Çin - Hindistan krizinin perde arkası: Küresel gelişmelerden bağımsız değil

Röportaj

Çin ve Hindistan sınırındaki egemenlik tartışmaları askeri gerilime dönüştü. Onlarca Hint ve Çin askerinin ölmesi ile sonuçlanan kriz sonrası, her iki ülkenin Himalaya Dağları'nın batısındaki Ladakh bölgesine çok sayıda mühimmat ve birlik sevk etmesi kaygıları da arttırdı....

Koronavirüs salgını tüm dünyayı etkisi altına almışken, Çin ve Hindistan arasında büyük bir askeri gerilim yaşanıyor. Dünyanın en kalabalık nüfuslarını barındıran ve nükleer güç olan iki ülkenin sınırlarında yaşanan bu gerilimde onlarca asker hayatını kaybederken, gözler bölgedeki sıcak gelişmelere çevrildi. Peki bu kriz nasıl patlak verdi? İki ülke arasında yaşanan sorunların perde arkasında ne var? Uzmanlar, sınır anlaşmazlığı ve tarihsel rekabetin öne çıktığı gerilimin, ABD'nin Çin'e yönelik başlattığı soğuk savaş sürecinden bağımsız olmadığını düşünüyor.

Çin ve Hindistan sınırındaki egemenlik tartışmaları askeri gerilime dönüştü. Onlarca Hint ve Çin askerinin ölmesi ile sonuçlanan kriz sonrası, her iki ülkenin Himalaya Dağları'nın batısındaki Ladakh bölgesine çok sayıda mühimmat ve birlik sevk etmesi kaygıları da arttırdı.


Peki, Hindistan ve Çin arasındaki krizin perde arkasında ne var? Bu askeri gerilimin kaynağı ne?

Yeni Şafak'a değerlendirmelerde bulunan Güney Asya uzmanı Dr. Cengiz Topel Mermer, "Hindistan ve Çin arasındaki sınır anlaşmazlığı toprak temelinden çıktı, ancak sorunun tarihi bir zemini var. Sorunun temelinde, Çin İmparatorluğu, Rus Çarlığı ve İngiliz Hindistan’ı arasında 19. asırda Himalayalar’da yaşanan rekabet yatar. Bunların yanında yeni krizin ABD’nin Çin’e karşı başlattığı soğuk savaş ile net bir bağı var. 2000’li yılların başından itibaren ABD Çin’e karşı Hindistan’ı denge unsuru olarak görüyor ve her alanda destekliyor. Bu da Çin’ e karşı güvenlik endişesi taşıyan ve 1962 savaşında toprak kaybeden Hindistan’ı cesaretlendiriyor" ifadelerini kullandı.


ABD Hindistan'ı Denge Unsuru Olarak Görüyor

"Bu kriz ABD'nin Çin'e yönelik baskı politikasının bir parçası mı yoksa gelişmelerden bağımsız mı?" sorusuna yanıt veren Topel, "Yeni krizin ABD’nin Çin’e karşı başlattığı soğuk savaş ile net bir bağı var. 2000’li yılların başından itibaren ABD Çin’e karşı Hindistan’ı denge unsuru olarak görüyor ve her alanda destekliyor. Bu da Çin’ e karşı güvenlik endişesi taşıyan ve 1962 savaşında toprak kaybeden Hindistan’ı cesaretlendiriyor. Nitekim son krizin altında; ABD’nin desteği ile hareket eden Hindistan’ın Ladak Bölgesi’nde başlattığı yol. inşa ve alt yapı geliştirme çalışmaları yatıyor" ifadelerini kullandı.


Çin ve Pakistan İlişkisi Hayati Önemde

Çin ve Pakistan arasında güçlenen ilişkilerin bu askeri gerilimden bağımsız olmadığını vurgulayan Topel, şöyle devam etti:

"Çin ve Pakistan'ın ittifak ilişkisi her ikisi için de hayati önem taşıyor. Çin finansmanı ile 2002 yılında geliştirilmeye başlanan Pakistan’ın Belucistan Eyaleti sahilindeki Gwadar Limanı’nın, ÇPEK (Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru) Projesi ile Şincan Uygur Özerk Bölgesi başkenti Kaşgar’a uzanması iki ülkeye de ticari, idari, askeri vs birçok alanda büyük değer katarken Hindistan’ı da aksi yönde dezavantajlı kılıyor. Çin, 1962 savaşında işgal ettiği Ladak bölgesindeki Aksai Chin Çölü’nün yüksek noktalarında gözetleme noktaları inşa ederek, Pakistan-Şincan-Tibet bağlantı yollarını güvence altına alma noktasında taktik saha avantajı kazanmış durumda. Hindistan, Ladak Bölgesi’nde başlattığı yol. inşa ve alt yapı çalışmaları ile Çin ile Pakistan’ın fiziki irtibat kurduğu Karakurum Geçidi’ne ulaşım sağlamayı hedefliyor, Şimdiki krizin temeli de aslında bu. Son krizin başlangıcına yönelik detaylar ortaya çıktıkça; Hindistan’ın 1962 yılında yaşadığı kaybın zafiyetini gidermeye çalıştığı, ancak bunun Çin askerleri tarafından engellendiği anlaşılıyor."


Koronavirüs Süreci Gelişmelerde Etkili Oldu

Bunun yanında küresel gelişmeler de sorun üzerinde oldukça etkili. Pandemi mücadelesinde büyük can kayıpları yaşayan Batı dünyasının, pandeminin çıkışındaki rolü nedeniyle Çin’i baskı altına almaya başladığı bir dönemde çıkan Çin-Hint sınır krizi tesadüfî değil. Pandemi nedeniyle üzerine gelecek baskıyı gören Çin şimdiden önleyici tedbirler almaya çalışıyor. Çin, pandemi ile mücadelenin ilk safhasını başarı ile atlatmış durumdayken Hindistan’ın pandemi sürecinin ilk safhasını halen tamamlayamadığı ve süreci başarılı yürütemediğini de dikkate almak gerekir.


Hindistan Müslümanları Ötekleştirmeye Devam Ediyor

Pandemi sürecine iç ayrışma ve şiddet olaylarıyla giren Hint Yönetimi Müslümanları ötekileştirme politikasına devam ederken fay hatlarını ısıtmayı da sürdürüyor Keşmir’i yarı açık cezaevi halinde tutmaya devam eden Modi İktidarı Babri Mescid’in yerine yapılması planlanan Ram Tapınağı inşa sürecini de başlatmış durumda. Daha da ötesinde Hindistan, pandemi sürecinin yarattığı kırılganlıklara yeni hassasiyetler ekliyor. Modi ve BJP, Hindu milliyetçiliği idealinde yoluna devam ederken toplumsal muhalefeti güçlendirmeye hizmet ettiğinin de farkında görünmüyor.


"Çin Sıranın Tibet'e Geleceğini Düşünüyor"

Çin’in, daha önce iç güvenlik sorunu yaşadığı sorunlu bölgelerdeki Batı ve Hint istihbarat örgütlerinin rolünün farkında olduğunu düşünüyorum. ABD’nin ticaret savaşlarıyla başlattığı soğuk savaşın devam edeceği ve Hindistan’ın bu stratejide kilit rol üstleneceğinin bilincinde olan Çin, sıranın Tibet’e geleceğini de görüyor. Çin, bu bağlamda şimdiden Tibet hattını ve Pakistan bağını güçlendirmeye çalışıyor. Bu kriz sürecinde yaşanan gelişmelerden; Çin’in, Tibet sınırlarının delinmesi ve Tibet ayrılıkçılığının desteklenmesinde rol alması muhtemel bir Hint Sınır Yolu projesine izin vermemeye kararlı olduğunu anlamak mümkün. Hindistan’ın, ABD desteğini arkasına alarak, kendisinin çevrelenmesi stratejisinin alt yapısını hazırlamaya çalıştığını düşünen Çin; Ladak Bölgesi başta olmak üzere, Himalayalar’da taviz vermeyeceğinin mesajını veriyor. Pakistan’daki ekonomik yatırımları da düşünüldüğünde; Çin, bu bağlantıdaki taktik saha avantajlarını zaafa uğratabilecek Hint adımlarına müsaade etmemekte kararlı olduğu görünüyor.


"Çin Hindistan'a Zayıf Noktalarını Hatırlatıyor"

Çin, Batı Sektörü’nde (Ladak Bölgesi) kendisi inisiyatif alarak gelişmeleri yönlendirirken Orta Sektör’de Nepal’i de olaylara dahil ediyor. Çin’in Nepal’i de bu krize dâhil etmesi ve Nepal üzerinden mesajlar vermesi önemli. Zira Çin, Hindistan’ın sorun alanını genişletmenin yanı sıra Hindistan’a askeri alandaki zayıf noktalarını da hatırlatıyor. Büyük bir bölümü tropik bir coğrafyada yaşayan Hint insanının, Himalayalar’ın sert coğrafyasında bırakın askeri hizmet yapmayı yaşaması bile çok zordur. Bu nedenle Hint Ordusu bu coğrafyada Nepal kökenli askerleri (Gurkhalar) ve ayrılıkçılık sorunlarının hala canlı olduğu Kuzeydoğu eyaletlerinden askerleri kullanır. Çin Hindistan’a, bu askerlerin kimlikleri üzerinden bölgenin hassas yapısını hatırlatırken, vekiller üzerinden yeni sorunlar çıkarabileceği mesajı veriyor."


Bölgedeki Krizin Tarihsel Süreci

İki ülkenin yaşadığı sınır sorununun 1962 yılından sonra kronikleştiğini belirten Topel, bölgedeki Çin ve Hindistan arasındaki tarihsel rekabeti şöyle anlattı:

"Batı Himalayalar’da Rus tehdidini kontrol altına alan İngilizler, 1890-1895 yılları arasında yapılan görüşmeler neticesinde Ruslar ile Küçük Pamir dağları üzerinde sınırları tespit etmiştir. Doğu Himalayalar’da bir rakibi olmayan İngiliz İmparatorluğu, ancak I Dünya savaşı öncesinde Çin İmparatorluğu ile masaya oturmuştur. İngiliz Hindistan’ı Dışişleri Bakanı ile Çin temsilcisi arasında, Hindistan’ın kuzeyindeki Simla şehrinde, Temmuz 1914 ayında yapılan görüşmelerde; İngiliz Hindistan’ı ile Çin sınırını belirleyecek esaslar üzerinde oluşan mutabakat Simla anlaşması ile kayıt altına alınsa da, I. Dünya Savaşının yaklaşması nedeniyle Çin Yönetimi tarafından resmi olarak onaylanmamıştır. Anlaşmanın mimarı olan İngiliz Hindistan’ı Dışişleri Bakanı McMahon’un adı ile anılan (McMahon Hattı) Simla Anlaşması İngiltere bölgeden çekilinceye kadar ciddi bir sorun yaşanmadığı için gündeme gelmemiştir. Çin ve Hindistan’ın, 20. asır ilk yarısı sonunda bağımsızlıklarına kavuşunca İngiliz mirası bu sorun ile yüzleşmek zorunda kalmıştır.

1949 yılında kurulan Mao Çin’i, Çin’in tarihi mirasına sahip çıkmış ve McMahon Hattını kabul etmemiştir. İngiliz Hindistan’ının devamı olduğunu savunan Hindistan’ın McMahon Hattını sahiplenmesi ile zamanla kriz ilerlemiş ve savaşa neden olmuştur. Çin’in 08 Eylül 1962’de yaptığı baskın tarzında bir saldırı sonrasında Çin ordusu Hindistan’ın Arunachal Pradesh Eyaleti ve Ladak bölgelerindeki bazı stratejik noktaları işgal etmiştir. Çin, 21 Kasım 1962’de tek taraflı ateşkes ilan ederek savaşa son verirken, Ladak Bölgesi’nde işgal ettiği Aksai Çin Çölü’nü ülkesine katmış, Arunachal Pradesh Eyaleti’nde işgal ettiği alandan ise geri çekilmiştir. Bu savaştan günümüze değin, Himalaya sınırları üzerinde taraflar anlaşamadığı gibi tarihi hak iddiaları nedeniyle sürekli yeni krizler yaşanmıştır. Milenyuma güçlenerek giren iki ülke de güç politikalarına eğilim gösterince son on yılda sorun daha da çetrefilli bir hal almıştır. Çin’in gelişme potansiyelinin küresel hegemonyasını tehdit edeceğini değerlendiren ABD’nin, ÇHC’nin yükselişini dengeleme noktasında, Hindistan’ı kaldıraç olarak görmesi ve cesaretlendirmesi de krize ivme kazandırmıştır."

Kaynak: Yeni Şafak
( Dr. Cengiz Topel MERMER, Röportajı | 19.06.2020 | Hasan HIZ - Yeni Şafak )

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2621 ) Etkinlik ( 205 )
Alanlar
Afrika 72 620
Asya 92 1020
Avrupa 20 631
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1344 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1991 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1991

Bu çalışma temel iki önerme üzerine kurulmuştur. Bunlardan birincisi, Aleviliğin bir değişim sürecinde olduğu; diğer ise, bu değişme sürecinde sembol şahsiyetlerin değişimin yönünü etkileyebilecek bir konumlarıdır. Aleviliğin kendisini refere ettiği sembol değer ve şahsiyetlerin öne çıkan yönleri bu...;

Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yeniden yükselen aktivitesi, Bağlantısızlar Hareketi, Arap Birliği, İİT ve OPEC gibi örgütlerin üyelerinden olması ve son dönemde Türkiye ile geliştirdiği işbirlikleri ile küresel platformda ve bilhassa Akdeniz’de önemi gittikçe artan bir akt...;

Doğu toplumlarının etnik aidiyetleri ve bu aidiyetlerin dışlama, önyargı ve çatışma üzerindeki etkisi konusunda Batılı antropologlar tarafından birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda bölgede etnik aidiyetlerin ötekileştirmeye, önyargıya ve çatışmaya dönüşmediğine dair birçok bulgu ortaya çı...;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Malezya ise Güney Asya’daki stratejik konumu, 33 milyona yakın nüfusu, dinamik ve eğitimli insan kaynağı, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, İİT, ASEAN, Bağlantısızlar Hareketi, APEC, D8 gibi uluslararası örgütler içerisindeki saygın konumu ile tüm dün...;

Kafkasya Türkiye Rusya, Türkiye İran ilişkilerinin en önemli kesişme / buluşma noktasıdır. Türkiye’nin doğuya, Türkistan coğrafyasına açılan kapıdır. Kafkasya üzerinde zaman zaman oluşan İran-Rusya ittifakı çoğu zaman Türk ve Türk dünyası için iyi sonuçlar vermemiştir. ;

Türkiye - Kazakistan ikili ticaretinde, 2019 yılında ticaret hacmi 3,994 milyar dolar, ticaret açığı ise Kazakistan lehine 2,104 milyar dolar civarı olmuştur. Türkiye’nin Kazakistan’a ihraç ettiği başlıca ürünler; prefabrik yapılar, mücevherci eşyası ve aksamı, tohum, hububat ve kurubaklagildir. Kaz...;

24 Kasım 2015’te Türk F-16’larının Türkiye’nin hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Suriye sınırına yakın bir bölgede bir Rus SU-24 savaş uçağını düşürmesi ile hızla krize sürüklenen Türkiye-Rusya ilişkileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Ağustos 2016’da St. Petersburg’da Rusya devlet başkanı Putin’...;

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.