Trump misafirini uçağın merdiveninde karşıladı.
Papalar hariç, altmış yılı aşkın süredir bir ABD başkanının Andrews'te bizzat karşıladığı ilk devlet başkanı Şi oldu.
Şi, Mayıs'ta Pekin'de Trump'a aynı nezaketi göstermemişti.
Mayıs'ta şunu yazmıştım: “Misafir, ev sahibinin zamanına ve gündemine tabi olur.“
Bu kez misafir Şi'ydi ama gündem yine onundu.
Zirvenin somut hasılası ise her zamanki gibi yine mütevazı.
Ekonomik mütareke 10 Ocak 2027'ye kadar uzatıldı. Hassas olmayan mallarda karşılıklı 30 milyar dolarlık tarife indirimi konuşuldu. Çin 2027 ve 2028'de yıllık en az 10 milyon ton Amerikan kömürü alacak. Ticaret ve Yatırım Kurulları işletmeye alındı vs vs…
Ha unutmadan bir de Atlanta'ya iki panda.
Asıl mesele olan nadir toprak elementleri üzerinde ise konsensüs sağlanamadı.
İki taraf da "görüşmeye devam" dedi.
İran dosyasında da gördüğüm kadarı ile bir görüş birliği yok. Mayıs'ta ortak metinde Hürmüz'ün yeniden açılması çağrısı vardı. Bu kez yok.
Tayvan ise iki tarafın sonuç belgesinde de yer almıyor. Tamamen unutuldu.
Oysa Şi Washington'dan "Tayvan bağımsızlığına karşı çıkmasını" istiyordu.
Mayıs'ta 14 milyar dolarlık silah paketini "pazarlık kozu" diye niteleyen Trump bu kez konuyu kamuoyu önünde hiç açmadı bile.
Tabi sükut etmek de bir cevaptır.
Yapıcı stratejik istikrarın ikinci faslı
Mayıs'ta Pekin'in kendi kavramını masaya koyduğunu görmüştük: “yapıcı stratejik istikrar.“
Washington'da bu formüle "saygı, adalet ve karşılıklılık" ibaresi eklendi.
ABD kendi kelimesini iliştirdi ama çerçeve yine Pekin'in.
Uluslararası ilişkilerde kavramı kim kurarsa sınırı da o çizer.
Wang Yi ziyaretin en önemli siyasi çıktısını doğrudan bu formül üzerinden ilan etti. Tesadüf değil.
Zirvede hiç mi öne çıkan bir şey olmadı diye itiraz edilebilir.
Şunları söylemek mümkün: “Diyalog kurumsallaştı, yapay zekâda bir iletişim kanalı kuruldu, liderler yıl bitmeden iki kez daha buluşacak.“
Kırılgan Sükunetin Gölgesi
ABD-Çin ilişkileri tam olarak kırılgan bir sükunetin gölgesinde beliren ve yönetilmeye çalışılan bir rekabet gibi.
Kontrolsüz tırmanıştan iyidir. Ama belirsizlik de kötüdür.
Bu arada zaman kimin lehine işliyorsa istikrar da onun lehine işleyecektir unutmamak lazım.
Trump nadir topraklar, Şi ise çip meselesi nedeniyle bu zirveden de “zaman satın alarak“ çıktı.
Trump'ın önünde Kasım ara seçimleri, Şi'nin önünde 2027 Parti Kongresi var.
İkisi de zamanın kendi tarafında olduğunu düşünüyor. İkisinin birden haklı olacağı bir senaryo hemen hemen imkansız gibi.
Cox'u hatırlayalım.
Hegemonya; maddi kapasite, kurumlar ve rıza üzerine kuruludur.
Bugün maddi kapasite hızla eşitleniyor. Kurumsal alan parçalanıyor. Rıza ya da meşruiyet ise kakofoniye dönüşmüş durumda.
Yorgun Hegemon ve diğerleri
Tokyo savunma bütçesini büyütürken, Tayvan askıdaki silah paketini beklerken, Seul iki güç arasında sıkışırken endişeyle izledikleri şey aslında aynı: aşınan, yorulan ve yükünü taşımakta zorlanan bir hegemonun hâl-i pürmelali.
ABD, güçlü bir müttefik ve hegemondna ziyade neyi pazarlık konusu yapacağı merak edilen tartışmalı bir konuma doğru sürükleniyor.
Trump’ın aşırı işlemsel yaklaşımı ise bu tutumu daha katmerli bir hale getirmekten başka bir işe yaramıyor.
1930'ların büyük buhranını anlatırken Charles Kindleberger meseleyi tek bir tespite sığdırmıştı: “İngiltere düzeni artık taşıyamıyordu. ABD ise taşımayı henüz istemiyordu.“
Dünya ekonomisi bu iki boşluğun arasına düştü.
Bugün benzer bir boşluğun içindeyiz.
Şimdilik kırmızı halıyla düzeltildi!
Eski Atlas yorgun, yeni Atlas ise hâlâ kararsız.
Fakat kararsız olan, artık halının hangi ucunda duracağını biliyor.