/hauptschule%20und%20werkrealschule.htm Erişim: 27.03.2010)
Grundschuleden sonra gidilebilecek ortaöğretim kurumlarından biri de Realschuledir.
Realschule, 6 yıllık öğretim süresince, genişletilmiş teorik genel eğitim derslerinin yanında, günlük yaşamda yararlanılabilecek pratik bilgileri vermeyi hedefler.
Durumu iyi olan öğrenciler, Realschule denen okullara devam ederler. Realschule, Gymnasiumun bir altı ama Hauptschulenin bir üstünde yer alır. Realschuleyi bitiren öğrenciler, hemen hemen bütün meslek alanlarında 3 yıllık meslek eğitimlerinden istediklerini seçebilirler. Realschule okuyan öğrenciler daha çok meslek yapmaya yönelmektedirler. Bununla birlikte, pek çok Realschule mezunu da ek sınavları da yaparak üniversiteye gidebilme hakkını kazanabilmektedir. Realschule bitirdikten sonra 3 sene meslek yapmayı tercih eden öğrenciler için de her zaman üniversiteye gidebilme imkânı mevcuttur. Fakat Realschule öğrencilerinin üniversite okumaktan çok meslek yapmaya yönelecekleri varsayılmaktadır. Buna dayalı olarak Realschuleye giden öğrencilerin üniversiteye gidiş yolları Gymnasiumdakiler kadar açık ve net değildir. Realschuleye yeni kayıt olmuş ve 5. sınıfa devam eden öğrencilerin, gösterdikleri başarıya göre bu okula uyum sağlayıp sağlayamayacağının tespiti açısından beşinci sınıf önemlidir. Şayet gözlemler neticesinde öğrencinin bu okulu başaramayacağına kanaat getirilirse, öğrenci derhal Hauptschuleye indirilir. Aynı durum 6. sınıfta da devam etmektedir. Yani Realschulede 5 ve 6. sınıflar, öğrencilerin sınıflandırılmalarında ve eğitimine devam edecekleri okulun belirlenmesinde önemlidir. (http://www.karlsruhe-meb.de/realschule.htm Erişim: 27.03.2010)
Realschulede okuyup, sene sonunda iyi bir not ortalaması ile sınıf geçmiş bir öğrencinin Gymnasiuma geçiş yapabilmesi için:
1- Bitirdiği sınıfın sınıf geçme derecesinin en az iyi derecede olması
2- Sınıf öğretmeni ve diğer öğretmenlerinin ortak onayı
3- Öğrencinin davranış gelişimi
4- Öğrenci velisinin talebi
5- Merkezi sistem sınavını başarmış olması şartlarını yerine getirmesi gerekir. (http://www.karlsruhe-meb.de/realschule.htm Erişim: 27.03.2010)
Bu geçişi imtihanlar neticesinde başaranlar veya Grundschuleden sonra direk Gymnasiuma geçiş yapabilmeyi hak kazananlar, bu okulu bitirdikten sonra üniversiteye gidebilme hakkına sahip olmaktadırlar. Grundschuleden sonra direk Gymnasiuma gidemeyen bir öğrencinin, daha sonraki yıllarda aradaki geçişleri yapabilmesi güç olabilmektedir. Bundan dolayı Grundschule 4. Sınıf çok önem arzetmektedir. 4. Sınıf not ortalaması ve öğretmenin tavsiyesi neticesinde çocuğun geleceği belirlenmektedir. Üzülerek ifade etmek gerekir ki Türklerin Hauptschuledeki oranları korkunç derecede yüksektir.

2002’de yapılan bir araştırmaya göre Berlin’de yaşayan Almanyalı Türklerin eğitim düzeyi:
• % 11’i - Okul terk / Diplomasız (Kein Abschluss)
• % 46’sı - İlk ve ortaokul (Hauptschule veya Volksschule)
• % 25’i - Orta dereceli lise (Mittlere Reife / Fachschulreife)
• % 12’si - Yüksek dereceli lise (Hochschule (Abitur) veya Fachhochschulreife)
• % 7’si - Üniversite / Yüksekokul (Universität / Hochschule veya Fachhochschule)

Alman eğitim sisteminin fakir, göçmen, mülteci ve engelli çocuklara ayrımcılık uygulanmasına yol açtığı BM’nin insan hakları raporuna da yansımıştır. (BM’nin Alman eğitim sistemi hakkındaki raporu-http://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya_T%C3%BCrkleri#cite_note-2) Bu rapordan da anlaşılacağı üzere % 60 civarında okullarda okuyan öğrenciler için meslek ve bir yerlerde çalışma imkanı bulunmamaktadır.
Almanya’da eyalet kültür ve eğitim bakanlarından oluşan Kültür Bakanları Konferansı ve Federal Eğitim Bakanlığı’nın ortaklaşa hazırladığı Eğitim Raporu, göçmen öğrencilere yapılan haksızlığı ortaya koymaktadır.
Meclis eğitim politikaları ile ilgili çok sayıda kanun tasarısına kaynak teşkil etmesi beklenen rapor, göçmen öğrencilere yönelik ayrımcılığın resmî belgesi niteliğindedir. Özellikle son 10 yılda haksızlıklarla ilgili artış olduğu ifade edilen rapora göre devlet okullarında okuyan 900 binden fazla göçmen kökenli öğrenci Alman eğitim sisteminin her kademesinde haksızlığa uğramaktadır. Göçmen öğrencilerin maruz kaldıkları haksızlıkların sosyal statülerinden kaynaklanmadığı, Alman akranları ile aynı sosyal statüde olsalar bile haksız muamelelere maruz kaldıkları belirtilen raporda şu bilgilere yer verilmiştir: "Göçmen kökenli öğrenciler Alman öğrencilerden daha düşük oranda gymnasium’a ve daha yüksek oranda daha alt seviyedeki okullara gidiyor. Göçmen kökenli gençler arasında okulu hauptschule (ortaokul) mezunu olmadan terk edenlerin sayısı Alman yaşıtlarına kıyasla iki misli daha fazladır. Alman öğrenciler yabancılara kıyasla üç misli daha fazla yüksekokula gitme hakkı elde etmektedirler. Meslek eğitim yeri aramada ise Almanlar ortalama üç ay içinde başarılı olurken bu süre göçmen gençlerde 17 aylık bir zamanı kapsamaktadır."{Zaman Gazetesi, 17.10.2008(Avrupa Baskısı)}

Bu bilgilerden sonra biraz da yaşanan örneklerden yola çıkarak bazı misaller vermeyi faydalı görüyorum. Almanya’da eğitim konusunda karşılaşılan sorunlar o kadar çok fazladır ki sadece bu konu üzerinde onlarca kitap yazılabilir. Birçok yabancı kökenli aile, çocukları ile ilgili olarak sorunlarla karşılaşmış, ancak işlerine son verilme, çocuklarını daha alt kademede başka yerlere verirler korkusu veya bilinçsizlik ve bu yetersizlik durumunun resmi erkler tarafından çok iyi kullanılması eğitim problemleri adı altında ilk akla gelen sebeplerdir.
Hakkını arayamamak Almanya’daki insanlar için doğal bir sonuç olarak görülmektedir. İnsanların kafasında nasıl olsa buradaki yerli insanlar kafasındaki şeyi gerçekleştirmek için her şeyi yapma hakkına sahipler. Bundan dolayı kendisinin hakkını arama yoluna gitmesi durumunda başka taraflardan sıkıştırılma ile karşı karşıya kalacağını düşünmesi, dil bilmemenin verdiği negatif durum, yıllarca iş yerinde ve toplum yaşamında ikinci sınıf insan muamelesi görme, ve özellikle 11 Eylül olaylarından sonra potansiyel suçlu gibi addedilme olgusu insanları kendi kabuğuna çekilme şekline getirmiştir.
Kızı grundschulede (ilkokul) ilk üç sene en yüksek puan alan bir baba, son sene kızının çalışması ve evde derslerinin iyi olmasına rağmen okuldan kötü notlar almasına şaşırmıştır. Daha sonra öğretmeni kızının realschuleye gideceğini mektupla bildirmesi üzerine veli bu duruma itiraz eder. Öğretmen ve okul müdürü tarafından itirazı kabul edilmeyen veli, daha üst mercilere şikayet edeceğini ve ayrımcılığa maruz kaldığını ifade edince, okul yönetimi bunun üzerine kızını geçmiş bütün derslerden imtihana tabi tutacaklarını belirtmişlerdir. Kız bütün imtihanı vererek gymnasiuma gitmeye hak kazanmıştır. Bu kız bugün Münih kentinde pedagoji bölümünü okumaktadır.

Yine gymnasyumda okuyan bir Türk öğrenci Almanca sınavında kendisi ile aynı sınava giren ve sadece bir sene önce Rusya’dan gelmiş olan bir kızdan daha kötü not aldığını belirtmiştir. (Doğu ve batı Almanya’nın birleşmesinden sonra doğu Almanya’dan veya Rusya’dan gelen insanların, yıllarca Almanya’da bulunmuş, hatta Almanya’da doğmuş olmalarına rağmen eğitim ve iş alanında daha şanslı olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir.) Kendisinin Almanya doğumlu ve almancayı çok iyi konuşan biri olmasına rağmen imtihan sonuçlarının farklı olması şaşırmasına neden olmuştur. İmtihan kağıdını farklı bir öğretmene okuttuğunda, gerçek notu olan yüksek notu almış, bunun üzerine kendi öğretmeni ile tartışmaya girmiştir. Sonuçta kendi öğretmeni vermiş olduğu zayıf notun yerine yüksek not vermek zorunda kalmıştır.
Almanya’da önde gelen büyük sebze firmasına sahip olan bir Türk kökenli (kendisi alman pasaportuna sahiptir) girişimcinin anlattıkları ise gerçekten dikkat çekicidir. Bu firma sahibi senede 20 milyon euro ciro yapan önemli bir ekonomik potansiyele sahip olan kişidir. Kız kardeşleri ilkokul son sınıfta öğretmenleri tarafından hauptschuleye gönderilmiş, hauptschulede derslerini çok iyi notlarla süsleyen kız kardeşleri realschuleye geçmişler ve daha sonra üniversiteye gidebilmek için wegrealschule diye ifade edilen ve realschuleden sonra Gymnasyum yerine geçen okulu bitirmişler. Yine bu girişimcinin kızkardeşleri notları iyi olduğu için tıp fakültesi ve mühendislik fakültelerine gitmişler burayı da başarı ile bitirmişlerdir. Ancak ilk başta ilkokuldan sonra direk Gymanyuma gönderilmiş olsa idiler; kendi yaşıtlarından 5-6 sene sonra üniversite bitirmek zorunda kalmayacaklardı. Tabi ki bu süre içerisinde ilkokuldan sonra her bir üst okula gidebilmek için matematik, Almanca ve İngilizce derslerinden, bazen de bütün geçmiş sınıfların komplesinden imtihana tabi tutulmayacaklardı. Aynı girişimcinin oğlu da yine Hauptschuleye gönderilmiş, hakkını arama ve karşı çıkmasına karşılık kendisine okula girmeme cezası verilmiştir. Bunun üzerine oğlunu aynı okuldan farklı bir eyaletteki başka bir okula her gün yaklaşık 80 km. gitmek suretiyle götürmüştür. Daha sonra da yatay geçişle kendi eyaletindeki gymanyum olan bir Türk okuluna verebilmiştir. Problem yaşadığı okulda öğretmeni tarafından devamlı küçümsenen ve aşağılanan çocuk orada silik bir kişilik yapısına sahip iken, daha sonra Gymnasyuma giderken çok başarılı ve dışa açık bir karakter göstermeye başlamıştır.
2008 yılının birinci döneminin sonunda realschuleden gymnasyuma geçmek için imtihana giren Schwetzingen isimli bir şehirde 34 Türk öğrencinin hiçbirisi imtihanı başaramamıştır. Ancak yapılan başvuru ve isteklere rağmen, ne bir açıklama ne de imtihan kağıtları gösterilmemiştir. Bu ve buna benzer hadiseler pek çok okulda vuku bulmaktadır.
Almanya eğitim sistemi içerisinde öğretmenlere çok büyük haklar verilmiştir. İlkokul son sınıftaki öğrencinin hangi okula gideceğini öğretmenin verdiği not belirlemektedir. Eğer öğretmenin yabancılara karşı antipatisi var ise; yabancı öğrencilere verdiği notlarda da gözle görülür derecede bir farklılık ortaya çıkmaktadır. Okullarda sene içerisinde belirli zamanlarda Türkiye’de olduğu gibi veli toplantıları olmaktadır. Bu veli toplantıları Almanya’da çok önem arzetmektedir. Çünkü bu toplantılarda sadece çocukların sorunları tartışılmamakta, ailelerin birbirleri ile tanışması ve karşılıklı bilgi alışverişi de olmaktadır. Maalesef Türk ailelerin birçoğu bu toplantılara önem vermemektedir. Toplantılara katılsa bile eğer ailenin dil problemi olduğu, hakkını arayamayacak kadar pasif olduğu göze çarparsa çok kolay bir şekilde üst düzey bir okula gitmesi gereken öğrenci alt düzey bir okula gönderilebilmektedir.
İğneyi başkasına yönlendirirken, çuvaldızı da kendimize çevirmemiz ve kendimizdeki hataları da göz ardı etmememiz gerekir. Tabi ki ailelerin çocuklarının ev ödevleri ile ilgilenmemesi, çocuklarının okul devamlılığı konusunda işi sıkı tutmamalarının neticesinde pek çok negatif durumlar ortaya çıkmaktadır. Bazen çocuk okula gitmediğinden dolayı mektup gönderilmiş olmasına ve ikazlar yapılmış olmasına rağmen, ailenin önem vermemesinden dolayı devamsızlıktan çocuk sınıfta kalmış ve bir alt okula düşürülmüştür. (Eğitim sistemi gereği ilkokuldan sonra devamsızlık veya notların kötü olmasından dolayı sınıf tekrarı olmadan direk üst bir okuldan alt bir okula düşüşler yapılabilmektedir.) Şimdilerde çok nadir olan ama geçmiş zamanlarda sıklıkla yapılan yanlışlardan bir tanesi; eve en yakın okula çocuğun gönderilmesi hadisesidir. Çocuk ilkokul son sınıfta en yüksek okul olarak görülen gymnasiuma gidebilecek durumda iken, eve en yakın okul olarak hauptschule veya sonderschule (engellilerin gittiği okullar) bulunmasından dolayı buralara gönderilmiştir.
Almanya güçlü bir eğitim sistemi geçmişine sahip olmasına rağmen, son PISA öğrenci değerlendirmelerinde güncel konularda zayıf bir performans sergilemişlerdir. 2000 yılında yapılan 43 ülkenin katıldığı testte, Almanya okumada 21. sırada yer alırken matematik ve doğal bilimlerin her ikisinde de 20. sırada bulunmuştur. Bu gelişmeler üzerine ülkede pek çok tartışmalar başlamış, reform çağrıları ve diğer devletlerdeki eğitim sistemlerinin araştırılması yanında kendi eğitim sistemleri üzerine özeleştiri yapmaya başlamışlardır. (http://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya%27da_e%C4%9Fitim#cite_note-3)
Almanya’daki eğitim sistemi ve bu döngünün içindeki Türklerin daha iyi eğitilebilmeleri için neler yapılabilir? Bununla ilgili olarak ilk önce Almanya’daki Türklerin bilinçlenmesi gerekmektedir. Olayı sadece tali bir problem olarak değil, tam tersine sorunların nirengi noktasına parmak basacak tartışmaların yapılması ve sonuca götürecek önerilerin hep birlikte tartışılması gerekmektedir. Çünkü gerçekten eğitimsiz bir toplum modeli, ne Almanya’nın ne de Türkiye’nin yararına olan bir tarz olmasa gerektir. Pratik olarak ilk aklımıza gelenleri kısaca ifade edecek olursak:
Almanya’daki okul-aile birliği derneklerinin içleri kuvvetlendirilerek sadece görüntüde bir kuruluş olmadığı ortaya çıkmalıdır. Özellikle problem yaşayan velilerin hukuki haklarının aranması için eyaletlerdeki belli yerlerde konu ile ilgili avukatlarla anlaşma yapılması ve bu okullarda sorun yaşayan kişilerin ücretsiz veya düşük bir ücretle resmi yoldan haklarını arama imkanları oluşturulmalıdır. Lokal olarak meydana gelen hadiselerin genel bir havuzda toparlanması, resmi ve hukuki yönden sorunlara çözüm bulunması sağlanabilir. Almanya’da Türklere bağlı 2000 civarında camilerin olduğu ve bu camilerin de 900 civarındaki caminin DİTİB’e bağlı olduğu bilinmektedir. Pek çok yerde camiler ile okul-aile birliği işbirliğine giderek yaşanan sorunlara daha hızlı ve kesin çözüm üretebilirler. Ailelerin karşılaştıkları sorunları kendi içlerinde tutmamaları, önemsemeleri ve bu problemin çözümü için cemiyet ve derneklerle işbirliğine gitmeleri sağlanmalıdır. Ailelerin veli toplantılarına mümkün mertebe katılım sağlaması, dil bilmese dahi bilen birileri ile bu toplantılarda nelerin konuşulduğu konusunda bilgi sahibi olması gerekir. Ailelerin kendilerine okuldan veya öğretmenden gelen ( çocuğun hakkı olmasına rağmen) farklı düşük yerlere yönelik tavsiye kararlarından ziyade, olayın üzerine gidilmesi ve bunun kendilerine verilen bir ayrıcalık değil haklarının olduğunun bilincinde olmalıdırlar. Hak arama yöntem ve sistematiğini öğrenmeye çalışmalı, diğer problem yaşayanlarla birlikte hareket ederek çözüm yollarına başvurulmalıdır. Her konsolosluk bünyesindeki eğitim ataşeliklerden konu ile ilgili olarak bilgi alınmalı, gerektiğinde mahkeme süreci başlatılıp çocuğun geleceğine ket vurulmasının önüne geçilebilmelidir. Verilen kararların ve hükümlerin kul yapısını olduğunu ve buradan yola çıkarak her zaman bir hatanın olma ihtimalinden yola çıkarak, mümkün mertebe haklarını sonuna kadar araştırmaları önem arzetmektedir.
Eğitimde fırsat eşitliği dünyadaki bütün devletlerde ortak olan ve her insanın hakkı sayılan en önemli noktayı oluşturur. Sosyal olgu içerisinde insanlar sadece kendi ülkelerinde oturup, başka ülke ve insanlarla iletişim halinde olmadan yaşamaları günümüz ortamında sadece komunist ülkelerde olan bir vakıadır. Globalleşmiş olan ve artık bir köy haline gelmiş olan dünyamızda, internetin ve haberleşme araçlarının gelişmesi neticesinde haberlerin kısa sürede yayıldığı asrımızda, insanların bazı gerçekleri gizlemeleri veya kendi bildiklerinin tek gerçek olup, kendi dışındaki insanların ve kültürlerin yok sayılması sosyal olgu ile açıklanabilecek bir şey değildir. Tek dil ve kültür sadece Hz. Adem ve Hz. Nuh zamanında yaratılma hadisesi ve tufan sonrası insanlığın yeni ortaya çıktığı ve dünyaya dağıldığı süreçte olabilen bir olgudur. İlahi süreçlerde kadın ve erkeğin farklı özellikte meydana getirilmesi, insanlığın tek tip karakter özelliğinden ziyade, farklı renk ve milletlere bölünmesi, sosyal hayatın devam etmesi ve farklı kültürdeki bu insanların birbirlerini tanımak için gayret etmeleri gerektiği sonucunu ortaya çıkarmıştır. Nebevi doktrin ile doğulu olan birisinin batılı olandan herhangi bir eksiği olmadığı gibi, batılı olanların da kendilerini diğer milletlerden üstün görme hakları yoktur. Bütün insanlığın kardeş olduğu bir düzlemde, herkese eşit hakların verilmesi en tabii hak olarak görülmeli ve tatbik edilmelidir.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2634 ) Etkinlik ( 212 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 14 66
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1346 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 282
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.