MARKA ŞEHİRLER VE MEDENİYET
En Güzeli Sultanahmet: Mavi Cami
En Güzeli Sultanahmet: Mavi Cami
Yine bir Büyük Sultan… Yine bir büyük Mimar…
Daha 14 yaşında dünyanın en güzelini, en geniş ama en zarif, en ince ve en duygulusunu, hem de iki dünyayı en güzel mâna aleminde birleştirecek benzersiz bir cami yapmayı hayal etmiş, ve henüz 23 yaşında temelinden itibaren bizzat çalışarak hayalini gerçek etmiş bir Cihan Hükümdarı Sultan Ahmed.
Ve yanında, Mimar Sinan’ın yetiştirip gelecekteki eseri ile sonraki çağlara sunduğu emaneti, bir dâhi Mimar Sadefkar Mehmed Ağa… Bir büyük lütuf ile aynı çağda aynı emel ile bir araya gelmiş iki büyük adam…
Sonsuza kadar ayakta kalmak duaları edilerek taşı üstüne taş koyulacak…
Allahın yardımı dilenmiş, temeller atılmış.
İlahi bir yardım olmadan, o yardımın manevi hazzını derinden hissetmeden bu tarifsiz güzellikler nasıl hayat bulabilir?
Nasıl planlanır, nasıl ve hangi kâğıda çizilir, nasıl ince ince her çizgisi hesaplanır, hâlâ türlü sırlarını bilemediğimiz, bilsek de çözemediğimiz, yine hiç bilmediğimiz usuller ile; nasıl imkan bulunur da hayata geçirilir?
Burada şaşıracağımız çok şey var…
Ama Yaratıcının verdiği akıl yok mu? İşte orada devreye girmekte ilahi yardım. Nasipli ya kişi; herkesinkinden fazla akıl, herkesinkinden fazla zeka, tarifsiz bir sezgi gücü ve incelmiş de incelmiş bir zevk-i selim vermese Yaratan; nasıl olurdu ki?…
Daha en başta, o nasipli kişi yine bir nasipli kişiye; Mimar Sinan’a 21 yıl çırak olur. Ve zamanı gelir, taş adeta emrine girer, pencereler ışık, çiniler renk olur, çiçekleri cennet bahçelerine döner.
Böylece bu olağanüstü yapıda ışık, renk, ses ve estetik birleşir bir dünya cenneti meydana getirir.
Daha 14 yaşında dünyanın en güzelini, en geniş ama en zarif, en ince ve en duygulusunu, hem de iki dünyayı en güzel mâna aleminde birleştirecek benzersiz bir cami yapmayı hayal etmiş, ve henüz 23 yaşında temelinden itibaren bizzat çalışarak hayalini gerçek etmiş bir Cihan Hükümdarı Sultan Ahmed.
Ve yanında, Mimar Sinan’ın yetiştirip gelecekteki eseri ile sonraki çağlara sunduğu emaneti, bir dâhi Mimar Sadefkar Mehmed Ağa… Bir büyük lütuf ile aynı çağda aynı emel ile bir araya gelmiş iki büyük adam…
Sonsuza kadar ayakta kalmak duaları edilerek taşı üstüne taş koyulacak…
Allahın yardımı dilenmiş, temeller atılmış.
İlahi bir yardım olmadan, o yardımın manevi hazzını derinden hissetmeden bu tarifsiz güzellikler nasıl hayat bulabilir?
Nasıl planlanır, nasıl ve hangi kâğıda çizilir, nasıl ince ince her çizgisi hesaplanır, hâlâ türlü sırlarını bilemediğimiz, bilsek de çözemediğimiz, yine hiç bilmediğimiz usuller ile; nasıl imkan bulunur da hayata geçirilir?
Burada şaşıracağımız çok şey var…
Ama Yaratıcının verdiği akıl yok mu? İşte orada devreye girmekte ilahi yardım. Nasipli ya kişi; herkesinkinden fazla akıl, herkesinkinden fazla zeka, tarifsiz bir sezgi gücü ve incelmiş de incelmiş bir zevk-i selim vermese Yaratan; nasıl olurdu ki?…
Daha en başta, o nasipli kişi yine bir nasipli kişiye; Mimar Sinan’a 21 yıl çırak olur. Ve zamanı gelir, taş adeta emrine girer, pencereler ışık, çiniler renk olur, çiçekleri cennet bahçelerine döner.
Böylece bu olağanüstü yapıda ışık, renk, ses ve estetik birleşir bir dünya cenneti meydana getirir.