Rusya’nın Askerî Stratejisinde Nükleer Güç ve Nükleer Gücün Ontolojisi

Makale

2010 yılında yayınlanan Rus Askerî Doktrinine göre, (bir diğer adıyla Gerasimov Doktrini) kendisine veya müttefiklerine karşı nükleer silah kullanılması hâlinde Rusya Federasyonu da aynı şekilde karşılık verebiliyor. Ayrıca yine bu doktrine göre, konvansiyonel silahlarla Rusya’ya karşı yapılan saldırılarda veya Rusya Federasyonu açık tehdit altındaysa yine nükleer silahlar kuvvetli bir seçenek olarak belirebilmektedir....

Umut Berhan ŞEN
 

2010 yılında yayınlanan Rus Askerî Doktrinine göre, (bir diğer adıyla Gerasimov Doktrini) kendisine veya müttefiklerine karşı nükleer silah kullanılması hâlinde Rusya Federasyonu da aynı şekilde karşılık verebiliyor. Ayrıca yine bu doktrine göre, konvansiyonel silahlarla Rusya’ya karşı yapılan saldırılarda veya Rusya Federasyonu açık tehdit altındaysa yine nükleer silahlar kuvvetli bir seçenek olarak belirebilmektedir.

Amerikan Bilim İnsanları Federasyonu’na göre Rusya’nın 5 bin 997 savaş başlığı (nükleer patlamayı tetikleyen mekanizması) bulunmaktadır. Elbette bu sayıya söküm emri verilmiş 1500 civarında başlık da dâhildir. Geriye 4 bin 500 civarındaki savaş başlığı kalmaktadır. Bunların büyük kısmı balistik füze veya roketlerden (yani uzun mesafeyi vurabilen stratejik nükleer silahlar) oluşmaktadır. Zaten muhtemel bir 3. Dünya Savaşı çıkarsa bunlar kullanılacaktır.

Nükleer silah, nükleer reaksiyon ve nükleer füzyonun birlikte kullanılmasıyla ya da çok daha kuvvetli bir füzyonla elde edilen yüksek yok etme gücüne sahip bir silahtır. Genel patlayıcılardan farklı olarak bütünüyle bir kenti ya da bir ülkeyi canlı, cansız ne varsa tamamen yok edecek kapasiteye sahiptir.

Dünya savaş tarihinde, nükleer silah ABD tarafından 2. Dünya Savaşı’nın son günlerinde iki kez kullanılmıştır. İlk kullanım, 6 Ağustos 1945 sabahı, “Little Boy“ isimli uranyum tipi silahın Japonya’nın Hiroşima kentine atılmasıyla gerçekleşmiştir. Üç gün sonra ise “Fat Man“ kod isimli plütonyum tipi silah aynı ülkenin Nagazaki kentine atılmıştır. Kullanılan bu silahlar çoğu sivil 132.000 kişinin yaşamını kaybetmesine neden olmuştur.

Dünya üzerinde iki tip nükleer silah türü bulunmaktadır: İlki, Hiroşima’ya atılan uranyum veya Nagazaki’ye atılan plütonyum bombasındaki gibi uranyum ötesi ağır atom çekirdeklerini bölerek enerji elde eden füzyon bombalardır. Bu silahlarda uranyum ve plütonyum gibi ağır elementlerin parçalanabilir izotopları, “süper kritik kütle“ denilen belli bir ağırlık limiti üzerinde bir araya getirildiğinde zincirleme reaksiyona girerek büyük bir enerji ortaya çıkarmaktadır. Hidrojen bombası veya füzyon bombası denen ikinci tipte ise ateşlenen bir füzyon bombası ile hidrojen çekirdekleri birleşmeye (füzyona) zorlanır ve sonuçta çok yüksek bir enerji oluşmaktadır. Füzyon bombalarının teorik üst limitleri olsa da, füzyon bombalarının gücünde bir üst limit yoktur. Amerikan Bilim Adamları Federasyonu’nun açıklamasına göre, 2012 itibarıyla dünyada 4.300’ü kullanıma hazır olmak üzere toplam 17.000 nükleer başlık mevcuttur.

Radyoaktivite atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanmasıdır, bir enerji türüdür. Çekirdek tepkimesi sırasında ortaya çıkmaktadır. Canlı ve cansız, birçok nesnenin içinden geçebilir. Ancak toprağın, kayaların ve özellikle kurşunun içinden rahatça geçme özelliğine sahip değildir.

Nükleer silahlar hedef ülkedeki stratejik önemi olan binaları ve yerleşkeleri imha etmek ve insanları öldürmek amacıyla çok hızlı şekilde ve çok yüksek miktarda radyasyon ortaya çıkarırlar. Bu konuda en büyük ve insanlığın hafızasına kazınmış en acı deneyim, Amerikan ordusunun 2. Dünya Savaşı’nın sonunda (1945) Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı bombalardır. Öte yandan nükleer silahlar, 2. Dünya Savaşı’ndan seksenli yılların sonuna kadar Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere, kapitalist ve sosyalist bloklar arasında meydana gelen Soğuk Savaş’ın temelini oluşturmuştur. Uzun yıllar boyunca devam eden karşılıklı nükleer tehditler, insanlık için korkutucu bir deneyim meydana getirmiştir.

Retorik açıdan bakıldığında, elektrik üretmek amacıyla kullanılan nükleer reaktörler radyasyon meydana çıkarmaktadır. Dolayısıyla radyasyonun reaktörden dışarı sızmasını önleyecek şekilde inşa edilirler. Fakat dünya kamuoyu, reaktörlerde bir sorun oluşması durumunda radyasyonun çevreye yayılabileceğinden ve insanlara ve diğer canlılara zarar verebileceğinden endişe duymaktadır. Zira, 26 Nisan 1986’da Ukrayna’nın Çernobil şehrinde meydana gelen ve radyoaktif etkileri Rusya, Avrupa ve Türkiye’yi de kapsayan geniş bir alanda görülen felaket, bu endişenin ne kadar haklı olduğunun ispatıdır.

Nükleer silahların savaşlarda kullanılma olasılığı her biri değişik etkilere sahip olan ve değişik silahların kullanıldığı iki alt gruba ayrılmaktadır. Bunlardan birincisi; sınırlı nükleer savaştır. Bu savaş türünde az miktarda nükleer silah kullanılır ve sadece düşman askeri hedef alınır. Yine de bu saldırı sivilleri etkiler ama asıl zarar gören grup askerlerdir. Böyle bir savaşta kullanılmak üzere Soğuk Savaş sırasında birçok ülke tarafından küçük çaplı nükleer silah üretilmiştir. İkincisi büyük ölçekli nükleer savaştır. Bu savaş türünde büyük miktarlarda nükleer madde kullanılır ve asker de sivil de dâhil olmak üzere bütün ülke hedef alınmaktadır. Böyle bir saldırıda hedef ülkenin ekonomik, sosyal ve askerî yapısının tamamen yok edilmesi hedeflemektedir.

Elbette bu iki nükleer savaş metodu arasında nasıl bağlantı olduğu tartışma konusudur. İki silahlanmış ülke arasında sınırlı bir nükleer savaşın olabileceğini kabul eden savaş stratejisi uzmanları bile böyle bir savaşın kısa zamanda büyük ölçekli bir nükleer savaşa dönüşebileceğini tahmin etmektedir. Ayrıca nükleer saldırı tamamen askerî bir bölgeye bile yapılsa, ortaya çıkacak radyoaktif maddeler, rüzgâr gibi doğal etmenlerle başka bölgelere taşınarak sivil nüfusta uzun süreli ve yok edici etkilerde bulunacaktır. Dolayısıyla yakın gelecekte gerçekleşmesi muhtemel büyük bir nükleer savaşta kısa sürede milyonlarca insanın yaşamını kaybetmesi, ekosistemin büyük zarar görmesi ve küresel iklim düzeninin tamamen değişmesi gibi riskler söz konusudur.

Rusya’nın elindeki nükleer gücün envanteri şu şekildedir:

RS-28 SARMAT
RS-28 Sarmat ağır termonükleer kıtalararası balistik bir füzedir. 10 ağır ya da 15 hafif füze başlığını aynı anda taşıyabiliyor. Menzili 18 bin kilometre. Saatteki hızı 25 bin 560 kilometreye kadar çıkıyor.

R-36
R-36’ya Sarmat’ın eski modeli de denilebilir. 1962 yapımı, kıtalararası balistik bir füze olan R-36 aynı anda 3 savaş başlığı taşıyabiliyor. NATO raporlarında SS-9 Scarp olarak geçen nükleer füzenin menzili 10 ile 16 bin kilometre arasında değişiyor.

AVANGARD
Rusya’nın en etkili ve güçlü nükleer silahlarından Avangard, hipersonik bir füze olarak 2019 yılında üretildi. Malum, hipersonik füzeler ses hızını katbekat geçebiliyor. Saatte 33 bin kilometre hıza ulaşan Avangard, hızı sayesinde herhangi bir savunma sistemine karşı oldukça dayanıklıdır.

POSEİDON
NATO istihbarat raporlarında “Kanyon“ kod adıyla da geçen Poseidon, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip insansız bir denizaltıdır. Uydu veya yapay zekâ aracılığıyla kontrol ediliyor. Saatte 185 kilometre hıza ulaşıyor. 1 kilometre kadar derine inebiliyor. Patladığında 100 megatona kadar enerji yayıyor ve 500 metreye kadar radyoaktif tsunami oluşturuyor.

BUREVESTNİK
Tam adı 9M730 Burevestnik olan nükleer silah bir seyir füzesidir. Şu anda geliştirilme aşamasındadır.

KİNZHAL
Bir tür hipersonik seyir füzesi olan silahın tam adı Kh-47M2 Kinzhal’dır, savaş uçaklarına entegre edilir. 3000 kilometre menzile sahiptir. Saatte 14700 kilometre hıza kadar ulaşabilir.

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı V. Putin, göreve geldiği günden beri Stratejik Füze Kuvvetlerinin gelişimine özel bir önem vermiştir. Bu nedenle Putin ve ekibi, Rusya’ya yönelik muhtemel dış füze tehlikelerine karşı caydırıcı ve üstün konuma gelebilmek için eski füze sistemlerinin yenilenmesi çalışmalarını ara vermeksizin sürdürmektedir.

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2702 ) Etkinlik ( 221 )
Alanlar
Afrika 76 636
Asya 98 1075
Avrupa 22 637
Latin Amerika ve Karayipler 16 67
Kuzey Amerika 9 287
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1376 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 293
Orta Doğu 22 604
Karadeniz Kafkas 3 296
Akdeniz 3 183
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1292 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2043 ) Etkinlik ( 81 )
Alanlar
Türkiye 81 2043

Çalışma kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz yetki sahalarındaki hak ve menfaatleri, deniz dibi kaynaklarına erişim ve enerji arz güvenliği konularında atması gereken adımlar incelenmiştir.;

1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra Amerikan hegemonyasının zirve dönemi başlamıştı. Amerikan kibrinin doruk noktası, tüm Orta Doğu'yu yeniden inşa edebilmeyi umduğu 2003 yılındaki Irak'ın işgaliydi. Bu dönemdeki tek kutupluluk derecesi tarihte nadirdir. ;

Bu tarihî ve güzel şehir İstanbul, uzun zamandır Batı ile Doğu'yu birbirine bağlayan köprü olarak bilinir ve umarım bu etkinlik, müreffeh ve gelişmiş bir bölgeye ulaşmak için İstanbul Boğazı'nın iki tarafını daha iyi anlamaya yardımcı olur.;

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu “Geleceğin Güvenlik Ekosistemi ve Stratejik Dönüşüm için Ortaklık“ ana teması altında TASAM Afrika Enstitüsü ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 04 Kasım 2022 tarihinde Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapıl...;

4. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2022; “Asya Yüzyılı, Denizci Devlet Ekosistemi ve Mavi Gezegen“ ana teması ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 03 Kasım 2022’de Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapılan 8. İstanbul Güvenlik Konferansı alt-etkinliği olar...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu; “Post-Güvenlik, Dijital Devrim, Döngüsel Ekonomi ve Siber Ekosistem” ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 03 Kasım 2022 tarihinde, Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapılan 8. İstanbul Güvenlik Konferansı alt etkinliği ...;

Türkiye’de ilk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl sekizincisi gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı, “Post-Güvenlik İkilemler, Entegrasyonlar, Modeller ve Asya“ ana teması ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 03-04 Kasım 2022 tarihinde Ramada Hotel & Suites by Wyndham...;

Güvenlik ihtiyacı; temel insan haklarından biridir ve yalnızca çok yönlü kaynaklara ve tehdit biçimlerine karşı korunmayı değil, aynı zamanda tüm tebaa için tek bir devlette yaşama araçlarının mevcudiyetini de içermektedir. ;

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 2

  • 20 Eki 2022 - 20 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 1

  • 06 Eki 2022 - 06 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.