Çatışma Çocukları: Afganistan’ın Kayıp Nesilleri

Makale

Afganistan’da 1960’ların sonunda başlayan politik hareketlenme o dönem dünyanın pek çok ülkesinde görülen öğrenci olayları ile benzeşmekle birlikte 1970’lerde İslamcı ve Marksist gruplar arasında çekişmeye dönüşmüştür. Bu çekişmenin taraflarına liderlik eden İslami kesimden Burhaneddin Rabbani, Ahmet Şah Mesut...

1. GİRİŞ

Afganistan’da 1960’ların sonunda başlayan politik hareketlenme o dönem dünyanın pek çok ülkesinde görülen öğrenci olayları ile benzeşmekle birlikte 1970’lerde İslamcı ve Marksist gruplar arasında çekişmeye dönüşmüştür. Bu çekişmenin taraflarına liderlik eden İslami kesimden Burhaneddin Rabbani, Ahmet Şah Mesut, Gülbettin Hikmetyar ile Marksist cephedeki Nur Muhammet Taraki, Babrak Karmal ve Hafızullah Emin Afganistan’ın sonraki yıllarda maruz kaldığı çatışma dönemlerinin de önde gelen aktörleri olmuşlardır. 1978 yılında gerçekleşen Savr hükümet darbesine kadar devam eden süreçte belirli düzeyde politik ve toplumsal şiddet Afganistan’ı etkilemiş, 1979 yılı mart ayında Marksist Afgan hükümetine karşı ortaya çıkan ayaklanmalar ise günümüzde kırk yıla yaklaşan silahlı çatışma sürecinin ilk kıvılcımları olmuştur.

Ülkenin batı bölgesindeki Herat şehrinde 1979 yılı mart ayında patlak veren ilk ayaklanma diğerlerinin öncülü olmakla birlikte bu dönemde hükümete karşı başlayan hareketlenme genel olarak dağınık ve örgütsüz bir görünüm arz etmekteydi. Gene de Afgan hükümetinin bastırmakta yetersiz kaldığı ve acil olarak talep edilen Sovyet yardımı ile başa çıkılmaya çalışılan ayaklanmalar Sovyet askerî müdahalesinin ardından büyüyecek olan direnişi de körüklemiştir. Aynı yıl aralık ayı sonunda kapsamlı bir askerî harekât icra edilmesi amacıyla Afganistan topraklarına ayak basan Sovyet birlikleri dokuz yıldan biraz daha fazla bu ülkede varlık göstermişlerdir. Bu dönem Sovyet ordusu ve Afgan direnişçileri arasında yoğun çatışmaların yaşandığı, direnişçilerin ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan başta olmak üzere pek çok ülkeden aldıkları psikolojik, politik, mali ve lojistik destek ile muharebe yeteneklerini giderek artırdıkları ve o derecede şiddetin yoğunlaştığı bir dönem olmuştur.

Sovyetler Birliği’nin ABD ile uzlaşmasının ve 1989 yılı şubat ayında bazı danışmanlar ve teknik personel haricinde askerî olarak Afganistan’dan çekilmesinin ardından Muhammed Necibullah liderliğindeki Kâbil hükümeti Afgan direnişçilerine karşı Sovyet hükümeti tarafından desteklenmeye devam edilmiştir. 1991 yılı sonunda SSCB’nin dağılmasına bağlı olarak merkezî hükümetin kısa sürede bertaraf olmasından sonra o güne kadar Sovyet ve Marksist Afgan hükümetlerine karşı savaşmak suretiyle uluslararası arenada oldukça popüler hale gelen Afgan mücahitleri hükümet kurma konusunda kapsamlı bir anlaşmaya varamamışlar ve iktidara sahip olmak amacıyla bu kez de kendi aralarında silahlı çatışmayı sürdürmüşlerdir. Bu çatışma süreci Taliban’ın ortaya çıkmasıyla dönüşüm geçirmiş, Afgan mücahitlerinin devamı niteliğindeki silahlı gruplar Taliban’a karşı mücadeleye girişmişlerdir. Taliban 1996 yılında Kabil’i ele geçirmesiyle bazı direniş partilerinin katılmış oldukları Geçici Afgan Hükümeti dağılmış, direnişçi partiler güçlerini belirli ölçüde muhafaza etseler de kuzey bölgeleri hariç Afganistan coğrafyasında varlık gösteremez olmuşlardır. Reşit Dostum ve Ahmet Şah Mesut liderliğinde kuzeyde Taliban’a karşı gösterilen mukavemet ise 1998 yılında etkisini yitirmiş ve Afganistan büyük oranda Taliban örgütü hakimiyetine girmiştir.

Taliban’ın 1996 yılında iktidarı ele geçirmesi ve 2001 yılında Afganistan’a yönelik olarak başlayan ABD harekâtı arasındaki dönemde Taliban üstünlüğü nedeniyle silahlı gruplar arasındaki çatışmaların görece azalması Afganistan’daki şiddeti azaltmamıştır. Bu kez, 21. asra birkaç yıl kala özellikle kadınlar ve çocuklar dinsel gerekçeler ileri süren çağdışı bir örgütün benzeri görülmemiş baskı ve şiddetine hedef olmuşlardır. Birleşmiş Milletler tarafından Taliban’a karşı bazı yaptırım kararları alınmış1 olmakla birlikte, bu örgüt paravan kuruluşlar vasıtasıyla Afganistan dışında faaliyet göstermeyi sürdürmüştür. ABD’deki 11 Eylül saldırılarının ardından bu örgüte karşı başlatılan terörle küresel mücadele konseptinin merkez mekânı ise yine Afganistan toprakları olmuştur. Taliban ve onun himayesinde Afganistan’da barınan El Kaide’ye karşı 2001 yılında başlayan ABD harekâtı uzun süreli bir silahlı çatışma döneminin başlangıcı olmuştur. Süreç içerisinde 2004 yılında yeni (Geçici) Afgan hükümeti kurulmuş olmakla birlikte barışı koruma ve barışın inşası bakımından Batı askerî mevcudiyeti NATO çerçevesinde Kararlı Destek Misyonuadıyla Afganistan’da varlık göstermeye devam etmektedir.


2. AFGANİSTAN’DA SAVAŞ, ÇATIŞMA VE ÇOCUKLAR

Afganistan’da kırk yıla yaklaşan uzun çatışma döneminde sırasıyla yaşanan Sovyet askeri müdahalesi (1979-1989), iç savaş ve terörizm (1989-2001), ABD-NATO müdahalesi ve terörizm ile mücadele (2001-2014 ve sonrası) dönemlerinin fiziksel ve psikolojik olarak en çok zarar görenleri şüphesiz kadınlar ve çocuklardır. Bahse konu zararların sayılar ve istatistiklerle ifade edilmesi yaşananların gerçek boyutları ve vahametine dair sadece bir fikir vermektedir. Ancak savaş ve silahlı çatışmalarda zarar görenler sadece hayatını kaybedenler veya bedensel yaralarla sınırlı kalmamaktadır. Uluslararası İnsancıl Hukuk mevzuatı ve uluslararası kuruluşların girişimleri de Afganistan’da yıllardır devam eden insani krizi sona erdirmede yetersiz kalmıştır.

Savaş ve çatışmaların s iviller ve savaş dışı kalmış olanlar üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlamayı amaçlayan Uluslararası İnsancıl Hukuk 1856 yılından itibaren -Paris Deniz Hukuku Sözleşmesi ile- yazılı hale gelmeye başlamış ve bu konuda bir dönüm noktası sayılan 1907 La Haye Sözleşmelerinin ardından hukuki kodlama süreci -ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda - günümüze dek devam etmiştir. Bu mevzuat içerisinde başta 1989 BM Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere özel olarak savaşta (ve silahlı çatışmalarda) çocukların durumlarına uygulanabilecek insancıl hukuk ve uluslararası hukuk düzenlemelerinin bazıları; 1949 BM Savaş Esirlerine Muamele ile ilgili 3. Cenevre Sözleşmesi, 1977 BM 4. Cenevre Sözleşmesine Ek 1 ve 2. Protokoller, 1998 Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Tüzüğü, BM Güvenlik Konseyi Kararları ile 2000 yılı Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı çatışmalara Dahil Olmalarına dair İhtiyari Protokol’dür.2 Ancak, Uluslararası Hukuk mevzuatı kapsamında pek çok sözleşme, antlaşma ve diğer düzenlemelerin varlığına rağmen antlaşma ve/veya sözleşmelere taraf olmayan ülkelerin olması, mevzuattaki hukuki boşluklar ile yaptırımların yetersizliği uluslararası hukukun çocuklara yönelik tehditlerin bertaraf edilmesinde yetersiz kalmasına yol açmaktadır. Afganistan’daki savaş/çatışma süreci için de bu kabulün geçerli olduğu görülmektedir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1997 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1997

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

2020 başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını sebebiyle maruz kalınan geniş çaplı kısıt ve kısıtlamalar sonucu endüstriyel faaliyetlerdeki ve trafikteki azalma üzerine, doğada yeniden bir canlanma gözlenmiştir. ;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Afganistan, dünyadaki hemen her sorunun önüne geçti. Gazze’ye artık sadece göz ucu ile bakıyoruz. Yemen’i unuttuk gibi. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya ve deniz yetki alanları ile ilgili belirsizlikler sanki bir kenara itildi. ;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Somali Cumhuriyeti; Afrika’nın doğusunda yer almakta olup Afrika Boynuzu olarak adlandırılan ve dünya gündemine açlığın, kıtlığın ve bulaşıcı hastalıkların yol açtığı felaketler nedeniyle sık sık gelen bir bölgede konumlanmış durumdadır.