Asya: Türkiye - Çin İlişkileri

Makale

Siyasi yapısı tek parti yönetimine dayanan Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), Çin Komünist Partisi (ÇKP) hâkimiyeti altındadır. Doksan milyon üyesi bulunan Çin Komünist Partisi, 1921 yılında kurulmuştur. Ekonomisi, nüfusu, kültür ve teknolojisi ile Çin, küresel siyaset ve ekonomide yükselen Asya ülkeleri arasında ağırlığı fazla olan, önemli bir ülkedir....

Siyasi yapısı tek parti yönetimine dayanan Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), Çin Komünist Partisi (ÇKP) hâkimiyeti altındadır. Doksan milyon üyesi bulunan Çin Komünist Partisi, 1921 yılında kurulmuştur. Ekonomisi, nüfusu, kültür ve teknolojisi ile Çin, küresel siyaset ve ekonomide yükselen Asya ülkeleri arasında ağırlığı fazla olan, önemli bir ülkedir. Satın Alma Gücü Paritesi (Purchasing Power Parity) bakımından dünyanın en büyük ekonomisi olan ÇHC, kendine özgü kapitalist ekonomik sistemi ile 21. yüzyılın hegemon devletlerinden biri olmak istediğini kanıtlamıştır. Türkiye ile köklü bir tarihi geçmişe sahip olan Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler 2000’li yıllardan sonra ekonomik, siyasi, ticari ve diplomatik alanlarda ivme kazanmaya başlamıştır. Kuşak Yol Projesi sayesinde daha fazla gelişen ilişkiler, iki ülkeyi stratejik ortaklık seviyesine taşımıştır.

Çin Halk Cumhuriyeti: Siyasi Yapı ve Ekonomi

Çin İmparatorluğu, 20. yüzyılın diğer yıkılan birçok imparatorluğu gibi, 1911 yılında iki bin yıllık hayatına son vermiştir ve aynı yıl cumhuriyet rejimine kavuşmuştur. Bu yıllarda Birinci Dünya Harbi’nden yorgun düşmüş Batılı devletler, Çin üzerindeki etkinliklerini azaltmışlardır. Cumhuriyet’in kurulduğu ilk yıllarda, başkenti ele geçirmeye çalışan “savaş ağaları“ Çin’in kanlı bir iç savaşa sürüklenmesine sebebiyet vermiştir. 1920’li yıllarda Rusya’nın etkisiyle ortaya çıkan düşünce akımları, Ulusal Parti ve Çin Komünist Partisi’nin kurulmasının önünü açmıştır. Bu partiler bir ölçüde iç savaşın kontrol edilmesini sağlamışlardır. İki parti arasında çekişmeli rekabet devam etse de, Japonya’nın 1937 yılında Çin’i işgal girişimi sebebiyle iki siyasi parti kısa süreli bir birliktelik kurabilmişlerdir. Fakat bu birliktelik kısa sürmüş ve zaman içinde güç mücadelesi üç tarafa - Çin Komünist Partisi, Ulusal Parti ve Japonya - bölünmüştür. Mao Zedong böyle bir ortamda Çin Komünist Partisi’nin liderliğine geçmiştir. 1949 yılında Çin Komünist Partisi’nin zaferi ile sonlanan iç savaş sonrasında Mao Zedong, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etmiştir. ÇHC, Sovyetler Birliği’nin desteğiyle ekonomik ve toplumsal iyileşme dönemine başlamıştır. 1950’li yılların ilk yarısından itibaren “Büyük İleri Atılım“ kampanyası ile önemli bir ekonomik büyüme gerçekleştirebilen ÇHC’nin asıl hedefi Amerika Birleşik Devletleri ve Batılı ülkeler seviyesine çıkmak olmuştur. Batılı ülkeler ve Amerika Birleşik Devletleri’nden farklı olarak ÇHC, bu hamleyi devlet kontrolü ve eliyle gerçekleştirmeyi amaç edinmiştir. Büyük İleri Atılım sayesinde ülke ekonomisi 1957 - 1959 yılları arasında %32 oranında artmıştır. Bu yıllarda ekonomik büyümesi tarımsal üretime bağlı olan ÇHC, takip eden yıllarda yaşanan olumsuz hava şartları sebebiyle ekonomik olarak gerilemiştir. Nihayetinde Büyük İleri Atılım, başarıyla sonuçlanamamış ve ÇHC, Devlet Başkanı Mao önderliğinde belirlenen ekonomik hedeflerden oldukça uzaklaşmıştır. Alınan yeni tedbirler ile ekonomi 1965’te normale dönmüştür. Büyük İleri Atılım dışında Mao önderliğinde hayata geçen bir diğeri atılım ise 1966 yılında gerçekleşen “Büyük Proleter Kültür Devrimi“ olmuştur. Kültür Devrimi hareketinin hedefi, devlet kurumlarının içerisine sızan burjuva ile mücadele olarak belirlenmiştir. Bu hareketin başrolleri olarak ise öğrenciler seçilmiştir. Kültür Devrimi hareketi şiddet olaylarını da içeren bir anarşiye yol açmıştır ve ülkeyi ekonomik iflasa sürüklemiştir. Şiddet ve anarşik ortam, 1969 yılında öğrencilerin kırsal bölgelere yollanması ile son bulmuştur. Fakat devrim bir on yıl daha sürmüştür. 1970 yılından sonra, Büyük İleri Atılım ile devlet merkezli bir ekonomik sistemden, ademi-merkeziyetçi bir ekonomik yapıya geçilmiş yerel yönetimlerin yetki ve olanakları artırılmış, merkezi hükümetin yönetimindeki şirketlerin önemli bir bölümü yerel yönetimlere devredilmiştir.[1]

Mao Zedong’tan sonra piyasa ekonomisi yanlısı olan pragmatist lider Deng Xioping yönetimin başına geçmiştir. Çin’in günümüze kadar uzanan sosyalist piyasa ekonomisi temelli dışa açılma ve reform adımları Deng Xioping öncülüğünde atılmaya başlanmıştır. 1978’de başlayan dışa açılma süreci içerisinde katı ve planlı ekonomiden canlı bir piyasa ekonomisine geçiş yapılmış ve bu başarılı atılım Çin’i dünya ekonomileri arasında ikinci sıraya taşımıştır. Başkan Xioping’in yönetimi altında ekonomik reformların yanı sıra sosyal ve siyasi alanlarda da muazzam reformlar gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde gerçekleşen ve belki de tüm dünyaca tartışılan en önemli sosyal reformlarından biri, Çin’in büyüyen nüfusunu kontrol edilebilmesi adına yürürlüğe koyduğu “Tek Çocuk Politikası“dır. Diğer taraftan, şimdiye dek devlet kontrolünde ve sorumluluğunda olan tarımsal üretim, bu dönemde çiftçilerin sorumluluğu altına girmiştir. Bu sayede ÇHC, 1981 yılından sonra tarımsal üretimini büyük ölçüde artmıştır. Deng Xioping’in piyasaya yönelik reformlarına; sanayi sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin merkezi hükümetin denetimi ve kontrolünden çıkarılması; fabrika sahiplerine kendi istekleri doğrultusunda üretim seviyeleri belirleme yetkisinin verilmesi; dış ilişkilerde Çin’in Batı ile kültürel ve ticari bağların güçlendirilmesi politikası ve Çin’i yabancı yatırıma açılması yönündeki adımlar örnek olarak verilebilir.

Çin'in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması, dışa açılım politikalarında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Deng Xiaoping ile başlayan Jiang Zemin ve Hu Jintao ile sürdürülen dışa açılma ve reformlar, aynı kanadın temsilcilerinden biri olan Xi Jinping’in 2012 yılında Parti Genel Sekreteri ve 2013 yılında Devlet Başkanı seçilmesi ile devam etmiştir. Başkan Xi Jinping, yönetime geldiği ilk beş yıl içerisinde muazzam ölçüde güçlenmiş, Parti’nin liderlik yapısı içerisinde “core leader“ olarak öne plana çıkmıştır. Tüm bunların yanı sıra Xi, yolsuzlukla mücadele ve silahlı kuvvetlerde reform gibi girişimlerde bulunarak Parti’yi arındırma ve değerlerine döndürme hususlarında önemli yol kat etmiştir. Mart 2018’de gerçekleşen 13. Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Kongresi ve Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı Ulusal Komitesi toplantıları sonucunda Xi Jinping yeniden Devlet Başkanlığına seçilmiştir. Başkan Jinping, bu kongreler neticesinde kendi ideolojik doktrini olan “Xi Jinping Düşüncesini“ Anayasa’ya dercetmiştir. Tüm bunlarla birlikte Başkan Xi Jinping, Mao’dan sonra en güçlü ÇHC lideri olarak kabul edilmiştir.

Çin Halk Cumhuriyeti, 14 milyon Doları aşan Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYİH) ile dünya ekonomisinin ortalama %17’sine sahip bir ülkedir. İhracata dayalı bir ekonomik büyüme gerçekleştirmiş olan Çin, “yeni normal“ olarak tanımladığı vizyonu ile verimliliğe, yüksek teknoloji ve inovasyona dayalı kaliteli bir ekonomik büyümeyi hedeflemektedir. Ayrıca, bu hedefini yaklaşık 400 milyona yaklaşan ve refah seviyesi artan orta sınıfını bir tüketim pazarı haline getirerek gerçekleştirmek istemektedir. Böylece Çin, iç iktisadi düzenini ve dış ticari ilişkilerini uyumlu bir şekilde yeniden yapılandırmayı amaçlamaktadır. STATİSTA verilerine göre, 2019 yılında GSYİH’si 14.36 trilyon Dolar olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin 2020 yılına gelindiğinde GSYİH’si 15,4 trilyon Dolar olarak kaydedilmiştir. ÇHC’nin 2017, 2018, 2019 ve 2020 yıllarında GSYİH büyüme oranı sırasıyla %6,9, %6,7, %6,1 ve %2,3 oranında gerçekleşmiştir.[2] Dahası, nüfusu 1.396 milyar kişi olan Çin’de işsizlik oranı 2020 yılında %4,2 olarak kaydedilmiştir. Dünyanın en büyük ihracatçısı konumunda olan ÇHC’nin 2019 ve 2020 yıllarında (Ocak - Haziran) toplam ihracatı sırasıyla 2.49 trilyon Dolar ve 1,1 trilyon Dolar’dır. 2019 yılının Ocak - Haziran ayları arasında toplam 2.07 trilyon Dolar ithalat gerçekleştiren ÇHC, 2020 yılının aynı ay aralığında toplam 930 milyon Dolar ithalat gerçekleştirmiştir.

İşçi ücretlerinin yükselmesi, imalat sanayinde göreceli maliyet avantajının aşınması, devlet şirketlerinin ekonomideki rolü, gerçekleştirilmesi hedeflenen reformların gecikmesi, dünyanın en büyük ekonomisine sahip olan Amerika Birleşik Devletleri ile ticaret savaşı, yabancı yatırımların önündeki engeller, Kuşak Yol Girişimi ile yurtdışında yapılan yüksek maliyetli yatırımlar ve iç talebin istenilen oranlarda olmaması Çin ekonomisini zorlayan mevcut baskılar olarak değerlendirilebilir. Diğer taraftan Çin, Covid-19 küresel salgınından ekonomik olarak en az etkilenen ülke niteliğindedir. Salgının tüm küresel piyasaları olumsuz etkilemiş olmasına rağmen Çin’in üretim sanayisi işlemeye devam etmekte, iktisadi faaliyetleri sürmekte, hizmet sektörü canlanmakta ve finansal sektörü güçlenmektedir.

Türkiye - Çin Halk Cumhuriyeti İlişkileri

Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişkiler 1971 yılında tesis edilmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye’nin Asya Pasifik bölgesindeki en büyük ticari ortağı niteliğindedir. 2010 yılında Türkiye ile Çin arasındaki ilişkiler “stratejik“ ortaklık seviyesine yükselmiştir. Ayrıca hem siyasi hem de ekonomik ikili ilişkiler günden güne gelişmeye devam etmektedir. 2018 yılında Çin’de “Türkiye Turizm Yılı“ kutlanmış ve bu kapsamda gerçekleştirilen kültür, sanat ve tanıtım faaliyetleri iki ülke ilişkilerine önemli ölçüde katkı sağlamıştır.


Türkiye - Çin Halk Cumhuriyeti Ticaret Verileri (milyar Dolar)
Yıllar Toplam İhracat Toplam İthalat Ticaret Hacmi Ticaret Dengesi
2015 2.41 24.86 27.27 -22.45
2016 2.32 25.44 27.76 -23.12
2017 2.93 23.37 26.30 -20.43
2018 2.91 20.71 23.63 -17.80
2019 2.58 18.49 21.08 -15.91
2020 2.85 23.02 25.88 -20.15

Kaynak: TÜİK

Yukarıdaki tabloda yer alan verilere göre, 2015 - 2020 arasındaki 5 yıllık dönemde Türkiye ve ÇHC arasında gerçekleşen ticaret hacmi ortalama 25 milyar Dolar seviyesi üzerindedir. Toplam ihracat ve ithalat miktarları incelendiğinde ise toplam ticaret dengesi Türkiye aleyhine ve ÇHC lehine olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’den Çin’e ihraç edilen başlıca ürünler; krom, bakır, mermer, kurşun, demir, çinko, tabii borat cevherleri, bor oksitleri ve borit asitlerdir. Türkiye’nin Çin’den ithal ettiği başlıca ürünler ise; yük/insan taşıma amaçlı gemiler, otomatik bilgi işlem makineleri ve üniteleri, hücresel/diğer kablosuz ağlar için telefonlar, oyuncaklar, ses-görüntü ve diğer bilgileri almaya ve çevirmeye ve vermeye yarayan araçlar şeklinde sıralanabilir.[3]


Kuşak Yol Girişimi ve Türkiye

Bazı çevrelerce Çin’in “Grand Strategy“si olarak nitelendiren Kuşak Yol Girişimi, 2013 yılında ÇHC Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından tüm dünyaya ilan edilmiştir. Kuşak Yol Girişimi’nin tamamlayıcı bir bileşeni olan “Orta Koridor“ projesi Türkiye açısından büyük öneme haizdir. ÇHC’nin tarihi İpek Yolunu tekrar hayata geçirmeye yönelik attığı bu adım, Türkiye’den başlayarak sırasıyla Gürcistan, Azerbaycan, Hazar Denizi üzerinden Türkmenistan, Kazakistan, diğer Orta Asya Cumhuriyetleri, Afganistan, Pakistan ve Çin Halk Cumhuriyeti’ne ulaşan “Orta Koridor“ ile projenin en mühim bölümünü oluşturmaktadır.[4] Projenin aktif bir şekilde hayata geçirilmesi, yılda 600 milyar Dolar miktarında ticaret gerçekleştiren Çin ve Avrupa’nın ticaret trafiğinden Orta Koridor rotası üzerinde bulunan ülkelerin fayda sağlayacağı beklentilerini doğurmuştur.
 
 

Kuşak Yol Girişimi’nde Türkiye, Asya ve Avrupa için kritik bir önem taşımaktadır. Ülkemizin bu projeden en yüksek ölçüde fayda elde etmesi için yetkili makamlar çalışmalarını sürdürmektedirler. Bakü - Tiflis - Kars demiryolunun ve onun devamı olarak nitelendirilen Edirne - Kars Hızlı Tren ve Bağlantıları Demiryolu Projesi, Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ikili ekonomik ilişkilerin daha da güçlenmesini sağlayacak niteliktedir.

Sonuç

Çin Halk Cumhuriyeti 20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar gerçekleştirmiş olduğu ekonomik ve siyasi devrimler sayesinde 21. yüzyılın önemli bir küresel gücü haline gelmiştir. Denilebilir ki ÇHC, kapitalizmin asıl hedefine sosyalist doktrin ile ulaşmaya çalışmaktadır. Batı’nın mucidi olduğu ve tüm dünyaya refah getireceğine inanıldığı ekonomi modelleri, sistemin başarısızlıkları sonucu vaatlerini yerine getiremediği için sorgulanırken Çin Halk Cumhuriyeti, sosyalist piyasa ekonomi modeli ile dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olmayı başarmıştır. Çin’in bu yükselişi karşısında Batılı büyük güçler büyük tedirginlik yaşamaktadırlar. Dünya’nın jandarması rolünü geçtiğimiz yıllara kadar aktif bir şekilde devam ettiren Amerika Birleşik Devletleri “haksız rekabet“ sebebiyle Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı ticaret savaşlarını başlatmıştır. Nitekim iki küresel güç arasındaki bu ticaret savaşları çoğu ülkelerde korumacı ticari politikaların benimsenmesine neden olmuştur. 14 Haziran 2021 tarihinde Brüksel’de gerçekleşen North Atlantic Treaty Organization (NATO) zirvesinde liderler, uluslararası düzeni koruma hususunda Rusya ve Çin’in NATO ittifaklarının değerlerini paylaşmadığını ve bunun Müttefik ülkelerin güvenliği, değerleri ve demokratik yaşam tarzları üzerinde etkileri olduğunu ileri sürmüşlerdir. Tüm bunlarla birlikte NATO 2030’un bir parçası olan Müttefikler’in NATO’nun Asya - Pasifik de dâhil olmak üzere yakın ve uzaktaki benzer düşünen ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla ilişkilerini derinleştirmeye yönelik kararlar alacağını dile getirmişlerdir.[5] Çin Halk Cumhuriyeti’ne yönelik NATO üye ülkeleri tarafından önümüzdeki yıllarda atılacak adımların, önemli bir NATO Müttefik ülkesi olan Türkiye ile ÇHC ilişkilerini ne yönde etkileyebileceğini şimdiden öngörmek mümkün değildir. Çok taraflı ve girişimci bir dış politika anlayışı benimseyen Türkiye’nin Asya - Pasifik’teki en önemli ticari ortaklarından biri olan Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerini etkileyip etkilemeyeceği ya da ne ölçüde etkileyeceği bilinmemektedir. ÇHC’nin “Grand Strategy“ si olarak nitelendirilen Kuşak Yol Projesi’nde Türkiye, Avrupa’ya açılan stratejik bir jeopolitiğe sahiptir. Türkiye için ise bu proje, ticari ve ekonomik katkılarından ötürü büyük önemi haizdir. 2019 yılında Yeniden Asya girişimini ilan eden Türkiye, tarihsel geçmişe sahip olduğu Asya ülkeleriyle ilişkilerini yeniden ve daha güçlü kurmayı hedeflemektedir. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da dile getirdiği gibi Türkiye için başta Çin, Japonya, Hindistan ve Malezya olmak üzere toplam 10 ülkede 650 milyon nüfus ve 3 trilyon dolara yaklaşan dev bir pazar potansiyeli mevcuttur.[6] 21. yüzyıl uluslararası düzeninin değişmekte olan yapısı, Asya’yı küresel güç dengesini belirleme kapasitesine sahip bir bölge olarak ön plana çıkarmaktadır. Öyle ki, küresel gücün Batılı devletlerden Doğu’ya doğru geçtiği düşünülmektedir. Dünya’nın en büyük ilk üç ekonomisinde iki Asyalı devlet bulunmaktadır: Hindistan ve Çin. Bunların yanı sıra, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasında gerçekleşen ticaret savaşları küresel ekonomi ve siyasetin seyrini değiştiren boyutlara taşımaktadır. Asya ülkeleri, küresel ilişkilerden etkilenirken aynı zamanda küresel güç dinamiklerini etkileyebilen bağımsız bir alt sistem olarak belirmektedir. Bu alt sistem içerisinde güç ilişkilerinin ne yönde şekilleneceği ise bölgesel dinamiklerin geniş bir bakış açısı ile yorumlanmasını zorunlu kılmaktadır. Nitekim son yirmi yıldır Güney Çin Denizi ve Asya - Pasifik enerji nakil hatları üzerinden bölgede sürekli artan gerginlik, bölge devletlerinin ne şekilde konumlanacağına ilişkin önemli bir soru işaretini gündeme getirmiştir. Türkiye tüm bu olguları göz önünde bulundurarak Asya ülkeleriyle ekonomi ve ticaret diplomasisini geliştirmeli, eğitim, kültür, sürdürülebilir kalkınma ve turizm gibi alanlarda da daha aktif girişimlerde bulunacağı alanlar yaratmalıdır.
 

[1] Fatih Oktay, Çin: Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri, s.53, İstanbul, 2020.
[3] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye - Çin Halk Cumhuriyeti Ekonomik İlişkileri“, (erişim tarihi 10.06.2021). https://www.mfa.gov.tr/turkiye-cin-halk-cumhuriyeti-ekonomik-iliskileri.tr.mfa
[4] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye - Çin Halk Cumhuriyeti Ekonomik İlişkileri“, (erişim tarihi 10.06.2021). https://www.mfa.gov.tr/turkiye-cin-halk-cumhuriyeti-ekonomik-iliskileri.tr.mfa
[5] NATO, “On the Agenda: V. Support rules-based international order“, 2021, (erişim 21.06.2021). https://www.nato.int/cps/en/natohq/news_184633.htm#2
[6] DEİK, “Yeniden Asya: Türkiye’nin Asya Ülkeleri ile Ticaretinin Geliştirilmesinde Yeni Perspektifler“, (erişim 16.06.2021).
https://www.deik.org.tr/basin-aciklamalari-deik-yeniden-asya-turkiye-nin-asya-ulkeleri-ile-ticaretinin-gelistirilmesinde-yeni-perspektifler-toplantisini-gerceklestirdi


Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2647 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1038
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti ise, Güney Asya'nın güneyinde Hint Okyanusu'nda bulunan (1972 öncesi Seylan olarak bilinen) bir ada ülkesi olarak 65.610 km2 yüzölçümüne, 22 milyonu aşan nüfusa, 88,9 milyar dolar (2018) GSYİH değerine ve ASEAN, CICA, SAARC, WTO vb. uluslararası kuruluşlard...;

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.