Homo economicus hiçbir duyguyu deneyimlemezdi ama kıtlığı bilirdi. Homo silicus duygunun bütün dilini konuşur ama hiçbir şeyi kaybetmez.
İktisat teorisi uzun süre iki tür soru sordu. Birincisi "homo economicus ne yapardı?" sorusuydu. Bir insan modeli alırsınız, ona tercihler, bir bütçe kısıtı ve bilgi verirsiniz, davranışını da kalem kâğıtla, tümdengelim yoluyla çıkarırsınız. İkincisi "homo sapiens gerçekte ne yaptı?" sorusuydu. Bu kez laboratuvara, sahaya ya da verilere gider, gerçek insanların ne yaptığına bakarsınız. İktisadi düşünce tarihinin azımsanmayacak bir kısmı, bu iki soru arasındaki gerilimin tarihidir. Richard Thaler'in "homo economicus'tan homo sapiens'e" diye özetlediği davranışsal iktisat da bu gerilimin ürünüdür. Büyük dil modelleri, yani ChatGPT, Claude ve benzerleri ortaya çıkınca üçüncü bir soru gündeme geldi: "Homo silicus ne yapardı?" Bu yazıda, bu yeni figürün iktisat için ne anlama geldiğini, iktisadi düşünce tarihinin ve yöntem tartışmalarının ışığında sorgulamak istiyorum. Sorum basit: Homo silicus iktisada yeni bir özne mi kazandırıyor, yoksa yeni bir araç mı?
Homo silicus kimdir?
Kavram, John Horton'un Ocak 2023'te yayımladığı bir çalışmayla dolaşıma girdi. Sonraki sürümlerde Apostolos Filippas ve Benjamin Manning'in de ortak yazar olarak katıldığı makale, kısa sürede NBER çalışma tebliği oldu, önemli bir konferansta sunuldu ve bir araştırma programına dönüştü. Temel iddia şudur: Dil modelleri, insanların ürettiği devasa bir metin külliyatı üzerinde eğitildikleri için insanın örtük bir hesaplamalı modelidir. Dolayısıyla iktisatçılar onları, tıpkı homo economicus'u kullandıkları gibi kullanabilir: Modele bir kişilik, bir bütçe, bir bilgi seti verir, onu bir karar durumuna yerleştirir ve ne yaptığına bakarsınız. Bu fikir ilk bakışta çok da tuhaf değildir. Dil modelinin eğitildiği metinler, insanların kararlarını, gerekçelerini, pazarlıklarını, adalet yargılarını ve pişmanlıklarını anlatan milyonlarca sayfadan oluşur. Bir durumu modele tarif ettiğinizde, o durumda insanların ne yapacağına dair makul bir yanıt üretir. Üstelik ondan eşitlikçi, bencil, muhafazakâr ya da sosyalist biri gibi davranmasını da isteyebilirsiniz. Horton ve arkadaşları bu yeni deneğe davranışsal iktisadın klasik deneylerini uyguladılar. Kahneman, Knetsch ve Thaler'in ünlü kar küreği sorusunu hatırlayın: Kar fırtınasından sonra hırdavatçının kar küreğinin fiyatını artırması adil midir? 1986'daki deneklerin büyük çoğunluğu bunu adaletsiz bulmuştu. Homo silicus da aynı yargıya vardı; üstelik ona verilen siyasi yönelim, yargılarını gerçek insanlarda beklenecek yönde kaydırdı. Statüko yanlılığı deneyinde de insanlara benzer bir örüntü ortaya çıktı.
En öğretici örnek ise asgari ücretle ilgiliydi. Horton daha önce çevrim içi bir işgücü piyasasında yaptığı bir alan deneyinde, asgari ücretle karşılaşan işverenlerin daha deneyimli ve üretken işçilere yöneldiğini göstermişti. Simülasyonda modelden, bulaşıkçı arayan bir işveren gibi davranması ve adaylar arasından seçim yapması istendi. Asgari ücret getirildiğinde, homo silicus da daha deneyimli adaylara yöneldi. Sonuç, gerçek deneyin yönüyle tutarlıydı.Burada durup dikkat çekici bir ayrıntıya değinmek gerekiyor. Makalenin güncel sürümünde yazarlar, dil modelleriyle simülasyon hizmeti sunan bir şirkette mali çıkarları bulunduğunu açıkça beyan ediyor. Bu, araştırmanın değerini azaltmaz. Ama düşünce tarihçisinin dikkatini hak eden bir şeyi gösterir: Homo economicus bir kitabın sayfalarında doğmuştu; homo silicus ise bir laboratuvar ile bir şirketin kesişiminde doğuyor.
Devamı için...
Devamı için...