Geleceğin Turizmi ve Kurumsal Ekosistemi Çerçeve Programı | “Turizm’de Devrim”

Haber

Turizm; tarım ve hayvancılıktan sanayiye, inşaattan alt yapıya ekonominin tüm sektörlerini hareketlendiren ve geliştiren bir sektördür. Ama turizme sadece ekonomik bir sektör gözüyle bakılması doğru değildir....

VİZYON BELGESİ
GELECEĞİN TURİZMİ VE KURUMSAL EKOSİSTEMİ ÇERÇEVE PROGRAMI
Turizm’de Devrim“

Turizm; tarım ve hayvancılıktan sanayiye, inşaattan alt yapıya ekonominin tüm sektörlerini hareketlendiren ve geliştiren bir sektördür. Ama turizme sadece ekonomik bir sektör gözüyle bakılması doğru değildir. Turizm aynı zamanda bir ülkenin iç bütünlüğünün ve kültürel hayatının seyri üzerinde, uluslararası tanınırlığı ile saygınlığı üzerinde ve dış politikasının işleyişi üzerinde göz ardı edilemeyecek etkiye sahip olan bir sektördür. Bu açıdan bakıldığında kamu diplomasisinin önemli alt başlıklarından biri de turizm diplomasisidir. Aslında turizm diplomasisi kültür diplomasisinin eş dalıdır. Çünkü turizm kültürel etkileşimi artırır ve halkları birbirine yaklaştırır.

Turizmin, ülkenin ulusal güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını güçlendirecek bir perspektifte ele alınması gerekir. Turizm sektöründe hizmet veren tüm kurum, firma ve bireylerin - özellikle de rehberlerin - birer diplomat edasıyla davranabilmeleri için gerekli yönlendirme ve eğitimin verilmesi gerekmektedir. Nitekim Osmanlı’nın son dönemlerinde Türkiye'ye gelen yabancıları gezdiren rehberlerin o dönemin çeşitli sosyal ve siyasal nedenlerinin etkisiyle ülke tanıtımında yanlış fikirler vermeleri, Avrupa'da olumsuz bir Türk imajının oluşmasında rol oynamıştır. Bunu engellemek isteyen Atatürk, “Türk Seyyahin Cemiyeti“ni kurdurmuştur.

Farklı ülkeleri ziyaret eden turistler, yerleşik kültürleri öğrenme konusunda gittikçe daha fazla eğilim göstermektedirler. Bir ülke ile ilgili gerçekleri, tarihî ve kültürel kaynaklardan öğrenmek isteyen ziyaretçilerin taleplerini karşılayabilmek için kültürel birikimin ön plana çıkarılması gerekecektir. Ayrıca turistler ziyaret ettikleri ülkelerde sadece bir gözlemci olmayı değil, deneyimlere aktif biçimde katılmayı arzulamaktadırlar. Ziyaret edilen ülkenin sanatı, zanaatı ve kültürel birikiminin yanı sıra tarihî mekanların ziyareti esnasında kalıcı anılara dönüşecek katılımcı aktiviteler gittikçe daha önemli hâle gelmektedir. Başka kültürleri öğrenmeye dönük gittikçe artan bu merak, kültürel diplomasiyi ve turizm diplomasisini önemli hâle getirmektedir.

Çin gibi kalabalık nüfusa sahip olan ülkeler, yurt dışına ziyarete gidecek olan vatandaşlarını belli ülkelere yönlendirerek o ülkeleri ekonomik olarak ödüllendirmekte veya tersi ile cezalandırmakta ve tüm bunların karşılığında siyasi ve ekonomik nüfuzlarını artırmaya çalışmaktadırlar. Benzeri bir durum vatandaşlarının hangi ülkeleri ziyaret etmesi gerektiğine dönük algı oluşturarak onları örtülü bir şekilde yönlendiren Batılı - hatta Rusya ve İran gibi diğer - ülkeler için de geçerlidir. Bu açıdan bakıldığında turizm diplomasisi Türkiye gibi ülkeler açısından turizm sektörünün ve genel olarak ekonominin canlandırılması açısından büyük önem taşımaktadır.

Özellikle Çin ile Türkiye arasındaki ticari dengenin orantısız bir şekilde Türkiye aleyhine olduğu ve cari açığın Türkiye ekonomisi bakımından en önemli sorunlardan biri olduğu göz önüne alındığında durum daha da önemli hâle gelmektedir.

Burada yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, turizm diplomasisi iki yönlüdür:

1) Turizm faaliyetlerinin, ülkenin uluslararası siyasi düzlemde tanıtımı ve dolayısıyla siyasi ve ekonomik alanda ulusal çıkarların en üst düzeyde gerçekleştirilmesi amacıyla kullanımı (diplomatik turizm)

2) Diplomatik faaliyetlerin, turizmin geliştirilmesi amacıyla kullanımı (turistik diplomasi)

Turizm diplomasisinin bu iki yönü arasında derin bir etkileşim söz konusudur. Bir yönde yapılacak çalışmalar, diğer yöndeki yapılacak çalışmaları kaçınılmaz biçimde etkileyecektir. Bu çerçevede medeniyetimizin sahip olduğu sevgi ve hoşgörü kültürünün tanıtılmasına ilaveten, ülkenin prestijinin sağlam tutulması, ucuz bir ülke imajı yerine, ziyaret edilen ülke için katma değeri yüksek ama ziyaret edenlerin prestijini artıran saygın bir ülke olarak sunulması, ülkenin diğer alanlardaki saygınlığını da artıracaktır. Bu noktada, örneğin, sağlık turizminde son dönemde sağlanan başarıların tarih turizmi, doğa (kaplıca, dağcılık, rafting vb) turizmi gibi diğer alanlara da taşınarak daha ileri düzeylere getirilmesi gerekmektedir.

Özellikle belirtilmelidir ki; turizmin başarısı, turistlere sunulan hizmetlerin kalitesiyle doğru orantılı olacaktır. Nitekim sağlık turizminde görülen başarı büyük ölçüde, sağlık sektöründe son dönemde yakalanan başarının bir fonksiyonudur. Bu nedenle, hangi turizm dalında olursa olsun turiste sunulan hizmet ve ürünlerin kalitesi behemehâl yükseltilmelidir. Aksi hâlde ülkenin marka değerini yükseltmek ve bunu iktisadi, siyasi ve diplomatik alanlara yansıtmak mümkün olmayacaktır.


YAŞANABİLİR ÇEVRE, MARKA ŞEHİRLER VE TURİZM

İçinde yaşayan nüfusun hızla artması ile birlikte şehirler, metropoliten alanlar ve kentsel bölgeler yeni olgu ve sorunlarla (nüfus, göç, sosyal eşitsizlik, dışlanma, konut yetersizliği, çevre sorunları vb.) karşı karşıya kalacaktır. Ülkemizde de sosyo-ekonomik koşullar, öteden beri insan yerleşimleri ve şehirleşme konusunda ciddi sorunları beraberinde getirmektedir.

Bu yeni olgu ve sorunlara çözüm bulabilmek ve sürdürülebilir şehirlere ulaşabilmek, içinde yaşadığımız yüzyılda şehirleşme sektörünün gündemindeki en önemli konulardan biri hâline gelmektedir. İnsanın, bir parçası olduğu ve varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan ekosistemlerle uyumlu ve dengeli bir şekilde yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve geliştirilmesi olarak tanımlanabilecek sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı, aynı zamanda sürdürülebilir sosyal adalet, sürdürülebilir ekonomi ve sürdürülebilir çevre konularının tümünü kapsamaktadır.

Sürdürülebilir kalkınma; insan sağlığını ve doğal dengeyi koruyarak, sürekli bir ekonomik kalkınmaya imkan verecek şekilde doğal kaynakların akılcı bir şekilde yönetimini sağlamak ve gelecek nesillere yakışır bir doğal, fiziki ve sosyal çevre bırakma yaklaşımıdır.

Türkiye, Ulusal Çevre Eylem Planı’nı 1998 yılında tamamlamış, çevreye ilişkin ulusal çabalarını uluslararası çalışmalar ile güçlendirmiş, Rio Bildirgesi’ne ek olarak bir dizi uluslararası anlaşmaya imza atmış ve benimsemiştir. Kentsel çevrenin kalitesini bozan evsel ve endüstriyel atıklar ıslah edilmeli, barajlar, kıyılar, hayvan yerleşmeleri, ormanlar, su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik korunmalı, toprak, hava ve deniz kirliliği önlenmeli, katı atıkların geri kazanımına yönelik yeni teknolojiler işletmeye alınmalıdır.

Çevre ve şehirleşme ile birlikte turizm politikalarının eşgüdümlü şekilde uygulanması gerekmektedir. Doğal denge ve biyolojik çeşitlilik gözetilmeden yapılan turizm yatırımları, Akdeniz ve Ege kıyı kesiminde aşırı yığılma, kıyı gerisi ve çevresi alanlarda çarpık kentleşme ve yapılaşma, altyapı yetersizliği ve çevre sorunlarını ortaya çıkarırken, doğal alanlara ve biyolojik çeşitliliğe zarar vermekte ve bölgede yaşayan insanların doğal kaynaklarını yok etmektedir.

Turizm alternatifleri geliştirilerek ülkemizin turizmden alacağı payın artırılması için, turizm kaynakları makro ölçekte planlanmalı, dağınık bir şekilde bulunan alternatif turizm bölgelerinin entegrasyonu sağlanmalı, “Turizm Gelişim Bölgeleri“, “Turizm Koridorları“, “Turizm Kentleri“ ve “Ekoturizm Bölgeleri“ oluşturularak, turizm potansiyeli bulunan bütün bölgelerin diğer alternatif turizm türleri ile cazibesi artırılmalıdır.


YEREL YÖNETİM MERKEZLİ TURİZM

Uzun yıllar dünya turizm ekonomisi büyüme rakamlarının üzerindeki rakamlarla büyüyen Türkiye turizmi, strateji ve uzun vadeli planlamada maalesef yeterli seviyede rasyonel yol alamamış; pazarlama çeşitliliğindeki eksikliğin de etkisiyle, küresel pazarla entegrasyona yönelik riskleri artırmıştır. Bu noktada, pastadan pay almak isteyen yeni destinasyonlar, ‘’ürün, pazarlama ve tanıtım’’ çeşitliliği ile kendini sürekli geliştiren tecrübeli destinasyonlarla rekabet edemez duruma gelmiş; siyasi gelişmelerin kaynak pazarlarda oluşturduğu siyasi sorunlar da Türkiye turizmini etkilemiştir.

Son 20 yıllık süreçten sektörün çıkardığı dersler;

- Fiyat kırma politikasının rasyonel ve stratejik olmadığı ve bu politikada artık son aşamaya gelindiği,

- Yurtdışı turizm fuarlarında açılan stantlar ile içeride ve dışarıda düzenlenen tanıtım resepsiyonlarının, pazarlamada artık etkili birer çözüm olmadığı bir küresel sürece girildiği,

- Ürün çeşitliliği ve hedef pazar dağılımının sağlanmasında uluslararası reklamcılık girişimlerinden ziyade öncelikle ulusal ölçekte turizm yatırımlarının ve destinasyonel derinleşmenin gerektiği.
  • Dünyanın en ünlü turizm fütürologlarının 2030 öngörülerinin, kitle turizminin tamamen biteceğini işaret etmesi ve Türkiye turizminin can damarı olan Ege ve Akdeniz sahil şeridinin ‘’her şey dâhil“ sistemini terk eden altyapıyı, mevcut şartlarda inşa edecek dinamiklere sahip olmaması.
  • Mevcut sistemin, Türkiye’deki turizm bürokrasisi kültürü çerçevesinde güncel ihtiyaçlara doğru cevaplar verememesi ve hem halk hem de sektör tarafından büyük resmin görülememesi.

- Sektöre gelişme sağlayacak icraat odaklı her adımın, hem sektör hem de yerel halk tarafından sadece Bakanlık üzerinden beklenmesi nedeniyle, 2007-2023 Turizm Strateji Planı’nın boşlukta kalması (Dünyanın önde gelen destinasyonlarında turizm bakanlıkları; pratikte sadece prosedürel işlere düzen ve ivedilik kazandırılması ile - genel olarak - sektöre bir strateji çizilmesi beklentisi içinde varlık bulur. Strateji planı çerçevesinde eylem planları oluşturması ve uygulaması beklenen kurumlar, destinasyonun yerel yöneticileri ve ilgili STK başkanlıklarıdır).

- Turizm bölgelerinde halkın, yerel yönetim seçimlerinde ‘’turizm odaklı yerel yönetim’’ yaklaşımını, oy kullanma karakterinde temel almaması (Bu yüzden yerel yönetim yönetimleri için turizm, üçüncü ve dördüncü planda kalmaktadır).

- İlgili STK’lardan, konferanslar ve forumlarla sektöre yön vermeleri haricinde kamuoyunda etkili bir beklenti bulunmamasından ötürü, STK’larının; bu yönde faaliyet raporları hazırlama eğilimi gösterdiklerinden - görünürlük olarak - çok aktif olmalarına rağmen, sonuç alımı bazında kendilerinden faydalanılamaması.


Yeni turizm yönetimi anlayışı, ‘’turizm odaklı yerel yönetim“;

Turizmin geldiği son noktada destinasyonlar; yaptıkları turizm yatırımları ve sundukları ürünlerin ‘’bana neler hissettirecek?’’ sorusuna verdiği cevapların derinliğiyle, süreç içinde kendi kendini pazarlamaktadır. İşte bu yüzden global ölçekte turizme yön veren duayen destinasyonlar; turizm odaklı yerel yönetim çerçevesinde şehrin kültürel özelliklerini, biyolojik çeşitliliğini ve mitolojik anlamını harmanlayarak, cazibe odaklı çevre peyzajını hâkim kılarlar ve bunu yaparken de dünyada kimi ilklere veya en iyilere konu olunması için; turizm küratörleriyle, destinasyona entegre belli bir ahenkte bir takım spesifik detaylar inşa ederler.

Bu şekilde turizm ülkelerinde her stratejik şehirde farklı destinasyonel konseptler yakalanmaktadır ki; bu da, çeşitliliği sağlama stratejisinde dengeli dağılım ilkesinin çok daha sağlıklı ve - kalite dâhil - her alanda optimum fayda odaklı ilerleyişinin önünü açmaktadır. Ancak bu şekilde ‘’alternatifi olmayan destinasyonlar ve keyifli destinasyonlar kuşağı’’ listelerinde yer bulunabilmekte; ciro, kâr marjı ve istihdam bazında gerçek potansiyelden çok daha fazlası ortaya konup, hedef pazar dağıtılıp, süreklilik sağlanıp, siyasi gelişmelere bağımlılık ortadan kaldırılmaktadır.

Bir turizm şehrinin turizm dinamikleri ve potansiyeli; merkezden, yani uzaktan ancak mikro düzeyde okunabilir ve yerel yönetim formatı dışındaki farklı bir formatta, anlaşılamaz.


Turizm Odaklı Yerel Yönetim“ Algısının İnşası

Türkiye’de turizm duayenlerinin; haber portalları, konferanslar ve makalelerinde farklı formatlarla sıklıkla dikkat çektikleri “turizm odaklı yerel yönetim“ algısının ulusal ölçekte inşası için, öncelikle ilklerin deneyimlenmesi şarttır. Çünkü duayen kadronun bugüne kadar anlaşılamayıp, destek görememesinin ve öne sürdüğü argümanların boşlukta kalmasının asıl sebebi, Türkiye’de bugüne kadar “turizm odaklı yerel yönetim“ örneğinin yeterince vuku bulmamış olmasıdır.

Bu noktada yöntem; pilot bölgelerde uygulama ile ‘’turizmi inşa edecek ve her açıdan bekasını sağlayacak olan kurumun, turizm yerel yönetimleri olduğunu sergilemek’’ olacaktır. Bir diğer deyişle, turizm yerel yönetimlerinin, turizm projeleri ve turizm yatırımlarıyla sektöre sağlayabileceği kazanım potansiyelini ortaya koymak esas olmalıdır.

Türkiye’de turizm bürokrasisinde turizmin yerinden yönetimine dair, STK’lar haricinde görev alan diğer kurumlar; Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olmak üzere fiziki olarak sahada yer alan ve bununla birlikte Valilik bünyelerinde konuşlandırılan ‘’İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri’’ ile yerel yönetim bünyelerindeki ‘’Kültür ve Sosyal İşler Müdürlükleri“ ve “Turizm Müdürlükleri’’ olarak geçmektedir.

Turizmin yerinden yönetimine dair Türkiye’de binlerce memur iş başında olmasına rağmen, stratejik il ve ilçelerde bile bugüne dek “turizm odaklı yerel yönetim“ algı ve tahsisinin gecikmiş olmasındaki ve stratejik yerel yönetimlerinturizm odağında“ domine edilememesindeki en önemli unsurlardan biri de şu faktördür:

Türkiye’deki mevcut turizm bürokrasisi kültüründe, söz konusu tüzel kimlik kazanmış devlet memurlarından (görev tanımları her ne kadar çok geniş olsa da) prosedürel işleri gerçekleştirmeleri ve devlet geleneğine sahip olmaları dışında; kamuoyu ve bürokratik çevreden, pratikte turizm küratörlüğüne dair hiçbir beklenti bulunmayışı ve istihdam sürecinin de bu yönde işlemesidir.“

Türkiye’de turizm alanında bürokratik kültürün sahip olduğu olumsuz dinamikler nedeniyle; turizm odaklı yerel yönetimlerin“ uygulanışını ancak; Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın - stratejik olarak öncelenmiş sıraya göreye - turizm yerel yönetimleriyle ortak hareket etmesi mümkün kılabilir. Bu noktada Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sahada aktif rol almasının tek yolu; Bakanlık bünyesindeki turizm küratörlerinin, uzmanı oldukları kentlerin yerel yönetimlerinde görev almaları olacaktır.


SONUÇ

Dünya Turizm Örgütü’nün raporuna göre, 2018’de küresel turizm ihracatı 1,7 trilyon dolara ulaşmıştır. Toplam ihracatın, uluslararası turizm gelirleri 1.448 milyar dolar, uluslararası yolcu taşımacılığı hizmetleri ise 256 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. E-ticaret üzerinden yapılan seyahat harcamaları 2018 yılında 212,7 milyar USD, Türkiye’de ise 1,8 milyar USD büyüklüğüne ulaşmıştır ve artarak devam etmektedir.

2018 yılında dünyada 3,2 milyar, Türkiye’de ise 51 milyon kişiye ulaşan aktif sosyal medya kullanıcısı bulunmaktadır. Ziyaretçilerin yüzde60 ve üstü sosyal medya paylaşımlarından etkilenerek alım yapmıştır. Bu rakamlar, stratejik pazarlamanın en önemli parçası olan dijital pazarlamanın ve bağlı olarak içerik üretiminin önemini ortaya koymaktadır. Bir başka önemli veri; UNWTO’nun raporuna göre, Dünya turizm gelirinin yüzde 29’u Çin kaynaklıdır. Çin, 2018 yılında 277 milyar dolar turizm harcaması yapmıştır.

Bilgi ve teknoloji çağının çocukları Y ve Z kuşağının davranış, tepki ve beklentileri; doğru kültürel iletişim ve etkileşim için iyi anlaşılmalıdır. Yakın gelecekte fazlasıyla hissedeceğimiz Alfa kuşağının yaratacağı etkiye de şimdiden hazır olunmalıdır. Geleceği yönetecek kuşakların beklentilerini, bakış açılarını, yeteneklerini ortaya koyacak projelere ağırlık verilmeli, bu yönde politika ve stratejiler geliştirilmelidir.

Sağlıklı yaşam ekonomisinin büyüklüğüne baktığımızda ise; güvenli ve kaliteli hizmet standartlarının önemini, bu sektör için bir kez daha vurgulamak gerekir. Ayrıca engelli-dostu, çevreci, sağlıklı yaşam ürünleriyle birlikte farklı deneyimler sağlamanın sağlayacağı katma değerin işletmeler tarafından farkındalığı önemlidir. Nüfusunun yüzde15’i engelli olan bir dünyamız var. Ayrıca her geçen gün büyüyen “wellness“ (tamamlayıcı/alternatif tıp) endüstrisi için mevcut tesislerde standartlara uygun alanların geliştirilmesi, bölgelerde bu yönde iyileştirmeler yapılması, konaklama turizminin dışındaki fırsatların görülmesi sektörün rekabetçilik stratejisi için önem arz etmektedir.

Çevreci ve sağlıklı yaşamı önemseyen ve seçimlerini bu doğrultuda yapan, yüksek gelir seviyeli sayısı azımsanmayacak kadar yüksektir. X kuşağında “wellness“ endüstrisi yaygın olarak kullanılmaktadır. Y kuşağında ise her geçen gün artan talep, Z kuşağını da içine almış durumdadır.

Uluslararası vergi, denetim ve danışma firmasının araştırmasına göre;
 
  • Kaplıca ve termaller: 56 milyar dolar
  • Kişisel bakım, güzellik ve yaşlanma karşıtı ürünler: 1,083 trilyon dolar
  • Sağlıklı gıda, beslenme ve kilo verdirme ürünleri: 702 milyar dolar
  • Sağlıklı emlak piyasası: 134 milyar dolar
  • Fitness ve mind body: 595 milyar dolar
  • Önleyici/kişiselleştirilmiş hekimlik: 575 milyar dolar

hacme sahiptir. Wellness endüstrisi ve alternatif Turizme yönelik mevcut tesislerin uyumluluğunun sağlanması ve yeni projelerin geliştirilmesi ile 12 ay boyunca Türkiye turizmini canlı tutabilmek mümkündür.
Kamu diplomasisi tarafında; bilim, sanat, kültür, spor, iş dünyası ve üniversiteler gibi alanlarda yapılan uluslararası organizasyonların, stratejik pazarlama ve tanıtım çalışmalarını destekleyici yaklaşımla faydaya dönüştürülmesi çok önemlidir.

Etik kurallar anayasasının sektör oyuncularına, medya dünyasına, hizmet verenlere, bölge halkı ve esnafına yönelik ayrı ayrı oluşturulması ve bu yönde ciddi yaptırımlar uygulanması ülkemiz imajı için gerekliliktir. Etik kültürümüzün ve aidiyet duygumuzun her geçen gün azaldığı gerçeğiyle yüzleşilmesi, bu yönde önlemler alınması için hayati önem taşımaktadır.

Tüm bu yaklaşımlar ışığında pandemi ile birlikte “varoluşsal bir krize“ sürüklenen “turizmin“ çok boyutlu dev potansiyelini “zamanın ruhu ve iş modeli“ ile uyumlu, “ülke siyasi ve ekonomi politikası“ ile eşgüdümlü bir yaklaşımda açığa çıkarmak için geliştirilen “Turizmde Devrim“ ana temalı Geleceğin Turizmi ve Kurumsal Ekosistemi Çerçeve Programı; tüm otorite ve paydaşların işbirliğine açık olarak start almıştır.


ALT TEMALAR

Ürün Çeşitliliği ve Sürdürülebilirlik
Alternatifsiz Destinasyonlar ve Keyifli Destinasyonlar Kuşağı ve Türkiye
Hedef Pazar Dağılımı
9-12 Ay Sezon İçin Perspektifler
Her Şey Dâhil Sisteminin Geleceği ve Alternatifler
Turizmin Dördüncü Boyutu ve İnsan Kaynağı
Teknoloji, Stratejik İletişim ve Turizm
Marka Şehirler ve Turizm 2023-2053
Marka Turizm Konseptleri ve Bölgeler


REKABETÇİ STRATEJİK PAZARLAMA İÇİN TEMEL BAŞLIKLAR

Mevcut durum ve ihtiyaç analizi
Ulusal ve Uluslararası Rekabet analizi
Turizm 4.0 Yapay Zeka ve Dijital Dönüşüm Analizi
Bölgesel rekabetçilik gücü araştırmaları ve Bölgesel projeler
Küresel markalaşma stratejileri
Sürdürülebilirliğin sağlanması projeleri
İtibar ve Ülke Markası yönetişimi


ÖNGÖRÜLEN ETKİNLİKLER / ÇALIŞMA PLANI (TASLAK)

Yöntem

Tümevarım, Katılımcılık ve Sektörel Derinleşme

Geleceğin Turizmi Stratejik Dönüşüm Araştırması ve Raporu

Yerel
Yönetim Merkezli Turizm Modellemeleri

Marka Şehir ve
Turizm 81 İl Projeksiyonları

Kurumsal ve Yasal Ekosistem Altyapı Çalışmaları

Akil Kişiler Kurulu Toplantısı / Çalışmaları


İnisiyatif bünyesinde; tarafları temsilen bölgesel/yerel sivil ve sektörel aktörlerden oluşan turizm duayenlerinin ağırlıkta olduğu bir “Akil Kişiler Kurulu“ oluşturulması ve yılda en az bir defa çok taraflı toplantı yapması ve karşılıklı bölge/belde ilişkileri için yerel merkezli etkileşim ve öneriler üretmesi.

Turizm Sektör Kuruluşları Zirvesi | Ağ Oluşumu

Uluslararası “
Turizmde Devrim“ Kongresi

Sektör ve “VİP“ (Üst Düzey) Çalıştayları


Belirlenecek öncelikli turizm sektörlerinde iş insanları ve örgütlerinin katılacağı çalıştaylar yapılması, ayrıca turistik bölge/belde otoritelerinin (Valiler, kalkınma ajansları, üniversiteler, yerel yönetimler, muadil kurumlar vb) katılacağı “ViP“ (Üst Düzey) çalıştaylar düzenlenmesi.


Medya Çalıştayı

Yerel, ulusal ve uluslararası gazetecilerden oluşan medya çalıştayları yapılması.


Stratejik Raporlar

Sektör çalışmalarının ülke karar alıcıları, özel sektörü, medyası ve kamuoyu için stratejik raporlar olarak yayımlanması, literatür ve hafıza desteği sağlanması.


Araştırma Projeleri ve Raporlarının Hazırlanması

Süreci ve işbirliğini destekleyecek öncelikli alanlarda üniversiteler ve akademisyenlerle koordinasyon içinde araştırma projeleri / raporlar hazırlanması.


TV Programları / Medya Konferansları

Yerel, ulusal ve uluslararası medyada gündem oluşturulması.
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2622 ) Etkinlik ( 206 )
Alanlar
Afrika 72 620
Asya 93 1021
Avrupa 20 631
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1344 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1992 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1992

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Türkiye'nin iç ve dış değişim dinamiklerinin son yıllarda sergilediği ivme, ekonomiden dış politikaya, bilim ve teknolojiden sanata kadar geniş bir alanda cereyan etmekte ve yeni risk ve fırsat alanlarının doğmasına imkân tanımaktadır. ;

Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yeniden yükselen aktivitesi, Bağlantısızlar Hareketi, Arap Birliği, İİT ve OPEC gibi örgütlerin üyelerinden olması ve son dönemde Türkiye ile geliştirdiği işbirlikleri ile küresel platformda ve bilhassa Akdeniz’de önemi gittikçe artan bir akt...;

Doğu toplumlarının etnik aidiyetleri ve bu aidiyetlerin dışlama, önyargı ve çatışma üzerindeki etkisi konusunda Batılı antropologlar tarafından birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda bölgede etnik aidiyetlerin ötekileştirmeye, önyargıya ve çatışmaya dönüşmediğine dair birçok bulgu ortaya çı...;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Yüzyılımızın neredeyse sonuna gelmişken, çevre -şimdiye dek ihmal edilen ortağımız- hakkını savunmak için sesini yükseltmektedir. Ne şimdi ne de gelecekte, insanoğlu ve çevresi arasındaki ilişki artık göz ardı edilemeyecektir. ;

Malezya ise Güney Asya’daki stratejik konumu, 33 milyona yakın nüfusu, dinamik ve eğitimli insan kaynağı, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, İİT, ASEAN, Bağlantısızlar Hareketi, APEC, D8 gibi uluslararası örgütler içerisindeki saygın konumu ile tüm dün...;

Kafkasya Türkiye Rusya, Türkiye İran ilişkilerinin en önemli kesişme / buluşma noktasıdır. Türkiye’nin doğuya, Türkistan coğrafyasına açılan kapıdır. Kafkasya üzerinde zaman zaman oluşan İran-Rusya ittifakı çoğu zaman Türk ve Türk dünyası için iyi sonuçlar vermemiştir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Somali Cumhuriyeti; Afrika’nın doğusunda yer almakta olup Afrika Boynuzu olarak adlandırılan ve dünya gündemine açlığın, kıtlığın ve bulaşıcı hastalıkların yol açtığı felaketler nedeniyle sık sık gelen bir bölgede konumlanmış durumdadır.