Kitap, Büyük Ayrışma literatüründe önemli bir dönüm noktası. Marx veya Weber gibi düşünürlerin Asya’yı geri, Avrupa’yı ileri gören tezlerini reddediyor ve 1700’lerde İngiltere ile Hindistan’ın yaşam standartlarının aslında eşit olduğunu öne sürüyor. Parthasarathi’ye göre sanayileşme bir tercih değil, zorunluluktu.
Yazar, İngiltere’yi Sanayi Devrimi’ne iten iki temel baskı olduğunu belirtiyor: odun kıtlığının yol açtığı ekolojik kriz ve Hint pamuklu dokumasının küresel ölçekteki rekabetçi üstünlüğü. Asya bu baskıları aynı şekilde hissetmediği için sanayileşme yoluna girmedi ve hızlı bir mobilizasyon yaşanmadı.
Yazara göre ilgi çekici olansa 18. yüzyılda Güney Hindistan ve Bengal’deki dokumacıların alım gücünün İngiliz meslektaşlarıyla aynı, hatta zaman zaman daha yüksek olması. Yani “yoksul Asyalı işçi“ algısının bir efsaneden ibaret.
1700’lerde dünya ticaretinin merkezinde Hint pamuklusu vardı; Afrika’dan Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada tercih ediliyordu. İngiliz üreticiler bu kalite ve fiyat seviyesine ulaşabilmek için makineleşmek zorunda kaldılar. Bu anlamda makineleşme, Hintli ustaların üretimini taklit etme çabasıydı.
Parthasarathi, İngiltere’nin serbest ticaret sayesinde zenginleştiği iddiasına da karşı çıkıyor. İngiliz devleti, Hint kumaşlarını yasaklayarak ve gümrük duvarlarıyla kendi sanayisini koruyarak sanayileşmenin önünü açtı. Devlet müdahalesi olmasaydı, İngiliz sanayisi Hint rekabeti karşısında ayakta kalamazdı. Ayrıca İngiltere’de ormanların tükenmiş olması kömüre yönelmeyi zorunlu kıldı ve bu zorunluluk buhar makinesinin gelişimini tetikledi. Hindistan’da ise odun boldu ve kömür teknolojisine acil bir ihtiyaç yoktu. Çözümler, sorunların yoğun olduğu yerde ortaya çıktı.
Kitapta yer alan önemli bir pasajda, Batı Avrupa’nın izlediği yolun olağanüstü olduğu ancak bunun bölgeye özgü bir üstünlükten değil, karşılaştığı özel baskılardan kaynaklandığı vurgulanır. Hindistan ve Çin başarısız değildi; yalnızca farklı bağlamların şekillendirdiği başka yollar izlediler. Avrupa’da ortaya çıkan ekonomik ve teknolojik yanıtlar, sanayi toplumunun temeli hâline geldi ancak bu sonuçlar planlı bir sanayileşme çabasının değil, beklenmeyen ve istemsiz gelişmelerin ürünüydü.
Yazar, rasyonel ve din gibi kültürel açıklamaları reddederek coğrafya ve ekonomi gibi bağlamsal faktörlere odaklanıyor. Bu yaklaşım doyurucu bir çerçeve sunsa da, sömürgeciliğin Hindistan’ın bilgi birikimini yok edişini anlatırken içsel siyasi parçalanmışlık ve bölgesel kültürel faktörleri arka planda bıraktığı söylenebilir.