Çanakkale ile Var Olmak

Yorum

Sene-i devriyesine ulaştığımız Çanakkale zaferini hatırlarken bu topraklardaki biz kadar eski, 950 yıl kadar kadim zihnimiz ve güne kadar sürüp gelen varlığımızla bu toprakları Türkiye yapan Müslüman Türkün mevcudiyetini yeniden düşünürüz. Hayat örgümüz içindeki mebde, meaş ve mead döngümüzü düşünürken kökenlerimizin bizi var ettiği uzun zamanların içindeki gayemizi düşünürüz. ...

Sene-i devriyesine ulaştığımız Çanakkale zaferini hatırlarken bu topraklardaki biz kadar eski, 950 yıl kadar kadim zihnimiz ve güne kadar sürüp gelen varlığımızla bu toprakları Türkiye yapan Müslüman Türkün mevcudiyetini yeniden düşünürüz. Hayat örgümüz içindeki mebde, meaş ve mead döngümüzü düşünürken kökenlerimizin bizi var ettiği uzun zamanların içindeki gayemizi düşünürüz. Tarih babamız olarak bizi her defasında birey ve millet olarak yeniden ve yeniden inşa eder. Anamız vatanda millî düşüncemiz yeniden doğar. Metafiziğimizi tefekkür ederken günümüz anlar ve anlamlandırırız.
 
Şairler milletlerin uzun yolunda onların serencamını ölümsüz kelimelerle resmeden sözün ressamlarıdırlar. Yahya Kemal ve Mehmed Âkif Ersoy gibi yüzlercesi Türkün uzun macerasına kalemleriyle dokunarak, hatıralarını tarihe kazıdılar. Âkif’in İstiklâl Marşımızı milletimize hediye ettiği ve soğuk Ankara sokaklarında sırtına giyecek bir paltosu olmadan gezdiği günlerde ödüle bile dönüp bakmayı zül saydığı günlerin devamında onun Çanakkale şehitlerimize dair yazdığı şiirini tefekküre mevzu ederek, tarih metafiziğimiz ve hayat döngümüz açısından değerlendirmek şehitlerimize ve Âkif’e en değerli vefa olacaktır kanaatindeyim. Süregiden hafızamız böylece yaşamaya devam edecektir.

MEBDE: Milletimiz var oluşunu tarih boyunca hakikate ve onun nizamını âleme yaymak idealine dayamıştır. Nizam-ı âlem Kızılelma’sını her dönemde benlik bilincinin esas meselelerinden birisi yapmıştır. İslâm’ın ruhundaki aydınlığıyla birlikte bugüne kadar böyle devam etmiştir. Haçlı saldırıları tarihimizin en büyük kırılma noktası ve Kızılelma’sına vaki en acımasız saldırılardan biri oldu. Haçlılık bir zihniyet olarak kendini güncelleyerek devam etti. İşte, Çanakkale Şehitlerine şiiri tarihî mebdemiz ve tarihî serencama dair bu durumun Çanakkale’deki son büyük tezahürünü;

“Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın"


mısralarıyla ortaya koyar. Türkün Çanakkale’de parçaladığı Haçlı çemberi kendini sürdürmek için her fırsatı kolluyor ve milletimizi kızıl elmasından uzak tutmak için durmadan çabalıyor. Âkif’i okuyup meseleye bir de bu zaviyeden bakarken onu millî tefekkürümüzün parçası hâline getirmek fevkalade önemlidir.

MEAŞ: Âkif ölümsüz şiirinde olayın neliği ve niteliğini ortaya koyarken yaşananı idrakimize sunar. Bir saldırının, direnişin ve vefanın yani bu zaferi kazanan kahramanların hatırasını millî hafızamıza hiç unutmamak üzere emanet eder. Dileğinin şiirinin hamasi nutuklara meze olmanın ötesinde düşünen bir nesil tarafından geleceği adına anlayarak okunması olacağı aşikârdır. Yedi düvelin Türkün başına üşümesini, Âsım’ın neslinin namusunu çiğnetmemesini ve bir Hilâl uğruna batan güneşlerimizi sadece tören salonlarında sözle değil yüreklerimizde ve davranışlarımızda yaşatmamızın en büyük vefa olacağını bizlere söyler durur.

Saldırı

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
***
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,

Direniş

Âsım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
***
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Vefa

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Çanakkale’de savunulan ve savunan bütün bir medeniyet coğrafyamız idi. Bunu Aliya İzzetbegoviç’in meşhur mektubunda takip etmek mümkündür: Aliya fikirlerinden açıkça görüleceğiz üzere tarih bilinci ve meselesi olarak “nizam davasının“ esasına bağlıdır. Onun Boşnak tarifi de Bosna anlayışı da açıkça buna dairdir: “Ben size Boşnak'ı ‘Kültürünü, dinini, kimliğini sömürmeye çalışan güçlere karşı canı pahasına direnen millet’ diye tanımlasam ne dersiniz, bilmiyorum. Benim gözümde, Türkiye'den bize destek olmak için gelen savaşçılar da Boşnak'tır. Bosna ismini duyduğu an, kalbinin bir köşesinde küçük bir sızı hisseden başka milletlerin insanları da. Dedelerimizin seksen yıl önce Çanakkale'de ve Yemen'de korumaya çalıştıkları şey neyse bizim Saraybosna'da ayakta tutmaya çalıştığımız şey oydu.

Dünyayı sömürgeleştirmek isteyen, bunun için bazen dini, bazen dili, bazen ırkı, bazen mezhebi kullanan işgalcilere karşı insanlığı, kardeşliği bir arada yaşama idealini korumak için direndik. Bu idealin adı Bosna'ydı. (http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/Aliya/780.pdf Selman Kayabaşı, Karar Odası, 209 – 223 https://www.youtube.com/watch?v=52oUp4Zqxss&feature=youtu.be,s.2) Aliya bu Bosna ve Boşnak tanımıyla kendisini tarihten gelen bir nizam düşüncesinin parçası kılar. “Boşnaklara sorarsanız, tarihî hafızamızda üç tarihin çok önemli olduğunu söylerler. Birisi bu 1918. İkincisi Devlet-i Aliyye'nin Bosna topraklarından çekilmeye başladığı, Avusturya Macaristan'ın yavaş yavaş hüküm sürdüğü 1878. Son olarak da artık Türk hâkimiyetinin tamamen son bulduğu ve Sultan Abdulhamid'in resimlerinin duvarlardan indirilip Avusturya Macaristan imparatorunun resimlerinin asıldığı 1908. (s.1)“ Aliya’nın şahsiyeti ileride de bahsedileceği üzere Devlet-i Aliyye ve sonrası dönemin gerilimleri arasında teşekkül eder.

Devletimizin yıkılması onun hafızasında bu bakımdan ilginç bir soru ile gündeme gelir: “Siz de sorguladınız mı bilmiyorum ama ben 28 Haziran 1389 ile 28 Haziran 1914 arasında küçük de olsa kurnaz bir bağ olduğunu düşünmüşümdür. Hatırlarsınız, 28 Haziran 1914 günü, Saraybosna'da bir Sırp milliyetçisi olan Gavrilo Princip'in ateşlediği kurşun Birinci Dünya Savaşı'nı başlatmıştı. Bu savaşın en önemli amacı ise Devlet-i Aliyye'yi çökertmek ve sömürgecilere karşı direnen son kaleyi tarumar etmekti. Bunu başardılar da. s.1“.

Devlet-i Aliyye sömürüye karşı direnen büyük bir nizamdır Aliya'da. Aliya için Boşnak ve Türk olmak bu terbiye, bu dava ve bu meseleye sahip olmanın adıdır. Türk olmak sömürgeye karşı insanlığı ve nizamı savunmaktır. Türkistanlılara büyük bir mâna yükleyen Aliya sırtımıza ağır bir mesuliyeti de bırakır. Müslüman kimliği içinde Türk adını alan Bosna'nın bilge beyi tefrikalarımıza, takıntılarımıza ne güzel merhem taşıyor.

Çanakkale şehitlerinin ve Çanakkale’nin bir vatan ve namus savunması olduğunu, İslâm’ın Kızılelma’sını, Türkün namusunu yere düşürmeyen bu kahramanların kendi kader çizgilerinde bir hayat anlayışı ve pratiğini bizlere bıraktığını anlatan bu satırlar yürekle okunup, şahsiyetimize istinat yapmak, davranışlarımıza yansıtmak bu satırları güncellemek demek olacaktır. Âkif bize bu savaşı bir şiir içerisinde olay ve olgu örgüsü bağlamında düşünelim diye miras bırakmıştır. Hovarda mirasçı olmak da, vefalı bir evlat tavrı göstermek de bize kalmıştır. Evladın dedesine vefası onun değerlerine olan bağlılık ve katkısıdır.

MEAD: Nihayet Âkif, hayat döngüsünde sonsuzluğa dönüşü öngören zihniyeti ortaya koyar. Bu kahramanların ödülünün ve ulaşacağı yerin biz fanilerin değersiz sözleri ve hareketleri ötesinde Peygamber efendimizin bizzat kendisi olacağını ifade ile bitirir. Sonsuzluk ideali ile hakikate varis olarak şahsiyetini kuranların hayatları buna şahit ve ölümleri de bunun vaad ettiğine ulaşmak olacaktır.

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.


Çanakkale’yi hatırlarken, büyük dedesi Çanakkale şehidi olan bir torun olarak bu satırların naçiz yazarı fakire ve herkese düşen onların uğrunda fani oldukları değerleri anlayıp, hayata taşımak olacağı unutulmamalıdır. Çanakkale, Malazgirt ve Miryakefalon gibi vatanı kuran ve koruyan savaşlar silsilesi içinde bütünün parçası olarak görülmeli, kendi özelinde ise Türkün varlığını dünyaya ilan edip Millî Mücadele’si ile yoluna devam ettiği sürecin parçası olarak düşünülmelidir. Düşünmeye başlayınca harekete de geçeceğiz. Çanakkale otantik var oluşuyla bir beka savaşı olduğu gibi düşüncemize miras bıraktıklarıyla da bekamızın teminatı değerleri temsil eder. Çanakkale’yi geçilmez kılan da tam olarak budur. Âkif’e şiiri yazdıran, Seyit Onbaşı’ya mermiyi attıran, Âsım’ın neslini var kılan ruh da budur.


 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2708 ) Etkinlik ( 221 )
Alanlar
Afrika 76 639
Asya 98 1077
Avrupa 22 637
Latin Amerika ve Karayipler 16 67
Kuzey Amerika 9 288
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1379 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 293
Orta Doğu 22 606
Karadeniz Kafkas 3 296
Akdeniz 3 184
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1292 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2046 ) Etkinlik ( 82 )
Alanlar
Türkiye 82 2046

ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in Mısır’la başlayan Orta Doğu gezisinde, Mısır ve İsrail arasındaki barışın ve özellikle Abraham konjonktürünün, bölgedeki gelişmelerden olumsuz etkilenmesi endişesi hissedildi. Orta Doğu uzlaşmadan çok çatışmanın olduğu bir bölge. ;

Büyük güçlerin siber uzay ve siber güvenlik stratejileri 21. yüzyılın başlarında somut olarak şekillenmeye başlamıştır. Ancak bu stratejilerin temeli ABD ve SSCB'nin Soğuk Savaş dönemi boyunca tecrübe ettikleri uzay ve silahlanma yarışının bir sonucu olarak atılmıştır.;

İlk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilecek İstanbul Güvenlik Konferansı 2023, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Ekosistemde Stratejik Dönüşüm: İklim, Gıda, Demografi, Meritokrasi, Ekonomi, Sağlık, Eğitim, İstihdam, Aile-Gençlik ve Şehir Güvenl...;

2022, küresel çapta enerji sektörü açısından son derece çalkantılı bir yıl oldu. Kovid-19 salgını sonrası tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmadan ve kesintilerden kaynaklı başlayan fiyat artışı, jeopolitik risklerin kısmen savaşla birlikte artmasıyla devam ederek zirve yaptı;

Enerji güvenliğinde, dünya ticaretinde, lojistik ve tedarik zincirlerinin güvenliği bakımından alternatif seçenekler, olası riskleri ve kırılganlıkları yönetebilmek için gereklidir. Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan çatışmalar sonuca bütün küresel ekonomiyi etkileyen enerji ve gıda tedarik sorunları...;

Enerji diplomasisi klasik anlamda tarif edilen diplomasi kavramından daha geniş bir anlam ifade etmektedir. Enerji diplomasisi, uzun vadeli stratejik hedeflere ulaşmak amacıyla yürütülen karmaşık süreçlere sahiptir ve çok aktörlü mekik diplomasi gerektirir. ;

Günümüz dünyasında istihbarat kavramı, sıradan insanlar için ‘gizli örgütlerin, biraz gizemli, hukuk sınırlarını aşan, keyfilik kokusu veren, yaptıkları hakkında hesap vermeyen istihbarat ajanlarının faaliyetlerini’ çağrıştırır. Halbuki istihbarat, avcı-toplayıcı yaşam biçiminden, yerleşik düzene; ...;

ABD ve Çin arasında derinleşen küresel rekabetin yoğun ama örtülü bir şekilde devam ettiği Ortadoğu’da kritik gelişmeler yaşanıyor. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in uzun zamandır beklenen Suudi Arabistan ziyareti büyük güç rekabetinde bir denge tutturmaya çalışan ve riskten kaçınan bölgesel güçler a...;

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 2

  • 20 Eki 2022 - 20 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 1

  • 06 Eki 2022 - 06 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...