Post-(Modern) Güvenlik ve Yeni Dünya Düzeni

Makale

Ortaçağ’ın feodalitesi, kralları, kaleleri ve din baskısından sonra şimdi devlet, aile, kapitalizm, üniversite, sosyal refah, özgürlük ve kurtuluşun yani ‘modernite’nin de dönemi geçiyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan uluslararası kurumlar ve güvenlik anlayışı çağımızın güvenlik ihtiyaçlarına gittikçe cevap veremez hale gelmektedir. Artık, ulusal ya da uluslararası her seviyede güvenliği geçmişin anlayış ve kurumları ile sağlama imkânı zayıflamaktadır. ...

Prof. Dr. Sait YILMAZ*


Giriş
Modern dönem devlet ve sınıf ilişkilerinin kökenleri Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonraki birkaç yüzyıla kadar geri gider. Öncesinde feodal lordlar, mülkiyetlerini korumak ve halkı sömürmek için devlete ihtiyaç duymuyorlardı. Mülkiyet hakkı ile birlikte bağımsız tüccar sınıfı ortaya çıktı. Böylece ekonomik ağ içinde bağımsızlık arttı. Tüccarlık ve sanat, uygarlık içinde bağımsız konumlar edindiler. Bu dönemde, devletin sadece birkaç işlevi vardı; sınırları korumak, orduyu kontrol etmek ve bazı sorunları çözmek. Özel mülkiyet ve devlet ilişkisi askeri ağları tetikledi, büyük ve düzenli ordulara ihtiyaç duyuldu. O zamandan beri silahlanma yarışı devam ediyor ve sadece ordusu güçlü olan ülkeler hayatta kalabilir bugün de bu olgu uluslararası ilişkilerin gerçeğidir. Kapitalizm ve ulus-devletin birbirine ihtiyacı vardı ve bu da daha önceden var olan ideolojik ve askeri ağlara eklemlendi. Böylece Weber’in ‘devlet’ tanımına gelindi; belirli bir coğrafi alanda asker ve polisi kontrol eden örgütlenme. Devlet genişledikçe onun düzenleyici rolü ve kapitalizm de genişledi. Bugünün pek çok işlevi olan büyük modern devletine gelecek olursak, devlet içinde yasama yanında pek çok kurum, planlama yapmak ve kaynakları dağıtmak için eklemlenmiştir.

21. yüzyılın temel zorluğu çağdaş küresel güvenlik problemlerin kapsamı, ölçeği ve doğası ile uyumlu kuramsal bir çerçeve yokluğudur. Güvenlik olgusuna yeni yaklaşımlar şimdiye kadar geleceğe ilişkin umut verici bir çerçeve sunamamışlardır. Westfalia döneminin ulus-devlet düzenin yeniden çağın şartlarına uydurulması ihtiyacı[1] üzerinde durulurken, büyük güçler uluslararası güvenlik sorunlarının çözümünde yorulmuşlardır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya düzeninin temsilcisi olan uluslararası örgütler ise gittikçe daha fazla reform ihtiyacı içine girmişlerdir. 21. yüzyılın sürekli genişleyen gündemi ve derinleşen yapısı içinde çeşitlenen aktörleri yeni bir güvenlik yaklaşımını gerektirmektedir. Bu makalenin amacı; bu yüzyılın güvenlik sorunlarına yeni bir yaklaşım getireceği düşünülen ‘Post-güvenlik’ kavramı ve uygulaması ile ilgili öngörülerde bulunmaktır. Bu maksatla, önce Post-modern kavramı ve düzeni ile ilgili açıklamalarda bulunulacak, müteakiben yeni dünya düzenine geçişin muhtemel trendleri üzerinde durulacaktır. Son olarak, güvenlik ve güç kavramındaki değişimler, bölgeselleşme ve yeni güvenlik ihtiyaçları, zaman ve akıcılık faktörleri dikkate alınarak güvenlikleştirme (securitization) için yeni bir yaklaşım olan “post-güvenlik“ modeli ortaya konulacaktır.

Post-Modern Kavramı ve Post-Modern’in Dünyası

Modernlik henüz tamamlanmamış bir projedir. Modernlik projesinden geriye atık bir toplum kalmıştır[2]. Ancak, insanoğlunun en büyük yetilerinden birisi durduramayacağı şeyleri başlatabilme gücüdür. Bunlar savaşlar, devrimler ya da büyük felaketler gibi büyük yıkımların yol açtığı yeni ve büyük başlangıçlardır. Bu elde kalmış post’lar evreninde bir kara deliktir. Nitekim karamsarlığın, hüsranın yalnızlığın, parçalanmışlığın, kargaşanın, acının ve ölümlerin hüküm sürdüğü bu ortamda düşünürler distopyaya yönelmektedir. Çünkü yaşanan acıları, yıkıcı olayları, hayal kırıklıklarını gördükten sonra, insanları, vatandaşları ve toplumları uyarmak, ikaz etmek, eleştirmek gibi kaygılar taşımaktadırlar. Yapılan distopik çalışmalarda sunulan hayali toplum düzeninde genellikle birey/ana karakter ve sistem arasındaki çatışmadan bahsedilir. Bu çatışmada, güç dengesi, hegemonik söylem, epistemolojik üstünlük, manipülatif tutum gibi faktörler önem kazanmaktadır. Modern dünyayı çözmenin yolu olarak bilgi dünyasına ilişkin yeni bir bakış açısı geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu da Post-Modernizm’in temelinde olan şeydir.

Post-Modern kavramı ilk defa 1930’larda ortaya çıktı. 1950 ve 60’larda Batıdaki kültürel gelişmeleri açıklamak için kullanıldı. 1970’lerin sonunda ise bir sosyal teori haline gelmeye başladı[3]. Sosyal bilimler ile ilgili olarak, Post-Modernizm, objektif bilimsel metoda da karşı çıkıyor, gerçeğin şartlara ve kültüre bağlı olarak değişebileceğini iddia ediyordu. Post-Modernite, ilk kez 1979 yılında yazdığı bir raporda Jean François Lyotard’ın gündeme getirdiği, sınırlarını çizdiği ve tanımladığı bir kavramdır[4]. Bu tanımlama, uzun yıllar boyunca tartışılmış olsa da hemen her zaman temel alınmıştır. Lyotard, Modernist döneme ait büyük inançların, meta anlatıların ve büyük ütopyaların geçerliliğini yitirdiğini belirtir. Post-Modernizm’in ne olduğu hala çok tartışmalı bir konudur. Post-Modernite ve Post-Modernizm’in herkes tarafından kabul edilmiş tam bir tanımı da yoktur. İlginç olan Post-Modernizm, kullandığımız Modern yaklaşımın epistomolojik varsayımlarını ve metodolojik yöntemlerini reddeder[5].

Post-Modern kurama göre üç tür dünyadan bahsediyoruz; geleneksel (Modern öncesi), Modern ve Post-Modern.

(1) Geleneksel toplumlarda birey, zaten kurulu olan ezeli bir kozmik düzenin içine düşüp, tüm rolleri verili halde bulur. Vakti geldikçe o rolleri sorgulamadan kuşanarak, bir uyum içinde yaşar ve ölür. Böyle bir toplumda dünyaya ve topluma dair bir ütopya yoktur. Genellikle dini evren tasvirlerine iliştirilmiş ideal toplum örneklerine rastlanır[6]. Her şey öteler ve atalar tarafından belirlenmiş ve yerli yerindedir. Kozmos ile iç içe bu birey ve toplumun ‘iyi hayat’ söylemine ihtiyacı yoktur. Zaten tanımlanmış bir iyi hayat yaşanıp gidecektir. Cennet, insan tarafından yaratılacak bir yer olmayıp, o ancak sürülecek erdemli bir hayatın ardından kazanılacak olandır. Din ile bilim veya din adamı ile bilim adamı ayrışmış değildir. Hayat ile ölüm bile ayrışmış değildir. Ölüm her yerdedir ve geliverendir. Hayali odak, Tanrı tarafından belirlenmiştir ve onu belirleyecek olan birey ya da toplum değildir. Özetle, geleneksel bir toplum ütopya üretmez ve bir ütopyayı gerçekleştirmek için dünyanın tümünü buna göre dizayn etmeye yeltenmez[7]. Tüm zamanlar için bir cennet yaratmak Tanrı’nın işidir ve ona cesaret etmek tanrılaşmayı gerektirir.

(2) Modern dünyanın 17. yüzyılda Avrupa’da ulus-devlet anlayışının ortaya çıkması ile başladığı kabul edilir. Modernite’nin temel unsurları tartışmalı olsa da genellikle; genellikle devlet olmayı, endüstriyel ekonomi, Kapitalizm ve sınıf sistemini kapsar. Kendi iddiasına göre, Modernite, ham halde bulduğu, düzensiz, belirsiz bir kaos toplumunu işlemeye başlar. Çoklu ve heterojen olan varlık alanını kaos olarak tanımlayan modernlik, tasarımcı modernliktir. Modern toplum var olabilmek için kendi ötekisine ihtiyaç duyar ve şiddete dayalı kapsama ve dışlamalara başvurur. Modern’in ötekisi Post-Modern değil, geleneksel olandır, Post-Modern’i ise yok sayar.

(3) İnsanlık Modern öncesi ve Modern’den sonra şimdi Post-Modern döneme geçiş halindedir ve bu dönem radikal sosyal değişimlerle uzun vadede gelecektir. Önemli ekonomik ve teknolojik değişimler, sosyal yapılar ve bireyler üzerinde etki etmektedir. Makro seviyede; sanayi dönemi siyasi ve ekonomik sistemleri parçalanmakta ve sermaye yoğun üretim, şehirleşmiş ulus-devletlerden bilgi yoğun, dağınık ve küresel sistemlere doğru yeniden yapılanmaktadır. Yeni dönemin ana unsurları şunlardır;

- Sanayileşme sonrası; işgücü ve ekonomik değer arasındaki denge artık fabrika ürünü eşyalardan bilgi yoğun hizmet sektörüne doğru kaymaktadır. Bu dönem, aynı zamanda makine teknolojisinden entelektüel teknolojiye geçişi temsil etmektedir[8].
- Post-Fordizm; Taylorcu idealden kaynaklanan kitlesel üretim modelinin kullanımını azalmakta, ürünler farklılaşmakta ve daha özel pazarlara girerken, işçiler üretim sürecine daha az katılmaktadır.
- Küreselleşme; sosyal, ekonomik ve bilgi alanındaki değişimler küresel ölçekte yaşanmakta, devlet; şirketler, eğitim ve sağlık kurumları gibi modern birimleri artık kontrol edememektedir.
Post-Modernizm, çoklu kimliklerin varlığına dikkat çekmektedir. Temel beş Post-modern tema şunlardır;
- Büyük anlatıların sonu; Post-Modernizm, modern’in toplum ve bilgi ile ilgili büyük, birleşik teorilerini reddeder. Onun yerine alternatif açıklamalar ve daha parça parça dünya görüşleri önerir. Modernizm’in doğrusal ve ilerici tarih gelişim anlayışı yerine, kırılgan ve kaos içinde bir hikaye ortaya koyar.
- Mutlak gerçekleri aramaya son; Post-Modernizm objektif gerçeği reddeder ve onun yerine araştırmacının rolüne odaklanır. Gerçeği bulmak için gözlemlerden ziyade bilginin yaratılmasında sosyal ve dil yapılarını dikkate alan okumalara önem verir.
- Kayıp merkezler ve belirsiz kimlikler; Post-Modernizm, Modernizm’in en temel olgusu olan bireysel kimliğe farklı bakmaktadır. Post-Modernizm, kadın/erkek, insan/makine, yerel/küresel gibi zıt kutupların sosyal kimliğin yapılarını yeniden inşa etmede dikkate almayı savunur. Çağdaş toplumda teknolojik, sosyal ve ekonomik değişimler bu zıtlıkları etkilemektedir.
- Akıcı sınırlar; Modernistlerin katı kenarlı sınırları ortadan kalkmaktadır. Büyük anlatı seviyesinde, birbirine rakip Modernist yaklaşımlar (politik-ekonomi, teknolojik determinizm, sosyal inşacılık, Liberalizm & Marksizm) daha akıcı ve çok yüzlü açıklamalarla yer değiştirmektedir. Empirik seviyede; devletler, bölgeler, kültürler ve şirketler arasındaki sınırlar, ekonomik, teknolojik ve sosyal değişimin sonucu olarak daha bulanık hale gelmektedir.
- Bilgi ekonomisi; ekonomistler ve kültürel teorisyenler, bilgi ekonomisinin ortaya çıktığı ve sanayi sonrası toplumlarda üretimin daha az kitlesel olduğu konusunda hemfikirdirler. Bu gelişmeler toplumun daha çok çözülmesinin bir göstergesi olarak, ağlara dayanan hiyerarşik yapılardan ve interaktif kişisel medyadan, şirket sadakatine son vermeye ve otonom bilgi işçiliğinin artışına doğru bir trend getirmektedir.

Post-Modern Dünyada Ordu ve İstihbarat

Post-Modern konsept çerçevesi sanat, ticaret, toplumsal ilişkiler ve yönetim gibi pek çok sosyal alana uygulandı. Yakın zamanda ordu için de yapılan tartışmalar istihbarat teşkilatları için de faydalı bir bakış açısı ortaya koydu. Bilim adamları günümüzün Modern esaslı askeri kurumları üzerinden Post-Modern ordu için bir konsept üzerine çalıştılar, analizler yaptılar[9]. Soğuk Savaş’ın tek boyutlu analitik yapılanması yerine 1990 sonrasında yaşanan değişimleri esas alacak bir konsept dahilinde silahlı kuvvetlerin rolleri, görevleri ve yapısında değişiklikler yapılması düşünüldü. Söz konusu değişiklikler, artık çatışmalarda ulus-devletin rolünün azaldığı ve Batılı orduların kendi toplumlarından gittikçe daha marjinal hale geldiği bir döneme geldi. Bu adaptasyon için en çok askeri sosyologlar çalıştı ama başlangıçta aralarında çok az fikir birliği vardı. Çalışmalara katılan iki önemli bilim adamı orduyu muhafazakâr bir yapıda tutmakta yani Modernite’ye karşı değişimlere karşı gelmekte ısrar etmişti. Ancak, zamanla ordunun dikkat çekici bir şekilde Modern yapıdan, başlangıç seviyesinde de olsa daha farklı bir yapıya geçtiği görüldü[10].
Batılı silahlı kuvvetler ile istihbarat teşkilatları arasındaki yakın tarihsel ve kurumsal ilişkilere bakarak, Post-Modern ordu üzerindeki tartışmalar istihbarat alanına kaydırıldı. Zaten iki yapıda modern, bürokratik devletin temsilcisi idi. Soğuk Savaş sonrası roller ve görevler askeri ve istihbarat kurumları için benzerdi. Ancak, istihbarat toplumu için tamamen orduya benzer bir bakış açısı ele alınamazdı. İki önemli fark vardı. Öncelikle iki kurumun ortaya çıkışı eş zamanlı değildi. Bugünün silahlı kuvvetleri, yüzyıllar öncesinden gelen bir kültürün göreceli bir evrimi idi. Modern Batı istihbaratı ise 20. Yüzyılın ortalarında doğmuştu. İkinci olarak, istihbaratın varlık nedeni bilgi/istihbarat üretimi olduğundan, Post-Modernizm’in tanımladığı trendlerden çok daha fazla etkilenecekti. Çünkü bu trendler bilginin doğası ve bilgiye yönelik faaliyetlerin kurumsallaşmasında köklü dönüşüm gerektirmekteydi.

Modernite’nin, sıklıkla baskıcı mekanizmalara dönüşebilen katı rasyonalite ve teknolojik verimlilikle bağlantısı, bireyleri gözetim altında tutma özelliği ile ilişkilidir. ‘Kartezyen perspektifçilik’ olarak da tanımlanan bu modern vizyon, belli bir uzaklıkta durarak, dünyaya hükmetme yolundaki rasyonalist bir proje ile bağlantılıdır[11]. Bu rasyonel vizyon, ‘canlı olmayan mutlak göz’ işlevi üstlenmektedir. Bu göz, kurumsal güçlerin (odalar, evler, fabrikalar, okullar, hastaneler gibi) farklı ortamlarda yaşayan tebaaları hakkında bilgi edinebilmelerine aracılık eden, modern çağda gelişen ve gittikçe büyüyen bir gözetleme biçimi olarak yorumlanmaktadır[12].

Günümüzde gözetleme; sosyal medya ve genelde internet üzerinden kişisel verilerin korunması tartışmalarının yoğunlaşmasının da gösterdiği gibi, tüm bireyleri kapsayacak şekilde genişlemiştir. Gündelik hayatın giderek daha fazla kayıt ve kontrol altına alınması mahremiyetin sonunu getirirken, polis devletinin somut ve belirli kontrolüne karşın sanal uzam ve dijital sistemler tarafından kontrol edilen Post-Modern dünyada denetim ve gözetleme gündelik hayatın bir parçası haline gelmiştir. Modernliğin yaratmaya çalıştığı disiplin toplumu, bireyleri sabit mekânlar içinde tutma mantığına dayanmakta iken, Post-Modern toplumda elektronik ve dijital denetim sistemleri egemen olmuştur.

Tıpkı devlet ve ordu gibi istihbarat yapıları da Modernite’nin bir ürünüdür hatta diğerlerine göre daha geç bir üründür. Modern dönemde devletler, bürokratik ulus devletler haline gelmiş, sanayileşmiş ve kitlesel savaş kabiliyetleri edinmiştir. Soğuk Savaş boyunca modern Batılı istihbarat toplumunu, bir garnizon devlet içinde küresel gözetleme kabiliyetine sahip daimi bir istihbarat bürokrasisi temsil ediyordu[13]. Bu istihbarat toplumu diğer modern devlet kurumları ve Kapitalist kurumların özelliklerini taşıyordu. Örneğin istihbarat üretimi bulunan çark konsepti, Fordist üretim modelinden alınmıştı. Çoğu istihbarat kurumlarının hiyerarşik ve bürokratik teşkilat yapıları, Weberyan bürokrasi modeline yakındı. İstihbarat toplumunun teşkilat ve faaliyetleri Soğuk Savaş’a özel jeopolitik ve teknik ihtiyaçlara göre düzenlemişti. Soğuk Savaş’ın istihbarat gayretlerine yön veren üç önemli özelliği vardı[14];

- Algılanan tehdit daha çok ideolojikti ve ölçeği ile itibarı ile Sovyet hedefine yönelik süreç ve profesyonelliği öne çıkardı.
- Hedefin katı ve askeri doğası nedeni ile istihbarat gayretleri gizli ve uzmanlaşmış toplama yöntemleri ile teknik askeri, bilimsel ve ekonomik emarelere yöneltildi.
- Soğuk Savaş esnasında bazı sürprizler yaşansa da jeopolitik ortam öngörülebilirdi ve temel istihbarat görevi, SSCB’nin stratejik ve askeri varlıklarının izlenmesi ve öngörülebilirliğin belirli sınırlar içinde tutulması oldu.
Post-Modernizm’in çağdaş istihbarata olası katkılarını anlamak için şu şekilde bir özet yapabiliriz[15];
- Hedeflerin, rollerin ve görevlerin parçalanması; İstihbaratın büyük anlatısı Sovyetlerin çökmesi ile birlikte sona erdi. Şimdi istihbarat toplumu; çoklu, üst üste ve sık sık birbirine zıt anlatıları anlamaya çalışıyor. Tıpkı Post-Modern edebiyat gibi bugüne kadar dışlanan ve marjinal kabul edilen sosyal grupların seslerini duymaya başladı. Böylece Post-Modern istihbarat, önceden marjinalize edilen hedefleri keşfetmeye başladı. Soğuk Savaş zamanında odak noktası SSCB’nin olduğu güvenlik ortamında görünen, yavaş ve doğrusal gelişmeler istihbarat toplumuna rahatlık sağlıyordu. Bugün ise istihbarat toplumu kaotik bir dünyada dinamik sistemlerin unsurlarının neden olduğu doğrusal olmayan gelişmeleri anlamak zorundadır.

- Bulmacalar değil sırlar; Soğuk Savaş istihbaratı problemi tanımlar, aradığı gerçeği bilir ve buna göre istihbarat çalışmalarını yönlendirirdi. Çağdaş istihbarat ise aradığı gerçeği bilse bile tam olarak neyin peşinde olduğunu bilmemektedir.
- Kimlik; Soğuk Savaş döneminde istihbarat teşkilatı için kimin kime karşı olduğunu anlamak zor değildi. Bugün hükümetler, devlet dışı aktörler, çokuluslu şirketler istihbaratın üretildiği ve kullanıldığı yapılardır ve bu ağın aktörlerinin konumlarını belirlemek kolay değildir.
- Akıcı sınırlar; Batı istihbaratı uzun zaman önce UKUSA sinyal istihbaratı (Echelon) ile zaten küreselleşme yoluna girmişti. Ancak, gene de Soğuk Savaş zamanında ülkelerin açık ve geçirgen olmayan sınırları vardı. Çağdaş ortamda ise bu sınırlar akıcı ve geçirgen hale gelmektedir. Bir yandan bilgi ve istihbarat üreten yatay bilgi ağları, dikey devlet yapıları ile rekabet ederken, diğer yanda sınırlara sadakat ve istihbarat teşkilatı içinde profesyonel uzmanlık erimektedir. Gizli teknolojiler ve uzmanlık alanındaki işlerin gittikçe özel sektöre kayması ya da ticari teknoloji ve uzmanlıkların gittikçe daha çok istihbarat alanında da kullanılması bu dönüşümü getirdi.
- İstihbarat fabrikasının sonu; İstihbarat üretimi klasik endüstriyel üretim konseptinin bir parçası idi. Bilgi ve haberleşme teknolojisi ve sosyal değişim ile hayata geçen bilgi ekonomisi, istihbarat işinin kapsamını da tıpkı ticaret, hükümet ve orduda olduğu gibi değiştirmektedir.

Post-Modern istihbaratçı, tutsak edici geçmişe ve büyük harflerle yazılan hiçbir gerçeğe bel bağlamadan yalnızca içinde bulunulan koşulları tarafsız olarak resmetmeyi dener. Böylece anlatılan ütopyalarla gerçeklerin ne kadar örtüştüğünü test eder. Gerçeğin daha iyi görülebilmesi için, alışılagelen tüm mantık kurgularından vazgeçer. Böylelikle tek bir doğrultuda hareket eden ve düşünen türden kopyaları çoğaltmaktan uzaklaşır. Geleneksel ilişkiler, tarih anlayışı, doğaya bakış ve dünya algısını tersine çevirir. Önüne set çekilen ahlaki ve vicdani değerleri serbest bırakır. Yalnızca düşmanın hedef gözetildiği bir nefret çarkının yerine, yeni bir bilgi sistemine, ayrışmanın, sınıflanmanın kusursuz olduğu bambaşka bir etik manzumesine geçiş yapar.

İstihbarat, olası geleceği öngörmek, tahmin etmek ve tanımlamak için alternatif yöntemler bulmamıza yardım eder. Tahmin ve trend analizi için, istihbarat analizcisi alternatif düşünce yapıları geliştirmelidir. Böylece istihbarat, sürekli değişim gerçeğinin izinden gidebilir[16]. Post-Modern teori, değişen ortam ve istihbaratın doğasını anlama ve tanımlamada farklı bakış açıları sağlamaktadır. Böylece yeni döneme adapte olmak için teşkilat, süreç ve uygulamada gerekli olan değişim trendlerini yakalayabiliriz. İstihbarat toplumu, siyasi ve kurumsal geleneklere karşın, bilimsel ve teknolojik devrimlerin tuzaklarından çok, “niyet“ yolu ile değişim dalgalarına uyum sağlayacaktır[17]. Post-Modern analizci, bazen bürokratik ve kültürel engellere rağmen, istihbarat başarısızlıklarının temel nedeni olan alışılmış teşkilat yapısı ve süreçlerine meydan okuyabilmelidir. İstihbaratçı için kaotik dünya ortamının konsept bazında üç temel yansıması şunlardır[18];

- Anlayış (knowledge) endüstrisi konsepti; istihbaratçı anlayış endüstrisinin asıl doğasını anlamalıdır. Dijital çağda, artık istihbarat fabrikası anlayışının sonunun geldiğinin ve değişen süreçler ve kültürel normların farkında olmalıdır.

- Kayıp merkezler ve akıcı sınırlar; Yeni istihbarat dünyasında kimlikler sürekli mutasyona uğrarken, istihbaratın müşterisinin kim olduğunun da tek bir cevabı yoktur. İstihbarat ortamı gibi teşkilat yapısı ve kişiler de sürekli değişim içinde ve muğlak bir görünümdedir. Soğuk Savaş modelinde istihbaratçılar için kimlikler birbirine sıkıca bağlı ve öne çıkan şahsiyetler belirgindi. Bugün, yatay entegrasyon artık daha çok tercih ediliyor. Konusu ve kaynağı ne olursa olsun bilgiye olduğu yerde ulaşılmaya çalışılmaktadır.
- Değişim gerçeğinin kabul edilmesi; sürekli değişim dinamik, dikey olmayan ve hızlanan bir trend içindedir. Bu, istihbaratın siyasi, toplumsal, teknoloji ve ekonomi gibi tüm alanlarına yansımıştır. Analiz etmekten ziyade bu yansımaları anlamak, Post-Modern gelişmeleri takip etmenin en zor yanıdır. Post-Modern istihbarat sürecinde değişimlerden özellikle toplama, değerlendirme ve tahmin işlevleri etkilenmektedir.

Post-Modern istihbaratın zor yanı çare bulmaktan öte tanımlamak için uygun vasıtalar bulmaktır. Bu zorluğun üç temel nedeni vardır. Öncelikle Post-Modern teori kendi içindeki unsurları ile uyumlu bir çerçeve değildir. Post-Modern çerçeve tam olarak çizilmedikçe uygulamada durumu anlamadan ziyade kafa karışıklığı yaratabilir. Diğer yandan, Post-Modern düşünce, kısa dönemli jeopolitik değişimlerden ziyade uzun dönemli toplumsal dönüşümlere odaklanmıştır. Bu yüzden, daha çok tarihsel süreç içinde jenerik sosyal güçlerin neden olduğu belirli olayların geniş yansımalarını açıklamaya yöneliktir. Bunu yaparken de, Modernden Post-Modern’e doğru, uzun bir geçiş dönemini temel edinir. İstihbaratçı bu tarihsel değişimler içinde kendisi için gerekli olanları ve olmayanları dikkatlice ayırt etmek zorundadır.

Son olarak, bugünkü devlet yapıları, ordular ve istihbarat teşkilatları Modern dönemin büyük anlatılarına göre bir hiyerarşi içinde olduğundan; Post-Modern istihbarat, çağdaş dönemin toplumsal, siyasi, ekonomik ve teknolojik değişimlerinin keskin uçları içinde işlev gördüğünün farkında olmalıdır. Bu çelişkiler, çağdaş istihbaratın karşılaştığı zorlukları anlamamıza ve reform ihtiyaçlarına da yardım edecektir. Bu çelişkileri anlamak, Post-Modern istihbaratın çalışma konseptinin şekillenmesine de yardım edecektir. Eğer Post-Modern istihbaratın çerçevesi dikkatli bir şekilde çizilirse, istihbaratın geleceğine çare bulacak formülleri oluşturmamız ve çağdaş istihbaratı etkileyen değişimlere adapte olmamız mümkün olacaktır. Özetle şimdi Post-Modern yaklaşımın fayda ve zorluklarının analiz edilerek, Post-Modern istihbarata düşünce ve teşkilat konusunda olabilecek yansımalarını ortaya koyma zamanıdır.

Yeni Dünya Düzeni Modelleri
İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan uluslararası kurumlar ve güvenlik anlayışı çağımızın güvenlik ihtiyaçlarına gittikçe cevap veremez hale gelmektedir. Her uluslararası düzen, bütünlüğüne meydan okuyan iki eğilimin etkisi ile er geç yüzleşmelidir; ya meşruiyetin yeniden tanımlanması ya da güç dengesinde önemli düzeyde bir kayma. Düzen, temelde askeri yenilgiyle ya da kaynak dengesizliğiyle değil, kendisine yönelik tehdidin doğasını ve kapsamını anlayamaması yüzünden yok olur.
21. Yüzyıl düzeninin temel yetersizlikleri şunlardır[19];
- Düzenin temel birimi olan devletin doğası çok çeşitli baskılara maruz kaldı
- Dünyanın siyasi ve ekonomik örgütleri birbirleriyle çelişki içindedir.
- Büyük güçlerin en önemli meselelerde birbirlerine danışmaları ve işbirliğine girmeleri için etkili bir mekanizma yoktur.
Uluslararası sistemin yeniden yapılandırılması çağımızın devlet adamlığının karşısındaki nihai zorlu hedeftir. Bu başarılamadığı takdirde büyük bir savaş olasılığı yanında, belli içyapılarla ve devlet yönetim biçimleriyle özdeşleştirilen nüfuz bölgelerine doğru bir evrim olacaktır.
Geleceğin dünyasının aşağıdaki parametreler çerçevesinde şekillenmesini bekliyoruz[20];
- Küreselleşme,
- ABD Hegemonyası,
- Rusya’nın Toparlanması,
- Çin’in Yükselişi,
- AB’nin Entegrasyonu,
- NATO’nun Genişlemesi,
- Yeni teknolojilerin keskin uçları.
Bugüne kadar pek çok yeni dünya düzeni modeli konuşuldu. Bunlar arasında şunları sayabiliriz[21];
- Daha güçlü bir Birleşmiş Milletler,
- Dünya Konfederasyonu/Federalizmi,
- Dünya Hükümeti / Tanrı Kenti,
- İngilizce konuşulan bir Hava Diktatörlüğü,
- Küresel seçkinler grubunun Yeni Dünya Düzeni,
- 2004 sonrasında ABD’nin dillendirdiği Çok Taraflılık.
Uluslararası ilişkilerin Tablo 1’de görüldüğü gibi dört modeli bulunmaktadır. Halen ABD hegemonyasının yaşandığı “Dünya Hegemonyası“ dönemdeyiz. ABD’nin gücünün azalması ile uluslararası otorite ve hukukun gittikçe işlevsiz hale gelmesi, Anarşi dönemine dönüşü temsil etmektedir.

Tablo 1: Uluslararası Düzenin Dört Modeli
 
  Uluslararası Otorite
Bağlayıcı Normlar ve Kurallar Hayır Evet
Hayır Anarşi Dünya Hegemonyası
Evet Küresel Yönetişim Dünya Devleti
 
Kaynak: Rittberger Kruck, Bernard Zangl, Andreas Kruck, International Organization, 2nd Ed., Palgrave Macmillan, (New York, 2012), p.268-278.

Eğer uluslararası kurumlar ve hukuk, yaptırım gücü ile birlikte küresel barış ve güvenliği sağlayacak etkinliğe ulaşırsa bu dönemin adı “Küresel Yönetişim“ olacaktır. Ancak, gidişat dünyayı yöneten küresel güç elitinin Üçüncü Dünya Savaşı sonunda “Tek Dünya Devleti“ kurma hedefine doğru ilerlemektedir[22].

Dünyanın gelecekteki post-modern yapısı için en öne çıkan senaryo küresel sermaye adını verdiğimiz küresel güç elitinin, ulus-devlet sistemini yok ederek, Üçüncü Dünya Savaşı sonunda Tek Dünya Devleti (Hükümeti) kurması olduğuna göre, bu geçiş döneminin nasıl olacağını özetlemek gerekir.

Yeni Dünya Düzeni’ne Geçiş

Küresel sermayenin elit şebekesi, dünyadaki zenginlerin %1’ni temsil eden dönüşümcü bir kapitalist sınıf ve ortak ideolojileri için medyayı kullanırken, ihtiyaç duydukça yeni hükümetsel örgütler kurmakta ve kapitalist sistemin yaşaması için rejim ayarları yapmaktalar. Ultra-zengin uluslararası bankerler, küresel bir finans sistemi içinde dünya genelinde hâkimiyet ve kontrol kurmuşlardır. Bunun için temel olarak iki yöntem kullanılır[23];

(1) Küresel olarak tüm para akışını kontrol altına almak ve borçları, az bulunan bir meta (genellikle altın) üzerinden ödetmek.
(2) Hükümetin ve siyasi otoritenin kontrolünden tüm mali vasıtaları almak, özel bankacılığı çıkarları için kullanmak.
Küresel sermayenin para planlama ve aklama merkezi Londra City’dedir. Aksiyon merkezleri ise Wall Street, Belçika-Brüksel ve Singapur’dadır. Bunlara Hong-Kong, Dubai ve Lübnan gibi dünyanın önemli finans merkezlerini de katabiliriz. Bu sistem İsviçre Basel’de Rothschild’in başında olduğu BIS (Uluslararası Ödemeler Bankası) tarafından yönetilir.
Şimdi 2030 yılında tamamlanacak Büyük Başlangıç ile ilgili 2010 yılındaki Rockefeller Raporu’nu[24] hatırlatalım;
- Kitlesel aşı programı,
- Aşı yolu ile nüfus azaltması (ve diğer yöntemler; kıtlığı artırmak, yapay iklim değişikliği, GMO’lu ürünler, 5G ve diğerleri)
- Dijital kimlik,
- Dijital para (nakit paranın kalkması),
- 5G’nin kitlesel nüfus kontrolü için kullanılması, dijital banka hesapları, nesnelerin internetini da bu tür amaçlar için kullanılması.

COVİD-19, güçlü finansal çıkarları olan elitlerin tüm dünyayı işsizlik, iflas ve ümitsizlik ortamına sürükleyerek tek dünya hükümeti kurma amaçlarına giden yolda bir giriş hikâyesi ve sadece başlangıç; “Büyük Başlangıç“. Dünya genelinde, ekonomiler çökmekte ve bütün bunlar büyük plana yardım etmekte. Küresel güç eliti, Üçüncü Dünya Savaşı senaryosunu COVİD-19 sahnesi içinde dizayn etmeye devam ediyor. Bu küresel elitin nüfus planlamasının ve küresel kontrol planının bir parçası. Küresel elite göre, Dünya Devleti’nin kurulması bir geçiş aşaması niteliğindedir. Bunu küresel elitin yönetici olduğu, ağ merkezli, insanların tek tek çiple izlendiği, küresel bir imparatorluk düzeni takip edecektir. ID 2020 projesi insanları tek tek izleyecek kimlik projesidir.

Göz göre göre, ülkeleri yöneten liderler yetersiz kaldı. İnsanları evlerine kapatmaktan, ekonominin şalterlerini indirmekten başka çare bulamadılar. Sonuçları çok açık; üretimin durması, ticari ürünlerin ve hizmetlerin akış hattının kesilmesi, yatırımların ötelenmesi, ithalat ve ihracatın minimize olması, tüketici harcamalarının azalması, spor faaliyetleri ve turizmin ertelenmesi, okulların ve araştırma kurumlarının normal düzenini ertelemesi vs. Bütün bunlar, kitlesel işsizlik, küçük ve orta ölçekli şirketlerin iflası, satın alma gücünün çöküşü, yoksulluk ve kıtlığın artması demek. Bunların küresel ekonominin yeniden yapılanmasındaki sonuçları ne olacak?

- Zenginliğin ve şirket sermayesinin kitlesel olarak toplanması,
- Ekonomi, ziraat ve sanayi üretimi de dâhil olmak üzere ekonomin tüm ana sektörlerinde küçük ve orta ölçekli teşebbüslerin istikrarsızlığı,
- Çalışanların haklarının ve ücretlerinin azalması,
- Küresel işsizlik,
- Dış borçların artması,
- Yeni özelleştirmeler.
Modern dünya tarihinde daha önce görülmemiş bir dönemden geçiyoruz. İnsanlık tarihinin çok önemli bir evresindeyiz. Ulusal ekonomiler için gelir, iş, üretim, ticaret, altyapı ve sosyal hizmetler gibi çözümler gittikçe anlamsız hale geliyor[25]. Kaynak olmadığı sürece ekonomiyi istikrara kavuşturma tedbirleri, nafile bir tur olmaktan öteye gidemiyor.

Tek Dünya Devleti projesi, ulus-devletleri öncelikle birlikler haline getirerek, sonrasında bu birliklerin meydana getireceği tek bir egemen hükümete dönüştürmeyi amaçlamaktadır[26]. Birleşmiş Milletler sistemi, model alınmaktadır. Rockefeller sistemine göre; öncelikle 5 adet bölgesel grup kurulacaktır. Bu sistemde meydana gelen birlikler, kendi komisyon, parlamento ve yargı sistemine sahip olacaktır. Ayrıca ekonomik anlamda ortak bir pazar oluşturulacaktır. Birlikler, kendi içerisindeki üye devletlerin kaderlerini belirleyecektir[27]. Ulus-devletlerin ortadan kalkması ile güvenlik tehditlerinin son ulacağı öngörülmektedir. Bununla birlikte servet birikiminin minimize edilecektir[28]. Dünya devleti sisteminde güvenliğin sağlanması Dünya Polisi ile sağlanacaktır. Dünya polisi, egemenliği elinde bulunduran şahısları değil, dünyadaki tüm halkı eşit ölçüde koruyacaktır.

Harita 2: Küresel Sermayenin Ulus Devletleri Yok Etme Projesi (1990-2010)


Küresel sermaye, artık devleti aşan, ona rağmen kendi stratejisini geliştiren ve çıkarlarını gözeten ulus-devlet ile karşı karşıyadır. ABD’deki ulus-devlet de küresel sermaye ile çatışma halindedir[29]. Westphalia ile devletlerin egemen eşitlik ilkesine uygun bir sistem kurulmuştu. Ancak, bugünün küresel sermaye odaklarının hedefinde ‘ulus-devlet’ vardır. Bugün dünya genelinde uygulanan büyük bir algı yönetimi ile devlet yapıları sözde demokrasi ve özgürlükler adına başka bir şeye dönüştürülmekte, oluşturulan ve ufalanan ikinci sınıf devletler topluluğu bir bütüne bağlanacağı güne hazırlanmaktadır. Küresel sermaye, orkestra şefi gibi davranacağı bir dünya yapılanması istiyor. Küresel sermayenin stratejik amacı, dünyada ulus-devletlerin çökertilmesidir. Zbigniew Brzezinski’ye göre[30]; “Bütün ülkelerin insanları, hükümetleri ve ekonomileri çok uluslu bankaların ve şirketlerin ihtiyaçlarına hizmet eder.“

Üçüncü Dünya Savaşı

Soğuk Savaş Sonrası dönem, 2014’de Ukrayna krizinin başlaması ile bitti ve büyük güç mücadelelerine yani idealizm’den jeopolitiğe döndük. İkinci Dünya Savaşı koşullarına göre oluşturulmuş dünya düzeni artık 21. yüzyılın ihtiyaçlarını karşılamıyor ve gittikçe kaosa sürüklenen dünyamızda bir istikrara kavuşmak için hızla bir dünya savaşına yaklaşıyoruz. Bu savaş, Güney Çin Denizi ve etrafında olacak ancak, 2040’lara kadar olan hazırlık dönemi için Avrasya’da bu savaşın arka sahnesi hazırlanıyor.

2040’lardan sonra daha çok alet insan vücuduna yerleştirilerek, gelecekte insan-makine karşımı yeni bir insan türü ortaya çıkacak. 2045’de sanal ve gerçek yaşam arasında bir fark kalmayacak. Bütün bunların hayata geçmesi için bir katalizör lazım yani dünya savaşı. Taşlar yerine oturuyor. NATO stratejisini değiştiriyor, AUKUS, QUAD gibi yeni yapılar ortaya çıkıyor. 2045 yılına gelindiğinde;
- Tek dünya düzeni kurulacak yani devletler ve sınırlar kalkacak.
- Nükleer ve biyolojik savaşta çok insan ölecek, büyük nüfus kontrolü bizi bekliyor.
- Sonra modern dönemin fiziksel kurumlarının (eğitim, üretim, bürokrasi vs.) yerini dijital ve uzaktan olan yeni modelleri alacak.

- İnsanlar özgür düşünme yeteneklerini kaybedecek, çiplerimizle internet üzerinden kontrol edileceğiz, birbirimize bağlanacağız.

Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleyen, Çin’in Tayvan’ı işgali ve Güney Çin Denizi’nde ancak savaş yolu ile çözülebilecek egemenlik sorunları olacaktır.

Büyük olasılıkla Güney Çin Denizi etrafındaki birçok sorunun aynı anda patlaması ile ABD ve Çin’in başı çektiği iki ittifak arasında yaşanacak bu savaş sonrası dünya, yeni bir düzene gidecektir. Savaş ne kadar sıkı ve karşı imha edici olursa yeni düzenin istikrar sağlama imkânı o kadar çok olacak. Tıpkı Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi taraflar diğerinin kayıtsız şartsız teslim olmasını bekleyecek. Dünyadaki insan nüfusu nükleer ve biyolojik silahların da kullanılması nedeni oldukça azalacak. Üçüncü Dünya Savaşı’nın ana özelliği; bugün prototipleri hazırlanan insan-makine sistemlerinin, yapay zekâlı insanımsıların ve nükleer silahların kullanılması olacaktır.

Çin’in Geçit Yok/Alan Reddi (A2/AD[31]) konseptine karşı ABD; Hava-Deniz Muharebe (ASB[32]) ve abluka konseptlerini geliştirdi. Yani ABD’nin Çin ile savaş planı, Çin’in etrafında müttefikleri ile birlikte üç halka halinde abluka uygulamak (Harita 1).

Batının hesabı; enerji ve ihracat sorunları ile köşeye sıkışacak Çin’in Doğu’da ABD ve müttefikleri ile bir savaş halinde iken Hong Kong, Tibet, Doğu Türkistan, Mançurya ve İç Moğolistan’da başlayacak melez çatışmalara dayanamayacağı şeklindedir. İran ve Rusya’dan başlayıp, Çin’e uzanan bu savaşların merkezinde olan Türkler, Anadolu’dan Moğolistan’a kadar uzanan bir şeritte hâlâ çoğunluktadır. Ancak, bu bölgedeki Türklerin birliğini sağlayıp tek bir devlete sahip olması Batı emperyalizm için de korkulu bir rüyadır. Bu yüzden, ABD’nin Orta Asya’da Türkler üzerinden Rusya ve Çin’e karşı bir hâkimiyet mücadelesine girmek gibi bir stratejisi bugüne kadar olmadı.

Harita 1: ABD ASB (Hava-Deniz Savaş) Konsepti


Önümüzdeki yıllarda dünyadaki güç üsleri, ittifakları, ekonomik merkezleri arasında kaymalar olacağı kesin, zaten bu çoktan başlamış durumda. Evet, sonunda Üçüncü Dünya Savaşı olacak, dünya nüfusunun yarıdan fazlası yok olacak ve yeni bir dünya düzeni kurulacak. Sonra yeni kuşak bir insan modeline geçiş aşamasındayız. Bu geçiş; 2150 sonrası için insanın kimliği, sosyal etkileşimleri yanında literatür ve eğitimden, iş ve sağlığa yaşam tarzında da kökten değişimlerin habercisi. Sonuç olarak, dünya kendisini dönüştürüyor ve boyutsal çarpışmalara doğru ilerliyor. Bu seksen yılın içinde birçok boyut ya da olasılık kesişecek. Bu gerçekliklerden kimi, herkesin bilincin başka bir paradigmaya tekmelenmesi için gereksindiği şok düzeyine bağlı olarak şok yaratacak. Dünya yalnızca ulusal düzeyde olmayan pek çok şokla yüz yüze.

Post (Modern)-Güvenlik
21. Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde, ulus-devlet ve güç mücadelesi merkezde kalmakla birlikte güvenliğin ve güvensizliğin daha geniş bir çerçevesi ortaya çıktı. Kötülerin küresel düzeyde iyiler kadar hızlı hareket etmesi, iş çevreleri ve hükümet dışı kuruluşlar gibi yeni aktörlerin etkinliğinin artması, güvenlik alanında yeni kurallar ve düzenlemelere olan ihtiyaç şeklinde belirlenebilir[33]. Devlet içi ve devletlerarası ilişkilerdeki yetersizlikler yeni bir güvenlik anlayışını gerektirmektedir. Önümüzdeki 25 yıl içinde devletlerin ve sınırların en azından bugünkü gibi olmadığı post-modern bir dünyada ülkeler üstü kuruluşlara ve küresel bir güvenlik sistemine ihtiyaç olacaktır. Daha açıkçası bu yeni dünyada güvenliğin ana aktörü devlet değil, devlet-üstü yapılar olacaktır. Güvenlik küresel bir mesele olarak, tek bir merkezden yönetilecek kurallar çerçevesinde küresel çözümlerle “akıcı“ bir şekilde sağlanacaktır. Post (Modern)-güvenlik, kendine has bir küresel teşkilat ve görev tanımı içinde sorunlara önceden hazırlanmış kriz yönetim prensipleri çerçevesinde standart çözümler sağlayacaktır.

Dijital çağın tekno-kapitalist liberal ideolojisi, modern bilgi ve iktidar kodunu yeniden üretmekte, böylelikle devlet, aile, evlilik, okul gibi modern kurumların güvenirliği ve geçerliliğini sorgulamaktadır[34]. Bu kurgular diğer yandan sömürü ve kuvvet tekeli gibi tarihi güç mekanizmalarını da gözden geçirecektir. Dijitalin nasıl bir mantıkla işlediği ve bu mantığın bireysel ve kolektif varoluşumuz üzerindeki etkilerini farklı perspektiflerden yorumlamak, dijital etrafında kapsamlı yeni bir toplumsal sistem kurabilmek gereklidir[35]. Dünya saati olmadan yaşamın nasıl olacağı, insan yapımı saatlere tabi dünyayı değiştirmeye yönelik bir proje olarak, hayatın karmaşıklığını giderecek alternatif yaşam tarzları tasarlıyor. Zamanı saatlerin dışında söyleme, doğal saatler ile yaşayarak gündelik hayatın boğucu temposundan kurtulma, böylece saati prangaya vurma hedefleniyor[36]. Olağan zamanın dışında bir yer; Saatsiz Devlet’te yaşayacağız.

Tablo 2: Çağdaş Güvenlik Sorunları
Konvansiyonel Düzensiz
Uluslararası Silah Ticareti Terörle Mücadele
Nükleer Silahların Yayılması Ayaklanmaları Önleme
Barış Operasyonları Özel Güvenlik
Koruma Sorumluluğu Ulusaşan Organize Suçlar
Enerji Güvenliği Nüfus Hareketleri
Kaynak: Paul D. Williams (Edt.), Security Studies: An Introduction, Routledge, (2012), pp.211.

Bugünün yapay zeka/süper zeka çalışmaları, Sanayi 4.0 konusunda yapılan atılımlar, günümüz makinelerinin akılları konusunda yeni düşünce biçimlerinin gündeme gelmesine yol açabilir. Muhtemelen yeni kuşak bir insan modeline geçiş aşamasındayız. Bu geçiş insanın kimliği, sosyal etkileşimleri yanında literatür ve eğitimden, iş ve sağlığa yaşam tarzında da kökten değişimlerin habercisi olabilir. Dijital ortam çevrimiçi bir dünyada tüm insanları birbirine daha yakından irtibatlayabilir. Bu dünya, akıllara aşırı iletişimin getirdiği anonimlik, büyük gürültü, post-panoptizm (yeni gözetleme biçimleri, büyük göz) gibi dijital gelişmeler yanında video kaydeden protez göz, saatte 40 km. hızla koşan biyonik bacak, drone ile pizza teslimatı, sağlığınızın uzaktan kontrolü (vücut ısısı, kan şekeri, kalp atışları vb.) gibi yeni teknolojilerle insan hayatını temelden değiştirebilir[37]. Beden, insan-makine ve tekniğin birbirine eklemlenme ve dönüşme durumu kapitalizm kadar modern politika ve temsili demokrasi için de bir kriz kaynağıdır. Teknoloji aynı zamanda mutlak hükmedeni ve çaresiz hüküm altına alınanı, devletin egemenliğini ve vatandaşlığı da etkileyerek bir kriz konusu haline gelmektedir.

Modernizm aslında insan ile insan olmayan arasındaki asimetriye dayanmıştı; şeyler, nesneler, hayvanlar ve dahi Tanrı bir yana insan bir yana[38]. Şimdi, yeryüzünün gövdesini kılcal damarlar gibi saran dijital ağlar, bireylerin ve toplumların hayatını her alanda büyük değişimlere, dönüşümlere uğratmaya başlıyor. Dijital çağda asıl soru şuradadır; insan, insan kalmakta ısrar edecek mi? İnsan-sonrasından bahsetmek böyle bir ısrarın göstergesidir. İnsan çağı artık geçip gitmiştir[39]. Buna tanrı-insan, ölümsüz insan da dâhildir. İnsan; oluşa katılmayı, ağa bağlanmayı, şeylerle etkileşime girmeyi yani ‘olmayı’ seçecek.

Bilim insanları insan ömrünü uzatmanın ötesinde bir gün ahiret yolculuğunu ortadan kaldırmaya çabalıyorlar. Sırada İnsan 2.0, 3.0 ve nihayet ölümsüz insan 4.0 var.

- İnsan 2.0: Çipli İnsan; 2025’de bilgisayarlar insan bedenine enjekte edilecek, beyin ile temas sağlanarak hiçbir şeyi unutmayacağız. 2030’larda radyasyonsuz telefonlar başın içine yerleştirilecek, sesli iletişim kalkacak. Bulut sistemi ile birlikte internet, sağlayıcılar, bilgi bankaları yani tüm bilgisayarlar ilave yazılım, hafıza ve işlem gücü ile birbirine bağlanmaktadır. Oluşan bu gezegen sinir sistemi dünya aklını entegre etmektedir. Haberleşme ve bilgisayarlardaki gelişmeler, insanlar arasındaki ortak düşünce ve duyguları geliştirerek, oluşturacağı yeni değerler ve normlar ile küresel bir akıl oluşturacak. Küresel akıl ile Batının size dayattığı hikâyenin öngördüğü sistem ve hayat tarzına rıza göstermeye ikna olacaksınız.

- İnsan 3.0: Makine-İnsan; Yaşam ve sağlık dijitalleşecek. Yapay hayat formu ile sağlığınız, enerjiniz, çevre ile etkileşiminiz kontrol altında olacak. Biyonik kulaklardan sonra dişlerin de kendini yenileme imkânının ortaya çıkması ile dişçiler işsiz kalacak, 2030’larda kök hücrelerden organlar yapılacak[40]. 2045 yılına kadar sağlık alanında bazı kanser türlerine karşı yeni tedavi yöntemleri, daha gelişmiş hastalık teşhis teknikleri, yapay organlar, beyinden kontrol edilebilen takma kol ve bacaklar gibi gelişmeler beklenmektedir. 2050’lere doğru engellilerin kayıp organlarının yeniden büyümesi sağlanacak. İnsanın ortalama yaşam süresi 2070’lerde 110 yıla çıkacak, hücre büyüklüğündeki bilgisayarlar insan vücuduna yerleştirilmeye başlanacak[41]. Yalnız yaşayanlar için sosyal robotlar geliştirilecek, sanal arkadaşımız olacak, benzer şekilde yapay zekâya sahip ve kendi yüzü ve sesi olan, sesi tanıyabilen (avatar) robotlar 2040’lardan sonra daha çok alet insan vücuduna yerleştirilerek, gelecekte insan-makine karışımı yeni bir insan türü (İnsan 3.0) ortaya çıkacak. 2045’de sanal ve gerçek yaşam arasında bir fark kalmayacak.

- İnsan 4.0: Ölümsüz İnsan; 2095’lerde insan-robot melezi yapılar uzak galaksileri keşfe gidecek, dijital yaşam ölümsüzlüğü getirecek[42]. 2150’de insanımsılar ortalama 584 yıl, 2275’de ise 800 yıl yaşayacak. Gezegenler arası insan türleri ortaya çıkacak, daha ileride ölümsüzlüğe gidilecek.

Bu artık dönüşüm ve değişim yaşamıdır. Bütün bunlar insanların sosyal yaşamı ve ilişkilerinde devrimsel değişimlere gerektirecektir. İnsan 3.0 ile yaşanan geçiş döneminde Siborg Mühendisliği önemli rol oynayacaktır.

Yeni Dünya Düzeni’nde Güvenlik; Akıcı Güvenlik

Akıcı güvenlik’ kavramı bugüne kadar bilgi güvenliği, koruyucu ve dijital güvenlik, ulaştırma güvenliği, suç kontrolü, finans ve bankacılık gibi pek çok disiplin dâhilinde değişik amaçlarla kullanıldı. Bu çalışmada geliştirmeye çalıştığımız akıcı güvenlik kuramı ise bir metaya dayalı değil, geçmişin uzun dönemli ve durağan güvenlik anlayışı yerine güvenliğin akışkanlığına vurgu yapan yeni bir kuramsal yaklaşım olacaktır. Akıcı güvenlik; ortaya çıkan veya çıkması muhtemel çağdaş güvenlik problemlerinin çözümünde akışkanlığı (fluidity) sağlamak üzere, önceden belirlenmiş müdahale düzenlemeleri dahilinde ve bölgesel ve lokal güç unsurlarının kullanıldığı geçici koalisyonlar ile hızlı güvenlikleştirme (securitization) modelidir. Burada akışkan güvenliği belirleyen temel faktörler oluşan tehdit veya risklere kısa sürede ve olabildiğince çabuk çözüm getirmek ve bölgesel süpürücülük için yeni konsept ve kurumlaşma gereğidir. Akıcı güvenlik, devlet merkezli geleneksel güvenlik anlayışını ve ittifakları reddetmektedir ancak devletlerin iç egemenliği ve toprak bütünlüğünü gözetmektedir.

Akıcı güvenlik anlayışı içinde geçmişin klasik geniş kapsamlı askeri harekât tehdidine dayanan caydırma işlevli devasa silahlı kuvvetleri yerine daha çok jandarma/polisiye görevler edinen yapılara ihtiyaç duyulacaktır. Güvenlik görevleri için kuvvet ve kabiliyet havuzundan seçilen unsurlar kullanılacaktır. Güvenlikleştirme görevleri toplum düzenini sağlayacak sıradan polis görevlerinden yüksek yoğunluklu çatışmaya ve ülke inşası görevlerine kadar geniş bir spektrumu kapsayacaktır. Bu görevler; evrensel çatıyı temsil eden küresel yapıdan onay almış görev tanımı ile hareket eden sabit ve değişen bölgesel güvenlik yapıları tarafından takip ve kontrol edilecektir.

Akıcı güvenlik kuramı ile geleneksel güvenlikleştirme arasındaki farkları: aktörler/güç; coğrafya/bölgesellik; zamanlama/akıcılık parametreleri temelinde ele alabiliriz[43];
Aktörler/Güç. Yeni güvenlik ortamında artık geleneksel askeri ittifakların katkısı çok sınırlıdır. Çok kutuplu ya da kutupsuz sisteme geçildiğinden hegemonik güçlerin özellikle bölgesel düzeyde etkisi oldukça sınırlıdır. Akıcı güvenlik yapısının temelini oluşturan milliyetsiz (kozmopolitan) yönetim sistemleri, küresel ve bölgesel seviyede kuvvet ve kabiliyet havuzlarını kendi bölge ihtiyaçlarına göre geliştireceklerdir. Bu havuzları yönetecek karargâhlarını, sabit ve mobil platformlarını, kabiliyet alt yapısını ve nihayet kendi harekat konseptlerini geliştirecektir. Söz konusu kuvvet ve kabiliyet havuzu sert (askeri) ve yumuşak (ekonomik, sosyo-kültürel, psikolojik vb.) güç unsurlarını ihtiva edecek ve kuvvet kompozisyonu oluşturulurken ‘smart power’ oluşumu da esas alınacaktır. Böylece hegemonik uygulamalar, düşmanlıklar, askeri güce dayalı çıkar odaklı mücadeleler sona ererken, bölge içi ve bölgeler arası ilişkiler daha sağlıklı bir yapıya kavuşacaktır. Güvenlik, özellikle ulusal seviyede bir endişe konusu olmaktan zamanla çıkacak, gerçek bir dünya barışına ve ideal toplum düzenine doğru yol alınacaktır.

Coğrafya/Bölgesel Yaklaşım. Güvenlik alanında bölgeselleşmenin öne çıkması ile Bölgesel Güvenlik Yapıları (BGY) sınırlarının tanımlanması ile ilgili bir çalışma başlatılması gerekecektir. Bu tanımlama, coğrafi yakınlık, güvenlik sorunlarının yaşandığı bölgeler, akıcılığın sağlanması ve bölgesel kurumların konuşlanma ihtiyacı kadar ülkelerin isteğine bağlı olarak da yapılmalı, ülkeler kendilerini rahat hissetmedikleri güvenlik bölgelerine mahkûm edilmemelidir (Harita 3). Bu yapıda bir bölgedeki devletler grubu veya taraflar diğer bölgelerden çevresindeki bölgelere göre coğrafi ve olgusal özelliklerine göre ayrılmakta ve bir dereceye kadar güvenlik bakımından ayrı inisiyatife sahip olmaktadır. Bu aktörler; kültür, bölge ve coğrafya bakımından sahip oldukları miras gereği birbirine daha bağımlı yerel sorunlarda kendi çözümlerini üretecek bir gündem oluşturabilirler.

Bununla beraber, BGY’ler ana merkezin çevresinde bir unsurdur ve esas olarak merkezin kurallarına tabidir[44]. BGY için temel endişe kaynakları bölgesel aktörlerin niyetleri ve kabiliyetlerin yeterliliği olacaktır. Bu aynı zamanda merkeze ve onun süreçlerine bağımlılığı da etkileyecektir[45]. BGY’nin güvenlik alanında ana amaçları şunlardır;

(1) Bölgesel çözümlere yardımcı olmak için sistematik bir metot sağlamak.
(2) Bölgesel güvenlik yönetiminin etkinliği ve geliştirilmesi için sistematik yöntemler geliştirmek.
(3) İcra edilen farklı güvenlik görevlerinin kıyaslamalı analizini sağlamak.

Harita 3: Örnek Bölgesel Güvenlik Yapıları

Kaynak: Barry Buzan and Ole Waever, Regions and Powers The Structure of International Security, Cambridge University Press, (Cambridge, 2006), p.475.

Zaman/Akıcılık. Soğuk Savaş’ın çözümü zor ve uzun zaman isteyen güvenlik problemlerinin yerini şimdi akışkan, bir var bir yok güvenlik problemleri almaktadır. Artık on yıllar alan çözüm arayışları yerine sıvı güvenlik anlayışı içinde hızlı ve zamanında çözümleri içeren güvenlik modelleri kullanılacaktır. Bu tür çözümler daha az masraf ve kaynak kaybına yol açacağından zamanın iyi kullanılması için erken ikaz, süratli reaksiyon, önceden belirlenmiş angajman ve müdahale kuralları, hazır kabiliyet havuzu gibi tedbirler zorunlu hale gelecektir. Söz konusu bölgesel yapılar aynı zamanda kriz öncesi (barış) durumundan itibaren muhtemel güvenlik sorunlarının oluşumunu takip, değerlendirme, karar verme, tedbir getirme ve normalleştirme gibi giderme (süpürme) fonksiyonlarını da yerine getirecek işlevler edinecektir. Tablo 3 geleneksel ve akıcı güvenlik arasındaki farkları ortaya koymaktadır.

Zaman ve akıcılığın öne çıkması ile (tehdidin devam süresi ve çözümün akıcılığı) kapsamında muhtemel tehdit ve krizlerin yeni bir sınıflandırması ile bunlara uygun karşı tedbirlerin listelenmesi sürekli gündemi işgal eden bir konu olacaktır. Tehdidin kısa süreli ancak acil olması akıcı çözümü çağıracaktır. Akıcı ve akıcı olmayan çözümlere ilişkin yeni uluslararası düzenlemeler gerekecektir[46];

- Akıcı çözümler daha çok güvenlik taramaları ile ortaya çıkacak potansiyel ya da sık sık çıkmaya yüz tutan (fluctuating) krizlerin süpürücü güvenlik aktörleri ile proaktif olarak önlenmesini içerecektir. Bu çözüm tarzı güvenlik ortamındaki belirsizlikleri en aza indirecek, önemli istihbarat kabiliyetlerini gerektirmektedir.

- Daha az akıcı ve geleneksele yakın, kısaca, yerel ancak daha büyük çatışmalara yol açan potansiyeli olan sansasyonel (flashing points) krizlere ise, kısa sürede oluşturulacak geçici kuvvet kombinasyonları ya da ad hoc koalisyonlar ile çözüm aranacaktır. Bu durum kuvvet kullanma ve müdahale prensipleri yanında kuvvet oluşturma süreçlerini de etkileyecektir.

Tablo 3: Geleneksel & Akıcı Güvenlik
Parametre Gelenekse Akıcı
Güç * Uzun dönemli ittifaklar
* Hegemonik uygulamalar
* Batı odaklı
* Sert güce dayalı
* Ulusal savunma öncelikli
* Kabiliyet inşası
* Tek dünya devleti
* Küresel/Bölgesel çözümler
* Akıllı güç kombinasyonları
* Küresel/bölgesel havuzlar
Coğrafya * Küresel projeksiyon
* Kıtasal güvenlik bölgeleri
* Bölgesel sıcak kriz noktaları
* Güvenlik düzenlemelerinin bölgelere uyarlanması
Zaman/Akıcılık * Uzun dönemli
* Sabit/düşük hız
* Kısa & inişli-çıkışlı
* Akıcı güvenlik
Tehditler/Riskler * Devletlerin askeri güçleri * Ulusaşan veya bölgesel güvenlik sorunları
Çıkar/Görev * Caydırma & Savaşlar
* Barışı koruma/ulus inşası/insani yardım
* Hacimli kriz yönetimi
* Hazır bölge içi ve bölgeler arası çözümler
* Yumuşak güce dayalı polis ve sivil görevleri
* Güvenlik radarları
Uluslararası Çerçeve/Kurumlar * Zayıf evrensel kurumlar
* BM sistemini istismar eden Batı hakimiyeti
* Ulusal gündemli NGO ve diğer sivil örgütler
* Bölgesel yapılara ağırlık
* Sıkı küresel kurallara dayalı bölgesel odak
* Yerelden küresele entegre olana yeni bir yaklaşım
 

Akıcı güvenlik anlayışının temelinde; bölgesel bir havuz içinde teşkil edilen güç ve kabiliyetlerin çeşitli nitelikteki tehdit, risk ve güvenlik problemlerine karşı zamanında ve akıcı bir şekilde kullanılmasını kapsamaktadır. Stratejinin temelinde ön alarak sorunları güvenlik problemi haline gelmeden çözmek (desecuritisation), oluşan güvenlik problemlerini ise öncen belirlenmiş kurallar ve kabiliyetler ile siyasi bir niteliğe bürünmeden ve belirli bir ülkenin çıkarlarına hizmet etmeden çözmeyi öngörmektedir. Söz konusu sistem dâhilinde öncelikle tüm ilgili devlet ve diğer birimlerin kabul edeceği bir kurallar bütünü meydana getirilmeli ve kabul görmelidir. Sistemin akıcılığının esası söz konusu kabiliyetlerin ulusaşan bir şekilde kullanılabilmesi ve modüler yapısı nedeni ile diğer güvenlik bölgelerini de gerektiğinde takviye edebilmesindedir. Küresel düzeydeki düzenlemeler ise bölgesel fonksiyonların yerine getirilmesinde ise standardizayon, görev tanımlarının düzenlenmesi, bölgelerin denetimi ve bölge dışından kaynak ve kabiliyet aktarımı gibi roller edinecektir. Bölgesel düzeyde her bölgenin kendi güvenlik örgütü olacak ve küresel standart düzenlemeler dâhilinde kendi çalışma esaslarını belirleyecektir. Bu kapsamda, operasyonel konsept ve kabiliyetler bölgenin kendine has güvenlik problemlerine dönük olarak geliştirilecektir.

Potansiyel her güvenlik konusu ile ilgili hazırlanacak jenerik senaryolar dahilinde ihtiyaç duyulacak kuvvet ve kabiliyetler için havuz hazırlanacak ve bölge ülkelerinin bu havuza katkıları istenecektir. Yapılacak düzenlemeler; kriz yönetimi disiplini içinde tüm safhaları, tehditler büyümeden önleyecek şekilde önleyici ve giderici tedbirleri içerecektir. Pek çok güvenlik sorunun bölgesel ve ulusaşan şekilde ele alınacak olması, güvenlik problemleri için elde bulunduran caydırma amaçlı ve kalıcı savunma güçlerinin zamanla erimesi ve bütçelerdeki savunma harcamalarının daha yararlı harcama kalemlerine gitmesine yol açacaktır. Bu aynı zamanda bölgenin her yerindeki güvenlik problemlerinin çözümünde ülkelerin ellerinde bulunduracağı kuvvet miktarlarına doğrudan bir sınırlama getirecek, silahsızlanma ile ilgili yeni bir anlaşma daha kolay kabul görecektir. Böyle bir sistemin optimum bir yeterlilikte hazır tutulması iyi hesaplamış bir risk yönetimi yanında, çabukluk yani zaman faktörünün de iyi kullanılmasını gerektirir. Güvenlik çözümleri ve vasıtalar arasında uyumlu bir ilişki kurulamaması halinde sonuç bir felakete yol açabileceği gibi önemli kaynak israfına yol açarak elde edilen sonucun değerini yitirmesine de neden olabilir.

Sonuç

Şimdi yeni bir çağın başındayız ve Batının üstünlüğü sona ererken, gelecek konusunda tahminler yapılıyor. Tüm uygarlık değerlerinin ve toplumsal yapının yerle bir olacağı dönemin yani sonun başlangıcındayız. Şimdilik bize düşen 2045’e kadar olan döneme iyi çalışmak; ulus-devlet yapılarımızı korurken, eşitsizlikleri gidermek, halkın refahını artırmak; sadece ülke çıkarlarına dayalı politikaların yanında küresel ısınma, terörizm gibi küresel tehditlere karşı evrensel çıkarları da koruyacak bir anlayış birliği ile küresel yönetişimi kuvvetlendirmek, böylece; geleceğin savaşlarını önlerken, kaynakların daha çok savunma dışı güvenlik konularına harcanmasını sağlamak ve bu alanlarda uluslararası işbirliğini artırmaktır. Sadece küresel güç eliti ile mücadele etmek yetmez. 2045’e kadar olan dönemde, uluslararası düzenin kurallarını, kapitalizme ve moderniteye alternatif bir sistemi kurgulayarak yeniden yazmalıyız. Bu yüzden, siyasi yetkilerin sınırlanması, zenginliğin daha eşit dağıtılması, devlet yetkileri ve gelirlerinin nasıl kullanılacağı ile ilgili yeni bir sosyal sözleşmeye, yeni bir devlet anlayışına ihtiyaç var.

III. Dünya Savaşı’ndan sonra yani 2050 sonrasında muhtemelen teknoloji ağırlıklı bir dünyada yaşayacağız. İnsanlar beyinlerine yerleştirilen çipler vasıtasıyla, küresel bir kontrol mekanizmasına bağlanacak, düşüncelerimiz okunacak. Gelişmiş robotlar hayatımızın doğal bir parçası ve özel asistanımız olacak. Okula ve işe gitmek kavramı kalkacak, bütün bunlar teknolojinin yardımı ile mekân ve zaman kavramı olmadan yerine getirilecek. Dünya düzeni, ekonomi, toplum, aile için olduğu kadar insanoğlunun yeni yaşam biçimi için de bir Rönesans dönemine başlamak zorundayız. Adalet, eşitlik ve özgürlük temelli bir dünya düzeni için yeni bir evrensel toplum sözleşmesine ihtiyacımız var. Gerçek bir siyaset ve hukuk düzeni için demokrasinin sorunlarını çözmeli, zorlama ve şiddet yöntem ve araçlarına başvurulmasının önlemeliyiz. 2070 yılında insanlığın vereceği en önemli karar, insan olarak kalıp-kalmamaya karar vermek olacaktır.

İnsanlık tarihin geldiği eşik sonraki adımın ne olması gerektiğine karar vermektir. Dünya, nereye gittiklerini bilenlere aittir. İnsanlar, dünyaya sonsuz olasılıklar içeren bir yer olarak bakmayı hala öğrenememiştir. Keşifler çağının henüz daha en başındayız. Şimdi yeni kuşak bir insan modeline geçiş aşamasındayız. Bu geçiş; 2150 sonrası için insanın kimliği, sosyal etkileşimleri yanında literatür ve eğitimden, iş ve sağlığa yaşam tarzında da kökten değişimlerin habercisi olabilir. Bu dünya, akıllara aşırı iletişimin getirdiği anonimlik, yapay zeka ile kontrol edilen devasa ve sofistik ağlar, post-panoptizm (yeni gözetleme biçimleri, büyük göz) gibi dijital gelişmeler yanında video kaydeden protez göz, saatte 40 km. hızla koşan biyonik bacak, drone ile pizza teslimatı, sağlığınızın uzaktan kontrolü (vücut ısısı, kan şekeri, kalp atışları vb.) gibi yeni teknolojilerle insan hayatını temelden değiştirebilir[47].

Alternatif gelecek arayışı, sosyal teorilerden istifade edecek, ütopya-distopya ilişkileri ile Post-Modern anlayışın merkezindedir. Modern dünyanın sonu gelmekte, onun temel birimleri olan devlet, Kapitalizm ve sanayileşme derin kriz içindedir. Sonuç, modern sonrası atık toplum ve ütopyaların sonu ya da distopya dünyasıdır. İçinde yaşadığımız dünya tam anlamı ile distopik bir ortamdır. Bu da -Ne için mücadele edilecek? sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Beklenecek bir ütopyanın kalmadığı yerde, bundan sonrası hep distopyadır. Distopyalar, ütopyaların tersine bugünü değil, yarını anlatır, aslında bir alarm niteliği taşırlar. Bu yüzden, Modern dünyanın olumsuzluklarından arınmak ve geleceği yeniden yazmak için Post-Modern istihbaratçılara ve sosyal bilimcilere büyük iş düşüyor.

Önerilen akıcı güvenlik modelinin ana gerekçesi devlet merkezli Westfalia düzeni içinde güvenlik sorunlarının hegemonik güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda uyguladığı politikaların dünyada sürekli bir çatışma ve tehdit ortamı yaratması, bunları önlemek ve çözmekle sorumlu küresel ve bölgesel yapıların zayıf ve yaptırımlarının yetersiz olmasıdır. Akıcı güvenlik yöntemi ile asimetrik güç dengesindeki farklılıklar, kurulacak küresel ve bölgesel yapılar ile önlenirken, sorunların çözümü devlet merkezli olmaktan çıkarılmaktadır. Böylece ülkeler güvenlik sorunlarına kaynak ayırmaktan büyük ölçüde alıkonacak, kitle imha silahları ve terör gibi küresel sorunlar köklü olarak elimine edilecektir. Tüm güvenlik sorunlarına standart ve apolitize çözüm getirilirken, hegemonik ve kötü niyetli ulusal heveslerin önüne geçilmiş olacaktır.

KAYNAKÇA
ANDERSON, Perry, The Origins of Postmodernity (London: Verso 1998).
ANDREW, Christopher, Secret Service: The Making of the British Intelligence Community, Heinemann Press, (London, 1985).
BELL, Daniel, The Coming of Post-Industrial Society, Basic Books, (New York, 1999).
BOENE, Bernard, ‘A Tribe among Tribes: Postmodern Militaries and Civil-Military Relations?’, XIV th World Congress of the International Sociological Association, Montreal, 26 July – 1 Aug. 1998.
BOOTH, Bradforth & David R. Segal, ‘Are Post-Cold War Militaries Postmodern?’, XIVth World Congress of the International Sociological Association, Montreal, 26 July – 1 Aug. 1998.
BRZEZINSKI, Zbigniew, Between Two Ages: America's Role in the Technetronic Era, Praeger, (1982), 211.
BUZAN, Barry & Ole Waever, Regions and Powers The Structure of International Security, Cambridge University Press, (Cambridge, 2006).
DEARTH, Douglas H., ‘New Directions for Intelligence’ in Douglas H. Dearth and Royal Thomas Goodden Strategic Intelligence: Theory and Application, U.S. Army War College, Carlisle Barracks, (Washington DC, 1995), (note 5).
ERTÜRK, Necati Erbil, Dijital ve Varoluş: Dijitalin Soykütüğüne Doğru, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Dijital Çağ, Yıl: 21, Sayı: 86, Eylül-Ekim 2018.
GÖKSEL, Nil, Gelen, Dijital Çağ, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl: 21, Sayı: 86, Eylül-Ekim 2018.

GRIFFIN, Des, Fourth Reich of the Rich, Emissary Publications, (1994).

HAZIR, Mesut & Talha Deveci, Hayat Bir Distopyadır, Modernlikten Postmodernliğe Bir Ütopya-Distopya Dikotomisi İçinde Toplum, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl: 20, Sayı: 80, Mart, Nisan, Mayıs 2017.
KARADAĞ, Ömer, Tekno Ütopist, Tekno-Pesimist Senaryolara A-Modern Alternatifler, Doğu Batı, Dijital Çağ, Yıl: 21, Sayı: 86, Eylül-Ekim 2018.
KENNEDY, Paul, Yirmibirinci Yüzyıla Hazırlanırken, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çev.F.Ücçan, (Ankara, 1999).
KISSINGER, Henry, World Order, Penguin Books, (2015).
KRUCK, Rittberger, Bernard Zangl, Andreas Kruck, International Organization, 2nd Ed., Palgrave Macmillan, (New York, 2012).
KUMAR, Krishan, Ütopyacılık, Çev.:A.Somel, İmge Kitabevi, (Ankara, 2005).
LEADBATHER, Charles, Living on Thin Air, Viking, (London, 1999).
LYOTARD, Jean François, Postmodern Durum, Çev.: İ.Birkan, Bilgesu Yayıncılık, (İstanbul, 2013).
MARTIN, Glen T., The Power of World Government: The New Holistic Paradigm Embedded in the Earth Constitution, Radford University, (January 1, 2013).
MCCLELLAN III, James E. & Harold Dor, Dünya Tarihinde Bilim ve Teknoloji, Akılçelen Kitaplar, 3. Baskı, Çeviren: Haydar Yalçın, (Ankara, 2013).
ORR, Jon, Sinema ve Modernlik, Çev.:A. Bahçıvan, Ark Yayınları, (Ankara, 1997).
OTO, Cem, Teknik, Zaman, Politika, Doğu Batı, Dijital Çağ, Yıl: 21, Sayı: 86, Eylül-Ekim 2018.
RATHMELL, Andrew, Towards Postmodern Intelligence, Intelligence and National Security, (2002), 17:3.
ROBBINS, Kevin, İmaj ve Görmenin Kültür ve Politikası, Çev.: N.Türkoğlu, Ayrıntı Yayınları, (İstanbul, 1999).
ROSENAU, Pauline M., Postmodernism and the Social Sciences: Insights, Inroads and Intrusions Princeton University Press, (Princeton, 1992).
TAYLOR, Charles, Seküler Çağ, Çev.:D.Körpe, İş Bankası Kültür Yayınları, (İstanbul, 2014).
The Rockefeller Foundation and Global Business Network, Scenarios for the Future of Technology and International Development, (May 2010).
https://www.nommeraadio.ee/meedia/pdf/RRS/Rockefeller%20Foundation.pdf
TREVERTON, Gregory F., Emerging Threats to National Security, Testimony Rand Corporation, (Arlington, 2005).
TURNA, Burak, Mahir Kaynak ile Yeni Dünya'nın Savaşı, Esquire, (Ocak 6, 2010).
WATSON, Richard, 50 Ideas You Really Need To Know, Quercus Book, (London, 2014).
WILLIAMS, Paul D. (Edt.), Security Studies: An Introduction, Routledge, (2012).
YACOUB, Amir R., A World Governent: A Critical Look Into the Present, To Foresee The Future, New York University of Journal International Law and Politics, 50(4), (2018).
YETİŞKİN, Ebru, Bir Başka Tasarım: Gelecek Endüstrisi ve Parataktik Tasarım Kurgular, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Dijital Çağ, Yıl: 21, Sayı: 86, Eylül-Ekim 2018.
YILMAZ, Sait, Karanlık Gündem, academia.edu.tr, (Mayıs 2020).
YILMAZ, Sait, Post-Modern İstihbarat, İlkim Ozan Yayınları, (Mersin, 2021).
YILMAZ, Sait, Uluslararası Güvenlik Teori, Pratik ve Gelecek, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2017).
 

* Prof. Dr. Sait Yılmaz, Esenyurt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) öğretim üyesi, saityilmaz@esenyurt.edu.tr
[1] Henry Kissinger, World Order, Penguin Books, (2015).
[2] Mesut Hazır & Talha Deveci, Hayat Bir Distopyadır, Modernlikten Postmodernliğe Bir Ütopya-Distopya Dikotomisi İçinde Toplum, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl: 20, Sayı: 80, Mart, Nisan, Mayıs 2017, 113.
[3] Perry Anderson, The Origins of Postmodernity (London: Verso 1998);
[4] Jean François Lyotard, Postmodern Durum, Çev.: İ.Birkan, Bilgesu Yayıncılık, (İstanbul, 2013), 16.
[5] Pauline M. Rosenau, Postmodernism and the Social Sciences: Insights, Inroads and Intrusions Princeton University Press, (Princeton, 1992), 3.
[6] Krishan Kumar, Ütopyacılık, Çev.:A.Somel, İmge Kitabevi, (Ankara, 2005), 57.
[7] Charles Taylor, Seküler Çağ, Çev.:D.Körpe, İş Bankası Kültür Yayınları, (İstanbul, 2014), 41.
[8] Daniel Bell, The Coming of Post-Industrial Society, Basic Books, (New York, 1999), 34.
[9] Bernard Boëne, ‘A Tribe among Tribes: Postmodern Militaries and Civil-Military Relations?’, XIV th World Congress of the International Sociological Association, Montreal, 26 July – 1 Aug. 1998, 1.
[10] Bradforth Booth and David R. Segal, ‘Are Post-Cold War Militaries Postmodern?’, XIVth World Congress of the International Sociological Association, Montreal, 26 July – 1 Aug. 1998, 2.
[11] Kevin Robbins, İmaj ve Görmenin Kültür ve Politikası, Çev.: N.Türkoğlu, Ayrıntı Yayınları, (İstanbul, 1999), 45.
[12] Jon Orr, Sinema ve Modernlik, Çev.:A. Bahçıvan, Ark Yayınları, (Ankara, 1997), 84.
[13] Christopher Andrew, Secret Service: The Making of the British Intelligence Community, Heinemann Press, (London, 1985), 17.
[14] Sait Yılmaz, Post-Modern İstihbarat, İlkim Ozan Yayınları, (Mersin, 2021), 218.
[15] Andrew Rathmell, Towards Postmodern Intelligence, Intelligence and National Security, (2002), 17:3, 97-98.
[16] Douglas H. Dearth, ‘New Directions for Intelligence’ in Douglas H. Dearth and Royal Thomas Goodden Strategic Intelligence: Theory and Application, U.S. Army War College, Carlisle Barracks, (Washington DC, 1995), (note 5), 385–400.
[17] Charles Leadbeater, Living on Thin Air, Viking, (London, 1999), viii.
[18] Yılmaz, a.g.e., (2021), 219.
[19] Sait Yılmaz, Uluslararası Güvenlik Teori, Pratik ve Gelecek, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2017), 346.
[20] Kissinger, ibid, (2015), 236.
[21] Kissinger, ibid, (2015), 238.
[22] Yılmaz, a.g.e., (2017), 398.

[23] Des Griffin, Fourth Reich of the Rich, Emissary Publications, (1994), 78.

[24] The Rockefeller Foundation and Global Business Network, Scenarios for the Future of Technology and International Development, (May 2010). https://www.nommeraadio.ee/meedia/pdf/RRS/Rockefeller%20 Foundation.pdf
[25] Sait Yılmaz, Karanlık Gündem, academia.edu.tr, (Mayıs 2020).
[26] Amir R. Yacoub, A World Governent: A Critical Look Into the Present, To Foresee The Future, New York University of Journal International Law and Politics, 50(4), (2018), 1444)
[27] Yacoub, ibid, (2018), 1464.
[28] Glen T. Martin, The Power of World Government: The New Holistic Paradigm Embedded in the Earth Constitution, Radford University, (January 1, 2013). 11.
[29] Burak Turna, Mahir Kaynak ile Yeni Dünya'nın Savaşı, Esquire, (Ocak 6, 2010).
[30] Zbigniew Brzezinski, Between Two Ages: America's Role in the Technetronic Era, Praeger, (1982), 211.
[31] Anti-Access/Area-Denial.
[32] Air-Sea Battle.
[33] Gregory F. Treverton, Emerging Threats to National Security, Testimony Rand Corporation, (Arlington, 2005), 9-11.
[34] Ebru Yetişkin, Bir Başka Tasarım: Gelecek Endüstrisi ve Parataktik Tasarım Kurgular, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Dijital Çağ, Yıl: 21, Sayı: 86, Eylül-Ekim 2018, 219.
[35] Necati Erbil Ertürk, Dijital ve Varoluş: Dijitalin Soykütüğüne Doğru, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Dijital Çağ, Yıl: 21, Sayı: 86, Eylül-Ekim 2018, 171.
[36] Oto, a.g.e., (2018), 84-85.
[37] Cem Oto, Teknik, Zaman, Politika, Doğu Batı, Dijital Çağ, Yıl: 21, Sayı: 86, Eylül-Ekim 2018, 82.
[38] Ömer Karadağ, Tekno Ütopist, Tekno-Pesimist Senaryolara A-Modern Alternatifler, Doğu Batı, Dijital Çağ, Yıl: 21, Sayı: 86, Eylül-Ekim 2018, 82.
[38] Oto, a.g.e., (2018), 175.
[39] Nil Göksel, Gelen, Dijital Çağ, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl: 21, Sayı: 86, Eylül-Ekim 2018, 141.
[40] Paul Kennedy: Yirmibirinci Yüzyıla Hazırlanırken, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çev.F.Ücçan, (Ankara, 1999), 81-120.
[41] Richard Watson, 50 Ideas You Really Need To Know, Quercus Book, (London, 2014), 20.
[42] James E. McClellan III ve Harold Dor, Dünya Tarihinde Bilim ve Teknoloji, Akılçelen Kitaplar, 3. Baskı, Çeviren: Haydar Yalçın, (Ankara, 2013),s.398.
[43] Sait Yılmaz, A New Security Concept: Liquid Security, Journal of International Relations and Diplomacy, Vol. 5, No.6, 359-369, 2017b. ISSN 2328-2134, DOI:10.17265/2328-2134/2017.06.005
http://www.davidpublisher.org/Public/uploads/Contribute/59795eebe8b25.pdf
[44] Barry Buzan and Ole Waever, Regions and Powers The Structure of International Security, Cambridge University Press, (Cambridge, 2006), p.475.
[45] Buzan and Waever, ibid, (2006), p.4.
[46] Yılmaz, İbid, (2017b).
[47] Oto, a.g.e., (2018), 82.


Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2692 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 632
Asya 98 1072
Avrupa 22 636
Latin Amerika ve Karayipler 16 67
Kuzey Amerika 9 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1369 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 291
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 296
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1291 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 780
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2039 ) Etkinlik ( 81 )
Alanlar
Türkiye 81 2039

Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu’da 30 Eylül sabahı saat 04.30’da, başta Baba Sy Askerî Kampı’ndan olmak üzere bir çok yerden silah sesleri duyuldu. Ardından ise devletin televizyon kanalı olan RTB’nin yayını kesilerek yüzbaşı İbrahim Traore liderliğindeki darbeci askerler burada bir bildiri okudu...;

2010 yılında yayınlanan Rus Askerî Doktrinine göre, (bir diğer adıyla Gerasimov Doktrini) kendisine veya müttefiklerine karşı nükleer silah kullanılması hâlinde Rusya Federasyonu da aynı şekilde karşılık verebiliyor. Ayrıca yine bu doktrine göre, konvansiyonel silahlarla Rusya’ya karşı yapılan saldı...;

İçinde yaşadığımız yüzyılın en önemli özelliği politikadan ekonomiye, toplumsal ilişkilerden kültüre kadar hızlı bir değişim ve dönüşüme sahne olmasıdır. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler sadece ürün ve hizmetleri değil süreç ve iş yapış şekillerini de değiştirmektedir. Bu değişim ve d...;

Seferberlik “harîm-i ismetine” tecavüz eden düşmanı püskürtmek ve vatan topraklarından kovmak için yapılan kutsal bir çağrıdır. Vatan savunması için ilan edildiğinde genç, ihtiyar, kadın, erkek şimdi Ukrayna’da olduğu gibi cepheye koşar, şehit düşen kanıyla gömülür. ;

İletişim alanı temelli kamu diplomasisi, uluslararası ilişkiler disiplini içerisinde her ne kadar yeni bir kavram olarak belirse de, dış politikanın anlamlandırılmasına önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Öncelikle kamu diplomasisi kavramının tarifi, bu doğrultudaki faaliyetlerin değerlendirilmesini ...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı. ;

Gorbaçov’un kişiliğinin gizemi, insan Gorbaçov ile devlet adamı Gorbaçov arasındaki ayrıma dayanıyor. Çok farklı iki insandı. Ütopyasının özünde saf bir Leninizm’in olduğu bir Sovyetler Birliği ve Lizbon’dan Vladivostok'a barışçıl bir şekilde uzanan bir Avrupa vardı. O, iktidardaki entelektüelin büy...;

İnsanlığın karşı karşıya olduğu son dönemin en önemli tehdidi şüphesiz iklim değişikliğidir. Küresel ölçekte felaket senaryolarının merkezinde yer alması bunun göstergelerindendir. Buna karşın iklim değişikliği sorunu, kriz olgusunun doğası gereği içerisinde tehditlerle birlikte birtakım fırsatları ...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • DTB Hilton İstanbul Topkapı Otel -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...