ABD ve Çin Savaşmak Zorunda mı? Tukidides Tuzağı
ABD ve Çin savaşmak zorunda mı? Graham Allison, Destined for War kitabında korkutucu bir tarihsel örüntüyü önümüze koyuyor. Savaş kaçınılmaz değil ama tarih aksini söylüyor.
ABD’li ünlü Profesör Graham T. Allison, 2017 yılında Destined for War: Can America and China Escape Thucydides’s Trap? adlı kitabı yazdı. Kitap şu cümle ile başlıyor: “İki yüz yıl önce Napolyon şöyle uyarmıştı: “Bırakın Çin uyusun, uyandığında dünyayı sarsacak.“ Bugün Çin uyandı ve dünya sarsılmaya başladı.“
Bu kitap neden önemli? Soğuk Savaş sonrası literatür; “liberal düzen“, “karşılıklı bağımlılık“ ve “küreselleşme“ söylemiyle savaş riskini küçümserken, Allison 1914 benzetmesiyle yükselen Çin’in mevcut düzeni sarsarken büyük güç savaşı riskini yeniden gündeme getirdiğine işaret ediyor. Yazar, Washington’ın uzun süredir Çin’in bir “sorumlu paydaş“ olacağı illüzyonuna kapıldığını ve Pekin’in devasa yükselişinin yarattığı tektonik kaymaları görmezden geldiğini savunuyor.
Kitabın kalbinde “Tukidides Tuzağı“ kavramı var. Temel argüman özetle şu: “Yükselen bir güç (Çin), yerleşik bir gücü (ABD) tehdit ettiğinde ortaya çıkan yapısal stres, olayları çoğu zaman niyetlerden bağımsız olarak savaşa sürükleyebilir.“
Allison, son 500 yılda yükselen - yerleşik güç çatışmasının yaşandığı 16 vakıa tespit ediyor. Harvard bünyesindeki Tukidides Tuzağı Projesi kapsamında yapılan çalışmaya göre bu 16 vakıanın 12’si savaşla bitiyor, sadece 4’ünde barışçıl uyum sağlanabiliyor. Yani mesele liderlerin “kötü niyeti“nden ziyade sistemin içine gömülü bir baskı ve korku döngüsü. Sadece 4 vakıada barış korunabilmiş. İstatistiksel olarak barış, kural değil “istisna“. Bu arada Allison’un bu tarihsel vakıaları anlattığı bölüm özellikle İngiltere - Almanya karşılaştırmasıyla dikkat çekiyor.
Allison, savaşı tetikleyen unsurları sadece ekonomik veya askerî değil, psikolojik temelli üç kavramla açıklıyor: çıkarlar, korku ve onur. Yerleşik güç olan ABD’nin gerileme korkusuyla paranoyaya kapılması, yükselen güç Çin’in ise onur ve saygı görme beklentisiyle “hubris“ sergilemesi, diplomasiyi imkânsız kılan asıl gerilim hattını oluşturuyor.