Amin Maalouf: “Dünya Çok Kötü Yönetiliyor”

Röportaj

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu....

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu. Galatasaray Üniversitesi Mezunları Derneği’nin katkıları ile Fransızca İngilizce simültane düzenlenen ve yüzlerce katılımcının iştirak ettiği etkinlikte, Maalouf kendisine öğrenciler tarafından yöneltilen soruları İbrahim Tutkun ve aynı zamanda TASAM stajeri olan Berra Şensoy’un moderatörlüğünde cevapladı. Teşvik ve takdiri hak eden bu öğrenci organizasyonunda sorulan seçilmiş sorular ve özet cevapları;

Tarih boyunca, hanedan, din veya ulus kavramının birleştirici bir güç olarak işlev gördüğüne tanıklık edilmiştir. Öte yandan bu kavramlar artık eski moda kaldı ve günümüz dünyasında işe yaramıyor. Peki, insanlık olarak uyum içinde yaşamak için ihtiyacımız olan kavram nedir? Ne tür bir organizasyona ihtiyacımız var?

Milliyet, din ya da hanedan gibi tarih boyunca insanlar için birleştirici rol oynamış bu kavramların modası geçtiğini söyleyemeyiz aslında. Halklar için hâlâ bir dinin ya da bir hanedanlığın birleştirici gücü var. Örneğin Fransa'da bu, devlet kavramıyla sağlanıyor. Devletin etrafında örgütlenmiş bir millet görüyoruz. Kendi açımdan, uygarlığımızda belirli değerlerin temel alındığı toplumlar oluşturabilmek en iyisi olacaktır. Ama bu saydıklarınız üzerine kurulmuş bir milletin birliğinin ve gelişmesinin uzun dönemde mümkün olduğunu düşünmüyorum.

Son yıllarda Doğu ülkelerinin halkları birçok felaketle karşılaştı ve bu felaketler, zaten kırılgan olan yaşam koşullarına ciddi şekilde zarar verdi. Bu yoksullaşma sonucunda, özellikle gençler arasında, ana vatanlarından kaçarak Batı'ya göç etme arzusu gözlemleniyor. Ülkelerini terk ettiklerinde kimliklerini, inançlarını ve geleneklerini de terk ediyorlar. Bu yüzden size sormak istiyorum; Doğu kimliğinin geleceğini nasıl görüyorsunuz, bu kadar savaş, çatışma ve yoksulluk içinde hayatta kalabilir mi?

Dünyada çok fazla kişi bir geleceğinin olmadığını düşünmeye başladı. Başka bir ülkeye gitmiş biri için kritik yorum şudur; bu kişi yerleştiği yerin değerlerini de benimsemeli, kendi ülkesine ait değerleri de korumalıdır. Kendi kimliğiyle yerleştiği yerde edindiği kimliği arasında bir uyum, bir denge bulmalıdır. Ben de göç etmiş biri olarak, kendi önceki toplumumuzdan içinde yaşadığımız topluma bir “mesaj taşıyıcı“ olarak görev yapabileceğimizi düşünüyorum.

"Empedokles'in Dostları" adlı son kitabınızda Amerikan Başkanı hastaydı ve Başkanın hayatını kurtaran Empedokles'in dostları olmuştu. Benim açımdan, dünyanın en güçlü ülkesi olan Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanını seçerek bize, insanlığın acılarının çözümünün bir devletin elinde değil başka bir varlığın elinde olduğunu gösterdiniz. Bu varlığı nasıl tanımlıyorsunuz, Empedokles’in dostları kim sizin gözünüzde?

Son kitabım hem bir umut hem bir endişe kitabıydı.

Evinizin önünde gerçekleşen cinayetlere tanık olduktan sonra Lübnan'dan ayrılmaya karar verdiğinizi ve hem Kanada hem de Fransız vizesine başvurduğunuzu biliyoruz. Bu başvuru sonucunda, Fransız vizesini Kanada vizesinden önce aldınız. Bu yüzden Fransa'ya taşındınız. Yani, Fransa'ya gelişinizin sadece bir tesadüf olduğunu söyleyebiliriz. Kanada vizesini Fransa vizesinden önce alsaydınız hayatınızda neyin farklı olacağını hiç düşündünüz mü ve bize Lübnan'dan ayrılmaya karar verdiğiniz andan bahseder misiniz?

Gençliğimde Lübnan’dan göç etmeyi hiç düşünmedim. Göç kararım çok hızlı gelişmişti. Lübnan'da iç savaşın çıkmasının arifesinde üniversiteden arkadaşlarımla iletişime geçip bir şeyler yapmak için çağrıda bulunmuştum. Savaşa doğru gittiğimizi hissediyorduk çünkü. Zamanla kendi evim yıkılmış, iş yerime de gidemez olmuştum. O zaman “Lübnan'da sonsuza kadar kalamayacağım“ demeye başlamıştım kendime. Ama asıl Lübnan'dan ayrılma kararım ayrılmadan 48 saat önce verilmiş bir karardı. Limana inip en yakın destinasyon olan “Kıbrıs'a bilet var mı“ diye sorup sonrası gün yolculuğa çıktım.

“Yolların Başlangıcı“ kitabınızda atalarınızın izini sürüyor ve bize 19. yüzyıl Lübnan’ını anlatıyorsunuz. O zamanlar Lübnan hâlâ Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçasıydı. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasının Lübnan'daki mevcut durum üzerindeki rolünü nasıl görüyorsunuz? Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü Orta Doğu ülkelerinin uluslararası arenadaki konumunu nasıl şekillendirdi?

Osmanlının Orta Doğu'da hâkim olduğu toprakların hâlen bütün bir ülke olarak devam etmesini isterdim. Otoriter bir sultanla değil ama anayasal monarşiyle zaten başlamış olan demokratikleşmenin ve modernleşmenin devam etmesini isterdim.

Türk öğrenciler olarak size Türkiye'nin, dünyayı uluslararası ve bölgesel alanda daha iyi bir yer hâline getirmede nasıl bir rol oynayabileceğini sormak istiyoruz.

Türkiye'nin elinde çok büyük siyasi kartlar var, coğrafya gibi. Bunları kullanabilirse dünyada da önemli değişiklikler yapabilir.

“Uygarlıkların Batışı“ adlı kitabınızda temel sorunun, insanlığın tüm bileşenleri ile uyumlu ilişkiler kurmak ve tüm bireyleri için kendini ifade etmesini mümkün kılmak olduğunu görüyoruz. Salgınla geçen bu günlerde ise, dünyamızın geleceğini düşünmek ve değerlendirmek için bir ara verdik. Salgının, insanlığın bu farklı bileşenlerini nasıl etkileyeceğini ve Batı ile Doğu arasındaki diyaloğu nasıl değiştireceğini düşünüyorsunuz?

Pandemi nedeniyle vermiş olduğumuz bu aranın bir şeyleri değiştireceğine ikna olmuş durumdayım. Hangi yönde bir değişim olacağını söylemek zor çünkü hâlen bu durumun ortasındayız. 40 yıldır söylem hep gelişmenin ve özgürlüğün karşısında devletin bir engel olduğu yönündeydi. Ama pandemiyle bu değişmeye başladı. Krizle yüzleşebilmek için birçok vatandaşa ve şirkete yardımlar yapıldı. Ekonominin çökmesi engellenmeye çalışıldı. Devletten başka kim bu yeniden inşa sürecini kendi sorumluluğuna alabilirdi.

Romanlarınızda birbirinden kozmopolit ve kültürel açıdan zengin Doğu şehirleri okuyoruz, Doğu şehirleri içerisinde en çok hangi şehri anlatmayı seviyorsunuz ve edebiyatınıza en çok ilham veren şehir hangisi?

İstanbul, Beyrut ve İskenderiye

Eserlerinizden birini sinemaya uyarlayabilseydiniz bu hangisi olurdu?

Pek çok kitabım sinemaya dönüştürülme yolunda. Ancak hangisi önce çıkar bu şartlarda bilemiyorum.

Hızla ilerleyen bilimsel ve teknolojik gelişmelerin, insanlığın sonunu getireceğini düşünüyor musunuz? Son kitabınızda, Empedokles'in dostu olduğunu söyleyen bir grup insanın gelmesiyle bugünkü dünya düzeninin değiştiğini ve bir tür kaosun hüküm sürmeye başladığını okuduk. Peki, hızlı makineleşme veya tıbbın ilerlemesi insanlığın sonunu getirebilir mi veya bazı değerlerin yitirilmesine neden olabilir mi? Bu gelişmeler dünya için bir ütopya mı yoksa bir distopya mı oluşturacak?

Teknolojik ilerlemedeki hızımızın azalması gerektiğini düşünmüyorum. Ama zihinsel ilerlememizi hızlandırmamız ve teknolojik gelişmelerin hızına getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Dünyanın şu an çok kötü yönetildiğini görüyorum. Gerçek hiç bir düzen yok, sadece vahşi doğa kurallarına tabi bir durum var.

Doğu kökenli sevdiğiniz bir yazar veya şair var mı? Doğu'da bir yazar eksikliği olduğunu düşünüyor musunuz?

Orta Doğu'da bir yazar eksikliği olduğunu düşünmüyorum. Aksine çok önemli şahsiyetler var bu topraklardan çıkmış. Her alanda hem de. Ben eski Arap şairlerin şiirleriyle büyüdüm. Bu aslında, ezbere 5 bin mısra bilen babam sayesindeydi. Mütenebbî gibi, Yunus Emre gibi çok yüksek kalitede pek çok şairimiz var ama bunlar dünyada bilinmeyen kişiler. Bu bölgenin sorununu, evrensel kültür içinde hak ettiği yeri alamaması olarak görüyorum. Ama bu topraklardan çıkıp özellikle de göç etmiş kişilerin, bir görevinin de, tarihten bu mükemmel insanları keşfedip tanıtmaları olduğunu düşünüyorum.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2683 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 631
Asya 98 1060
Avrupa 22 638
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1369 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 290
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1293 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 512
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2033 ) Etkinlik ( 80 )
Alanlar
Türkiye 80 2033

Gramsci’nin yıllar önce işaret ettiği gibi “eski düzenin ölmeye başladığı ancak yeni bir düzenin doğamadığı” hegemonsuz bir ara döneme (interregnum) doğru ilerliyoruz. Ben bunu “küresel bir fetret devri” olarak tanımlıyorum. Modern sonrası çağa geçişte yakalandığımız ara bir dönem bu. Küresel hegem...;

Çoğumuz çocukluğumuzdan bu yana duyduğumuz kabotaj kelimesinin yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti için ne anlama geldiğinin pek farkında değilizdir. Kabotaj, yüzyıllardır Osmanlıyı sömüren kapitülasyonların, yani ülkenin sömürülmesi için yabancılara izin verilen bir hakkın adıdır. Bu imtiyaz ile yaban...;

Son yıllarda iklimler ve ekosistemler üzerindeki değişimler nedeniyle uluslararası kamuoyunda iklimsel değişiklikler üzerine sıkça yorumlar ve tartışmalar gündeme gelmektedir. Konuyla ilgili insan ya da ekosistem merkezli olmak üzere ekonomik, sosyal ve ya politik endişelere sahip olan çeşitli görüş...;

Bu makalede Turgut Özal dönemi (1983-1993) Türkiye’nin Orta Asya/Türkistan politikası ele alınmaktadır. Söz konusu zaman dilimi Özal’ın başbakanlık (1983-1991) ve cumhurbaşkanlığı (1991-1993) dönemlerini kapsamaktadır. Turgut Özal dönemi Soğuk Savaş yıllarının aksine Türkiye’nin Türkistan politikası...;

Avrupa Birliği (AB)'nden ayrılarak tarihinde yeni bir sayfa açan Birleşik Krallık, aktif bir küresel oyuncu olarak rolünü yeniden tanımlamak istemekte ve vizyon ve stratejisini kendisinin belirlediği güvenlik, savunma, kalkınma, uluslararası ilişkiler alanında yeni arayışlar içerisinde bulunmaktadır...;

“Şayet Türkler olmasaydı Rus tarihi en azından 1000 yıldır boşluk içinde kalırdı!” demek yanlış sayılamaz. Zira Türk-Rus ilişkilerinin tarihi, yüzyıllardır birbiriyle komşuluk yanında aynı bölgeyi ve hatta aynı devleti paylaşan, bugün dahi paylaşmaya devam eden eşine az rastlanır bir ilişkiler yumağ...;

Dünya İslâm Forumu ve İslâm Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Platformu (ISTTP) tarafından, dördüncü defa verilecek olan İslâm Dünyası İstanbul Ödülleri açıklandı.;

II. Dünya Savaşı sonrasında ABD ve Birleşik Krallık tarafından temeli atılan Beş Göz ittifakı, Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki teknik istihbarat iş birliği mekanizmasıdır. Sorumluluk sahaları açıkça beyan edilmese de üye ülkelerin dünyanın belirli bölgelerine yön...;

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.