ABD'nin Orta Doğu Dış Politikası Yıllar İçinde Nasıl Bir Yol İzledi?

Makale

Donald Trump seçimleri eski başkan yardımcısı Joe Biden'e kaybetti, ancak liberaller son derece küçük bir fark ile galip oldu. Bu Amerika'nın son yıllarda ne hâle geldiğinin bir özetidir; kararsız ve tatminsiz....

Donald Trump seçimleri eski başkan yardımcısı Joe Biden'e kaybetti, ancak liberaller son derece küçük bir fark ile galip oldu. Bu Amerika'nın son yıllarda ne hâle geldiğinin bir özetidir; kararsız ve tatminsiz.

ABD önemli bir küresel aktör olduğu için, seçilmiş hükûmetler arasındaki siyasi yönelimdeki keskin değişimler çoğu zaman dünyanın geri kalanı üzerinde de önemli etkilere sahiptir. Orta Doğu açısından, önceki üç hükümetin Orta Doğu’da uyguladıkları dış politika stratejilerini incelemek yeni ABD hükümetine dair daha bilgili ve hesaplanmış beklentiler geliştirmek için faydalı olacaktır.

ABD'nin uluslararası ilişkileriyle ilgili stratejisi, iktidardaki siyasi kişiliklerin belirgin değişikliğine rağmen genel olarak sabit bir üslup izliyor. Trump’ın başkanlığı birçok yönden alışılmışın dışında olsa da Obama’nın Orta Doğu’dan yavaş ve istikrarlı bir üslupla uyguladığı geri çekilme politikasını daha keskin ve hızlı bicimde devam ettirdi. Nihai etkiyi belirleyecek olan, aynı dış politikayı takip ederken farklı iktidar hükûmetleri arasındaki biçimsel farklılıklardır. Biden Trump'ın sert politikalarını yumuşatacaktır, ancak genel olarak Amerika'nın Orta Doğu'ya olan ilgisinin önemli ölçüde azaldığı ve gelecekte bu bölgeye müdahalenin minimumda tutulacağı açık.


Amerika’nın Arap Petrol Takıntıları ve Soğuk Savaş Kökleri

Trump’ın siyasi hedeflerinin çoğu, Cumhuriyetçi Parti'nin gelenekselci tarzına paraleldir. 2016'da "Önce Amerika!" sloganıyla ünlü bir kampanya yürütmüştü. Bu da cumhuriyetçi ‘reel politikaya’ ve bireyselciliğe dönüşü gösteriyordu. Benzer şekilde, Anti-Balistik Füze Anlaşması ve Kapsamlı Test Yasağı Anlaşması gibi, özellikle silahlanma kontrolünü sağlayan birçok anlaşmadan çekilen George W. Bush gibi, Trump da Paris İklim Anlaşması ve hatta İran Nükleer Anlaşması dâhil olmak üzere bir dizi uluslararası anlaşmadan çekildi.

Trump'i Bush'tan ayıran şey, “uluslararasıcılık (veya enternasyonalizm)“ kavramına yaklaşımları. Bush, sert realist güç parametreleri dâhilinde bir çeşit ‘ahlaki üstünlük’ yapısı kullanıyordu. Soğuk Savaş'ın bu bağlamdaki tarihsel yakınlığı, özellikle Orta Doğu'daki Amerikan dış politikasının ilerleyişini analiz ederken oldukça önemlidir.

Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki güç kutuplaşması Soğuk Savaş sırasında uç boyutlara ulaştı. Devamlı bir düşman tehdidi, sadece Amerikan toplumunun güvenliğine değil, aynı zamanda Amerikan hegemonyasına ve bunun temsil ettiği zıt kutup ideolojilere de meydan okuyordu. ABD Ortadoğu'daki dengesizliğin ve komünist güçlerle rekabetin, Amerikan enerji güvenliğini tehlikeye atmakta olduğu ve dolayısıyla Amerikan halkının alıştığı rahat yaşam standartlarını tehdit etmekte olduğu seklinde algıladı. OPEC petrol ambargosu krizi ve 70'lerde İran Devrimi ile Amerikan enerji güvenliğinin Arap petrolüne istikrarlı bir erişime bağlı olduğu inancı da oldukça güçlendi. ABD'deki güvensizlik hissi ve ekonomik güvencenin tehdidi, önümüzdeki on yıllarda Körfez'de bir dizi "tanker çatışmalarına" yol açtı.

Sovyetler Birliği sonunda çöktü, ancak uluslararası güç dengelerinin ve siyasi stratejilerin buna bağlı olarak yeniden şekillenmesi biraz zaman aldı. Galip ABD için, uygulanma biçimleri farklılık gösterse de yıllarca süren vekâlet savaşları her iki tarafta da bir çeşit müdahaleci/ önleyici politikalar geleneği meydana getirdi.

Örneğin, Amerika'nın bölgedeki müdahaleleri Clinton’ın liberal bir başkan olarak daha diplomatik yaklaşımıyla da olsa devam etti. Orta Doğu'dan güvenli petrol ihracatı gibi mali kaygılar 11 Eylül saldırıları ile iyice soyutlaşınca George W. Bush ile daha sert güç kullanımına ve doğrudan çatışmaya geçiş yaşandı.


Obama ile neler değişti?

2010'lara yaklaşırken ABD nihayet Soğuk Savaş zihniyetinden uzaklaşmaya başladı. Jeopolitik koşullar değişti ve güç dinamikleri giderek daha ‘multipolar veya çok kutuplu’ bir hale geldi. Karada askeri müdahale stratejik bicimde zamanla azaltıldı ve Bin Ladin'in ele geçirilmesi Obama’nın başkanlığı sürecinde uzun zamandır beklenen bir sonun başlangıcı oldu. ABD bölgedeki tartışılır ‘insan hakları bekçisi’ rolünü sürdürmeye devam etti, ancak müdahale kapsamı gözle görülür şekilde azaltılmıştı.

Sean Yom’a göre; geri çekilme politikası Washington'un her dönem arasında atladığı realizm ve liberalizmin siyasi geleneklerinden alakasız olarak, sadece Amerika'nın Orta Doğuya ilgisini kaybetmesine bağlıdır. Yom, günümüze kadar ABD'nin enerji güvenliğini genel anlamda sağladığını ve onları Orta Doğu'da tutmak için bir muhtemel bir terör veya mevcut bir düşman tehdidinin bulunmadığını iddia ediyor.

Bush yönetimi sırasında, ABD'nin petrol tüketimi ve ithalatı ve sonuç olarak petrol fiyatları rekor seviyelere ulaştı. Bunu ve Arap Baharı nedeniyle Libya petrol piyasasında yaşanan çöküşü telafi etmek için Obama yönetimi, yerli petrol üretimini artırmaya odaklandı. 2014 yılına kadar petrol ithalatı son 20 yılın en düşük seviyesine ulaştı. Bu, Amerikalı politikacıları 50'lerden beri vazgeçilmez görünen Arap petrolüne bağımlılık zihniyetinden kurtarmaya yardımcı oldu. Genel olarak, ABD'yi Orta Doğu'ya askeri olarak müdahale etmeye iten temel güvenlik ve finansal çıkarlar azaldı.

Irak Savaşı ile karşılaştırıldığında, ABD'nin 2011'de Libya müdahalesinde uyguladığı gücün kapsamının önemli ölçüde azaldığı açıkça gözlemlenebilir. Libya operasyonu, NATO'ya uygun olarak, ülkeyi istikrara kavuşturmak’ adına büyük bir görev üstlenmeden sahada askeri minimumda tutarak gerçekleştirildi. Bu saldırı, Amerika’nın ‘insani değerleri koruma’ politikasına sinirli bir yaklaşım tutunan bir müdahale olarak nitelendirildi. Bu esnada, bölgede benzer şiddete maruz kalan Yemen veya Suriye gibi diğer bazı milletler ise yalnız bırakıldı.

Kimileri 2014 yılında Amerika’nın Suriye'deki savaşa dâhil olmasının geri çekilme politikasını geçersiz kıldığını öne sürüyor. Ancak, bu dönemde ABD'nin Suriye'ye konuşlandırılmasının, İŞİD’le beraber küresel terörizm tehdidinin yeniden ortaya çıkmasının ve tam anlamıyla bir iç savaşın patlak vermesinin ancak 2 yıl sonrasında meydana geldiği dikkate alınmalıdır. Bunlara ek olarak, bu müdahale bir küresel koalisyon eylemi aracılığıyla gerçekleştirilmişti ki bu da Bush dönemindeki çatışmalarla karşılaştırıldığında müdahalenin maksadındaki farklılığı kanıtlıyor.


Trump ile neler değişti?

Özellikle Arap Baharı, ABD'nin Orta Doğu’ya etkisinin, bölgede fiilen bulunsa bile sınırlı olduğunu ve dolayısıyla dış politika yaklaşımının daha ‘çok taraflı’ ve seçici bir güç kullanımına doğru kaydığını göstermiştir. Küresel liderlik statüsünü korumak Obama için hâlâ önemliydi, ancak yerel çatışma dinamiklerine dâhil olmak eskisi kadar gerekli görünmüyordu. Her ne kadar Obama ve Trump liderlik tarzı ve siyasi görüşleri açısından karşıt görünse de Ortadoğu dış politikasına ilişkin olarak Trump, demokrat selefinden pek de uzaklaşmadı. Bu güç ve etkiyi azaltmaya devam etti, ancak bunu diplomatik nüansı çok daha zayıf bir bicimde yaptı ve "İran'a karşı İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır" ile açık bir şekilde iş birliğine girdi.

ABD'nin Ortadoğu'dan çekilme politikası kesinlikle Trump ile daha da hızlandı. Trump‘in siyasi katılığı, aslında destekçilerinin en çok sevdiği özelliklerinden biridir. Ancak bunu dış politikada hareketlerinde sıkça uygulaması "karmaşık bölgesel dinamikleri" konusundaki eksik anlayışını ortaya koymaktadır.

Trump’in Suriye'den ayrılma kararı kritik bir ortam yarattı ve Türkiye ve ABD'nin IŞİD'e karşı iş birliği yaptığı YPG militanları arasında aktif bir çatışma çıkmasına neden oldu. YPG'li milislerle ABD arasındaki bu ittifak, Türkiye'de uzun süredir devam eden terörizm sorunu düşünüldüğünde çok riskli bir hareketti. ABD'nin YPG ile iş birliğini Türkiye sınırına önceden kabul edilenden fazla yakınlaştırıp birden sahayı terk etmesi, Türkiye’nin sinir güvenliğini kontrol altına almasını gerektirdi. Bu büyük güvenlik tehdidinin bir sonucu olarak Türkiye, sınırının yanında bir tampon bölge açmak için YPG'ye karşı bir dizi operasyon gerçekleştirdi.

Binlerce insan yerinden edildi ve hâlihazırda büyük ölçüde yıkılmış olan bölgenin güvenliğini daha da zarar gördü.

Ek olarak, Trump'ın Kudüs'ü başkent olarak tanıması, muhtemelen çevredeki Körfez ülkelerinden ABD'ye karşı güvensizlik duygularına katkıda bulundu. Birleşmiş Milletler tarafından savaş suçu olduğu belirtilen İran generalinin infazı, İran ile kurulan hâlihazırda kısıtlı siyasi ilişkiye de zarar verdi ve bir savaş çıkacağına dair küresel korkulara neden oldu. Bu nedenle Trump, kısa dönem başkanlığı sırasında 'büyük bir askeri karşılaşmaya girmeyen tek cumhurbaşkanı' olduğu gerçeğiyle övünürken, aslında bilgisizce aldığı kararların bölgede uzun vadeli sonuçlar doğurabilecek tehlikeli etkileri oldu.

Başlangıçta keskin askeri eylem karşıtı tutumu bölgesel güçlere çekici gelmiş olabilir. Ancak, bölgede on yıllarca süren ABD varlığından sonra, dikkatsiz ve ani bir geri çekilme tehlikeli olacaktır ve yine de Amerikan hegemonyasına boyun eğdirilen ülkelerin lehine olmayacaktır. Bunun güzel bir örneği, uzun yıllar ağır askeri ve siyasi müdahalenin ardından ABD'nin Irak'ta ‘devlet inşası’ hedeflerinden vazgeçmesidir. Irak, "teröre karşı savaş" sona erdikten sonra, savunmasız ve sağlam bir hükümet kurulması için destek görmeden terk edildi. Başka bir deyişle, ABD'ye yönelik (daha sonra yanlış varsayıldığı ortaya çıkan) yakın tehdit ortadan kaldırılması yeterliydi. Irak'ın ve daha şimdilerde Afganistan'ın pervasızca terk edilmesi ile El Kaide'den dallandığına inanılan İŞİD'in yükselişi arasında bir bağlantı kurulabilir. Afgan Cumhurbaşkanı Yardımcısı geçtiğimiz haftalarda, Trump'ın söz verdiği gibi askerlerin tamamen geri çekilmesi ve bunun Taliban'a sağlayacağı avantajlar konusundaki endişelerini dile getirmişti.

Bu nedenle, ABD geri çekilme politikası fazla düşünülmeden yürütülürse, Rusya ve Türkiye gibi diğer oyunculara bölgedeki hâkimiyetlerini geliştirme fırsatı veren bir ‘hegemonya’ boşluğu yaratabilir. Bu da ABD için tehdit olarak görülebilir ve geri çekilme politikasının tersine dönülmesine ve mevcut stabilitenin bozulmasına yol açabilir. Görünüşe göre Ortadoğu şu anda Amerikan çıkarlarına doğrudan fayda sağlamıyor ancak ABD'nin bölgedeki ilişkilerine yatırım yapması ve uzun vadeli stratejilerle geçmiş projelerinin sorumluluğunu alması gerekiyor- eğer küresel güç pozisyonlarını uzaktan korumak istiyorsa.


Biden'dan ne bekleniyor?

Biden hükümetinden beklentiler çeşitlilik gösteriyor. Kimileri, Biden’in önceki hükümetlerin ahlaki korumacı liberal duruşuna dönüşü temsil edeceğinden endişe ediyor. Ancak şimdiye kadar açıklandığı üzere bir süredir istikrarlı bir geri çekilme mevcut. Bazıları ise Biden'in Obama dönemi politikalarını gereğinden fazla yansıtacağına inanıyor. Bu bazı alanlarda beklenebilir, ancak Trump ile çok fazla şey değişti. Trump'ın politikalarını tersine çevirmek duruma göre yersiz ya da gereğinden fazla zor olabilir. Biden'in Netanyahu ile iyi bir ilişkisi var ama aynı zamanda geçmişte insan hakları sorunları ve Filistin halkının mücadeleleri konusunda endişelerini de göstermişti. Trump'ın imzaladığı Abraham Anlaşması ABD'ye herhangi mali bir avantaj sağlamadı, ancak Filistinlileri ve destekleyici devletleri oldukça kışkırttı. Biden'in burada herhangi bir ani geri dönüş yapmayacağı bekleniyor, ancak başta sadece söylemde olsa bile insan haklarına yapılan vurgunun artacağı açıktır.

Benzer şekilde, bölgesel çatışmalarla ilgili olarak, özellikle pandeminin getirdiği artan iç siyasi ve mali baskılar sebebiyle Ortadoğu'da katılımın minimumda tutulacağı beklenebilir. Yine de güç üstünlüğünün kaybını önlemek için diplomatik olarak daha fazla çaba öngörülebilir. Biden’in 2000'lerin başında askeri operasyonlar konusundaki hevesliliğine bakanlar, onun yine saldırmaya meraklı bir Amerikalı olacağından endişe ediyorlar. Ancak konuyla ilgili inançları ve yaklaşımı, Obama dönemi boyunca değiştiği açıkça görülebilir.

Bununla birlikte, gerekli diplomatik destek olmadan, Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarına ilişkin uzun süredir devam eden deniz egemenliği anlaşmazlıkları sorunu, şu anda var olan hassas barışı halini bozabilir. İki ülke arasındaki gerginlik artarken hem Türkiye hem de Yunanistan bu konuda ABD'den destek çağrısında bulundu. Trump, çoğunlukla Erdoğan'ın destekçisiyken, Biden daha önce Erdoğan’a yönelik birçok eleştiride bulunmuştu. Ancak Biden'in Türkiye'yi tamamen terslemesi olası değil. “Türkiye, Suriye, İran, Irak ve Karadeniz'in ötesinde Rusya ile sınır komşusudur. Bu yerlerdeki ABD politikası ne olursa olsun, Türkiye iş birliği içindeyken hareket etmek çok daha kolay ve daha az maliyetli olacak".

Şu an itibariyle, bu sorunun Biden’ın ekibi için bir öncelik meselesi olduğuna ve Orta Doğu’daki Amerikan faaliyetlerinin artırılacağına dair önemli bir işaret yok. Genel olarak, ABD'nin bölgeden hiçbir zaman tamamen kopmayacağı kabul edilmeli ve bölgedeki ABD çıkarlarının artık hiç mevcut olmadığı iddia edilmemelidir. Ortadoğu, küresel olarak siyasi alanda her zaman son derece stratejik bir yer olacaktır. Diplomasi ve istikrara verilen ağırlığın artırılması ilgili tüm ülkeler için de daha iyi olacaktır.

Kaynaklar

“Timeline: Oil Dependence and U.S. Foreign Policy.“ n.d. Council on Foreign Relations. Accessed January 28, 2021. https://www.cfr.org/timeline/oil-dependence-and-us-foreign-policy.
“Obama and Declining U.S. Dependence on Imported Oil and Gas.“ n.d. Middle East Institute. Accessed January 28, 2021. https://www.mei.edu/publications/obama-and-declining-us-dependence-imported-oil-and-gas.
“Is the USA Withdrawing from the Middle East?“ n.d. OpenDemocracy. Accessed January 28, 2021. https://www.opendemocracy.net/en/usa-withdrawing-middle-east/.
BBC News. 2021. “US Has Conceded Too Much to Taliban, Says Afghan Vice-President,“ January 15, 2021, sec. Asia. https://www.bbc.com/news/world-asia-55666152.
“America’s Failed Strategy in the Middle East: Losing Iraq and the Gulf.“ n.d. Accessed January 28, 2021. https://www.csis.org/analysis/americas-failed-strategy-middle-east-losing-iraq-and-gulf.
Biden’s Foreign-Policy Priorities in China and the Middle East.“ n.d. IISS. Accessed January 28, 2021. https://www.iiss.org/blogs/podcast/2020/11/bidens-foreign-policy-priorties-part-one.
“Five Key Questions on Biden’s Middle East Policy.“ 2020. Chatham House – International Affairs Think Tank. November 18, 2020. https://www.chathamhouse.org/2020/11/five-key-questions-bidens-middle-east-policy.
Yom, Sean. 2020. “US Foreign Policy in the Middle East: The Logic of Hegemonic Retreat.“ Global Policy 11 (1): 75–83. https://doi.org/https://doi.org/10.1111/1758-5899.12777.
Yazici, Hanefi, and Mim Kemal Öke, eds. 2020. Ultra-Nationalist Policies of Trump and Reflections in the World. New York: Peter Lang.
Welle (www.dw.com), Deutsche. n.d. “Under Joe Biden, Can US Middle East Policy Be Reversed? | DW | 18.01.2021.“ DW.COM. Accessed January 28, 2021. https://www.dw.com/en/what-is-joe-bidens-plan-for-the-middle-east/a-56264449.
Hohmann, James. n.d. “Analysis | The Daily 202: Trump Abandoning Kurdish Partners in Syria Sends a Chilling Message to Every Other American Ally.“ Washington Post. Accessed January 28, 2021. https://www.washingtonpost.com/news/powerpost/paloma/daily-202/2019/10/07/daily-202-trump-abandoning-kurdish-partners-in-syria-sends-a-chilling-message-to-every-other-american-ally/5d9ac45f602ff16116ea47c5/.
Graham, Euan, and John Raine. n.d. Biden’s Foreign-Policy Priorities in China and the Middle East. Sounds Strategic. https://www.iiss.org/blogs/podcast/2020/11/bidens-foreign-policy-priorties-part-one.
Gorvett, Jonathan. n.d. “Biden Faces Troubled Eastern Mediterranean Waters.“ Foreign Policy (blog). Accessed January 28, 2021. https://foreignpolicy.com/2020/12/02/biden-greece-cyprus-turkey-erdogan-eastern-mediterranean/.

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2633 ) Etkinlik ( 211 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1345 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 281
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

Türkiye’nin 7 ana bölgesi ve 81 ilimizin her birinin akademik, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması ile Ülkemizin yapısal dönüşümüne stratejik, bilimsel, derinlikli katkılar sağlamak üzere kurumsal altyapısı oluşturulan TASAM Türkiye Mükemmeliyet Merkezleri’nin resmî internet sitesi açıldı.;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların p gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürs...

Uzun yıllar boyunca Liberya meselesi, dünya gündemini meşgul eden bir konu olmuştur. Yaşanan İç Savaş boyunca sıklıkla çatışmalar ve ölümlerle anılan ülkenin günümüzde yeniden dirilme mücadelesi vermesi, diğer aktörler tarafından dikkatle izlenmektedir.