Yeni Savaşlar ve Ontolojik Güvenlik

Açılış Konuşması

Marka olma yolunda önemli mesafeler kat eden İstanbul Güvenlik Konferansı’nda bir kez daha anahtar konuşmacı olarak sizlere hitap etmekten mutluluk ve onur duyduğumu belirtmek isterim. Dokuzuncusu düzenlenen İstanbul Güvenlik Konferansı, devam etmekte olan Ukrayna -Rusya Savaşına ilave olarak Hamas- İsrail çatışmasının gölgesi altında ve adeta İsrail’in kural tanımaz katliamının yol açtığı üzüntülü bir ortamda gerçekleşmektedir. ...

Marka olma yolunda önemli mesafeler kat eden İstanbul Güvenlik Konferansı’nda bir kez daha anahtar konuşmacı olarak sizlere hitap etmekten mutluluk ve onur duyduğumu belirtmek isterim. Dokuzuncusu düzenlenen İstanbul Güvenlik Konferansı, devam etmekte olan Ukrayna -Rusya Savaşına ilave olarak Hamas- İsrail çatışmasının gölgesi altında ve adeta İsrailin kural tanımaz katliamının yol açtığı üzüntülü bir ortamda gerçekleşmektedir.

Kendisi de bir marka olan TASAM, bu konferans ile farklı eş etkinlikler de düzenlemektedir. Bu açıdan da Konferans’ın tasarım, planlanması ve icrası özenli bir çalışma gerektirmektedir. Bu özenli çalışma TASAM Başkanı Sayın Süleyman Şensoy liderliğinde dar bir ekip tarafından gerçekleştirilmiştir. Kendilerine emekleri için teşekkürlerimi sunuyorum.

Öncelikle Kasım ayı içinde geçmişte gerçekleşen ve hatırlatmamın önem taşıdığını düşündüğüm birkaç konuya dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

1.0 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kuruluş Yıldönümü

15 Kasım 1983, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kuruluş yıldönümüdür. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ilânı, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından adanın siyasî durumuyla ilgili olarak yapılan görüşmelerin bir sonucudur. Türk tarafının 13 Şubat 1975te ilân ettiği Kıbrıs Türk Federe Devletinin yapısı adada federal bir çözüme gidileceği varsayımı üzerine kurulmuştur. Bu sebeple kuruluş bildirgesinde, nihaî amacın iki bölgeli bir federasyon çerçevesinde Kıbrıs Rum toplumuyla birleşmek olduğu belirtilmiştir. Aynı amaç doğrultusunda Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş’ın 1977de Rum lider Makarios, ardından 1979da onun yerine geçen Kiprianu ile yaptığı toplantılarda Kıbrısta iki kesimli, iki toplumlu federasyon kurulması için ilke anlaşmasına varılmıştır. Ancak, Rumlar, bu iki anlaşmanın gereğini yerine getirmeyerek siyasî eşitliğe dayalı iki kesimli federasyon çözümüne devamlı karşı çıkmışlar ve konuyu uluslararası platformlara taşımışlardır. Birleşmiş Milletlere başvurarak Kıbrıs’ın tamamında sadece Rumların hâkim olacağı bir düzenleme yapılması ve bunun baskı ile Türklere kabul ettirilmesi için uğraşarak çözüm yollarını tıkamışlardır.

Federasyon kapısının kapandığını, çözüm ümitlerinin ortadan kalktığını gören Türk tarafı, federe devlet şeklindeki yapısını bağımsız ve özgür bir devlet statüsüne çevirme gereğini duymuştur. Adada federasyona dayalı bir devlet düzeni bulunmadığına ve böyle bir devletin kurulması ümidi de kalmadığı bir ortamda Kıbrıs Türk Federe Devleti boşlukta kalmış, anlamını yitirmiş bulunuyordu. Bu sebeple 15 Kasım 1983te federe devlet statüsü terkedilerek bağımsız, özgür Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilân edilmiştir.

Çok zorlu süreçlerden geçerek devlet olma hakkını kazanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 40’ıncı kuruluş yıldönümünü kutluyor, bu haklı davanın özellikle genç nesillerde unutulmaması için yoğun çaba göstermemiz gerektiğini, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bir devlet olarak tanınması için gayretlerimizin arttırılması gerektiğini vurgulamak istiyorum.

2.0 Ahıska Türkleri

Bu ay içinde diğer unutmamamız gereken diğer bir konu ise 14 Kasım 1944 tarihinde Ahıska Türklerinin ana vatanlarından sürülmelerinin 79uncu yılı olmasıdır. Gürcistan'ın Türkiye sınırında yer alan Ahıska, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından imzalanan antlaşma ile Rusya'ya bırakılmıştır. Ahıska Türklerine Çarlık Rusyası döneminde yapılan baskı ve zulümler, Sovyetler Birliği (SSCB) döneminde de devam etmiştir. Özellikle Stalin döneminde, bu baskılar artmış, Ahıska Türklerinin önde gelen aydınları, türlü bahanelerle tutuklanıp öldürülmüş veya sürgün edilmiştir. Türklerin soyadları değiştirilmiş, Ahıska ve çevresine sınır koruması" gerekçesiyle binlerce asker yerleştirilmiştir. Askere alınmayan Ahıska Türkleri, 2. Dünya Savaşı başlayınca oluşan asker ihtiyacı nedeniyle askere alınmışlar ve 40 bin kadar Ahıska Türk’ü Almanlarla savaşmak üzere cepheye gönderilmiştir. 

Stalin, II. Dünya Savaşı'nda Rus ordusunda savaşmalarına rağmen tıpkı diğer tüm Türk topluluklarına yaptığı gibi Ahıska Türkleri için de sürgün kararını imzalamıştır. Sayıları 86 bini bulan Türkler, Ahıska'dan Orta Asya'nın çeşitli bölgelerine sürgün edilmiştir.

Vagonlarda üst üste bindirilen Ahıska Türklerinin bu zorlu yolculuğu bir aydan fazla sürmüş, yolculuk sırasında yaklaşık 17 bin Ahıska Türkü, açlık, soğuk ve hastalık nedenleriyle hayatını kaybetmiştir.

Stalin yönetimi, sürgünün gerekçesini "Tüm erkekleri Ruslarla cephede olan Ahıskalı Türklerin, II. Dünya Savaşı'nda Nazilerle iş birliği yapmaları" olarak göstermiştir. Sovyetlerin dağılmasıyla bu iddianın doğru olmadığı ve gerçek amacın Karadeniz çevresini Türklerden temizlemek amacıyla yapıldığı ortaya çıkmıştır.

SSCBnin dağılmasıyla gündeme gelen Ahıskalı Türklerinin topraklarına dönme meselesi“ yıllara rağmen bir çözüme kavuşamamıştır. Gürcistan yönetimi ise 2007 yılında kabul edilen Ahıskalı Türklerin ana vatanlarına geri dönüşünü kapsayan yasaya rağmen hala somut adımlar atmamıştır.

4 yaşındayken ailesiyle sürgüne gönderilen 81 yaşındaki 10 çocuk annesi Simizar Mehmetoğlu, sürgünde aç, susuz ve çıplak kaldıklarını şu şekilde anlatmıştır.

"Babamın rengi neydi, büyük mü küçük mü, güzel mi, çirkin miydi? Bilmem. Ayakta, bedende yok. Her şeyi urba edip giyindik. 6 yıl Özbekistan'da bir kırık emeğe hizmet ettim. Kapılarını süpürdük, hayvanlarına ot taşıdık. Anneme yardım edip ot biçtik. Çamurlu su içtim. Böbreklerimde taş oldu.

İlk önce Özbekistan'a sürgün edildiğimizde ben ve kardeşlerim körpeydik. Trenle gittik. Bir ay trenle götürdüler. Trende kim bir şey derse onu suya atıyorlardı. Su ve yemek yok. Aç ve sahipsiz trende bir ay gezdik. Çok zorluk gördük. Şimdi anlatınca gördüğüm zorluklardan dolayı beni titreme tutuyor. Özbekistan'a körpe girdim yaşlı çıktım. Anne ve baba yok. 40 yıl Özbekistan'da yetim yaşadık.“

3.0 Berlin Duvarı

Ülke güvenliklerinin duvarlar çekilerek sağlama düşüncesinin giderek artan ölçüde kabul görmekte olduğu günümüzden 34 yıl önce 9 Kasım 1989 günü bir dönemi simgeleyen Berlin Duvarı yıkılmıştır.

II. Dünya Savaşı’ndan galip çıkan ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği, Almanya ve Berlini dörde böldükten sonra ABD, İngiltere ve Fransanın kontrolündeki bölgelerin yönetimleri birleştirilerek 1949da Federal Almanya Cumhuriyeti (Batı Almanya), Sovyetler Birliğinin kontrolündeki bölgede ise siyasi yapısı Sovyet Sosyalist sisteme dayanan Demokratik Almanya Cumhuriyeti (Doğu Almanya) kurulmuştur.

Batı Almanya refah seviyesini artırırken Doğu Almanya'nın ekonomik açıdan gelişmemesi üzerine gençlerin ağırlıkta olduğu kesim Batı Almanyaya kaçmaya başlamıştır. Bunun önüne geçmek isteyen Doğu Almanya yönetimi önce kendi çevresini dikenli tellerle kapatmış, teller kaçışları engellemeyince 1961de 3,6 metre yüksekliğinde, şehir içinde yaklaşık 44, çevresinde ise 112,7 kilometre uzunluğunda Berlin Duvarı inşa edilmiştir.

Doğu ile Batı Berlin arasında 8 sınır geçiş kapısı bulunan duvar boyunca 300'ün üzerinde gözetim kulesi yapılmış ve yaklaşık 11 bin 500 asker ve polis görev yapmıştır. Bu önlemlere rağmen çok sayıda Doğu Almanya vatandaşı “Batı'ya“ geçmeyi denemiştir. Duvarın yıkıldığı 9 Kasım 1989a kadar 5 binin üzerinde kişi duvarı aşarak Batı Almanyaya geçmeyi başarırken, en az 138 kişi bu girişim sırasında hayatını kaybetmiştir.

Berlin Duvarı’nın 9 Kasım 1989da yıkılması dünyada Soğuk Savaş’ın da sona ermesini beraberinde getirmiştir. Daha sonraki süreçte iki Almanya birleşmiş, Avrupa Birliği de eski Doğu bloğunda bulunan Avrupadaki ülkelerini bünyesine katarak genişlemeye devam etmiştir.

4.0 Balfour Deklarasyonu

Kasım ayında gerçekleşen diğer önemli olayda, Filistinin kaderini değiştiren 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklarasyonudur.

I. Dünya Savaşı sürerken, İngiltere, dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı olan Arthur Balfour tarafından yapılan 67 kelimelik açıklama ile Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olan Filistin topraklarında bir "Yahudi ulusal anayurdu" kurulmasını destekleyeceğini bildirmiştir.

Deklarasyon, o sırada Birleşik Krallık vatandaşı Yahudilerin liderlerinden Lord Walter Rothschild'a gönderilen bir mektuba ekli olarak gönderilmiştir. Lord Rothschild, Yahudilerin "tarihi anayurt" saydıkları, Şeria/Ürdün Nehri'nin doğu yakasından Akdeniz'e kadar uzanan, o sırada Filistin denilen topraklarda bağımsız bir devlet kurma ülküsü, yani Siyonizmin en önde gelen savunucusu ve İngiltere Siyonist Federasyonu'nun da başkanıdır. Deklarasyon metni, Lord Rothschild'a mektupla gönderildikten bir hafta sonra 9 Kasım 1917 günü gazetelerde yayınlanmıştır.

Bu aynı zamanda dünyadaki güçlü ve etkili bir ülke tarafından Siyonizme verilen ilk açık destektir. Buna karşılık metinde "devlet" yerine, bilerek daha muğlak "ulusal anayurt" kavramı kullanılmış, Filistin ile tam olarak hangi sınırların kastedildiği de belirtilmiştir. İngiltere hükümeti daha sonra "Filistin'de bir Yahudi anayurdu" derken bütün Filistin'i kastetmediğini bildirmiştir.

İngiltere hükümeti de 1939 yılına gelindiğinde Balfour Deklarasyonu ile bir hata yaptığını kabul etmiştir. Böyle bir açıklama yapmadan önce yerli halkın görüşlerinin dikkate alınmış olması gerektiğini ve deklarasyonda Filistinlilerin siyasi haklarının da güvenceye alınması koşulunun getirilmesi gerektiğini kabullendi. Ancak artık gelişmeler kendisinin kontrolünden çıkmaya başlamıştır.

Dünya genelinde büyük çaplı savaşlarda oran olarak %17den %4e düşme olmakla birlikte, meskun mahal çatışmalarının oransal olarak %96 gibi önemli bir sayıya ulaşmış olması yeni, savaşların yönü ve içeriği hakkında bize ön bilgi verebilmektedir. Bu konuşmanın yapıldığı tarihte, devam etmekte olan Hamas-İsrail çatışması yeni savaşların örneğini teşkil etmektedir. Aslında bu savaşların özelliğini Çinli stratejistler sınırsız savaş olarak adlandırmaktadırlar. Onlara göre sınırsız Savaş’ın ilk kuralı geçerli hiçbir kuralın olmamasıdır.

Mary Kaldor, New Wars-Yeni Savaşlar“ adlı çalışmasında, yeni savaşlar kavramına açıklık getirmektedir. Kaldor, eski savaşlar ile yeni savaşlar arasında farkları aktörler, hedefler, yöntemler ve finansal yapılar olarak sınıflandırmaktadır. Aktörler açısından bakıldığında, eski savaşlarda egemen devletler ve savaşlar devletlerin düzenli orduları arasında gerçekleşmekte iken yeni savaşlar ise devlet-dışı aktörlerin- paramiliter gruplar, düzenli silahlı güçler, cihatçı gruplar gibi- çeşitli kombinasyonları arasında olur. Eski savaşlarda aktörler jeopolitik çıkarlar ve ideoloji hedefiyle savaşırken, yeni savaşlarda –dini, etnik, kabile gibi- kimlik olgusu için mücadeleyi içerir. Özel gruplar için amaç devlete nüfus etmektir. Yöntem olarak eski savaşlarda belirleyici olan karşı karşıya gelmek iken, Yeni savaşlarda nadiren toprak kontrolü olur, nüfus ve politik araçların ele geçirilmesi daha önceliklidir. Finansal yapılar bakımından eski savaşlar, vergilendirme veya dış devletler tarafından finanse edilirken yeni savaşlar adam kaçırma, diaspora desteği, elmas, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı gibi yollarla finanse edilir. Eski savaşlar gelir kaynakları açısından merkeziyetçi bir yapıda iken, yeni Savaşlar açık bir şekilde küreselleşmiştir. 

Kaldorun yeni savaş yaklaşımının genel karakteristik özelliklerini aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.

-Devlet merkezli olmaması,
-Daha çok etnik, dini ve ideolojik farklılıkların öne çıktığı çatışmalar,
-Savaşın sivil halka yönelik olması,
-Küreselleşmeyle birlikte uluslararası boyut kazanması,
-Silahların yaygınlaşması
-Medyanın etkisi

Charles J. Dunlap, The Three Block War: Fighting in Urban Areas adlı çalışmasında yeni savaşlarda kentlerin artan önemiyle başa çıkmak için yeni stratejiler geliştirilmesi gerektiğini ve savaşın aşağıda yer verilen 3 bloktan oluştuğunu açıklamaktadır.

-Birinci blok, askeri operasyonların yapıldığı bölge,
-İkinci blok, sivil insanların yaşadığı bölge,
-Üçüncü blok, ikinci blokta savaşın sonuçlarını yaşayanlar.

Dunlap, başarı için uygulanması gereken stratejileri, sivil-asker iş birliği, yerel halkın desteği ve unsurları barış gücü gibi yönetmek olarak sıralamaktadır. Diğer taraftan Düzensiz Savaşlar veya Küçük Savaşlar“ kavramının da sıklıkla kullanılmakta olduğunu görüyoruz. Dünyadaki en etkili konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan askeri faaliyetleri yapabilme yeteneğine sahip ABDnin Savunma Bakanlığı, düzensiz savaşı; devlet ve devlet-dışı aktörler arasındaki hedef kitle üzerinde meşruiyet ve etki yaratmak için şiddete dayalı bir mücadele olarak tanımlamaktadır. Düzensiz savaşta hasmın gücünü, etkisini ve arzusunu kırmak için dolaylı ve asimetrik bir yaklaşım dâhilinde askeri ve diğer yeteneklerin de kullanılabileceği ifade edilmektedir. Tanımdan da açıkça anlaşıldığı gibi hedef toplum üzerinde hem devlet (otorite) hem de devlet-dışı aktör (meydan okuyan-sınayan) bir meşruiyet mücadelesi vermektedir.

Düzensiz savaş, halkın savaşan taraflarca merkeze konulduğu istikrarsız güvenlik ortamında meydana gelir. Düzensiz savaş siyasi karakterde gelişmekle birlikte mücadelenin şiddet içeren karakteri, düzensiz savaşı siyasi mücadeleden farklılaştırmaktadır. Ancak, düzensiz savaşların hasım tarafları birbirleriyle hem şiddet içerikli eylemlerle hem de şiddet kullanmadan mücadele ederler. Dolayısıyla, düzensiz savaş askeri yaklaşımın da ötesinde halkı ve yabancı aktörleri etkilemeyi de hedefler. Yine de düzensiz savaşın en önemli sınaması sadece savaşmayan tarafları etkilemek değil, hasım tarafla şiddete dayalı mücadelenin ve halkın ihtiyaçlarını karşılama arasındaki dengenin sürdürülebilmesidir.

David G. Perkins, Century" başlıklı çalışmasında, “Çok Yönlü Savaş“ tan söz etmekte ve bu savaşın bazı özelliklerine aşağıda özetle yer verildiği şekilde değinmektedir.

-Savaşın doğasının değişimi ve modern çok yönlü savaşların yükselişi.
-Çok yönlü bir yaklaşım: Sadece kara, hava, deniz değil, siber, uzay ve elektromanyetik gibi alanların da dahil edilmesi.
-Çok alanlı savaşa hazırlık konusunda stratejiler: Personel eğitimi, teknolojik yatırımlar, lojistik ve istihbarat paylaşımı…
-Sivil toplum da artık etkileniyor.
-Dolayısıyla sadece askeri alanla ilgili değil, ekonomik, sosyal ve politik boyutlarıyla savaş ele alınmalı.

Savaş üzerine ve özellikle yeni savaşların evrilme yönü üzerine yapılan çalışmalar kadar olmasa da savaşların nasıl sona erebileceği“ konulu çalışmalara da rastlanılmaktadır. Bu çalışmalardan biri de Goemans’ın 2000 yılında yayınlanan, Ukrayna-Rusya savaşı ile yeniden gündeme gelen War and Punishment“ adlı eseridir. Goemans, eserinde, savaşın sona erebilmesi için 3 parametreden söz etmektedir.

1. Bilgi: Pazarlığın yeniden başlaması için güç durumlarıyla ilgili net bilgi şart.
2. Güvenilir Taahhüt: Anlaşma olunca barışı koruyacak bir mekanizma yok. Yaptırım gücü yok.
3. İç Politika: Liderler kendi iç kitleler üzerinde tam kontrol sağlanmadan bitmez.

Savaşlar ve dolayısı ile güvenlik üzerine konuşurken ve konu Ortadoğu olunca, David Fromkinin Barış’a Son Veren Barış “adlı eserinden söz etmeden olmayacaktır. Eserde, I. Dünya Savaşı sonrasında emperyal devletlerin adeta cetvelle çizdikleri bölgenin gerçeklerinden uzak, ulusal çıkarların merkez alındığı bir Ortadoğu haritası ile atılan krizlerin tohumları bugün karşı karşıya kaldığımız sorunların en büyük tetikleyicisidir. Bölge, kolonyal mirasın yükleri ile karşı karşıyadır ve bastırılmış ve dondurulmuş sorunlar karşımıza daha yoğun şekilde çıkmaktadır.

En içte, ulusal güvenlik sistemi olmak üzere, yakın çevre tehdit halkası ve en dışta küresel tehdit alanından oluşan üç halkalı güvenlik sisteminin merkezine Birleşmiş Milletler in 1994 tarihli “İnsani Kalkınma Raporu“ ile İnsan Güvenliği yerleştirilmiştir. İnsan güvenliği kavramı ile çatışmaların ve küreselleşmenin yarattığı çok boyutlu tehdit ve eşitsizliklere maruz kalan insanlara odaklanılması esas alınmaya çalışılmıştır. Ekonomi, gıda, sağlık, çevre, birey (şiddet), toplum, siyasal (özgürlükler) olarak 7 alanı kapsayan insan güvenliği, insanların evde, işyerinde, toplum içinde, günlük yasamda ani ve ıstırap verici dalgalanmalar karsısında korunması durumunu ifade etmektedir.

Dünya üzerinde yaşananlar insan güvenliği sağlamının henüz ütopya gibi durduğunu göstermektedir. Darfur, Yemen, Gazzede yaşananlar en güçlü örnekleri teşkil etmektedir.

İnsan güvenliği ile günümüzde daha çok duymaya başlayacağımız diğer bir kavram ise ontolojik güvenlik“tir. Bireyin istikrar ve sürdürülebilirlik ortamında kendisini güvende hissedebileceği, belirsizlik altında ise tehdit altında hissetmesi ve kaygı duyması olarak özetlenebilecek ontolojik güvenlik, bireyin kimliği ve benliği ile ilgili güvenlik algısı olarak açıklanabilir.
Gelecek odaklı çalışmalarda yararlanılabilecek birkaç konuya ana başlıklar altında yer verilmiştir.
Dünya Barışını Etkileyen İktisadi Eğilimler (1929-Morizt Bonn ve Andre Siegfried) adlı çalışmada vurgulanan iki önemli konu:

1. Güçlü olanın ayrıcalıklı konumunu sürdürmeye, diğerlerinin ise daha fazla güç arayışında olmaları.
2. Hiçbir şeyi olmayan bir şey ister, bir şeyi olan daha fazlasını ister ve çok şeyi olan onu korumak ister.

Ratzel, Devletlerin Mekânsal Büyümesinin Yasaları“ adlı eserinde devletin sınırını, daimî akışkanlık durumunda olan canlı bir organizmaya benzetmektedir. Bu eser, Hitlerin yaşam alanı stratejisine de esin kaynağı olmuştur.

Lenin, politikayı, ekonominin yoğunlaştırılmış ifadesi olarak açıklamaktadır. Devletler çoğu zaman savaş dönemlerinde, barışın gelişine hazırlıklı olarak iktisadi önlemler geliştirirler. Alman Silahlanma Bakanlığı’nın 10 Ağustos 1944te Salzburg toplantısı bu konuda örnek olarak dikkate alınmalıdır.

Lorot ve Thual, La Geopolitique“ adlı çalışmalarında modern jeopolitiğin tanımlayıcı karakteristik özelliğinin, iktisadi faktörler karşısında askeri faktörlerin öneminin azaldığını ve ekonomik güç arayışının bütün gelişmiş ülkelerin ana stratejisi olduğunu vurgulamaktadırlar.

Mark Twain: Tarih kendini tekrar etmez, ancak sıklıkla kafiyelenir.

Cicero: Siz doğmadan önce olanlara dair hiçbir şey bilmemek, her zaman çocuk kalmanıza neden olur.

ABDnin Japonyaya savaş ilanı ile SSCBne savaş gemisi vermesi, MILEPOST –Hula Projesi: 180 gemiden 149u SSCBne teslim edildi. 750si subay 12 bin Sovyet Askerinin Eğitimi

Caydırıcılık stratejisi için 3 ana koşul olduğu planlamalarda dikkate alınmalıdır:

1. Muktedir ve inanılır güce sahip olmak.
2. Gücü kullanacak siyasi iradeye sahip olmak.
3. 1 ve 2nci konularda konuda mesaj vermek.

Göring-Nürnberg Mahkemesi: Sıradan halk savaş istemez. Tek yapmanız gereken şey onlara saldırı altında olduklarını söylemek, barış yanlılarını da yurtseverlik yoksunu olarak niteleyip ülkeyi tehlikeye atmakla suçlamaktır. Bu her ülkede aynı işler.

Robert Kaplan: Yeni Post Modern gerçek ve algılanan adaletsizliklere karşı ses çıkaran kalabalıklar-Az gelişmiş ülkelerde değişim isteyen insanlar, gelişmiş ülkelerde öfkeli gençler.

Martin Shaw: Transfer savaşları-Yolsuzluklar yerine ekonomik krize kükremek

Machiavelli: Düşmanın içeriden yenilmesi-İç sorunları olan düşman fethedilmeye hazırdır.

Dini coşku: Dinin jeopolitik hedeflerin hizmetinde silah haline getirilmesi

Sun-Tzu: Çaresiz olana saldırmayın, onlar hayatta kalmanın bir yolunu buluncaya kadar bekleyin“

Kissinger: Az sayıda insanın zihninde doğmuş ve hiç kimsenin zihnine taşınmamış bir dış politikanın başarı şansı hiç yoktur.

Son tahlilde; eski dönemi simgeleyen kurumların, düşünüş şekillerinin ve çıkar gruplarının varlığının devam ettirilmeye çalışılmasının, soğuk savaştan kalma yapı ve tutumlar, kısmen ya da tamamen geçerliliğini yitiren eski doktrinlerle yola devam edilmesinin ve sonuçta mevcut değişime ayak uydurulamamasının yarattığı sorunların kartopu etkisi ile sorunları hızlandırdığı bir ortamı yaşamaya devam edeceğiz.

(23.11.2023 - 9. İstanbul Güvenlik Konferansı Anahtar Konuşması)
 

 
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2765 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1107
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 295
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2054 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2054

Amerika Birleşik Devletleri normal bir büyük güç haline gelirse dünya nasıl bir yer olurdu? Burada sorulan, Amerika Birleşik Devletleri'nin tamamen izolasyonist bir tutuma geri dönmesi değil, tarihte birçok büyük gücün genellikle dar çıkarcı ve sıkça sömürücü şekilde davrandığı, liberal düzenin dü...;

Bölgemizdeki savaş ve çalkantıların ortasında İran'ın siyasi sistemi, bazı ülkelerde "İran uzmanları" tarafından ortaya atılan iddiaları boşa çıkaracak şekilde seçimleri rekabetçi, barışçıl ve düzenli bir şekilde gerçekleştirerek kayda değer bir istikrar sergilemiştir.;

İnsanların vatandaşı oldukları, ikamet ettikleri veya yerleşik bulundukları topluluklardan ayrılarak farklı coğrafyalarda devam eden savaşlara gönüllü olarak katılmaları, devrimler çağından başlayarak modern devletler sisteminin oluşum sürecini takip eden bir olgudur. Bu süreci tanımlamak amacıyla a...;

Ruanda ve Uganda, Afrika Büyük Göller Bölgesi'nde konumlanmış, tarihsel bağlamda derin etkiler bırakmış iki komşu ülke olarak "3. Dünya" ülkeleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bölgedeki siyasi ve etnik çatışmalar, uzun vadeli kalkınmayı olumsuz etkileyerek ekonomik istikrarsızlığa sebep olmuş...;

Asya’dan sonra dünyanın en kalabalık insan nüfusunu barındıran Afrika, nice kadim kültüre ev sahipliği yapmış, insanlığın ve medeniyetin beşiği olmuş bir kıtadır. Dünyanın yedi harikasından biri olan Mısır piramitlerinin inşa sisteminin henüz çözülmemiş olması gibi tarihin çeşitli zaman aralıklarınd...;

Bu metin, meritokrasinin Türkiye'nin genel güvenliğine ve istikrarına olan etkilerini detaylı olarak inceler. Meritokrasinin potansiyel zorlukları ve fırsatları, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu güvenlik kaygıları bağlamında tartışılmaktadır.;

Altın rezervleri, bir ülkenin ekonomik ve finansal direncinin kritik bir göstergesidir. Genellikle merkez bankaları tarafından döviz rezervlerinin önemli bir parçası olarak tutulan altın, özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde güvenilir bir sığınak olarak görülür. Son yıllarda, artan jeopolitik...;

Altın; fiziksel özellikleri, kültürel önemi, ekonomik rolleri ve tarihsel faktörlerin bir kombinasyonu nedeniyle yüzyıllardır talep görmekte. Altının tarih boyunca çok değerli olmasının başlıca nedenlerinden biri fiziksel özelliği. Altın her şeyden önce oldukça dayanıklı bir maden. Kararmaz, aşınmaz...;

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 2

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Nis 2024 - 11 May 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir. Değişimin çok hızlı ve ola...

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

21. yüzyılın kuşkusuz en önemli paradigma değişimlerinden birini küreselleşme süreci oluşturuyor. Bu süreçle beraber siyasal, sosyal, ekonomik pek çok alanda köklü değişimler yaşandı, yeni yol ve yöntemler keşfedildi, eski yöntemler yeniden inşa edildi; sonuçta yepyeni bir anlayışla karşı karşıya ka...