Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Alanı (AfCFTA): Fırsatlar ve Sorunlar

Makale

Ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli ekonomilerden oluşan Afrika ülkeleri, ekonomik dönüşümlerini sağlayabilmek adına kapsamlı bir ortaklık tesis etmeye çalışmaktadırlar. ...

Ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli ekonomilerden oluşan Afrika ülkeleri, ekonomik dönüşümlerini sağlayabilmek adına kapsamlı bir ortaklık tesis etmeye çalışmaktadırlar. Afrika Birliği’nin öncülüğünde, 21 Mart 2018’de Ruanda’nın başkenti Kigali’de imzalanan anlaşma ile oluşturulan AfCFTA, 1 Ocak 2021 tarihi itibariyle kıtada serbest ticaretin başladığı tarihi bir hamle olarak değerlendirilmektedir. Yalnızca Eritre’nin dışında kalmayı tercih ettiği AfCFTA, 54 ülkeyi ve 1,3 milyardan fazla nüfusu kapsamaktadır. Söz konusu girişimin öncelikli hedefi, kıta içi ticareti teşvik etmek ve Afrika’nın dünya ticaretinden daha fazla pay almasını sağlamaktır.

Dünya ile hızlı bir bütünleşme sürecinde bulunan ve bu suretle dış ticaret ortaklarının sayısını arttıran Afrika, buna karşın yüzde12’lik oranla kendi içinde en az ticaret yapan kıta konumundadır. Ayrıca, dünya ticaretinden yalnızca yüzde2,5 oranında bir pay almaktadır.

Yıllardır süregelen bu kısır döngünün aşılması noktasında AfCFTA, büyük bir fırsat olarak değerlendirilmekte ve Afrika genelinde iddialı açıklamalara tanıklık edilmektedir. Projenin lideri konumundaki Afrika Birliği, AfCFTA’nın, dünyanın en büyük serbest ticaret alanı olacağını iddia etmektedir. Afrika Birliği Ticaret ve Sanayi Departmanı Komiseri Büyükelçi Albert M. Muchanga, başlangıç aşamasında ticaretin yüzde90 oranında serbestleşeceğini ve bu suretle kıta ülkeleri arasındaki ticarette yüksek sıçramaların görüleceğini ifade ederken, insanların serbest dolaşımı ve ikamet hakkı konusunda bir protokolün bulunduğuna, insanların serbest dolaşıma imkan tanıyacak bir Afrika pasaportuna sahip olacaklarına, artık yardımla büyüyen Afrika’nın unutulması gerektiğine ve AfCFTA aracılığıyla yeni bir Afrika yarattıklarına vurgu yapmıştır. Güney Afrika Cumhuriyeti lideri Cyril Ramaphosa da AfCFTA’yı kıta içi ticareti arttıracak, istihdama katkıda bulunacak ve Afrika'nın küresel ekonomiye entegrasyonunu kolaylaştıracak bir girişim olarak değerlendirmiştir. Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu (UNECA) ise AfCFTA sayesinde, 2022 yılına kadar Afrika içi ticaretin yüzde 52 oranında artacağını tahmin etmektedir.

Bünyesinde çok sayıda bölgesel ekonomik topluluğu barındıran Afrika kıtasındaki iç ticaretin bu denli düşük olmasının ardında yüksek ulaştırma maliyetlerinin payını göz ardı etmek mümkün değildir. Sözgelimi, bir yük konteynerinin Japonya’nın başkenti Tokyo’dan, Batı Afrika ülkesi Fildişi Sahili’nin başkenti Abidjan’a ulaştırılmasının maliyeti 1300 Avro iken, Doğu Afrika ülkesi Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’dan Abidjan’a nakliyat ücreti 4500 Avroyu bulmaktadır. Dolayısıyla, kıta içi ticaretin hedeflenen oranlara ulaşabilmesi için yüksek tutarlardaki nakliyat maliyetleri sorununun çözümlenmesi ve ulaştırma altyapısına yönelik yatırımların daha da arttırılması gerekmektedir.

AfCFTA, şüphesiz Afrika’nın dünya ticaretindeki konumunu güçlendirmesi ve mevcut potansiyelini daha iyi kullanabilmesi açısından büyük bir fırsat teşkil etmektedir. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken husus, Afrika ekonomisinin ancak dış kaynak girişi ile zenginleşebilecek bir yapıya sahip olmasıdır. Bu hususta, yardımlardan ziyade yatırımlar çok daha büyük bir önem arz etmektedir. Afrika Kalkınma Bankası’nın geçtiğimiz yıl, altyapı yatırımları başta olmak üzere 1,8 trilyon dolarlık bir kaynağa ihtiyaç duyulduğu yönündeki açıklaması, bu gerçeği gözler önüne sermektedir. Yine bu süreçte, bürokrasi ve yolsuzluklar, Afrika için ciddi birer sorun teşkil edecektir.

Tüm bu sorunların farkında olan Afrika ülkelerinin, bundan sonraki süreçte birlikte daha fazla mesai harcamaları ve müşterek politikaları iyi koordine etmeleri gerekecektir. Öte yandan, kıtanın ve projenin lideri konumundaki Afrika Birliği, bugüne dek birçok konuda vasatı aşamayan bir performans sergilerken, AfCFTA anlaşmasının uygulanması, birlik açısından da ciddi bir sınav olacaktır.
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2608 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1012
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

Çin’le geliştirmekte olduğu yakın ilişki, Batının yaptırımlarla köşeye kıstırdığı İran için şimdi önemli bir fırsat. Xi Jinping’in 2016 yılında İran’a önerdiği stratejik anlaşma geçen ayın son günlerinde imzalandığında, kapsamı hakkında tahminden öte bir şey bilinmiyordu. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.