Türkiye - Körfez Ülkeleri Stratejik Diyaloğu “Karşılıklı Bağımlılık ve Güven İnşası”

Haber

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden canlanan kamplaşmanın sonuçları belirleyecektir....

Türkiye - Körfez Ülkeleri Stratejik Diyaloğu
“Karşılıklı Bağımlılık ve Güven İnşası“

Dünyadaki temel trendlere bakıldığında “toprak ve makineyi“ takiben “bilgi ve bilgiye dayalı ürünler“ temelli yeni ekonomi çağında küresel rekabet “mikro-milliyetçilik“, “entegrasyon“ ve “öngörülemezlik“ üzerinden gelişmekte, hayatın ve devletin yeni doğasını belirleyen meydan okumaların; “kaynak ve paylaşım krizi“, “üretim-tüketim-büyüme“ formülünün sürdürülemezliği, Çin kaldıracı ile “orta sınıfın tasfiyesi“, “enerji, su ve gıda güvensizliği“, hayatın her alanında “4. boyuta geçiş“, “işgücünde insan kaynağının tasfiyesi“, değişen devlet doğası ve beklenti yönetimi temelinde “sert güçten yumuşak ve akıllı güce geçiş“ olduğu temel referanslar olarak şekillenmektedir.

Tüm bu temel parametreler içerisinde, teknolojideki dönüşümler; yapay zeka, sanal/artırılmış gerçeklik ve mobilite merkezli gelişerek tüm insan hayatını ve doğasını değiştirmeye adaydır. “Endüstri 4,0“ ve “Toplum 5,0“ kavramlarının dünyanın dönüşümünü endüstri ve toplum boyutları ile yönetmek açısından önemli başlıklar olduğu aşikârdır. Bir diğer etken de Çin’in dünya sahnesinde her geçen gün etkinleşmeye başlamasıyla oluşturduğu türbülanstır. Yeni İpek Yolu projesi “Kuşak ve Yol“; hem karadan hem denizden yüzden fazla ülkeyi ilgilendiren bir küresel entegrasyon projesi olarak şekillenmekte, iktisadi pastanın dağılımını kalıcı olarak değiştirmektedir. Orta sınıfı olmayan ülkelerde, otoriter rejimler ya da kaos, iki seçenek olarak önümüzde durmaktadır. Bölgesel ve küresel güvenlik anlamındaki iş bölümünün nasıl yapılacağı ve bedellerinin nasıl paylaşılacağı da önümüzdeki dönemin tartışma konuları olmaya adaydır.

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık“ sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden canlanan kamplaşmanın sonuçları belirleyecektir. Tüm bu gelişmelerle birlikte, “Güvenliğin Ekosistemi“, hukukuyla birlikte değişmektedir. “Güvenlik - Demokrasi“ ikilemini bundan sonra çok daha fazla yaşanacaktır. Çünkü orta sınıfı eriyen ve güvenlik ekseni sofistike bir zemine kayan ülkelerde demokrasinin yaşatılması zordur. “Güvenlik bize otoriter rejimler mi getirecek“ sorusunun daha fazla tartışılması gerekmektedir.

Siyasi tarih ve uluslararası ilişkilerin son üç yüz yıllık uzun öyküsü bize, insanı merkeze konumlandıran fakat en üstün değer olarak gözetmeyen hiçbir siyasi, idari, iktisadi yapının; “meşru hukuk“ ve “adalet“e bağlı olmayan hiçbir kurumsal stratejinin nihai olarak hiçbir topluma “huzur“, “istikrar“ ve dolayısıyla “refah“ getirmediğini son derece trajik bir biçimde öğretmiştir.

Huzur ve ilişiğindeki anlam dünyasının, gerek bireysel gerek toplumsal düzeyde, en temel ön koşulu “emniyet duygusu“dur. Hiçbir insan, aile ve toplum emniyet duygusundan yoksun olarak “insan onuru“na yakışır bir hayat sürdüremez. Psikososyal, sosyoekonomik ve sosyopolitik bir kavramsal ve olgusal temele dayanan emniyet duygusu; tüm bireysel, toplumsal ve hatta uluslararası diplomatik, ekonomik ve lojistik ilişkilerin en esaslı teminatıdır.

Güncel dilde “güven“ sözcüğüyle ifade edilen ve tam anlamıyla yalnızca birbirine itimadı olan insanlar ve toplumlar arasında var olabileceği açık olan emniyet duygusu ile daha teknik ve lojistik bir kavramsallaştırma olan “güvenlik arayışı“ arasında ters orantılı ve paradoksal bir ilişki söz konusudur. Emniyet duygusuyla aynı vicdani itkiden kaynaklanan “saygı“ ise güven temelli “bağımlılık“ ilişkilerinin sürdürülebilirliğinin anahtar kavramıdır. Zira bireysel ilişkilerde olduğu gibi toplumsal ve toplumlararası ilişkilerde de tarafların öz kimliklerine saygı, gerek bir ahlak ilkesi gerekse kamu diplomasisi ve siyasal iletişim aracı olarak inşa edici ve onarıcı bir nitelik taşımaktadır.

“Ortak ideale mensubiyet“; toplumlararası bağımlılık ilişkisini, karşılıklı çıkar ilişkisine dayalı taktiksel veya konjonktürel bir dış politika tercihi olmaktan çıkarıp asli bir kimliksel ve stratejik sorumluluğa dönüştürür. “Karşılıklı bağımlılık“ içindeki veya “stratejik diyalog“ hâlindeki toplumlar, özellikle ve öncelikle kendi aralarında güvene dayalı ilişkilerin timsali olması gereken Müslüman toplumlar, “küreselleşme olgusu ve ilişiğindeki iktisadi, siyasi ve askerî tahakküm“e karşı “ortak vizyon“ ile uluslararası müzakereye katılmak ve söz konusu bağımlılık tanımına uygun bir “ilişkiler ağı“ kurmakla yükümlüdür. “Güven bunalımı“ sebebiyle “ilişkilerin güvenliği“nin bile karşılıklı güvenlik stratejilerinin öncelikli bir gündem maddesi hâline geldiği bir süreçte; toplumdan çevreye, sağlıktan tarıma pek çok alan ve sektörde yeni tanımları oluşan “güvenlik“ kavramının hem konu hem aktör düzeyinde çok boyutlu bir niteliğe sahip olduğu açıktır.

Başta ABD güdümlü NATO, Avrupa Birliği ve AGİT olmak üzere uluslararası ve bölgesel birliklerin çözüm yerine yeni sorunlara yol açan “güvenlik politikaları“; BM’nin çatışma bölgelerindeki sonuçsuz çözümleri(!); ŞİÖ ve CICA gibi uluslararası örgütlerin “alternatif çözüm“ olmak yerine ilk örneklerine evrilme eğilimleri; teknolojik gelişmelerin ve küresel sistemin ekonomik değişkenlerinin gölgesinde aktörler arasındaki güç dengesinin dönüşüm geçirdiği bir süreçte gerçekleşen “hibrid savaşlar“, ortak ideale mensup devletlerarası kuşatıcı üst-birlik ve ilgili bölgesel alt-birliklerin önemini ve güvenlik tartışmalarındaki ağırlığını artırmaktadır.

Küresel düzeyde güvenliğin tek bir aktör tarafından sağlanamayacak kadar çok boyutlu ve karmaşık oluşuna bağlı olarak önem kazanan ve küresel güvenlik tehditlerine karşı dayanışma olarak algılanan “kolektif güvenlik“ gereksiniminin yanı sıra her düzey ve alandan aktörün ortak oyu ve vizyonuna bağlı bir uluslar-üstü mekanizma bulunmayışı bölgesel güvenlik perspektiflerinin ön plana çıkarılmasını zorunlu hâle getirmiştir. Bu durum istikrarsızlığa bağlı olarak ilişkilerin son derece kırılgan olduğu Orta Doğu’da daha da belirgindir.

Güçlü tarihsel ve kültürel arka plana rağmen stratejik nitelikli diyaloğun henüz gelişmekte olduğu Türkiye - Orta Doğu veya daha dar kapsamda Türkiye - Körfez Ülkeleri ilişkilerinin bu kırılgan eksen dışında tutulması mümkün değildir. Osmanlı döneminden sonra Türkiye’nin; tarihsel coğrafyasının en önemli parçası olan bu bölge ile hatta Kuzey Afrika’yı da kapsayan daha geniş bir havza ile ilişkileri, ne yazık ki, uluslararası politik dengelerin de etkisiyle 2000’li yıllara kadar geciktirilmiş; bölge halklarının ortak tarihine yakışır nitelikte “güven temelli diplomatik ilişkileri besleyecek köklü toplumsal bağlar“ kurulması için gerekli karşılıklı çaba gösterilmemiştir. Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman’dan oluşan Körfez Ülkeleri arasındaki ilişkilerin durumu da farklı değildir.

Türkiye - Körfez Ülkeleri arasında 1980’li ve 90’lı yıllarda bazı yüzeysel adımlar atılmış olmakla birlikte; asıl mesafe uluslararası konjonktüre ve Türkiye’nin dış politika çizgisindeki değişikliklere bağlı olarak 2000’li yıllarda ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Kuveyt’ten oluşan Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) çerçevesinde kaydedilmiştir. Ayrıca Türkiye’nin Afrika Eylem Planı (1998) ile en azından eş zamanlı olarak; 1981’de kurulan ve hayati öneme sahip bir jeopolitik alanı temsil eden KİK ile Türkiye arasında “kapsamlı stratejik işbirliğini hedefleyen“ bir “Körfez Eylem Planı“nın neden devreye sokulmadığını sorgulamak gerekebilir.

KİK ülkeleri nezdinde, Bölge dışından, ABD ve AB’nin yanı sıra, Stratejik Ortak Statüsü (2008) ile üst düzey düzenli kurumsal diyaloğun benimsendiği ilk ülke olarak Türkiye’nin, Bölge ülkeleri ile özellikle ticari ilişkileri giderek gelişmiş; taraflar arasındaki ticaret hacmi bu süreçte katlanarak artmıştır. Her iki taraf açısından son derece olumlu sonuçlar doğuran bu gelişmelerde, diğer faktörlerin yanı sıra güven temelli stratejik diyalog arayışının önemli payı vardır.

Türkiye - Körfez Ülkeleri ilişkilerinin; başta KİK - Türkiye ilişkilerini Mutabakat Anlaşması (2005) çerçevesinde pekiştiren Yüksek Düzeyli Stratejik Diyalog Toplantıları olmak üzere; bankacılık, finans, enerji ve inşaat sektörünün ön plana çıktığı Türk - Arap İşbirliği Forumu (TAF) gibi etkinliklerin ve Arap Ligi (AL) gibi çok taraflı bölgesel işbirliği platformlarının gündemlerini de dikkate alan bir uyum ve dayanışma zemininde geliştirilmesi daha isabetli kararlar açısından önem taşımaktadır.

Tüm üyelerinin ortak eğilimi olmamakla birlikte para birliği ve nihai olarak siyasi birlik gibi kurumsal hedefleri olan KİK’in, “ekonomik katma değeri“ önceleyen işbirliklerine daha fazla önem verdiği bilinmektedir. Bu kapsamda enerji, ulaştırma, sağlık, eğitim, kültür ve turizm gibi temel yatırım sektörlerinde Türkiye - KİK Ortak Eylem Planı benzeri planların, özellikle üçüncü ülkelerde, katma değer yaklaşımı da dikkate alınarak sürdürülmesi önemlidir.

Başta ABD’nin Irak İşgali (2003) olmak üzere, Libya, Mısır ve Tunus rejimlerinde yaşanan değişiklikler ve hem Orta Doğu hem Kuzey Afrika’da uzun vadeli sonuçları olacak yeni sorunların ortaya çıkmasına yol açan ve giderek belirginleşen sekter bölünmelere bağlı ittifak ilişkilerinin oluşturduğu tahribat tecrübesi öncülüğünde; genel olarak Türkiye - Körfez Ülkeleri ilişkileri ve spesifik olarak Irak ve Yemen’in de katılma eğilimi gösterdiği KİK ile Türkiye ilişkilerinin güçlenmesi tüm söz konusu coğrafyanın güvenliğine olumlu katkı sağlayacaktır.

Dünyada mevcut petrol rezervlerinin %60’ının Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi Körfez Ülkeleri sınırlarında yer alması, bu ülkelerin uluslararası ilişkilerde farklı bir konuma ve zenginliğe sahip olmasını beraberinde getirmiştir. Bu durum, KİK ülkelerini dış politikada da benzer politikalar yürütmeye yöneltmiştir. 2017’de bazı Körfez ülkeleri ve Katar arasında çıkan Kriz, taraf olan ülkelerin yanı sıra Bölge ile siyasi ve ekonomik ilişkiler kuran diğer ülkeleri de dolaylı veya doğrudan etkilemiştir. Suudi Arabistan ve BAE’nin Katar’a ambargo uygulamaya başlaması ve Kriz’in çözülmesi için çeşitli yaptırımların ön koşul olarak sunulması, ardından Katar’ın bu yaptırımları kabul etmediğini açıklaması, Kriz’in uzamasına yol açmıştır.

Başta Türkiye ve Kuveyt olmak üzere arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık faaliyetleri yürüten uluslararası aktörlerin katkıları sonucu 4 Ocak 2021’de Katar ile Suudi Arabistan arasında kara, deniz ve hava sınırlarının açılmasına yönelik alınan karar, Körfez bölgesinde devam eden ihtilafın çözüme kavuşturulmasına yönelik önemli bir adım teşkil etmektedir. Körfez İşbirliği Konseyi'nin stratejik ortağı olan ve Körfez bölgesinin güvenlik ve istikrarına büyük önem atfeden Türkiye; bu ihtilafın, ülkelerin egemenliklerine karşılıklı saygı temelinde kapsamlı ve kalıcı çözüme kavuşturulması ve Katar halkına yönelik diğer müeyyidelerin de bir an önce kaldırılmasını temenni etmekte ve bu istikametteki tüm çabaları desteklemeyi sürdürmektedir. 5 Ocak 2021’de Suudi Arabistan’da gerçekleştirilen 41. Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesi sonucunda Körfez İhtilafının çözümü yolunda ortak bir irade serdedilmesi ve Katar’la diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edileceğinin açıklanması memnuniyet vericidir. Körfez İşbirliği Konseyi’nin birlik ve dayanışmasına önem atfeden Türkiye; Zirve sonucunda KİK üyeleri ile Mısır tarafından imzalanan Al-Ula Bildirisi’nin, ihtilafın nihai çözüme kavuşturulmasını sağlamasını temenni etmekte, Körfez ülkeleri arasında güvenin yeniden tesisiyle stratejik ortağı olduğu KİK ile kurumsal işbirliğinin ilerletilmesi için çaba göstermeye hazır olduğunu teyit etmektedir..

Avrupa Birliği gibi ilk örneklerinde de belli ölçüde gözlemlendiği gibi KİK ülkelerinin ve genel olarak Körfez Ülkelerinin özellikle iç-politik tercihlerine bağlı dış politika öncelikleri, Bölge ülkeleri arasında güven temelli ilişkileri sürdürülebilir kılacak ortak bir siyasi ve askerî vizyon oluşumunu engellemektedir. Bununla birlikte Türkiye - Körfez ilişkilerinin bölgedeki Suriye ve Irak gibi diğer ülkelere oranla yüksek istikrar ve refah seviyesi kendilerine; Bölge ve çevre ülkelerle stratejik diyalog ve karşılıklı güven temelli bağımlılık ilişkisinin derinleştirilmesinde önemli sorumluluk yüklemektedir.

Türkiye - KİK Yüksek Düzeyli Stratejik Diyalog“ toplantılarının sonuçları ve Türkiye - Körfez Ülkeleri işbirliği faaliyetlerinin yaklaşık son on beş yıllık bilançosuna istinaden; her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da henüz işbirliği konusu edilmemiş büyük bir potansiyel barındıran ilişkilerin ileri bir aşamaya taşınmasına ilişkin, özellikle iş dünyasında, güçlü bir beklenti söz konusudur. Bu beklentiyi karşılayacak muhtemel Serbest Ticaret Anlaşması’nın, taraflar arasındaki ticaret hacmini rekor düzeye çıkaracağı açıktır. Ayrıca “İslam Ülkeleri Tercihli Ticaret Anlaşması“ taslak planı çerçevesinde, üçüncü ülkelerde, Türkiye - Körfez Ülkeleri işbirliğinde çok boyutlu yatırım faaliyetleri gerçekleştirilmesi önemle değerlendirilmelidir.

Mevcut anlaşmalarda ticaret, finans, ulaştırma, enerji, turizm gibi sektörlerin ön plana çıktığı Türkiye - Körfez Ülkeleri ilişkilerinin; savunma sanayii, askerî personel eğitimi, ortak operasyon gücü oluşturulması gibi gerek ikili gerek çok taraflı potansiyel barındıran “askerî eğitim“ ve “savunma sanayii“ gibi çok boyutlu güvenlik alanlarında da birlikte büyüme stratejisine bağlı ve dengeli bölgesel/küresel işbirlikleri geliştirilmesi elzemdir. Zira savunma ve güvenlik politikalarının temelini oluşturan, ekonominin bir parçası olarak gelişen ve teknolojik bilgi üretim alanı olan savunma ve uzay sanayiinde sağlanacak teknolojik üstünlüğün politik ve ekonomik avantaj; yönetsel sinerji, risk paylaşımı ve güçlü teknik uzmanlık kapasitesinin ise maliyet azaltımı ve rekabet üstünlüğüne katkı sağladığı açıktır.

Arap coğrafyasında bölgesel denge ekseni olarak değerlendirilen ve Körfez ülkelerinin ulusal güvenliği konusunda da olumlu etkiye sahip olduğu gözlemlenen Türkiye ile giderek ekonomik ortaklığa evrilen, Bahreyn ve Umman hariç aynı zamanda OPEC üyesi ve asıl motivasyonu bölgesel güvenlik olan KİK Ülkeleri arasında sadece iktisadi alanda değil siyasi, askerî ve kültürel alanlarda da yüksek düzeyli stratejik diyalog ve işbirlikleri elzemdir.

Başta hem Türkiye’ye hem Basra Körfezi’ne komşu İran ve Irak olmak üzere; Suriye ve Mısır gibi çevre ülkeleri de kapsayan çok boyutlu stratejik işbirlikleri geliştirilmesi yönünde de köklü adımlar atılmalıdır. Bu çerçevede, hizipleştiriici söylemlerin olumsuz etkisini azaltmak adına “mezhepleri uzlaştırma“ gibi girişimlerin titizlikle değerlendirilmesi, güven temelli toplumsal ilişkilerin derinleştirilmesi ve daha güçlü sosyopolitik dinamikler geliştirilmesine katkı sağlayabilir.

Toplumsal düzeyde güçlü ilişkileri belirleyen en önemli faktörün ilgili toplumların ortak değerler bütünü olduğu göz önünde bulundurularak, ortak tarihî ve kültürel bağlara sahip toplumlarla stratejik diyaloğu önceleyen; uluslararası çatı örgütlerin köklü çözüm üretme konusunda yetersiz kaldığı bölge-içi meselelerde inisiyatif alacak nitelikte kuşatıcı bir üst-siyaset perspektifi geliştirilmesi en ivedi sorumluluk addedilmeli; bu yönde orta ve uzun vadeli stratejik diyalog sürdürülmelidir. Aksi takdirde başta Suriye, Irak ve Filistin meseleleri olmak üzere Bölge’de süregiden ve nispeten istikrarlı Körfez Ülkelerinin güvenliğini de tehdit eden sorunların kalıcı bir biçimde çözülmesi mümkün değildir. Hegemonik kapitalist aktörler arası güç mücadelesi böyle bir çözümün geliştirilmesine, gönüllü olarak, asla imkan tanımayacaktır. Böyle bir amacın gerçekleştirilebilmesi ise “ulus devlet mantalitesi“ ve “klasik devlet ideolojisi“ne dayalı refleksleri aşan bir yaklaşımla hareket edilmesine bağlıdır.

Din, dil, tarih ve coğrafya dışında medeniyetimize güç ve adaleti getirecek “karşılıklı bağımlılık ve güven inşası“, Türkiye - Körfez Ülkeleri ilişkilerinin önündeki temel zihinsel eşiktir. Türk ve Körfez Ülkeleri Diasporalarının karşılıklı sürece dâhil edilmesi ise temel stratejik alanlardan birisidir. Türkiye - Körfez Ülkeleri Stratejik Diyaloğu; yukarıda detaylandırılan tüm öncelikler başta olmak üzere Türkiye ve Körfez Ülkeleri arasında karşılıklı bağımlılık ve güven inşası parametrelerini sağlıklı yönetme ve ortak bilinç oluşturulması yönünde akademik, sivil katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

Ana Tema
Düşünce Diplomasisi: Yeni Dünya Yeni Ufuklar

Temel Sektörler
Kamu Diplomasisi, Eğitim ve Dil
Kültür ve Turizm (Ortak Tarih ve Antropoloji)
İnşaat, Müteahhitlik ve Altyapı
Sağlık ve Sağlık Turizmi
Enerji, Petrokimya ve Yatırımlar
Lojistik, Ulaştırma ve Haberleşme
Bankacılık ve Finans
Ekonomi ve Ticaret
Medya ve İletişim
Bilim ve Teknoloji
Marka Şehirler ve Çevre
Savunma ve Uzay Sanayii

Alt Temalar
Çok Boyutlu Güvenlik İşbirliği: Siyasi, Stratejik ve Ekonomik Temeller
Değişen Devlet Doğasına Uyum için Perspektifler
‘Akıllı Güç’ İnşası ve Beklenti Yönetimi: Deneyimler, Kazanımlar
Çok Boyutlu ve Tamamlayıcı İşbirliği:
Çevre
Terörizm
Kaçakçılık
Enerji, Gıda, Su Güvenliği
Nüfus
Sağlık
İklim
Şehir Planlaması/Akıllı Marka Şehirler
Teknoloji

ÇALIŞMA VE ETKİNLİKLER (TASLAK)

Yöntem

Tümevarım, Katılımcılık ve Ekonomik Derinleşme

Türkiye - Körfez Ülkeleri Kişiler Kurulu Toplantıları/Çalışmaları

Kapasite ve Ekosistem Envanteri Oluşturulması

Araştırma Projeleri ve Raporlarının Hazırlanması

Pro-aktif Politika Önerileri Geliştirilmesi

Yuvarlak Masa Toplantıları/Çalıştayları

Çok Taraflı Çalıştaylar/Çalışmalar

Sektör Çalıştayları/Etkinlikleri

Uygulamalı İnteraktif Modellemeler

Stratejik Raporlar
Sektör çalışmalarının, tarafların karar alıcıları, özel sektörü, medyası ve kamuoyu için stratejik raporlar olarak yayımlanması. Literatür ve hafıza desteği sağlanması.

Medya Konferansları

Diğer
Akademik Çalışmalar
Stratejik Rapor, Kitap, Makale, Tez vb. Akademik Çalışmalar

Etkinlik Sayfası
https://tasam.org/tr-TR/Etkinlik/18303/turkiye_-_korfez_ulkeleri_stratejik_diyalogu

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1997 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1997

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

2020 başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını sebebiyle maruz kalınan geniş çaplı kısıt ve kısıtlamalar sonucu endüstriyel faaliyetlerdeki ve trafikteki azalma üzerine, doğada yeniden bir canlanma gözlenmiştir. ;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Afganistan, dünyadaki hemen her sorunun önüne geçti. Gazze’ye artık sadece göz ucu ile bakıyoruz. Yemen’i unuttuk gibi. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya ve deniz yetki alanları ile ilgili belirsizlikler sanki bir kenara itildi. ;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.