Suriye, İran Ve Lübnan

Yorum

Suriye Lideri Beşar Esad 17 Temmuz’da başta yolsuzluk ve rüşvet olmak üzere bir dizi soruna odaklanan alışlagelenden farklı bir konuşma yaptı. Aynı gün ikinci kez cumhurbaşkanı olmak üzere yemin etmeden önce yeni dönemde hangi konuları gündemine olacağına dair ipuçları verdi. ...

Suriye Lideri Beşar Esad 17 Temmuz’da başta yolsuzluk ve rüşvet olmak üzere bir dizi soruna odaklanan alışlagelenden farklı bir konuşma yaptı. Aynı gün ikinci kez cumhurbaşkanı olmak üzere yemin etmeden önce yeni dönemde hangi konuları gündemine olacağına dair ipuçları verdi. Suriye ile ilgili uluslararası algı son dönemde Amerikan baskısı, Lübnan sorunu, İsrail ile ilişkiler ve İran ittifakı üzerine yoğunlaşmış durumda. Esad’ın konuşmasına bakılırsa Şam yönetimi bu yoğun dış gündem ile beraber iç sorunlarla uğraşmayı hedefliyor. Tecrübeli cumhurbaşkanı yardımcısı Faruk al-Şara ve dışişleri bakanı Valid al- Muallem ile bölgesel politikayı yürüten Esad, mesaisini Suriye’nin iktidar yapısının yeniden şekillendirilmesi ve ülkenin kronik sorunlarıyla ilgilenmeye ayıracak gözüküyor.
Suriye’nin evine çeki düzen verebilmesi için, diğerleri arasında, iki ön koşul gerekli gözüküyor. Birincisi ülkede reform yönünde yükselen taleplerin geniş halk kitlelerinin rızası ve yardımıyla hayata geçirebilmesi. İkincisi ise ülkede reformun önünde en büyük engel olan güvenlik devleti yapılanmasını besleyen uluslararası ve bölgesel ortamın şıkıştırmasından kurtulması. Beşar Esad yönetimi önceki dönemle karşılaştırıldığında daha fazla toplumsal kesimi kucaklayan bir istikrarın sağlanmasında başarılı oldu. Baas rejiminin bir türlü irtibat kuramadığı orta sınıf, şehirli kesimin desteğini alma yönünde aşama kaydedildi. Şam yönetimi azınlık rejimi görüntüsünden sıyrılmaya ve Müslüman kesimlerle olan ilişkisini Müslüman Kardeşler-rejim ikilemi dışında oluşturmaya başladı. Ancak tüm bu alanlarda sorunlar devam ediyor ve ülkenin kırılgan ekonomisi en büyük sorun olarak ortada durmakta.
Suriye’nin İran ile ilişkileri geçmişe dayanmakla beraber mevcut durum Amerikan baskısı ve Lübnan sorununda ötürü yeni oluşan Avrupa baskısı sebebiyledir. Bir anlamda dışlanmışların ittifakı olarak algılanmakta. 19 Temmuz’da Şam’ı ziyaret eden İran cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecat bu algılamayı güçlendirecek bir söylem kullandı. Suriye’nin işgal altındaki topraklarını geri alması gerektiği yönündeki kanaatini, İsrail’in güç kaybettiğini, bölgeye saldırma düşüncesindeki düşmanların bu emellerini gerçekleştiremeyeceğini söyledi. Ahmedinecat’ın bu düşüncelerini paylaştığını söyleyen Esad, ayrıca Irak’tan tüm işgal güçlerinin en kısa sürede çekilmesi yönündeki çağrısını yineledi.
Ahmdinecat’ın ziyareti sırasında iki cumhurbaşkanı Lübnan Hizbullah’ı lideri Hasan Nasrallah ile görüştüler. Ahmedinecat Nasrallah’a desteğini yineledi ve Lübnan’ın İsrail şiddeti ve saldırganlığına karşı meşru direnişinin yanında olduklarını söyledi. Ahmedinecat, Lübnan halkının İsrail’den tüm topraklarını alana kadar mücadeleye devam etmeleri gerektiğini eklemeyi ihmal etmedi. İran liderinin diğer görüştüğü isim ise HAMAS’ın Şam’da sürgünde yaşayan siyasi şube şefi Halid Meşal. HAMAS’a desteklerinin süreceğini ve tüm bölgenin düşmanı ilan ettiği İsrail karşısında Filistinlilerin direnişinin devam edeceğini söyledi. Esad ve Ahmedinecad Filistinli gruplar arasında diyaloğun ve barışın sağlanması gerktiğini yönelik düşüncelerini ortaya koydular ve bu yönde çaba sarfedeceklerini açıkladılar.
Ahmedinecat’ın ziyareti bir anda iç politikaya odaklanan Suriye’yi yeniden bölgesel politikaya odakladı. Bölgesel gelişmeler karşısında böylesine kırılgan ve zayıf bir ekonomiye sahip ülkenin nasıl reform yapacağı cevap bekleyen bir soru. Ayrıca geçmişen gelen ulusal güvenlik devleti yapılanmasının direnci söz konusu. Aslında sorunun basit bir cevabı var. Daha fazla eğitim, daha fazla açıklık, daha fazla özgürlük, daha fazla imkan ve dünyaya açılmayı isteyen Suriye’deki geniş toplum kesimlerinin talepleri. Şam yönetimi bölgesel sorunlar ve içeridek kronik problemlerle beraber uğraşmak zorunda.
Suriye-Lübnan ilişkileri acilen bir çerçeveye oturtulması gerekiyor. Mevcut durum Lübnan’daki Şii oluşumların Suriye’yi desteklemesi, ilişkilerin Suriye yandaşlığı ve karşıtlığı üzerinde gerçekleşmesi. Suriye’de artan bir Nasrallah sevgisi var. Esad ve Nasrallah’ı beraber gösteren resimler Şam’ın ve dier şehirlerin duvarlarını süslüyor. Nasrallah’a olan sevgi ülkedeki Şii bilincini de artırıyor. Sitti Zeynep yada Sitti Rukiyye gibi önemli Şii türbelerinde Sadece İranlı ziyaretçilerin değil, yerel halkın da Şii ritüellerineuygun bu mekanları doldurduğu göleniyor. Ancak burdan bir Suriye-İran-Lübnan Hizbullah’ı kaçınılmaz ittifakı kurgulamak zor. Nasrallah’ın tavrı net olmakla beraber Hizbullah içinde bağımsız Lübnan düşüncesi destek buluyor. Lübnan’daki önemli Şii lider Seyyid Hüseyin Fadlallah 19 Temmuz’da As-Safir isimli gazetede yayınlanan röportajında Lübnan’ın egemen, bağımsız ve hür bir ülke olmasını istediğini söyledi. Şiilerin Lübnan’ı İran yada Suriye’nin yönetmesini istemediğini söyleyen Fadlallah, Lübnan’ın--gerek Müslüman gerekse Hristiyan olsun--dini coğulculuğunun dikkate alınması gerektiğini söyledi. Beyrutlu bir taksi şöförü Suriye’nin gitmesini istediklerini ancak Suriye Lübnan’dan ayrıldıktan sonra şehirde güvenliğin kalmadığını ve Suriye’li işadamlarının ayrılması ile ekonominin kötüleştiğini söyledi. Suriye-Lübnan ilişkilerinde net ayrımlar yok.
Bir Suriye’li akademisyen İran ile ilişkilerde Ahmedinecat’ın uluslararası medyanın ilgisini çeken süslü retoriğinin yanında gerçek konuların karşılıklı ticaret, İran’ın 1.5 milyar doları aşan Suriye’deki yatırımları ve turizm olduğunu söyledi. Suriye-Lübnan ilişkilerinin iyi komşuluk çerçevesine oturtulabilmesi bölgesel ilişkilerin daha anlamlı bir şekilde karşılıklı işbrilği ve refahın artırılması yönünde yeniden tesis edilmesinde önemli rol oynayabilir. Suriye’nin dışarıda ve içeride sorunlarını çözebilmesi ülkede özgüveni artıracak, daha fazla istikrar ve güvenlik için çaba sarfedilmesine yol açacaktır. İçeride güvenlik dış politikada istikrar ve barışın tetikleyicisi olacaktır. Şam Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bahçesinde konuştuğum üniversite öğrencisini dediği gibi: “Suriye kritik bir eşikte, dedelerimiz gibi mi yaşayacağız, hakettiğimiz gibi mi, yoksa daha kötü mü? Bu sorunun cevabı zannediyorum benim neslim içerisinde cevap bulacak.“
* Prof. Dr. Işık Ünv. / TASAM Proje Yöneticisi
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.