Körfez Ülkelerinin Uluslararası İlişkileri ve Konstrüktivizm

Makale

Konstrüktivist teoriyi bir açıklama aracı olarak benimseyen araştırmacıların başlıca iki amaç güttükleri ileri sürülebilir: oldukça karmaşık bir ilişkiler ağı teşkil eden uluslararası alana dair doyurucu açıklamalar yapmak ve daha “iyi” bir “uluslararası toplum” inşa (construct) etmek....

Konstrüktivist teoriyi bir açıklama aracı olarak benimseyen araştırmacıların başlıca iki amaç güttükleri ileri sürülebilir: oldukça karmaşık bir ilişkiler ağı teşkil eden uluslararası alana dair doyurucu açıklamalar yapmak ve daha “iyi“ bir “uluslararası toplum“ inşa (construct) etmek. Örneğin Wendt iki bölüme ayırdığı çalışmasının birinci bölümünde düşüncelerin maddi temelden daha önemli bir öğe olduğunu ve sosyal yapıyı biçimlendirdiğini, örnek olay çalışması olarak değerlendirilebileceğini belirttiği ikinci bölümünde ise barışçı kültürün gerçekleştirilmesinin ve daha fazlasının mümkün olduğunu açıklamaya çalışmıştır. Bu açıdan bakıldığında, tezimizi açıklamak için her iki bölümden de yararlanmamız mümkünse de, teorinin asıl gövdesini teşkil eden birinci bölüm bizim için daha önemli olacaktır. Çalışmasını bir bütün olarak ele aldığımızda, Wendt’in asıl amacının barışçı kültürün gerçekleşebilirliğini ortaya koymak olduğu gibi bir izlenim edinmek mümkündür. Ancak bizim bu tez ile amacımız düşüncelerin maddi öğeler (petrol sermayesi) ile etkileşim içerisinde uluslararası yapı ve ilişkilerdeki etkisini Körfez ülkeleri bağlamında ortaya koymaktır.

Konstrüktivist teori güç politikası, reel politik ve ekonomi politik bakış açılarını yadsımaksızın, aktörlerin bireysel özelliklerine ve toplumsal inşa sürecine vurgu yapar. Bu nedenle, Körfez ülkelerinin genel uluslararası çerçeve içerisindeki özgün konumlarını, uluslararası ilişkilerdeki genel tartışmaları da göz ardı etmeden açıklamak için oldukça uygun bir zemin sunmaktadır.

Normlar ve çıkarlar birbirleri üzerinde hem sınırlandırıcı, hem de değişime zorlayıcı etkiler yapmakta ve zaman içerisinde sürekli olarak birbirlerini biçimlendirmektedirler. Körfez ülkelerinin uluslararası ilişkileri kimlik ve normlar ile alt-bölgesel, bölgesel ve küresel düzen arasındaki etkileşim noktalarının netleştirilmesi sonucunda daha iyi anlaşılabilecektir. Çalışmamız bakımından en önemli nokta, daha önce kendi varlıklarını sürdürmek için doğrudan dış yardıma ve korumaya muhtaç durumda bulunan Körfez ülkelerinin petrol gelirlerine sahip olmaya başlamaları ile birlikte kimlik belirleyen faktörlerin, alt bölgesel düzenin, ülkesel çıkarların vb ne yönde dönüşüm geçirdiğinin belirlenmesidir. Bunun için öncelikle konstrüktivist teorinin Körfez ülkelerinin uluslararası ilişkilerini açıklama ve anlamlandırma konusunda kullanışlı bir araç olup olmadığının saptanması gerekmektedir.

Çalışmamızda Körfez ülkelerinin tek tek dış politikalarını ele almak yerine uluslararası yapı ile etkileşim içerisinde olan özel durumlarını konstrüktivist bir yaklaşımla “makro-düzey“de değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bu noktada en önemli dayanak noktası ise uluslararası yapının Körfez ülkelerinin devlet kimliklerinin ve çıkarlarının biçimlenmesi üzerindeki etkisi olacaktır. Körfez ülkelerinin özgün koşullarına rağmen nasıl uluslararası yapının ‘standart’ birer üyesi haline geldikleri ve uluslararası kuralların, teamüllerin, kurumların buradaki tüzel kişiler (devletler) ile bireyler tarafından oluşturulan toplumların inşasında oynadığı rol bu çerçevede açıklanmaya çalışılacaktır.

Körfez ülkelerinde kimliklerin ve çıkarların belirlenmesi noktasında geleneksel kültürün ve Arap milliyetçiliğinin de önemli rolü olmuştur. SSCB’nin düşman olarak algılanması ya da en azından SSCB düşmanlığının bir kimlik inşa aracı haline getirilmesi yerel düzeydeki faktörler ile uluslararası yapının etkileşim içerisinde olduğunun en çarpıcı örneklerinden birini teşkil etmektedir. Körfez ülkelerinin genelde Batı özelde ABD ile birlikte davranmalarının nedeninin bu yerel kimlikler olduğunu kanıtlamak zor olsa da, yerel kimliklerin (dinin ve kabile geleneğinin) bu birlikteliği dayatmak ya da meşrulaştırmak için kullanıldıkları su götürmez bir gerçektir. Ama son kertede uluslararası yapının ve petrol gelirlerinin Arap milliyetçiliğini ve İslam’a dayalı siyaset anlayışını dönüştürdüğünü, en azından baskı altına aldığını da belirtmek durumundayız.

Tezimizde alt bölgesel sistem olarak KİK üyesi ülkelerin bulunduğu Körfez bölgesini, bölgesel sistem olarak Arap dünyasını ya da sözcüğün daha geniş anlamıyla Ortadoğu’yu, uluslararası yapı olarak da, küresel uluslararası sistemi analiz düzeyleri olarak ele alacağız. Bu noktada uluslararası sistemik normların (hasmâne, rekabetçi ve barışçı versiyonları ile uluslararası anarşik yapının) alt sistemik122* normlar olarak değerlendirilebilecek olan kabilecilik, İslâmcılık, Arap milliyetçiliği gibi devletlerin kurucu unsuru olan ve uluslararası ilişkilere yön verme iddiasında bulunan düşünceleri nasıl biçimlendirdiğini ve petrol gelirlerinin maddî temel olarak düşünsel üst yapılar ile girdiği etkileşimi ortaya koymaya çalışacağız. Örneğin, Arap ülkeleri arasında hiyerarşik bir yapı kurmayı ve nihayet Arapların ulus olarak tek bir siyasî kurum altında birleşmelerini amaçlayan Arap milliyetçiliğinin, ulusal/ülkesel egemenlik nosyonunun altını çizen uluslararası anarşik yapının gerektirdiği normlara karşıt normatif hiyerarşik bir düzen kurma amacına karşın, petrol gelirlerinin, İslamcı düşüncenin de etkisiyle, Arap milliyetçiliğinin etkisinin aşınmasında ve ülkesel egemenlik anlayışına geçişte maddi güç kaynağı olarak oynadığı rolü konstrüktivist teorinin verileri çerçevesinde açıklamaya çalışacağız.

Dr. Muharrem Hilmi ÖZEV’in “Milliyetçilik, Din ve Petrol Üçgeninde Körfez Ülkeleri“ isimli kitabından alınmıştır.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2647 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1038
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti ise, Güney Asya'nın güneyinde Hint Okyanusu'nda bulunan (1972 öncesi Seylan olarak bilinen) bir ada ülkesi olarak 65.610 km2 yüzölçümüne, 22 milyonu aşan nüfusa, 88,9 milyar dolar (2018) GSYİH değerine ve ASEAN, CICA, SAARC, WTO vb. uluslararası kuruluşlard...;

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...