Türkiye - Afrika İlişkilerinde Gelişmeler ve Zorluklar

Makale

Afrika 54 ülke barındıran bir kıtadır. 30 milyon km2 alana sahip olan bu kıta Akdeniz, Kızıldeniz ve Atlantik Okyanusu tarafından çevrilmektedir. Afrika, Cebelitarık Boğazı ile Avrupa Kıtası’na bağlıdır. Sömürgecilik döneminden itibaren Avrupa kıtasının etkisi altında kalmıştır. ...

Aymerillette ŞEN
Doktora Öğrencisi
Uluslararası İlişkiler Bölümü
Kocaeli Üniversitesi

Afrika 54 ülke barındıran bir kıtadır. 30 milyon km2 alana sahip olan bu kıta Akdeniz, Kızıldeniz ve Atlantik Okyanusu tarafından çevrilmektedir. Afrika, Cebelitarık Boğazı ile Avrupa Kıtası’na bağlıdır. Sömürgecilik döneminden itibaren Avrupa kıtasının etkisi altında kalmıştır. Günümüzde, küreselleşme ile beraber Afrika kıtasının dış dünya ile bağlantısı farklı bir biçimde devam etmektedir. Bu makalede Türkiye ve Afrika arasındaki ilişkiden söz edilmektedir. Ayrıca Türkiye - Afrika iş birliğinin gittikçe önem kazandığı bu dönemde Türkiye’nin Afrika politikasındaki adımlarından ve getirdiği yeniliklerden bahsedilmektedir. Öte yandan işbirliğinin yerel halk tarafından nasıl algılandığı ve bu algının TürkiyeAfrika arasındaki ilişkiyi ne ölçüde etkilediği analiz edilmektedir. Bu çalışmanın başında Türkiye’nin Afrika’daki çalışmalarına bakılmaktadır. Daha sonra, Afrika kıtasının coğrafya, din, dil ve kültür yapısı incelenmektedir. Bu yapısal özelliklerden yola çıkara çalışmanın son bölümünde TürkiyeAfrika ilişkilerinde göz önünde bulundurulması gereken bazı zorluklardan söz edilmektedir.
 
  1. Türkiye- Afrika İlişkisi: Tarihsel Süreç
Osmanlı dönemine kadar uzanan TürkiyeAfrika iş birliği, Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan sonra gerek siyasi gerekse ekonomik sebeplerden ötürü en alt seviyeye inmiştir.[1] İlişkinin tekrar canlanması için 1998 yılını beklemek gerekiyordu. 1998 yılında Afrika Eylem Planı’nın kabulü ile Afrika ülkeleri ve Türkiye arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkiler artmıştır. [2]
Türkiye ve Afrika arasındaki ilişki çeşitli yöntemlerle yürütülmektedir. Bunlardan bazıları:
  • Türkiye – Afrika zirveleri
  • Diplomatik temsilcilerin artırılması (Büyükelçiler vs.)
  • Karşılıklı ziyaretlerin yapılması
  • Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nın faaliyetleri (TİKA)
  • Yunus Emre Türk Kültür Merkezi gibi vakıfların açılması
  • Afrika Birliği ve Bölgesel Kuruluşlarla işbirliği [3]
Üst düzey ilişkilerin yanı sıra “insani“ yöntemler de kullanılmaktadır. Bu çerçevede “Afrika Sorunlarına Afrika Çözümleri“ ilkesi ile ortaklık politikası oluşturulmuştur.[4] Bu alanda:
  • Ticaret,
  • Eğitim: Yabancı ülkelerde Türk okullarının açılması, yabancı uyruklu öğrenciler için Türkiye Cumhuriyeti’nde burslu olarak yükseköğrenim görme fırsatı,
  • Ulaşım: Türk Hava Yolları
  • Gönüllü çalışmalar, örneğin Yeryüzü Doktorları söz konusu olmaktadır.
 
  1. Afrika Kıtası’nın Yapısı

Biyolojik çeşitlilik konusunda diğer kıtalardan fark yaratan Afrika kıtası farklı nüfus özellikleri ile de ön plana çıkmaktadır.[5] Yaklaşık bir milyar nüfusa sahip olan kıta, yüz ölçümüne göre çok kalabalık sayılmamaktadır. Kilometre kare başına 33 nüfus düşmektedir.[6] Fakat yerleşim konusunda farklı özellikler söz konusu olmaktadır. Coğrafi özelliklerine göre yerleşim yoğunluğu değişmektedir. Örneğin çöl ve ormanların yoğun olduğu bölgelerde çok az yerleşim varken dağ, sahil veya göllere yakın bölgelerde fazla nüfus yaşamaktadır. Aslında bölgesel açıdan Afrika kıtası beş bölgeye ayrılmaktadır:
  • Batı Afrika: Benin, Burkina Faso, Cape Verde, Fildişi, Gambiya, Gana, Gine, Gine Bissau, Liberya, Mali, Nijer, Nijerya, Senegal, Sierra - Leone, Togo
  • Doğu Afrika: Cibuti, Eritre, Etiyopya, Kenya, Somali, Tanzanya, Uganda
  • Kuzey Afrika: Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan
  • Güney Afrika: Botsvana, Lesotho, Namibya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Angola, Malavi, Mozambik, Madagaskar
  • Merkez bölge: Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Ruanda [7]
Batı Afrika, en çok ülke kapsayan bölge olarak en fazla nüfusu barındıran bölge de sayılmaktadır. 2015’te yapılan nüfus sayımına göre Batı Afrika’da yaklaşık 350 milyon kişi yaşamaktadır. Bu nüfusun yarısı Nijerya’da yaşamaktadır.[8]
Coğrafi dağılımın yanı sıra Afrika halkı arasında başka değişken unsurlar da söz konusu olmaktadır: Dil, din ve kültür. Kolonyalizm’den önce Afrika’da halkın kendi inançları vardı. Fakat 19. yüzyılda Batı Avrupa’dan misyonerlerin gelmesi ile Batı Avrupa inancı da dayatılmıştır. Ludovic Lado’ya göre misyonerlik görevi “insani“ görev olarak gösterilmiştir. Bu görev (!) aracılığı ile Afrika halkının cahillikten, hastalıklardan ve batıl inançlardan kurtarılması amaçlanmıştır.[9] Bundan dolayı misyonerlerin dini yayılmakla birlikte okul ve sağlık konularında büyük yatırımlar yapmışlardır. Kolonyalizm’in getirdiği inanç ile beraber sadece yerel din değil gelenek ve yerel kültür de yavaş yavaş unutulmuştur. Aynı misyonerlik Afrika kültürüne karşı âdeta savaş açmıştır.
Günümüzde Afrika kıtasında yerel dinin yanı sıra iki önemli din daha söz konusu olmaktadır: Müslümanlık ve Hristiyanlık dini. Aşağıdaki haritada gösterildiği gibi Afrika’nın kuzey bölgelerinde İslâm dini yaygınken güneye inildikçe Hristiyanlık baskın olmaktadır. [10] Bu harita aynı zamanda Afrika’da yaygın şekilde kullanılan diller hakkında da ipucu vermektedir. Kuzeyde Arapça ön plandayken güneyde Fransızca ve İngilizce daha yaygındır.
Aslında birçok Afrika ülkesi sömürgecilikten kalan dil mirasını reddetmemiştir. Onları resmî dil olarak kabul ederek hem çalışma hem de eğitim sektöründe yoğun bir şekilde kullanmaktadırlar. Moritanya ve Madagaskar gibi bazı ülkeler sömürgecilik yükünden kurtulmak için özellikle eğitim sektöründe ana dile dönmeyi hedeflemiş ise de süreci başarılı bir şekilde gerçekleştirememiştir. Zira ana dilde bilimsel çalışmaların zorluklarının yanı sıra maliyeti de yüksektir.[11] Ana dile dönme politikasının zorluklarından dolayı 2002 yılında sömürgecilik etkisini hafifletmek için Madagaskar’da, ana dili Malagasy ve resmî dili Fransızcanın yanında İngilizce de ikinci resmî dil olarak kabul edilmiştir.
Sonuç olarak Afrika sadece siyasi ve ekonomik açıdan değil din, dil ve kültür açısından da sömürülmüştür. Günümüzde, bütün Afrika ülkeleri bağımsızlığını kazanmış ise de sömürgecilik geçmişinden kurtulamamıştır. Bazı ülkelerde reform yapma isteği olsa da bunlar çoğu zaman ekonomi ve strateji gibi engellere takılmıştır. Zira sömürgecilikten sonra yönetim konusunda sıkıntı yaşayan Afrika ülkeleri ekonomik açıdan da dış yardımlara muhtaç hâle gelmiştir. En büyük yardım ise “cellâdına âşık olma“ tabiri ile gene eski sömürgeci ülkelerden beklenmektedir.


 
  1. TürkiyeAfrika İlişkilerinde Karşılaşılabilecek Zorluklar
Emperyalizm gücü karşısında Türkiye, Afrika için yeni bir alternatif olarak değerlendirilebilmektedir. İki taraf arasında sömürgecilik bağı olmadığı ve Türk Dış Politikası insani konuları ön planda tuttuğu için daha tarafsız ve daha adaletli ortaklık kurmak mümkün olmaktadır. Fakat Türkiye’nin iyi niyetli yaklaşımına rağmen kıtada yapılan çalışmalar, başta eski sömürgeci ülkeler olmak üzere yerel halk tarafından da kolay kabul görmemektedir. Bunun sebebi farklı faktörlerle açıklanabilmektedir.
Öncellikle, Türkiye’nin coğrafi konumu ne kadar Afrika kıtasına yakın olsa da Türkiye - Ortadoğu sınırında sürekli yaşanan gerginlik Afrika’daki dış politikaya da yansımaktadır. Sınırını korumak için güvenliğe önem vermek zorunda kalan Türkiye silahlanma ve savunmaya yatırım yapmak zorundadır. Bu da özellikle Sahra Altı Afrika ülkelerini güvenlik konusunda tedirgin etmektedir.
Öte yandan Afrika’da bilgi akışına ve haberleşme sistemine, yabancı devletler tarafından hâlâ müdahale edildiği için yerel halkın doğru haber kaynaklarına ulaşması zorlaşmaktadır.
Türkiye ve Afrika kıtası için iletişimi ve haberleşmeyi zorlaştıran başka unsur ise Afrika ülkelerinde Türkçe’nin bilinmemesidir. Bu da hem siyasi hem ticari ve hem de ekonomik ilişkilerin akışını zorlaştırmaktadır. Böylece Afrika kıtasındaki ülkelerin çoğu İngilizce, Fransızca, İspanyolca veya Arapça konuşan ülkelerle iş birliği yapmayı tercih etmektedir. Türkiye, eğitim faaliyeti ile dil sorununu gidermeye çalışsa da bu çalışmanın uzun vadeli olduğunu unutmamak gerekir.
Türkiye ve Afrika arasındaki ilişkiyi zorlaştıran başka bir unsur ise din ve kültürdür. Din ve terörizm arasında büyük bir bağlantı olduğunu düşünen Afrika halkı güvenlik gerekçesi ile iş birliği konusunda tereddüt etmektedir. Bu düşünce özellikle Hristiyanlık dinini benimseyen ülkelerde söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla bu ülkelerde yaşayan halk, Türkiye’nin yaptığı insani yardımların arka planında hep din gerekçesi olduğunu düşünmektedirler.

SONUÇ

Türkiye ve Afrika kıtası arasındaki ilişkiler uzun bir tarihsel geçmişe sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belirli zamanlarında iki taraf arasındaki ilişkilerde durgunluk söz konusu olsa da günümüzde bu ilişki hız kazanarak farklı boyutlara ulaşmıştır. Türkiye’nin Afrika kıtasındaki varlığı başta ticari ve ekonomik olmak üzere Afrika’ya, sömürgecilik yoluyla Batılı devletlerin yerleştirdikleri kültürden farklı bir kültür tanıma fırsatı da sunmaktadır. İki taraf arasındaki ortaklığı daha iyi bir noktaya getirmek için yerel halkın güvenini de kazanmak çok önemlidir. Dolayısıyla Türkiye’nin üst düzey politikasının yanı sıra eğitim, sosyal etkinlik ve gönüllü çalışmalara daha fazla önem vermesi söz konusu hâline gelmektedir. Bu çalışmaları yaparken ise din içeren konulardan uzak durulması gerekmektedir. Öte yandan, iletişim kanallarını etkin bir şekilde kullanarak Türkiye, kendi siyasi duruşunu bütün halka anlatabilme fırsatı yaratmalıdır. Son olarak, daha etkin dil eğitimi için Türk kültür merkezilerinin faaliyetleri çoğaltılarak yerel halkın bu faaliyetlere ulaşımı kolaylaştırılmalıdır.

 
 

[1] İkinci TürkiyeAfrika Ortaklık Zirvesi, afrika.mfa.gov.tr
[2] afrika.mfa.gov.tr
[3] İkinci TürkiyeAfrika Ortaklık Zirvesi, afrika.mfa.gov.tr
[4] İkinci TürkiyeAfrika Ortaklık Zirvesi, afrika.mfa.gov.tr
[5] Population, www.worldometers.info/Africa
[6] Afrique Population, www.larousse.fr
[7] “Sahel and West Africa Club: The Regions of the African Union“, Maps and Facts, No.48, Feb.2017
[8] “Sahel and West Africa Club: The Regions of the African Union“, Maps and Facts, No.48, Feb.2017
[9] “Culture, Hybrides, Identités Multiples:Repenser l’Inculturation en Afrique“, Ludovic Lado, www.cairn.info/revue, p.454
[10] Pierre Haski, “Musulmans et Chrétiens: La Carte d’Afrique de la Division Religieuse“, 18 Novembre 2016, www.nouvelobs.com
[11] A. Racine Senghor,“L’Héritage Colonial et Les Langues en Afrique Francophone“, L’enseignement des Langues Vivantes à L’Etranger: Enjeux et Stratégies, Septembre 2003, www.journalsopenedition.org

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2680 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 630
Asya 98 1060
Avrupa 22 636
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1369 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 290
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1292 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2033 ) Etkinlik ( 80 )
Alanlar
Türkiye 80 2033

“Şayet Türkler olmasaydı Rus tarihi en azından 1000 yıldır boşluk içinde kalırdı!” demek yanlış sayılamaz. Zira Türk-Rus ilişkilerinin tarihi, yüzyıllardır birbiriyle komşuluk yanında aynı bölgeyi ve hatta aynı devleti paylaşan, bugün dahi paylaşmaya devam eden eşine az rastlanır bir ilişkiler yumağ...;

Dünya İslâm Forumu ve İslâm Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Platformu (ISTTP) tarafından, dördüncü defa verilecek olan İslâm Dünyası İstanbul Ödülleri açıklandı.;

II. Dünya Savaşı sonrasında ABD ve Birleşik Krallık tarafından temeli atılan Beş Göz ittifakı, Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki teknik istihbarat iş birliği mekanizmasıdır. Sorumluluk sahaları açıkça beyan edilmese de üye ülkelerin dünyanın belirli bölgelerine yön...;

Soğuk Savaş Dönemi ertesinde dünyada oluşan tek kutuplu düzenin ortadan kalkmaya başladığı ve güvenlik ortamında yeni dengelerin oluştuğunun emareleri görülmeye başlamıştır. Değişimde, ABD’nin Ortadoğu bölgesinde son 20 yılda kaybettiği enerji ve kendi iç sorunlarının ortaya çıkışı mutlaka göz önünd...;

03-05 Nisan 2013 tarihinde İstanbul’da düzenlenen 2. Dünya Türk Forumu sonuç bildirgesinde; Forum bünyesinde bir “Türk Dünyası Ödülü“ ihdas edilmesi benimsenmişti. Türk Dünyası’nın vizyon ve derinliğini güçlendiren başarılı kişiler ile kurumları onurlandırmak ve teşvik etmek amacı ile farklı kategor...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı.;

Afrika 54 ülke barındıran bir kıtadır. 30 milyon km2 alana sahip olan bu kıta Akdeniz, Kızıldeniz ve Atlantik Okyanusu tarafından çevrilmektedir. Afrika, Cebelitarık Boğazı ile Avrupa Kıtası’na bağlıdır. Sömürgecilik döneminden itibaren Avrupa kıtasının etkisi altında kalmıştır. ;

ABD-Çin rekabeti özellikle son dönemde yaşanan hızlı gelişmeler eşliğinde derinleşiyor. ABD Başkanı Biden’ın Asya ziyareti ve Tayvan ile ilgili sonradan tevil edilen sözleri ilişkileri gererken Çin’e yönelik stratejinin Dışişleri Bakanı Blinken tarafından ana hatları ile açıklanması rekabeti yeni bi...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • DTB Hilton İstanbul Topkapı Otel -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.