6. DGF 2024 Vizyon Belgesi Türk Denizciliği Vizyon 2053

Haber

İnsanlık yeryüzünün %72’sini oluşturan su kürenin ortasında çeşitli yeryüzü dinamikleriyle yükselen veya alçalan kara parçaları (litosfer) üzerinde yaşamaktadır. İnsanlığın doğal yaşam alanını vücuda getiren kara parçaları ise dünya yüzeyinin oldukça küçük bir parçasını oluşturmaktadır. Tüm bu kara parçalarının en temel ortak noktası birer “ada“ niteliği taşımalarıdır....

6. DENİZCİLİK VE DENİZ GÜVENLİĞİ FORUMU
Türk Denizciliği Vizyon 2053

(21-22 Kasım 2024, İstanbul)

İnsanlık yeryüzünün %72’sini oluşturan su kürenin ortasında çeşitli yeryüzü dinamikleriyle yükselen veya alçalan kara parçaları (litosfer) üzerinde yaşamaktadır. İnsanlığın doğal yaşam alanını vücuda getiren kara parçaları ise dünya yüzeyinin oldukça küçük bir parçasını oluşturmaktadır. Tüm bu kara parçalarının en temel ortak noktası birer “ada“ niteliği taşımalarıdır. Adaların büyüklüğü birbirlerine göre farklılık göstermektedir. Bazı adalar üzerine birden fazla devletin ve ulusun yerleştiği kıtasal adalardır. Bazı adalar yalnızca bir devletin yaşam alanıyken, bazı devletler bir takımada zincirine yerleşmektedir. Bazı adalar bir devletin onlarca liman kentinden birini oluştururken, bazı adalar topyekûn adalardan oluşan bir liman kentinin küçük birer deniz kasabası niteliğindedir. Bazı adalara sadece birkaç haneli deniz köyleri inşa edilirken, bazı adalar morfolojik özelliklerinden dolayı insanlığın yaşamasına elverişli değildir. Tüm bu adalar dışında, çeşitli ekonomik faaliyetlerinin yürütüldüğü veya uluslararası deniz hukuku sorunlarına sebep olan, adacıklar, ada saçakları, kayalıklar, sığlıklar ve resifler bulunmaktadır. Nihayetinde bir bütün olarak yeryüzü Kıtasal Adalar Okyanusu olarak tanımlanmaktadır.

Bugün insanlığın yaklaşık %45’i kıyılardan itibaren karasal iç kesimlere doğru 150 kilometrelik bir kuşağın içinde devamlı denizel etkiye maruz kalarak yaşamını sürdürmektedir. Devletlerin ekonomik faaliyetlerinin çoğunluğu da bu alanın içinde gerçekleşmektedir. 21. yüzyılın başında 680 milyondan fazla insan ise deniz seviyesinden azami 10 metre rakımda (yükseklikte) yaşamını idame ettirmektedir. Diğer bir deyişle 680 milyon insan ki bu dünya nüfusunun kabaca %12’si etmektedir, alçak sayılabilecek coğrafyalarda ikamet etmektedir. Bilimsel çalışmalar bu rakamın 2050 yılından itibaren yaklaşık bir milyara ulaşacağını göstermektedir. Bu tespit, gelecek 30 sene içinde devletlerin deniz bağımlılıklarının artacağını göstermektedir. Diğer taraftan beşeri coğrafyanın ele aldığı diğer bir fenomen de ticarettir. 21. Yüzyılın başında dünya ticari mallarının asgari %80’i deniz yoluyla taşınmaktadır ve bu oran gelişmiş ülkelerde daha da artmaktadır. Gelişmiş ülkelerin nüfusunun %50’si protein ihtiyacı için denizel kaynakları kullanmaktadır. Bunlara ek olarak, küresel turizm faaliyetlerinin %80’i kıyı kuşağında yürütülmektedir. Denizlerin önemini vurgulayan yukarıdaki gibi istatistikler fazlasıyla arttırılabilir ancak en temelde suyun yüzeyi toplumlar için insanların, ticari malların, paranın, bilginin ve kültürlerin devamlı taşındığı bir yollar sistemidir. Bu sebeple, dünya üzerinde sular coğrafyasıyla güvenlik açısından, ekonomik, sosyo-kültürel, hukuksal ve psikososyal bağlamlarda ilişki içinde olmayan ya da etkileşmeyen bir kara parçası yoktur. Bu durum doğal yaşam alanı kara parçaları olan insan toplulukları için de geçerlidir. Okyanusla veya denizlerle hiçbir sınırı olmayan, tamamen karaya kitli ülkelerde yaşayan insanlar dahi iklim, bitki örtüsü ve ticaret olgusu üzerinden sular coğrafyası (hidrosfer) ile etkileşmektedir. Bu etkileşim yüzyıllardır uygarlığı denizlere iten temel motivasyon ola gelmiştir.

Türkiye de bu Kıtasal Adalar Okyanusu içerisinde, topografik olarak iki yarımadadan oluşan bir yapıya sahiptir. Yedi Denizler coğrafyasına yerleşmiş olması Türkiye’yi birçok dar denize kıyıdaş veya karşı komşu yapmıştır. Yarımadaların etrafını çeviren üç denize kıyıdaş olan Türkiye bir de iç denize sahiptir. Bu iç deniz küresel deniz ticaretinin kritik deniz düğüm noktalarından olan Türk Boğazlarının arasında yer almaktadır. Kıyılarında 180 civarında liman/liman tesisine sahiptir. Türkiye, Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı 2008 yılındaki kıyı etüd bilgilerine göre 8.483 kilometre kıyı şeridiyle dünya toplam kıyı şeridinin %3’üne sahiptir. Türkiye kıyıları, Karadeniz kıyısında 1719 km, Marmara kıyısında 1474 km, Akdeniz kıyısında 2025 km ve Ege kıyısında 3265 km uzunluğa sahiptir. Bu kıyılarda çoğu 750.000’i aşan nüfusuyla 28 kıyı veya liman kenti yer almakta ve bu kentlerde Türkiye nüfusunun yaklaşık %60’ı yaşamaktadır.

Aynı zamanda, iki yarımadadan oluşan coğrafyasıyla altı tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de iş gücüne katılım oranının büyük çoğunluğu kıyı kentlerinde konumlanmıştır. Türkiye’nin Gayrı Safi Milli Hasılasının yaklaşık %60’ı kıyı kentlerindeki mübadele ilişkileriyle oluşmaktadır. Ayrıca endüstriyel üretimin, ham ve mamul madde ihracat ve ithalatının yaklaşık %95’i kıyı kentleri üzerinden denizler yoluyla yapılmaktadır. Türkiye’de tarıma elverişli alanların çoğu kıyıda yahut kıyıya yakın denizle irtibatlı bölgelerde bulunmaktadır. Aynı zamanda Türkiye’de GSMH’daki payı hayli yüksek olan, Bacasız Sanayi olarak tabir edilen turizmin altyapı tesislerinin de yine çoğu kıyı alanlarında ve denize yakın bölgelerde yer aldığı dikkatten kaçmamalıdır. Verilen tüm bu bilgiler, Türkiye’nin denizlere sırtını dönememesi gerektiğini, denizle iç içe yaşadığını, yalnızca siyasi, askeri ve ekonomik faaliyetlerde değil, bunların yanı sıra doğal afetler ve insani yardım faaliyetlerinde de denize bağımlılığının olduğunu göstermektedir.

Türkiye'nin deniz yetki alanlarındaki önemi ve muhtemel enerji kaynaklarının keşfi, ülkenin jeopolitik stratejilerinde ve enerji politikalarında belirleyici bir faktör haline gelmiştir. Türkiye, Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi gibi stratejik denizlerde geniş bir deniz yetki alanına sahiptir. Bu bölgelerdeki varlığı, Türkiye'nin enerji ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası ilişkilerde de önemli bir rol oynamaktadır. Öncelikle, Türkiye'nin Akdeniz'deki deniz yetki alanları, özellikle son yıllarda gündemin üst sıralarında yer almıştır. Doğu Akdeniz'de bulunan enerji kaynaklarının keşfi, Türkiye'nin bölgedeki stratejik konumunu daha da güçlendirmiştir. Ancak, aynı zamanda, bölgedeki deniz sınırlarının belirlenmesi konusundaki anlaşmazlıklar ve çatışmalar da artmıştır. Bu durum, Türkiye'nin deniz yetki alanlarındaki stratejik önemini daha da vurgulamıştır. Karadeniz ve Ege Denizi gibi diğer denizlerde de Türkiye'nin deniz yetki alanlarında önemli potansiyel enerji kaynakları bulunmaktadır. Bu bölgelerdeki doğal gaz ve petrol rezervlerinin keşfi, Türkiye'nin enerji ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra bölgesel enerji ticaretinde de önemli bir rol oynamaktadır. Ayrıca, bu kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi, Türkiye'nin çevresel ve ekonomik açıdan sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmasına da katkı sağlayacaktır. Türkiye'nin deniz yetki alanlarındaki enerji kaynaklarının keşfi, ülkenin enerji güvenliği politikalarını şekillendirmiştir. Türkiye, enerji ithalatını azaltmak ve enerji arz güvenliğini artırmak için yerli kaynaklara daha fazla odaklanmıştır. Bu kapsamda, deniz yetki alanlarındaki enerji kaynaklarının etkin bir şekilde kullanılması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ekonomik kalkınma hedeflerine ulaşmasına yardımcı olacaktır.

Jeopolitik konumu açısından küresel deniz ticaretinin sürdürülebilmesinde önemli roller üstlenen deniz iletişim hatlarına (SLOCs) ve kritik deniz düğüm noktalarına sahip Türkiye’nin bugün yüzleştiği dış politika sorunlarının temelinde de deniz jeopolitiği yatmaktadır. Buna bir de ülkenin denizcilik ekonomisinin potansiyelinin, kullanımına göre önemli ölçüde yetersiz kaldığı eklenirse Türkiye’nin denizcileşme uyanışında kararlı ve emin yürüyüşünün, kat etmesi gereken uzun bir yolu olduğu ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’nin denizcileşme yolunda kat edeceği bu uzun yolda, uluslararası ilişkiler literatürünün yaşadığı deniz körlüğünü kamu faydası yaratacak şekilde deniz mekânsal farkındalığını arttırarak, rehabilite edebilecek bu ve benzeri akademik etkinlikler ülkenin dikkatini denizlerine çekmesine vesile olacaktır. Böylelikle denizcilik çalışmaları literatürü gelişecek ve ülkenin idari kurumlarının ve sermayenin ihtiyaç duyduğu bilgi nevi ortaya çıkarılacaktır. Bu amaca dönük Modern Denizcilik Çalışmalarını kapsayacak tüm alanlar Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu’nun ana temasını oluşturmaktadır; donanmalar, deniz ticaret filoları, deniz ticareti şirketleri, limanlar ve liman işletmeciliği, tersaneler (gemi inşa sanayii ve gemilerde geçerli mühendislik dallarının tamamı), balıkçılık faaliyetleri, deniz dibi madenciliği (metalürji, jeoloji, oşinografi, hidrografi ve sismoloji dâhil), deniz turizmi, marinalar ve marina işletmeciliği, ulusal ve uluslararası deniz hukuku, deniz eğitim-öğretim kurumları ve faaliyetleri, deniz çevreciliği, destekleyici sektörler (arama-kurtarma, acentecilik, kılavuzluk hizmetleri, seyir-iletişim kolaylığı, gemi trafik hizmetleri, deniz meteorolojisi vb.), denizcilik tarihi, denizcilik edebiyatı, kültürel ve sportif temalı faaliyetler (su sporları, müzecilik vb.). Ulusal/uluslararası, askerî/sivil denizcilik kuruluşları ile yapılacak ortaklıklarla bütünleştirici bir yaklaşım ve geniş bir tarih vizyonu ile birlikte ele alınacaktır. Değişen “deniz ve denizcilik“ parametrelerini kamu faydası üretmek ve sürdürülebilir bir sevk ve idare konusunda Türkiye’de ve işbirliği yapılacak ülkelerde “deniz ve denizcilik gücü“ alanında kamusal bilinç oluşturulması amaçlanmaktadır. İlgili çalışmaların, küresel gelişmelerin gerektirdiği yeni boyutlara taşınması, Türkiye ve diğer ülkeler arasında denizcilik temalı etkileşim ağları oluşturulması bu sene 5. düzenlenecek olan Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu için hayati önemi haizdir. Diğer taraftan Türkiye’nin dış politikada karşı karşıya olduğu kronikleşmiş sorunların (Karadeniz Deniz Gücü Dengesi ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Ege Denizi Sorunları, Mavi Vatan’daki Deniz Yetki Alanları, Mavi Suçlar, Kitlesel Göç Dalgaları, Enerji Nakil Hatlarının Güvenliği, Kıbrıs Sorunu ve 36. Kuzey Enleminin güneyinde yer alan Kırılgan Devletler Kuşağı) çoğu denizlerle doğrudan ilişkili olması sebebiyle deniz jeopolitiğinin çalışma alanına girmektedir. Deniz jeopolitiğine dair akademik farkındalığı arttırmak, bu farkındalığa dair gereklerin tespiti, hedeflerin ortaya çıkarılması, ihtiyaçların temini ve mevcut potansiyeli ekonomik refaha çevirecek düzeyde denizcilik gücü yeteneklerinin inşası konusunda akademik tartışmaların sürmesi Türkiye’nin ulusal çıkarlarının bir gereği olarak değerlendirilmektedir.

21. Yüzyıl, Denizler ve Okyanuslar Yüzyılı olma noktasında kuvvetli bir ivme yakalamıştır. Yaşanan çoğu uluslararası krizler, rekabetler, savaşlar, ittifaklaşmalar ve işbirlikleri Avrasya Kıtasal Adası’nın çevresindeki Dar Denizlere, İç Denizlere ve Marjinal Denizlere odaklanmaktadır. Türkiye’nin de 21. Yüzyılda kendine uluslararası toplumda saygın, etkin ve kuvvetli bir konum elde edebilmesi Mavi Uygarlığa erişim ile mümkün görünmektedir. TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü’nün bu yıl düzenleyeceği 6. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu tüm yukarıda sayılan ihtiyaçlara cevap verme noktasında kuvvetli bir motivasyon içermektedir.


Alt Temalar

Türk Denizcilik ve Deniz Güvenliği Vizyonu 2053

Deniz Jeopolitiğinde Yeni Perspektifler ve Bölgesel Çalışmalar;
Akdeniz, Ege Denizi, Karadeniz, Okyanuslar ve Kutuplar

Deniz Güvenliğinde Güncel Tehditler ve Mavi Suçlar

Türk Denizciliğinin Gelişimi

Türk Donanma Diplomasisinin Kullanımına Dair Güncel Trendler

Deniz Kapasiteleri İnşasına Dair Güncel Konseptler ve Konular
Denizcilik Gücü
Deniz Gücü
Donanma Gücü

Denizcilik Jeoekonomisinde Yeni Fırsatlar ve Türkiye
Türk Denizciliğinin İdari ve Kurumsal Yapısı
Türk Denizcilik Ekosisteminin Vizyonu ve Geleceği
Mavi Ekonomide Yeni Trendler
Türk Deniz Ticaretinin Vizyonu ve Geleceği
Türk Deniz Taşımacılığının Vizyonu ve Geleceği
Türk Deniz Turizmi Vizyonu ve Geleceği
Türkiye’nin Gemi İnşa Yetenekleri ve Tersanecilik Sektörünün Vizyonu ve Geleceği
Türk Limanları; Hinterland, Gateway ve Foreland Geliştirme Stratejileri

Okyanus Politikaları

Denizcilik Çalışmalarında Çevre Güvenliği

Küresel Denizcilikte Dijitalleşme Çağı ve Yeni Doğan Tehditler

Afetle Mücadelede Denizlerin Kullanımı ve Deniz Köprüsü Stratejileri

Deniz Jeokültürü

Denizlerin Enerji Potansiyeli ve Sürdürülebilir Kullanımı

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Ulusal Yetki Alanları Dışında Kalan Denizlerdeki Biyoçeşitliliğin Korunması ve Sürdürülebilir Kullanımına dair Sözleşme kısaca BBNJ Anlaşması[1] denizlerin korunması için alan temelli yönetim araçlarını, çevresel etki değerlendirmesini ve stratejik etki değerlendirmesini içeren düzenlemelerle birlik...;

Ulusal ve uluslararası alanda ülkelerin güveliği sadece siyasi ve askeri meseleler ile ilgili olmamıştır. Özellikle soğuk savaş sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde küreselleşmenin yükselişiyle beraber, ekonomik konuların önemi daha artmıştır. ;

İsrail'in devletinin kurulduğu 1948 yılından günümüze uzanan Siyonist ideolojinin militarist bir devlete dönüşmesi, orta doğu coğrafyasında katliama varan insan hakları ihlallerinin sona ermeyeceğinin göstergesidir. İsrail devletinin 7 aydır süren bombardımanlarının Gazze'de yarattığı yıkım ve sonuc...;

Ekonomik güvenlik bireylerin, toplulukların ve ülkelerin ekonomik istikrar ve refahını koruma yeteneğini ifade etmektedir. Bu kavram makroekonomik faktörler, istihdam güvenliği, gelir güvenliği, finansal istikrar ve ticaret dengesi gibi boyutları içermektedir. Ekonomik güvenlik, aynı zamanda ekonomi...;

Son yıllarda küresel siyasette güç dengelerinde ki önemli değişimlerin Körfez siyasetine yansımakta ve bölgesel güvenlik haritasını yeniden şekillendirmekte olduğu görülmektedir. Bu dinamizm çerçevesinde gerçekleşen önemli gelişmeler uzun vadede değişim için bir potansiyel oluşturmakla birlikte deği...;

Asya kıtası yükselen küresel güçlere ev sahipliği yaparak 21. yüzyılda dünyanın ekonomi ve ağırlık merkezi hâline gelmiştir. Türkiye'nin, kadim bağlara sahip olduğu bu kıta ile daha güçlü bağlar kurmak üzere 2019 yılında ilan ettiği Yeniden Asya (Asia Anew) girişimi, yenilikçi olmayı da gerektiren g...;

Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin köşe taşı olarak görülen; Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (CFE-AKKA), NATO ve Varşova Paktı ülkeleri arasında 1990 yılında imzalanmış ve 1992 yılı Temmuz ayında yürürlüğe girmiştir.;

Güçlü tarihsel ve kültürel arka plana rağmen stratejik nitelikli diyaloğun henüz gelişmekte olduğu Türkiye - Orta Doğu veya daha dar kapsamda Türkiye - Körfez Ülkeleri ilişkilerinin kırılgan eksenden yeni dengeler, yeni roller ve yeni ittifaklara uyum sağlayacak bir işbirliği eksenine dönüşmesi seçe...;

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 2

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Nis 2024 - 11 May 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1 - İKT Üyesi Ülkeler Düşünce Kuruluşları Forumu 28 - 30 Ocak 2010 tarihleri arasında İstanbul’da yapıcı ve samimi bir ortam içinde cereyan etmiştir.

“III. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi“ 4 - 6 Aralık 2007 tarihleri arasında İstanbul'da Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi - TASAM'ın ev sahipliğinde gerçekleştirildi. III. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi'ne, Afrika Birliği'ne üye ülkelerden Afrika Birliği nezdinde kıta hakkındaki çalı...

21. yüzyılın kuşkusuz en önemli paradigma değişimlerinden birini küreselleşme süreci oluşturuyor. Bu süreçle beraber siyasal, sosyal, ekonomik pek çok alanda köklü değişimler yaşandı, yeni yol ve yöntemler keşfedildi, eski yöntemler yeniden inşa edildi; sonuçta yepyeni bir anlayışla karşı karşıya ka...