Pakistan ve Hindistan’ın Jeopolitik Çerçeveden Analizi

Makale

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ...

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. Kuruluş safhasında Pakistan; Hindistan’ı arada bırakarak, Doğu ve Batı Pakistan olarak ikiye ayrılmıştır. Doğu Pakistan, 1971 yılında yaşanan iç savaşa Hindistan’ın müdahalesi neticesinde Batı Pakistan’dan ayrılarak Bangladeş adıyla bağımsız bir devlet haline gelmiştir. İngiltere’nin bu coğrafyadan ayrılırken çözmeden bıraktığı; İngiliz Sömürge Yönetimine ait maddi kaynakların paylaşılması, sınır aşan su kaynaklarının paylaşımı, tartışmalı sınırlar, İngiltere’ye özel anlaşmalar ile bağlı durumdaki prensliklerin statüsünün netleştirilememesi gibi sorunlar ulus inşa sürecine giren Hindistan ve Pakistan arasında ciddi krizlere neden olmuştur. Hindistan ve Pakistan İngiltere’nin miras bıraktığı bu sorunları zaman içerisinde büyük oranda çözerken, halkın yüzde sekseninin Müslüman ancak yöneticisinin Hindu (Maharaca Hary Sing) olduğu Cammu ve Keşmir Prensliği (Keşmir)’nin geleceği konusunda anlaşamamış ve Keşmir’in statüsü konusu iki ülke için “Sürüncemeli Çatışma (Protracted Conflict)“ üreten kronik bir soruna dönüşmüştür.

İki ülkenin bağımsızlığa kavuştuğu Ağustos 1947’den sonra Keşmir’de çıkan iç savaşa Hindistan, 27 Ekim 1947’de, Hindu Maharaca Sing’in Hindistan’a bağlanmayı kabul ettiği gerekçesi ile müdahale etmiştir. Bu gelişmeyi kabul etmeyen Pakistan’ın da müdahil olmasıyla başlayan ilk Pakistan-Hindistan savaşı, Birleşmiş Milletler (BM) aracılığında, 1 Ocak 1949’de sağlanan ateşkes ile sonuçlanmıştır. Çatışmalar sonrasında Batıda, Pakistan’ın kontrolünde, Cammu ve Keşmir Prensliği topraklarının üçte birini kapsayan bir alanda, başkenti Muzaffarabad olan “Azad Keşmir Yönetimi“ kurulmuştur. Doğuda ise, başkenti Srinagar olan, Cammu ve Keşmir Prensliği topraklarının üçte ikisini kapsayan alan Hindistan kontrolünde kalmıştır. Bu durumu kabul etmeyen Pakistan’ın Keşmir’in tamamına sahip olmayı ulusal kimliğin vazgeçilemezi olarak görmesi Hindistan’da da benzer bir yaklaşımla sonuçlanmış; Hindistan ile Pakistan bu sorun temelinde iki defa daha savaşmış ve iki defa da sınırlı çatışmaya girmiştir. Bütün bu çatışmalara rağmen, 1949 ateşkesi ile Keşmir’de tarafları ayıran tartışmalı sınır hattı pek fazla değişmemiştir.

Pakistan’ın kontrolündeki Keşmir’de nüfusun tamamını oluşturan Müslümanlar Pakistan Yönetimi ile ciddi bir sorun yaşamazken Hindistan kontrolündeki Keşmir’de kalan Müslümanlar Hint hâkimiyetini kabul etmekte zorlanmıştır. Bu bağlamda nüfusun yaklaşık yüzde sekseni Müslüman olan Hindistan kontrolündeki Keşmir’in Hindistan’a entegrasyonu sorunlu olmuş; Keşmir halkı Hindistan kontrolündeki yönetime karşı yabancılaşmış ve zaman zaman da isyan etmiştir. Hindistan, istikrar sağlayamadığı Keşmir’de mevcudu yüz binlerle anılan güvenlik personeli ve “Olağanüstü Hal (OHAL) Yasaları“ ile hâkimiyet kurmaya çalışmakta ve Keşmir’deki ayrılıkçılığı Pakistan’ın desteklediğini iddia etmektedir. Hindistan ve Pakistan, Hindistan kontrolündeki Keşmir’de yaşanan sorunlar ve olaylar ile ilgili olarak karşılıklı suçlamaları sürdürmektedir. Keşmir’in bölünmesinden bugüne, tartışmalı ateşkes hattında yaşanan küçük çaplı çatışmalar ve karşılıklı ateş açmalar nedeniyle sivil ve asker can kayıpları devam etmektedir.

Hindistan ve Pakistan arasındaki Keşmir Sorunu, küresel güç mücadelesindeki jeopolitik adımlarının bölge üzerinde yarattığı baskılardan da etkilenerek çapını büyütmüştür. Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ile baskılara, ülkenin kuzey doğusundaki ayrılıkçı hareketlerin yarattığı dağılma korkusu, Doğu Pakistan topraklarında söz konusu ayrılıkçı hareketlerin üslenme imkânı bulduğuna dair kaygılar ve ÇHC’nin bu ayrılıkçı hareketleri destekleme potansiyelinin eklenmesi Hindistan’ı jeopolitik değerleri öncelemeye itmiştir. Bu kapsamda Hindistan, Doğu Pakistan’ın Batı Pakistan’dan ayrılmasını manipüle etmiş ve boğazını sıkan kollardan birini kopartarak rahat nefes almayı başarmıştır.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali sonrasında Afganistan’da direnişi üstlenmek üzere Pakistan’da organize edilen cihadist yapıların Pakistan’ın kuzeyinde de zemin bulması ve Afganistan’dan ülkeye akan göçmenlerin sosyo-ekonomik sorunları Pakistan’ı olumsuz etkilerken ülkedeki radikal yapıların güçlenmesine neden olmuştur. Güçlenen radikal yapılar, Afganistan’daki cihadist direnişin başarısından kazanılan özgüven ile Keşmir’in de benzer bir gayrı nizami harp stratejisi ile kurtarılabileceği düşüncesine kapılarak Keşmir’deki ayrılıkçı haraketleri desteklemiştir. Bu gelişmeler sonrasında kutsallık kaynağından beslenerek kriz üretme kapasitesini artıran Keşmir Sorunu Hint hâkimiyetine karşı bir isyan üretirken bölgenin ateşi uzun bir süre söndürülememiştir.

Keşmir Sorunu, küresel gelişmelerin yarattığı baskıların yanı sıra Pakistan ve Hindistan’ın iç politik başarısızlıkları örtme ve yönetimlerin meşruiyet zemini arayışlarındaki politik kurnazlıklardan da beslenerek, iki taraf için de taviz verilmesi mümkün olmayan bir tabuya dönüşmüş ve çözümsüzlük zindanına hapsedilmiştir. Soğuk Savaş sonrasında taraflar küresel baskıların hafiflemesinden doğan çözüm zenini değerlendirmeye yönelik adım atmaktansa silahlanma yarışını sürdürmeyi tercih etmiş ve silahlanma yarışı tarafların nükleer kapasite kazanmasıyla sonuçlanmıştır. Bu gelişme sonrasında sorun tüm dünyayı etkileme kapasitesine sahip bir nükleer tehdit kaynağı haline gelmiştir.

İki ülke arasındaki Keşmir Sorununu çözme kapsamında yapılan barış görüşmeleri, genellikle dış zorlamaların yanı sıra küresel ve bölgesel işbirliği örgütlerinin bir araya getirmesiyle rutinleşen kısır diyaloglarla zaman zaman tekrarlansa da ya iç siyasetin aşılmaz tabu duvarlarına çarpmakta ya da Keşmir kaynaklı bir provakasyon ile sonlanmaktadır. Çözüm umutları için bölge insanı; kriket maçları, doğal afetler, küresel veya bölgesel işbirliği mekanizmalarının katkısından medet umsa da normal şartlar altında, yakın bir gelecekte çözüme yönelik bir gelişme olması beklenmemektedir.


TASAM Yayınlarının "Keşmir Sorunu Ve Pakistan-Hindistan İlişkileri Üzerine Etkisi" isimli kitabından alınmıştır.
e-kitap için Tıklayınız | kitap için Tıklayınız

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1999 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1999

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.