Kosova Çıkmazı: Sonu Gelmez Müzakereler Sistemi?

Makale

Sosyalist Yugoslavya Federasyonu’nun parçalanma süreci beraberinde pek çok sorunu ortaya çıkardı. Bunlardan birisi Kosova sorunudur. Kosova bölgesinin statüsünün ne olacağı meselesi, Yugoslavya’nın parçalanması ile birlikte ortaya çıkan sorunlar arasından halen her hangi bir çözüme kavuşturulmamış tek sorundur....

Sosyalist Yugoslavya Federasyonu’nun parçalanma süreci beraberinde pek çok sorunu ortaya çıkardı. Bunlardan birisi Kosova sorunudur. Kosova bölgesinin statüsünün ne olacağı meselesi, Yugoslavya’nın parçalanması ile birlikte ortaya çıkan sorunlar arasından halen her hangi bir çözüme kavuşturulmamış tek sorundur. Bölgenin nihai statüsünü belirlemek için yapılan çalışmalar, hazırlanan planlar ve yürütülen müzakereler bir türlü her hangi bir sonuca ulaşamadı. Böylece, “Kosova Sorunu“ bir “Kosova Çıkmazı“na dönüştü. Son olarak büyük umutlarla oluşturulan “Ahtisaari Planı“ çerçevesinde yürütülen müzakereler de adeta “sonu gelmez müzakereler sistemi“ne dönüştü.
Yaklaşık 2 milyon olan Kosova nüfusunun %90’nını Arnavutlar, geriye kalan %10’luk bölümünü Sırplar, Boşnaklar ve Türkler oluşturmaktadır. Kosova, Sosyalist Yugoslavya Federasyonu içinde yer alan Sırbistan Sosyalist Federe Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bir eyalet idi. 1980’li yıllarda tüm Yugoslavya topraklarında olduğu gibi, bu eyalette de milliyetçilik yükselişe geçti. Kosova’daki ayrılıkçı-bağımsızlıkçı Arnavut milliyetçiliğini bastırmak amacıyla Miloşeviç başkanlığındaki Sırbistan yönetimi anayasal bir değişiklik yoluyla eyaletin özerkliğine 1990 yılında son verdi. Aynı yıl, Kosova Eyalet Meclisi Kosova’nın bağımsızlığını ilan etti.
1997 yılında Sırp ordusu ve polis gücü ile Kosova’nın bağımsızlığı için mücadele eden Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) arasında sıcak çatışmalar başladı. Bu çatışma 1998 yılında iyice şiddetlendi, çok sayıda sivil yaşamını yitirdi ve kitlesel göç yaşandı. ABD ve Batı Avrupalı devletler, BM şemsiyesi altında Sırbistan’a askeri operasyon düzenlemek istemiş, fakat Rusya’nın Güvenlik Konseyinde veto hakkını kullanması nedeniyle bu plan uygulamaya sokulamamıştır.
Bunun üzerine ABD ve müttefikleri 1999 Martında NATO olarak Sırbistan’a yönelik bir hava saldırısı düzenlemişlerdir.[1] Yaklaşık iki hafta süren hava saldırısı sonrasında Miloşeviç yönetimi ABD ve müttefiklerinin isteğine uyarak Kosova’daki askerlerini ve polis gücünü geri çekti. Kosova’ya NATO komutasında bir uluslararası askeri güç (KFOR- Kosovo Force)[2] ve Birleşmiş Milletler Kosova Misyonu (BMKM) yerleşti. Ayrıca yapılan seçimlerin[3] ardından Kosova Eyalet Parlamentosu ve parlamento içinden çıkan Kosova Eyalet Hükümeti oluşturuldu. Fakat Kosova Parlamentosu ile Kosova Hükümetinin eyalet yönetimindeki etkinliği son derece yüzeysel kalmıştır. Dolayısıyla, resmi olarak halen Sırbistan Cumhuriyeti’nin bir parçası olarak görülen Kosova, 1999 yılından bu yana fiilen NATO ve BMKM tarafından yönetilmektedir.
Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari, BM (eski) Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından 2006 yılı başında BM Kosova Elçisi olarak görevlendirildi. Kosova’nın nihai statüsünü belirlemek amacıyla Ahtisaari tarafından bir “Kosova (Ahtisaari) Planı“ oluşturuldu. Plan yaklaşık 14 ay boyunca Sırbistan Hükümeti ve Kosova Eyalet (Arnavut) Hükümeti arasında Ahtisaari’nin arabuluculuğu ve gözetimi altında görüşüldü. Görüşmeler süresince, iki taraf her hangi bir uzlaşmaya varamayınca, BM Kosova Elçisi Ahtisaari, planı BM Güvenlik Konseyi’ne taşıdı.
BM Kosova Elçisi, Kosova’ya devlet olmanın gerektirdiği anayasa, bayrak, milli marş ve uluslararası örgütlere üye olma hakkı da dahil olmak üzere AB, NATO ve BM denetimi altında bağımsızlık verilmesini tavsiye etti. Ahtisaari Planında, başta Kosovalı Sırplar olmak üzere eyalette yaşayan bütün azınlık gruplarının haklarının korunması yönünde çağrıda da bulunuluyor. Plana göre, anlaşmanın uygulanmasını denetlemek üzere bir Uluslararası Sivil Temsilci atanacak. BM ve AB tarafından görevlendirilecek olan bu kişi, yasaları veto etme ve yetkilileri görevden alma yetkilerine sahip olacak. NATO’nun komutası altında faaliyet gösteren KFOR eyalette güvenliği sağlamaya devam edecek. Ayrıca plana göre, Kosova’ya bir AB Polis Misyonu yerleştirilecek. AB Polis Misyonu, Ahtisaari Planı çerçevesinde oluşturulacak olan kurumların “etkili, adil ve temsili şekilde çalışmasını" sağlayacak. Belli bir süre sonunda ise (bu sürenin ne olduğu planda belirtilmiyor), tüm yetkiler Kosova Cumhuriyeti’nin kendi kurumlarına devredilecek.
Yani kısacası, Ahtisaari Planı, AB, NATO ve BM denetiminde bir “uluslararası manda yönetimi“ oluşturuyor. Balkanlar’daki bu “uluslararası manda yönetimi“, plana göre, ABD ve Batı Avrupalı büyük devletler tarafından kontrol edilecek ve yönetilecektir. Ne kadar süreceği belirsiz olan bir “geçiş dönemi“nin sonunda ise, AB, NATO ve BM’nin yetkileri Kosova’nın kendi kurumlarına devredilmek suretiyle, bu “uluslararası manda yönetimi“ bağımsız Kosova Cumhuriyeti’ne dönüştürülecektir.
Kosova Eyalet (Arnavut) Yönetimi bu planı büyük bir memnuniyetle karşıladı ve kabul etti. Cumhurbaşkanı Boris Tadiç ve Başbakan Vojislav Kostunica liderliğindeki Belgrad yönetimi ise planı kesinlikle kabul etmeyeceklerini, Kosova topraklarının Sırbistan ülkesinin bir parçası olduğunu, Sırbistan Cumhuriyeti’nin “ülkesel bütünlüğünü ve egemenliğini“ parçalayan bu planın BM Kurucu Antlaşması’na aykırı olduğunu ve bu nedenle de uygulanmasının “uluslararası hukuk açısından imkansız“ olduğunu ileri sürüyor. Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasına karşı çıkan Sırp yönetimi, Kosova’ya “geniş bir özerklik statüsü“nün verilmesini öneriyor. Kosovalı Arnavutlar ise, “bağımsızlık dışında her hangi bir çözüm önerisinin kendileri açısından kabul edilemez“ olduğunu söylüyor.
Arnavut ve Sırp görüşlerinin keskin biçimde ayrıldığı bu ortamda son sözü söyleyecek olan organ BM Güvenlik Konseyi olacaktır. Fakat BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden birisi olan ve dolayısıyla “yöntem dışı konularda veto yetkisine“ sahip olan Rusya, “Sırbistan’ın kabul etmediği hiçbir plana evet demeyeceğini“ söylüyor. Dolayısıyla, Sırp tarafının kabul etmediği Ahtisaari Planının Güvenlik Konseyi’nde Rusya’nın vetosuna takılması büyük bir olasılık. Rusya’yı ikna etmek için, ABD ve AB yetkilileri ikili temasları sürdürüyor. Ama henüz ne Belgrat ne de Moskova yönetimi ikna edilemedi. Planı kabul eden ABD ve AB ise, Rusya’nın planı veto etmesi durumunda, meseleyi BM Güvenlik Konseyi dışına taşıyıp AB ve NATO zemininde çözeceklerini söylüyorlar ve bu yolla Belgrat-Moskova ittifakını tehdit edip sıkıştırmaya çalışıyorlar.
Sosyalist Yugoslavya Federasyonu’nun sosyalizmden kapitalizme geçiş, dünya kapitalist sistemine entegrasyon ve parçalanma/dağılma sürecinden şiddetlenen Kosova Sorunu, ilk başlarda Federasyonun ve Sırbistan Federe Devleti’nin bir “iç meselesi“ idi. Fakat bu sorun, 1998 sonrasında büyük güçlerin müdahalesi sonucunda bir “uluslararası mesele“ haline dönüştü. Gelinen süreçte Kosova Sorunu, sorunun birincil tarafları olan Sırbistan’ın ve Kosovalı Arnavutların siyasi iradelerinin dışına taşmış bulunuyor. “Uluslararasılaşmış Kosova Sorunu“, ABD, AB ve Rusya arasındaki ilişkileri yakından ve derinden etkiliyor. Sorunun “nasıl bir biçimde çözüleceği meselesi“, ABD, AB ve Rusya arasındaki ilişkilerin “ne yönde gelişeceği“ meselesiyle yakından ilişkili hale gelmiş bulunuyor. Dolayısıyla, Kosova Sorunu çerçevesinde ABD-AB İttifakı ve Rusya Federasyonu arasında bir “güç mücadelesi“ ortay çıkmış durumdadır.
Balkan halkları bu tür “güç mücadeleleri“ne yabancı değil. Daha önceleri de büyük devletler bölge üzerinde hakimiyet kurmak için birbirleriyle mücadele etmişler ve bölgeyi adeta “av sahası“na dönüştürmüşlerdir. Bu mücadelelerden en büyük zararı daima bölge insanı yaşamıştır. Balkanlar bölgesinin yeni güç mücadelelerine maruz kalmaması ve bölge halklarının yeni büyük acılar yaşamaması için, bölgedeki devletlerin ve halkların milliyetçi politikaları ve ihtirasları terk edip daha makul düşünmeleri ve hareket etmeleri gerekir. Ancak bu şekilde Balkanlarda yaşanılan sorunlar büyük güçlere havale edilmeden bizzat sorunun tarafları arasında çözülebilir ve bölge, “büyük güçlerin av sahası“ olmaktan kurtulabilir.
Dipnot:

[1] NATO üyesi olan Yunanistan, NATO’nun Sırbistan’a yönelik askeri operasyon gerçekleştirme kararına karşı çıkmış ve operasyona katılmamıştır.
[2] KFOR bünyesinde toplam 35 ülke yer alıyor. Bunların 24’ü NATO üyesi ülkelerdir. KFOR’da 800 Türk askeri görev yapıyor. (Ayrıntı için bkz. www.nato.int)
[3] Bu seçimleri Kosovalı Sırplar protesto etmişler ve seçimlere katılmamışlardır.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.