“Durand Hattı” Konferansına Eleştirel Bakış

Makale

“ Durand Hattı: Tarih, Sonuçlar ve Gelecek (The Durand Line: History, Consequences anf Future) ” başlıklı uluslararası konferans 11-13 Temmuz 2007 tarihinde İstanbul’da düzenlendi. Konferans, Amerika merkezli bir stratejik araştırma merkezi olan “Afganistan Araştırmaları Amerikan Enstitüsü” tarafından organize edildi. ...

Durand Hattı: Tarih, Sonuçlar ve Gelecek (The Durand Line: History, Consequences anf Future) “ başlıklı uluslararası konferans 11-13 Temmuz 2007 tarihinde İstanbul’da düzenlendi. Konferans, Amerika merkezli bir stratejik araştırma merkezi olan “Afganistan Araştırmaları Amerikan Enstitüsü“ tarafından organize edildi. Konferansa, çok sayıda Amerikalı ve Afganistanlı gazeteci, akademisyen, araştırmacı ve bazı diplomatlar katıldı. Konferansta dikkat çeken önemli bir husus, katılımcıların, Pakistan aleyhtarı Afganistanlı Peştu milliyetçileri ve yine Pakistan aleyhtarı Amerikalılar arasından seçilmiş olmasıdır.
Durand Hattı“, yaklaşık 2500 km’lik bugünkü Pakistan-Afganistan sınırına verilen addır. Bu hat, Kasım 1893 tarihinde Kabilde imzalanan “Durand Antlaşması“ ile belirlenmiş ve bugüne kadar varlığını sürdürmüştür.
Pers İmparatoru Nadir Şah’ın büyük generali Ahmad Şah Abdali, İmparatorun suikast sonucunda ölmesi sonrasında ortaya çıkan kargaşa ortamından faydalanarak kuzey eyaletlerini kendi kontrolünde birleştirmiş ve böylece 1747 yılında Afganistan’ı kurmuştu. 19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde, Rusya İmparatorluğu ile Büyük Britanya İmparatorluğu Asya’da hakim iki büyük güç konumundaydılar. Afganistan, kuzeyde güçlü Rus İmparatorluğu ve güneyde İngiliz Hindistan Yönetimi arasında sıkışmıştı. Her an bu iki büyük güç arasında paylaşılma tehlikesiyle yüz yüze olan güçsüz Afganistan devletinin yöneticisi Emir Abdur Rahman, ülkesinin kuzey ve güney sınırlarını kesinleştirmek ve resmileştirmek istiyordu. Bu zamana kadar Afganistan’ın sınırları henüz resmen belirlenmiş değildi. Emir Abdur Rahman’nın talebi üzerine Afganistan ile Rusya arasındaki sınır, 1873 yılında imzalanan bir antlaşma ile belirlenmiş oldu.
Afganistan Emiri, Hindistan-Afganistan sınırının belirlenmesi için Hindistan’daki İngiliz yönetimine davette bulundu. Daveti kabul eden İngiliz yönetimi, Dışişleri Sekreteri Sir Mortimer Durand başkanlığında bir misyonu Kabil’e gönderdi. Afganistan Emiri Abdur Rahman ile Sir Durand arasında yapılan görüşmeler neticesinde, İngiliz misyonu başkanının soy adıyla anılan “Durand Antlaşması“ 12 Kasım 1893 tarihinde imzalandı ve böylece Afganistan’ın güney sınırı resmilik kazanmış oldu.
Bu antlaşmayla birlikte Dir, Swat, Bajour ve Chitral bölgeleri Hindistan İngiliz Yönetimi sınırları dahilinde kaldı ve burada Kuzeybatı Sınır Eyaleti (NWFP- the Northwest Frontier Province) oluşturuldu. Böylece, Afganistan içinde yaşayan kabilelerden en büyüğü olan Peştu kabilesi[1], Afganistan ile Hindistan İngiliz Yönetimi arasında bölünmüş oldu. 1947 yılında bağımsız Pakistan Cumhuriyeti kurulunca, Durand Antlaşması’nca belirlenmiş olan Durand Hattı, Afganistan ile Pakistan devletlerinin sınırı haline geldi ve NWFP Pakistan içinde kaldı.
Durand Antlaşması, daha sonraki yıllarda Afganistan ile Hindistan İngiliz Yönetimi arasında yapılan 1905, 1919 ve 1922 antlaşmalarında da onaylanmış ve kabul edilmiştir. İktidara yeni gelen Nadir Şah, 6 Mayıs 1930 tarihinde İngiliz yönetimine gönderdiği bir notada, İngiliz yönetimi ile yapılmış olan tüm antlaşmalara bağlı kalacağını bildirmiştir. 14 Temmuz 1948 tarihinde ise Afganistan’ın Pakistan Büyükelçisi, “Durand Antlaşması ile belirlenmiş olan sınır toprakları üzerinde hiçbir hak talep etmediklerini“ açıklamıştır.
Bugünkü Afganistan İslam Cumhuriyeti de Pakistan’dan her hangi bir toprak talebinde bulunmamaktadır. Fakat Afganistan içinde ve dış ülkelerde yaşayan bazı Peştu milliyetçisi yazarlar, akademisyenler, araştırmacılar “NWFP topraklarının Afganistan’a geri verilmesini“ talep ediyorlar. Peştu milliyetçileri bu taleplerini dört temel teze dayandırarak meşrulaştırmaya çalışıyorlar:
  1. Durand Antlaşması metni İngilizce olarak hazırlanmıştır. Oysa antlaşmayı imzalayan Afganistan Emiri Abdur Rahman İngilizce bilmiyordu. Dolayısıyla bu nedenle ilgili antlaşma “yanılgı“ içermektedir ve geçersiz sayılmalıdır.
  2. Bu antlaşma geçerliliğini yitirmiştir. Çünkü antlaşma, Haziran 1949 tarihinde Afganistan Parlamentosu tarafından feshedilmiştir.
  3. NWFP toprakları tarihsel olarak Peştuların topraklarıdır ve Peştular tarafından yönetilmiştir.
  4. NWFP dil, kültür, ırk olarak Afganistan’a daha yakındır. Burada yaşayan Peştular, Afganistan’daki soydaşlarıyla birleşme hakkına sahiptirler.
Bu tezlerin hiç biri sağlam ve inandırıcı değildir. Çünkü;
  1. Emir Abdur Rahman ile İngiliz temsilcisi Sir Durand arasında görüşmeler İngilizce değil, her ikisinin de çok iyi bildiği Farsça dilinde yapılmış ve antlaşmanın hükümleri belirlenmiştir. Fakat uluslararası antlaşmaların metinleri İngilizce yazıldığından, Durand Antlaşması da İngilizce olarak yazılmıştır. Yani Afganistan Emiri bu metinde yer alan tüm hükümlerden haberdardır ve “yanılgı“ söz konusu değildir.
  2. Yürürlükteki uluslararası hukuk kurallarına göre, devletler arasında yapılan sınır antlaşmaları tek taraflı olarak feshedilemez. Ancak antlaşmaya taraf olan devletlerin ortak iradesi ile feshedilebilir veya değiştirilebilir.
  3. Böyle bir teze dayanarak toprak talep etmek mümkün değildir. Örneğin; bugünkü Afganistan devleti Herat ve Kandahar’ı İran’a veya Mezar-ı Şerif’i Özbekistan’a “geri vermeye“ razı olur mu? Bu toprakların bir zamanlar İran ile Özbekistan’a ait olmuş olması, İran ve Özbekistan devletlerine bu toprakları “geri talep etme hakkı“nı verir mi? Tabi ki hayır! Dolayısıyla böyle bir tez, uluslararası hukuk açısından son derece anlamsız ve geçersiz bir tezdir.
  4. Günümüzde Peştuların üçte ikisi Pakistan’da üçte biri Afganistan’da yaşamaktadır. Pakistan’da yaşayan Peştular’a “azınlık hakları“nın tanınması ve bu topluluğa “baskı“ yapılmaması talep edilebilir. Böyle bir talep ileri sürmek hem uluslararası hukuk hem de uluslararası politika açısından makuldur. Fakat Pakistan içinde Peştuların yaşıyor olmasından hareketle, Pakistan’dan toprak talep etmek hem uluslararası hukuka aykırıdır hem de uluslararası politika açısından çatışmayı körükleyebilecek son derece yanlış bir tavırdır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, bugünkü Afganistan içinde Tacikler, Özbekler ve Türkmenler yaşamaktadırlar. Afganistan devleti bu insanların Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan ile birleşmelerine müsaade eder mi?
Görüldüğü gibi Peştu milliyetçilerinin tezleri son derece yanlış ve bir o kadar da sakıncalıdır: Yanlıştır, çünkü uluslararası hukuk açısından hiçbir geçerliliği yoktur; sakıncalıdır, çünkü iki devlet arasındaki ilişkileri bozabilir ve hatta silahlı çatışmalara sürükleyebilir.
Dolayısıyla, bu yanlış ve sakıncalı tezleri savunan Peştu milliyetçilerini ve bu milliyetçilere destek veren Amerikalı akademisyenleri, araştırmacıları, yazarları İstanbul’da bir araya getiren “Durand Hattı: Tarih, Sonuçlar ve Gelecek“ başlıklı konferans çok sayıda soru ve tereddütü harekete geçirmiştir. Bu konferansın, bölge açısından Amerika merkezli bir enstitü tarafından organize edilmiş olması da son derece düşündürücü bir durumdur.
Şu anda iki devlet arasında her hangi bir sınır sorunu mevcut değilken, böyle bir hassas ve sakıncalı konunun uluslararası konferans vasıtasıyla gündeme getirilmesindeki amaç nedir? Acaba Amerikan dış politikası bir takım enstitüler ve araştırma merkezleri eliyle bu konuyu gündeme taşıyıp iki devlet arasında gerginlik yaratmayı mı planlıyor? Zaten büyük sorunların yaşandığı bu coğrafyada böyle bir yeni gerginliğin ortaya çıkarılması/beslenmesi kime ne fayda sağlayacaktır? Ayrıca bu konferansın İstanbul’da düzenlenmesi de ilginçtir. İki dost ülke Türkiye ile Pakistan arasında son derece olumlu ilişkiler mevcuttur. Pakistan’ı rahatsız edecek olan böyle bir konferansın İstanbul’da düzenlenerek, bu iki dost ülkenin arasına nifak tohumları ekilmek mi isteniyor acaba?
Tüm bu sorular üzerinde düşünülmesi ve Amerika merkezli “think tank“ kuruluşlarının bu tip faaliyetlerine karşı eleştirel biçimde yaklaşılması büyük önem arz etmektedir. Çünkü bu kuruluşlar doğal olarak Amerikan dış politikası çıkarları doğrultusunda çalışıyorlar ve “ideolojik hegemonya“ geliştiriyorlar. “İdeolojik hegemonya“ya karşı mücadele edebilmek için ise ilgili tarafların kendi çalışmalarını organize etmeleri ve kendi “stratejik vizyonlarını“ geliştirmeleri gerekir.


* TASAM Uluslararası İlişkiler Uzmanı
[1] Bugünkü Afganistan İslam Devleti’nin 28 milyonluk nüfusunu Peştu (%38), Tacik (%25), Hazar (%19), Özbek (%6) ve diğer etnik gruplar (%12) oluşturuyor.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.