Afrika’da Etkili Diasporalar: Ulusal Çıkar, Güç ve Küresel Rekabet

Makale

Afrika kıtası, tarih boyunca küresel güç mücadelelerinin merkezinde yer almış; sömürgecilik, emperyalizm ve Soğuk Savaş sonrası rekabet süreçleri, kıtanın siyasal ve toplumsal yapısını derinden etkilemiştir. Bu süreçte ortaya çıkan diasporalar, yalnızca zorunlu göçün bir sonucu değil, aynı zamanda devletlerin ulusal çıkarlarını sınır ötesinde gerçekleştirmelerinde önemli bir araç haline gelmiştir....

Özet

Afrika kıtası, tarih boyunca küresel güç mücadelelerinin merkezinde yer almış; sömürgecilik, emperyalizm ve Soğuk Savaş sonrası rekabet süreçleri, kıtanın siyasal ve toplumsal yapısını derinden etkilemiştir. Bu süreçte ortaya çıkan diasporalar, yalnızca zorunlu göçün bir sonucu değil, aynı zamanda devletlerin ulusal çıkarlarını sınır ötesinde gerçekleştirmelerinde önemli bir araç haline gelmiştir. Bu çalışma, Afrika’da etkili olan Batılı ve Doğulu diasporaları tarihsel, siyasal ve ekonomik boyutlarıyla incelemekte; diasporaların güç üretme kapasitelerini karşılaştırmalı bir perspektifle ele almaktadır. Özellikle Çin, Hindistan, ABD, Fransa, İngiltere, İsrail, Rusya ve Japonya örnekleri üzerinden, diasporaların Afrika’daki küresel rekabette nasıl stratejik bir unsur haline geldiği analiz edilmektedir.

 

GİRİŞ

Antik Çağlardan bugüne ulus-devletler temel aktör olup, ulusal çıkarlarını ve gücünü maksimize etmeye çalışırlar. Bunu da muğlak bir uluslararası toplum kavramına değil, kendi güçlerine güvenerek yaparlar. Bugün dünyaya hakim olan fikir akımları dönem dönem değişse de hakim olan görüş realizmdir. Çünkü hiçbir şey güç elde etmekten daha önemli değildir. Ve ulusal çıkarlar ancak bu güç sayesinde gerçekleştirilebilir. Bu kapsamda anarşinin hakim, savaşın ise kaçınılmaz olduğu dünya düzeninde, insanlar farklı coğrafyalara göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu düzen de temelde ana vatanlarında yaşanan zulümler, savaşlar ve savaşların getirdiği kıtlık gibi nedenlerden dolayı göç eden diasporaların oluşumuna katkı sağlamıştır. Zaten güçlünün güçsüze hakimiyet kurduğu dönemlerde ortaya çıkan bu kavram, ulasal çıkar kavramıyla parelel ilerlemektedir. Hatta bir sebep-sonuç ilişkisinden de söz edebiliriz.

Darwin’in “insanlığın beşiği“ olarak gördüğü, Homo habilisin (“yetenekli“ insan) ve modern insanların dünyaya yayıldığı ve 30,3 milyon kilometre karelik alanıyla dünyada ikinci büyük kıta olan Afrika’da bu anarşik düzenden yıllar içinde kendine düşen payı almıştır. Güçlünün güçsüze hakimiyet kurduğu ve dünyanın geri kalanı için bir ardiye,bedava iş gücü olarak görülen Afrika; Avrupalı sömürgeci güçler olan Fransa, İngiltere, İspanya, Portekiz, Hollanda, Belçika ve Almanya’nın uzun yıllar hakimiyeti altında kalmıştır. Afrika; Batı’nın sömürgecilik yarışında savaşlar, açlık, ırkçılık, kölelik ve ötekileştirmeye maruz bırakılmıştır. Bununla birlikte Portekizlilerin 1480’de Príncipe ve São Tomé adalarını keşfiyle başlayan Afrika talanında Avrupalı Sömürgeci güçler 400 yıl sahil yerleşim bölgelerinden öteye gitmemişlerdir. Daha sonra Avrupa’da ve dünyada zirveye ulaşan, dünyayı değişim sürecine sokan emperyalizm ile kıtanın tamamına hızlı bir şekilde yayılmıştırlar. Bu da Afrika Kıtası’nda yüzyıllardır hâkimiyet kuran bir “Afrika devleti“ olan ve “Pax Ottomanica“ özelliği taşıyan Osmanlı İmparatorluğu’nu sömürgeciliğin hedefi yapmıştır. Bu doğrultuda ilk olarak Berlin Kongresi’nde (1878) parçalanan Osmanlı Devleti daha sonra Portekiz’in talebi ve Birleşik Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck’ın liderliğinde , Afrika’daki topraklar üzerindeki belirsizliği çözmek için 15 Kasım 1884-26 Şubat 1885’te toplanan Berlin Konferansı’nda, Avrupalı devletler arasında tekrar paylaşılmıştır.

Bununla birlikte 1870'lerde Afrika topraklarının yalnızca %10'u Avrupa ülkeleri tarafından kontrol ediliyordu. Fakat 1914'e gelindiğinde bu toprakların yaklaşık %90'ı, Etiyopya ve Liberya hariç kıtadaki günümüzdeki her ülkenin toprakları da dahil olmak üzere bir Avrupa imparatorluğuna veya diğerine dahil edilmiştir. Hatta 19. yüzyılın ortasına kadar Batı, Afrika’yı “Karanlık Kıta , Siyahlara Bürünen Kıta ve Siyah Afrika “ olarak isimlendirmiştir. Aslında Eski Mısırlılardan, tahmini 5. Yüzyıldan buyana okur-yazar olan Etiyopyalılardan, “siyah insanların toprağı“ Sudanlılardan ve yetiştirmiş olduğu yüzlerce Afrikalı Alimler bu isimlendirmeyi hak etmemektedir. Lakin kıtada hakim olan sömürü düzeni tüm bunları unutturmak için yüzyıllardır çalışmaktadır. Bununla birlikte Afrika Tarihi yazımında sadece Batı kaynaklarının değil, Afrika ülkelerinin kendi arşivleri ile etkileşimde olduğu farklı ülke ve coğrafyaların kaynaklarının kullanılmaya başlanması dünya tarihinden izole olmadığını aksine tarihin akışında önemli bir yeri olduğunu bize göstermektedir.

Bununla birlikte Afrika’nın Batı tarafından sömürgeleştirilmesindeki en önemli nedenleri;zengin yeraltı kaynakları (petrol, uranyum, altın, elmas, doğalgaz vb.), geniş ormanlık alanları, pamuk ve kakao tarlalarıdır. Ayrıca Afrika dünya nüfusunun yüzde 13’ünü ve kümülatif gayri safi yurt içi hasılanın sadece yüzde 2’sini oluştursada gezegenin ham petrol rezervinin yüzde 15'inin, altının yüzde 40’ının ve platinin yüzde 80’inin deposudur. Şu unutulmamalıdır; birçok sebepten kıta da yeteri kadar maden araştırması yapılmamaktadır. Bu yüzden bu oranların eksik değerlendirildiği ifade edilebilir. Bununla birlikte en zengin elmas,uranyum,bakır madenlerini ile demir,boksit cevherleri Afrika’da bulunmaktadır.Bir hesaplamaya göre Afrika dünyanın hidrokarbon ve maden yataklarının yaklaşık üçte birine sahiptir. Ayrıca Afrika petrolü ve maden cevherleri başta Kuzey Amerika,Avrupa ve gittikçe artan bir şekilde Çin’e doğru aksada bu doğal kaynakların fiyatları Londra, New York ve Hong Kong’da belirlenmektedir.

Bununla birlikte yeraltı ve yerüstü kaynaklarının zengin olmasına rağmen ,Afrikalıların çıkarlarına göre kullanılmaması zaten yoksullukla boğuşan kıtayı derin yoksulluğa sürüklemektedir. Örneğin bilimsel enerji birimi bir joule olup zengin ekonomiler günümüzde yıllık kişi başı yaklaşık 150 milyar joule enerji tüketmektedir. Ayrıca 1 ton ham petrolden 42 gigajoule elde edilmektedir. Afrika’nın en kalabalık ve petrol ile doğalgaz zengini Nijerya da yıllık ortalama 35 gigajolue tüketmektedir. Arada ki fark muazzamdır. Hatta daha vahimi Japonya bu tüketimi 1958’de Fransa ise 1880’de yapmış olmalarıdır. Kıta adeta bir doğal kaynak laneti yaşamaktadır. Daha doğrusu sistematik olarak yağmalanmaktadır. Bu yağmayı yapanlar dönem dönem değişse de arkasında olanlar yüzyıllardır aynı sömürgeci güçlerdir.

Ayrıca 21.yüzyılda Afrika ile ilişkilerini “ortak gelecek“ olarak gören Çin, Japonya, İsrail, Hindistan, Rusya, Brezilya, Güney Kore ve Türkiye gibi gelişmiş ve gelişmekte olan devletlerin yarış içinde olduğu bir Kıt’a olmuştur. Bununla birlikte Temel diaspora tipleri içinde yer alan İmparatorluk ya da kolonyal diasporalar olan Fransa ve İngiltere,diğer Avrupalı güçlere göre Afrika’da daha fazla etki bırakmıştır.

 

I. Afrika’da Diaspora Kavramı ve Güç İlişkisi

Dünya da Afrika’ya yönelik ortak bir Batı siyasetinden söz edilemeyeceği gibi gene ortak bir Doğu siyasetinden söz etmek oldukça zordur. Bir çok konuda görüş ayrılığı ve çıkar çatışması vardır. Bu yüzden her ülke kendi gücü ve çıkarı doğrultusunda hareket etmektedir. Ayrıca Batılı Güçler, diğer devletlerin Afrika’daki faaliyetlerini gözlemekte ve gerekli kurum ve mekanizmaları devreye sokarak Kıta daki çıkarlarını korumaktadır. Bu mekanizmaların başında da diasporalar gelmektedir. Batılı Güçler, Doğulu Güçlere nazaran yeterli ve güncel bir çok enformasyona sahip olmaları ile askeri, ekonomik, kültürel, sosyal, siyasi vb. alanlardaki bağları, Batılı ülkelerin diasporalarına göreceli avantaj sağlamaktadır. Fakat Doğulu güçlerin sömürgeci geçmişlerinin olmaması diasporaları için artı bir değerdir.

Bu bağlamda özellikle Çin diasporasının Afrika’daki yükselişi bu artı değer ile olmuştur. Bununla birlikte Çin diasporasının Afrika’daki yükselişinin en önemli nedeni; Çin’nin yapmış olduğu yatırımların, sağladığı hibe ve destek kredilerinin, ülkelerin özellikle alt yapı projelerine vermiş olduğu teknik ve mali yardımların ön koşulsuz olmasıdır. Ayrıca Çin Devleti ile Çin diasporasının tek vücut halinde hareket etmesi, Çin’i Afrika’da önemli bir aktör haline getirmiştir. Tabii bunda Kıta da artan nüfusunun (tahminen bir milyon Çinli Afrika’da yaşamaktadır) etkisi çok fazladır. Bu kapsamda her ne kadar gittikleri ülkelere entegre olsalar da, kendi sistemlerini bulundukları ülkelerde oluşturmaları, özellikle de ekonomiyi ve üretim sektörünü etkili bir silah olarak kullanmaları Çin diasporasını dünyada olduğu gibi Afrika’da da önemli bir güç yapmıştır.

Bu doğrultuda Çin diasporası Kıta da oluşan güç dengesine etki etmiş ve eski sömürge güçleri ile başta ABD olmak üzere yeni aktörlerin daha etkin politikalar üretmesine sebep olmuştur. Bunula birlikte bir başka Doğulu Güç olan Hindistan, Çin diasporası ile benzer özelliklere sahip olsa da yetişmiş insan gücü anlamında Çin diasporasından ayrılmaktadır.

Özellikle dünyada bilişim sektöründe çok önemli bir güç olmuşlardır. Ayrıca Hindistan’ın, son 20 yıl içinde Hint ulusal çıkarı doğrultusunda, Afrika’daki diasporasına yönelik yapmış olduğu başarılı politikalar (Afrika-Hindistan İşbirliği Çerçeve Belgesi) neticesinde, Afrika’daki Hintliler ile ana vatan arasındaki bağları korumaktadırlar. Hint diasporasının, tarihsel ve sosyolojik bir çok yakınlığı olduğu Afrika Kıtası’nda etki ve güç üretmesi bu politikalar neticesinde olmuştur.

Rus diasporası ise Afrika’da klasik anlamda kalabalık ve toplumsal bir diaspora olmaktan ziyade, devlet merkezli ve güvenlik ağırlıklı bir etki mekanizması olarak şekillenmiştir (Korybko, 2018). Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği, Afrika’da sanayi, eğitim ve askerî yardımlar yoluyla güçlü bir nüfuz alanı oluşturmuş; Sovyetlerin dağılmasıyla bu ilişkiler büyük ölçüde kesintiye uğramıştır (Mazov, 2010). Vladimir Putin döneminde Afrika, Rus dış politikasında yeniden stratejik bir konuma yükselmiş; enerji, maden, silah ticareti ve güvenlik iş birlikleri ön plana çıkmıştır (Stronski, 2019). Wagner Grubu gibi özel askerî yapılanmalar, Rusya’nın Afrika’daki etkisini artıran en dikkat çekici unsurlar arasında yer almıştır (Global Initiative, 2020).

Bu kapsamda Doğulu Güçlerin, özellikle Soğuk Savaş sonrasında Afrika’yla diplomatik ilişkilerinin gelişmesiyle beraber ilişkiler ciddi biçimde artmıştır. Bununla birlikte Doğulu Güçlerin şuan gelişmekte olan devletler içinde oldukları düşünüldüğünde, Afrika ülkelerinin ihtiyaçlarını daha iyi analiz etmelerine olanak sağlamaktadırlar.


Devamı için...

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

Birleşik Devletler uzun süredir Rusya’yı nihai bir çöküş sürecindeki güç olarak gördü. Bu değerlendirme, 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin açık emperyal aşırı yayılma belirtileri göstermesiyle şekillendi; önce Varşova Paktı’nın, ardından Sovyetler Birliği’nin kendisinin dağılmasıyla pekişti.;

Dünya iktisat tarihi1, 18. yüzyılın sonuna kadar tek bir devasa gücün gölgesinde şekillenmiştir: Çin. MÖ 221’de ilk imparatorluğun kurulmasından MS 1800 yılına kadar geçen süreçte Çin, sadece bir devlet değil; kendi kurallarını, kendi teknolojisini ve kendi finansal evrenini yaratan bir "medeniyet-d...;

Türk milletinin sosyo-psikolojik kodları incelendiğinde, zorlu coğrafi koşulların getirdiği pratik, hızlı karar alabilme yeteneği öne çıkmaktadır. Ancak yerleşik hayata geçiş ve geniş coğrafyalara yayılma sürecinde, toplumun kriz anlarında sığındığı pratik çözüm yolları, zamanla kurumsallaşamamış bi...;

Karayipler’in kalbinde, Meksika Körfezi ile Atlas Okyanusu’nun kesişim noktasında yer alan Küba; jeopolitik konumu gereği tarihsel olarak "Antiller’in Anahtarı" (Clavis Balti) olarak nitelendirilmiş, stratejik önemiyle küresel güç mücadelelerinin merkezinde durmuş bir ada coğrafyasıdır. 1492’de İspa...;

Rusya Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgal ettiğinde dünyadan gelen tepkiler tahmin edilebilirdi. En sert tepki, kendisini eski sistemin koruyucusu ve muhtemelen Ukrayna'nın olası bir NATO üyeliğinin garantörü olarak gören Amerika Birleşik Devletleri'nden geldi. Avrupa'nın tepkisi ise genel olarak Soğuk S...;

Afrika kıtası, tarih boyunca küresel güç mücadelelerinin merkezinde yer almış; sömürgecilik, emperyalizm ve Soğuk Savaş sonrası rekabet süreçleri, kıtanın siyasal ve toplumsal yapısını derinden etkilemiştir. Bu süreçte ortaya çıkan diasporalar, yalnızca zorunlu göçün bir sonucu değil, aynı zamanda d...;

Bir toplum, gençlerini uyuşturucudan koruyabilir; fakat onların zihinlerini, kendisinin üretmediği ve düşünce dünyalarını nasıl şekillendirdiğini bütünüyle kavrayamadığı dijital platformların etkisine açık bırakabilir. Binlerce doktor ve mühendis yetiştirebilir; ancak ilk ciddi kriz anında ihtiyaç d...;

Yirmi yılı aşkın bir süredir Uluslararası Uzay İstasyonu (International Space Station – ISS), Dünya’nın ötesindeki uluslararası iş birliğinin en görünür sembollerinden biri oldu. Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Avrupa, Japonya ve Kanada’yı bir araya getiren ISS, birbirinden oldukça farklı jeopol...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.