2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu; “Güvenlik ve İstihbarat Entegrasyon Modelleri“ ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 27 ve 28 Kasım 2025 tarihinde, Wish More Hotel Istanbul’da yapılan 11. İstanbul Güvenlik Konferansı eş-etkinliği olarak birlikte icra edilmiştir.
Forum’a çeşitli ülke ve bölgelerden, farklı alan ve sektörlerden konuşmacı ve protokol katılımı sağlanmıştır. Farklı ülkelerinden diplomatik temsilciler ve delegasyonlar da yer almıştır. Forum’da yerli/yabancı uzmanlar, akademisyenler ve diplomatlar tarafından konuşma ve sunumlar gerçekleştirilmiştir. Türkiye, Asya, Avrupa, Amerika ve Afrika ülkelerinden ilgili otoriteler de Forum’da temsil edilmiş, tüm oturumlar kurumsal olarak takip edilmiştir.
Forum’da önem taşıyan şu konular ele alınmıştır; “Kaynaklar Sistemi; Karşılıklı Tamamlayıcı Fırsatlar“, “RCEP, ŞİÖ, CICA, D8, ASEAN, AB, ABD ve Yeni Ortaklarla İlişkiler ve Bölgesel Stratejiler“, “Spesifik Stratejik Sektörler ve Güvenlik“ , “Savunma Sanayii: Kara, Deniz, Hava, Uzay, Polis, Jandarma, İstihbarat“ , “ Asya, Orta Asya, Doğu Asya, Güney Asya, Güneydoğu Asya “
Forum’da ortaya konan aşağıdaki tespit ve önerilerin tüm “ASYA Ülkelerinin“ mevcut kazanımları/kurumlarını yükseltecek bir vizyonla, ilgili tüm otoritelerin ve kamuoyunun dikkatine sunulması kararlaştırılmıştır:
- Güvenliğin yalnızca askeri kapasiteyle tanımlanması, çağdaş uluslararası sistemin gerçekliğini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Silahlanma yarışı ve sert güç odaklı güvenlik anlayışı, çatışmaları azaltmak yerine maliyetlerini artırmakta; fiziksel, ekonomik ve psikolojik yıkımı derinleştirmektedir. Bu durum, güvenliğin alternatif araçlar üzerinden yeniden düşünülmesini zorunlu kılmaktadır. Yumuşak güç, güvenliğin tamamlayıcı değil kurucu unsurlarından biri haline gelmiştir. Joseph Nye’ın kavramsallaştırdığı yumuşak güç, günümüzün karşılıklı bağımlılık ilişkileri içinde devletlerin uluslararası alandaki meşruiyetini, hareket alanını ve etki kapasitesini belirleyen temel faktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır.
- Amerika Birleşik Devletleri örneğinde görüldüğü üzere, ekonomik ya da askeri göstergeler değişse dahi, uzun vadeli ve sistematik yumuşak güç yatırımları küresel çekim merkezi olma halini sürdürmektedir. Bu durum, güvenliğin yalnızca maddi kapasiteyle ölçülemeyeceğini teyit etmektedir. Yumuşak güç, tarihsel hafızayı yeniden inşa edebilme kapasitesine sahiptir. Britanya sömürgeciliği örneğinde görüldüğü üzere, yoğun kültürel ve akademik etkileşimler, geçmişteki yapısal sömürüyü görünmez kılabilmekte; algı yoluyla siyasal hafıza dönüştürülebilmektedir. Bu durum, imaj inşasının güvenlik üzerindeki uzun vadeli etkisini göstermektedir. Yumuşak güç, yalnızca bir dış politika aracı değil, epistemik bir savunma hattıdır. Hakikatin yerini simülasyonların aldığı bu dönemde, devletlerin kendi anlatılarını üretebilme, sorgulayıcı düşünceyi destekleme ve entelektüel ekosistemlerini güçlendirme kapasitesi, ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
- Algı, gerçekliğin önüne geçen stratejik bir güvenlik alanı haline gelmiştir. Jean Baudrillard’ın “simülasyon“ ve “hiper-gerçeklik“ kavramları çerçevesinde, devletlerin nasıl temsil edildiği, ne olduklarından daha belirleyici hale gelmiştir. İmajın gerçekliğin yerine geçmesi, güvenliğin askeri olmayan boyutlarını kritik kılmaktadır. Küresel düzeyde imaj inşası, güç hiyerarşilerini yeniden üretmektedir. Algı yönetimi ve manipülasyon, modern güvenlik ortamının merkezî araçları arasına girmiştir. Sosyal medya ve dijital platformlar aracılığıyla doğruların yanlışlarla birlikte sunulması, bireylerin muhakeme ve odaklanma yetisini zayıflatmakta; güvenlik risklerini derinleştirmektedir. Post-truth çağında güvenlik, hakikatin meşruiyetini koruma meselesine dönüşmüştür. Günümüzde tehdit, yanlış bilginin yayılmasından ziyade, hakikatin sistematik biçimde değersizleştirilmesidir. Algoritmalar ve küresel medya ağları, devletleri imaj savaşlarında kırılgan hale getirmektedir.
- Bu temel yeni paradigma ve değişkenler içinde global güvenlik, teknoloji ve ekonominin yeniden liderliğine giden yolda Asya kıtası yükselen küresel güçlere ev sahipliği yaparak 21. yüzyılda dünyanın ekonomi ve ağırlık merkezi hâline gelmiştir. Türkiye'nin, kadim bağlara sahip olduğu bu kıta ile daha güçlü bağlar kurmak üzere 2019 yılında ilan ettiği Yeniden Asya (“Asia Anew“) girişimi, yenilikçi olmayı da gerektiren girişimci dış politika konseptinin yansımasıdır. Asya politikasını zamana uydurarak geleceğe taşımayı amaçlayan Türkiye, Yeniden Asya girişimi ile Kıta’daki farklılıkları gözetirken bütüncül de bakabilen yeni bir açılım oluşturmuştur. Asya’nın tamamı ile ortak değerler, karşılıklı saygı, eşitlik, uyum ve BM Şartı’nda ifade edilen ilkeler üzerinden yeni bir enerji ve sinerji yakalanması hedeflenmiştir. Kıta’yı bütün olarak kucaklamak adına gerekli olan araçlar; kamu, özel sektör, üniversite ve toplumsal iş birliği zemininde geliştirilmektedir. Söz konusu iş birlikleri ise ekonomi, sivil toplum, sağlık, turizm, teknoloji, uzay, savunma sanayii, eğitim, kültür ve diplomasiyi kapsayan geniş bir perspektifte öngörülmektedir. Bu bağlamda, karar alma süreçleri için kritik olan düşünce kuruluşları başta olmak üzere seferber edilecek kapasitenin gücü, Türkiye’nin bu alandaki geleceğini belirleyecektir.