Çanakkale Savaşına Jeopolitik Bakış

Makale

Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi hem savaş alanını genişletmiş, hem de Ortadoğu’nun tarihini büyük ölçüde değiştirmiştir. - Savaş Öncesi Stratejik Durum - Yunanistan Çanakkale’de Neden Yok - Zaferin Yansımaları - 3. Çanakkale Zaferinin Sonuçları - ...

Giriş

Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi hem savaş alanını genişletmiş, hem de Ortadoğu’nun tarihini büyük ölçüde değiştirmiştir. Ortadoğu’nun geleceği, savaşa katılan güçler arasında bir pazarlık konusu haline gelmiştir. İngiltere, petrol kuyularının güvenliği için Mezopotamya’yı işgal etmiş ve Arap ayaklanmasını desteklemiştir. Almanya’nın Osmanlı Devleti ile olan ittifakının ana amacı da güney Rusya üzerinden Kafkas petrollerine, Osmanlı Devleti üzerinden de Ortadoğu petrollerine ulaşmaktı. Müttefik Donanmanın Çanakkale’de durdurulması, hem Osmanlı Devleti’ne üç hayati yıl kazandırmış, hem de, savaşı en az iki yıl daha uzatarak, Müttefiklerin insan gücü ve ekonomik bakımdan yıpranmasına neden olmuştur. Bu durum, dolaylı olarak iki politik ve askeri faktörü Türkiye lehine çevirmiştir. Birincisi, Rusya’daki rejim değişikliği nedeniyle kuzeydeki düşman geçici olarak siyasi ve askeri arenadan çıkmış, ikincisi ise, İstiklal Savaşı süresince özellikle insan gücü ve ekonomik olarak harbin başlangıcına nazaran daha fazla yıpranmış düşmanlarla mücadele şansı kazanılmıştır.


Savaş Öncesi Stratejik Durum

Savaşın başlangıcından kısa süre önce, savaşanların nüfus ve ekonomik durumları şöyle idi.

Ülke Nüfus (1910) İhracat Geliri (1913)
ABD 92 Milyon 1,850 Milyon Dolar
Almanya 65 Milyon 1,285 Milyon Dolar
İngiltere 45 Milyon 969 Milyon Dolar
Fransa 40 Milyon  
İtalya 35 Milyon  
Rusya 156 Milyon  
Osmanlı 19 Milyon  


Sanayileşme ve savaş gücünün bir göstergesi olan çelik üretimindeki durum ise, milyon ton olarak şöyleydi:

Rusya 4,2
İngiltere 6,94
Fransa 1,7
İtalya 0,15
Almanya 15,34
ABD 21,56

Yukarıdaki tablolar ABD’nin yardımı olmaksızın, Avrupa’nın endüstri ve savaş gücünün tek başına Almanya ile başa çıkmaya yetmeyeceğini açıkça göstermektedir. Ayrıca, Rusya’nın insan gücü ve petrolü de vazgeçilmez bir stratejik kuvvet çarpanıydı. Rus insan gücü, Müttefiklerin silah ve teknolojisi ile desteklenebilirse, Almanya ancak o zaman yenilebilirdi. Bu arada, uzun vadeli çıkarları bakımından, İngilizleri desteklemek maksadıyla, Yahudiler de, düşman ordularına katılmak ve Türklere karşı savaşmak üzere karar aldılar. Mısır’da bulunan Yahudiler, işsiz gençlerden oluşan 600 kişilik bir gönüllü taburu kurarak Çanakkale’ye sevk ettiler. Çanakkale’de Alman teknolojisi ile Türk’ün savaşma azim ve iradesi, Mustafa Kemal’in askeri dehası ile birleşince, takviye alamayan Rusya, büyük ölçüde insan zayiatına uğramış, Alman ordusunu ancak iklim ve arazi şartları durdurabilmiştir.

Bu arada, savaştan üç yıl önce 1911 yılında alınan son derece stratejik bir karar, dünyanın en güçlü donanmasına, ancak sömürgelerine dağılmış olması ve yetersiz nüfusu nedeniyle sınırlı bir kara gücüne sahip İngiltere’yi Birinci Dünya Savaşı’nda tek bir stratejiye mahkûm etmişti: Süratle petrole ulaşmak ve kontrol altına almak. Bu karar; İngiltere Donanmasının yakıtını kömürden petrole değiştirmekti. Churchill’in İngiliz Donanmasını kömürden petrole geçirmesi o kadar önemli bir dönüm noktasıydı ki, Büyük Britanya İmparatorluğunun Ortadoğu ve Akdeniz stratejisini, hatta küresel stratejisini de kökten değiştirmesini gerektiriyordu. Hindistan’dan gelen ham ve yarı mamul maddeler sayesinde ayakta duran İngiltere sanayisi bile, ikinci plana atılmıştı. İngiltere’nin güvenliğinin temel unsuru olan Kraliyet Donanması, ülkede var olan bir enerji kaynağından, ülkede hiç olmayan ve İngiltere’ye 2000 deniz milinden daha uzun bir yerdeki bir kaynağa bağımlı kılınmıştı. Bu kararın içindeki azim, yaşama ve ayakta kalma içgüdüsü, hem İngiliz halkını hem de ülkeyi yöneten politikacıları petrol bölgelerinde yer kapma planını büyük bir ihtirasla uygulamaya sevk etmişti. Böylece, İngiltere, deniz ticareti ve sömürge politikalarına ilaveten petrol kaynaklarına hâkim olma stratejisine de kaçınılmaz şekilde kendini bağlıyordu. Bu karar sadece İngiltere için değil, Avrupa, Orta Doğu, kuzey Afrika, Kafkasya, bölgelerini de içine alan yeni bir güç mücadelesinin başlangıcını teşkil ediyordu. İngiltere ana vatanından binlerce mil uzaklıktaki bu mücadelenin esas unsurunu, yine, kömürden petrole geçen deniz gücü oluşturuyordu. Bir anlamda deniz gücü, daha güçlü olmak için kendi yakıtının peşine yine kendisi düşüyordu. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, başta İngiltere olmak üzere Müttefiklerin asıl amacı Rusya’yı kurtarmak değildi. Asıl amaç, yaklaşmakta olan Bolşevik İhtilalini önleyerek Rusya’yı parçalamaktı. Böylece Çar’a karşı potansiyel direniş bölgeleri olan Kafkasya’yı sömürgeleştirerek dünyanın ilk petrol rafinesinin olduğu Bakü’yü ve petrol terminali olan Batum’u ele geçirmekti.

Çanakkale’nin Donanma ile zorlanması kararında, 20 Şubat 1807 tarihinde Koramiral Ducworth komutasında 12 gemilik bir İngiliz filosunun Çanakkale Boğazı’ndan rahatça geçerek Osmanlı başkentini tehdit etmesinin de önemli rol oynadığı değerlendirilmektedir. On iki gün süren bu tehdit, Osmanlı Sarayını büyük bir korku içinde bırakmıştı. Ancak 100 yıl sonra çok farklı şartlar vardı ve bu şartların en önemlisi şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk’tü. 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi’nden iki ay sonra 14 Mayıs 1915’te toplanan İngiliz Savaş Komitesi çok tartışmalı geçti. Ertesi gün esasen Çanakkale’nin yalnız donanma ile zorlanması denemesine ta başta karşı bulunmuş olan Amiral Fisher, Deniz Bakanı Churchil’in kendisine danışmadan bir takım gemilerin yola çıkarılması buyruğunu verdiğini öğrenince 15 Mayıs’ta işinden çekildi. Aslında Müttefikler açısından Gelibolu Seferi’nin tek olumlu yönü tahliyenin mükemmelliği ve bu tahliyeden çıkan derslerin, İkinci Dünya Savaşı’nın amfibi harekâtında kullanılmasıydı.


Yunanistan Çanakkale’de Neden Yok

Birinci ve İkinci Balkan Savaşlarında Ege’deki Türk adalarını 6 ay içinde ele geçiren Yunanistan Çanakkale Savaşı’nda sadece Limni Adasının kullanılmasına izin vermişti. Çünkü Yunan Kralı Konstantin’in karısı Alman İmparatoru II. Wilhelm’in kız kardeşi idi. Yunanistan başbakanı Venizelos 11 Şubat 1915’te savaşa katılmayı kabul etmezken, saldırı başladıktan sonra üç Yunan tümeninin harekâta katılmasını önerdi. Kuvvete ihtiyacı olan İngiltere öneriye sıcak bakarken Rusya buna karşı çıktı. Rus Dışişleri İngiliz Elçisine 3 Mart 1915’te şöyle söylüyor: Rusya Hükümeti, Çanakkale’deki operasyona Yunanistan’ı katılmasına razı olamaz, çünkü kesinlikle bazı sorunlar ortaya çıkacaktır. Bu durum Bahriye Bakanı Churchil’i sinirlendirir. Başbakan Edward Grey’e yazdığı mektupta bunu açıkça belirtir. Ancak mektubu göndermeden Atina’dan Venizelos kabinesinin istifa ettiği haberi gelir. Kral Venizelos’un teklifini kabul etmemiştir. Aynı Kral 19 Mayıs 1919’da Yunan askerilerinin İzmir’e çıkmasına izin verecektir. Çünkü artık Almanya siyaset sahnesinden silinmiş, Rusya ise dünya tarihinde yeni bir siyasi ve ekonomik sisteme giriş yapmıştır. Çarlık Rusya’sı neden Yunanistan’ın Çanakkale cephesine asker göndermesine karşı çıkmıştır? Rusya’nın Yunanistan’ın da bağlı olduğu Fener Patrikhanesinin tüm Slav ortodoksluğunun da kontrolünü ele geçireceğinden ve Yunanlıların İstanbul’da kalıcı olabileceğinden korktuğu söylenebilir. Özetle Boğazlar meselesinde Rusya Türkleri, geçici ve dışarıdan gelen bir güce tercih etmiştir.


Zaferin Yansımaları

Avrupalı ulusları boyundurukları altına almış Asyalı tek ulus olan Türklerin Çanakkale Deniz Zaferi, İngiltere’de o kadar çok şaşkınlık yaratmıştır ki, meşhur ve muhafazakâr İngiliz bürokrasisi bile işlemez hale gelmiştir. Deniz Bakanı ile Deniz Kuvvetleri Komutanı birbirlerinden habersiz hareket eder hale gelmişlerdir. Savaşın 1916’da bitmeyip iki yıl uzaması, Batılı Bağlaşık savaş­çılardan en çok İngiltere için yıkıcı olmuştur. 1918 bırakışmasından sonra, Osmanlı ile yapılacak antlaşmanın aşırı ağır olmaması ve İstanbul’un Türkler ’de kalma isteğini iletmek için bir Hint heyeti Avrupa’ya geldi. Başbakan Llyod George 19 Mart 1920’de Türkler Boğazlardan geçmemizi engellediler, bu olay savaşı iki yıl uzattı, hatta bir süre için onun sonucunu bile tehlikeye düşürdü diyerek bu isteği kabul etmemiştir. Tersine bu intikam hissi, Sevr Anlaşmasının maddelerine acımasızca ve en ağır bir şekilde yansıtılmıştı.

İngiltere, Çanakkale Savaşı’nın sonuçlarından en fazla etkilenen ülkeydi. Bu ülke, yiyeceğinin büyük bir kısmını dışarıdan getirtmek zorundaydı. Buna karşılık en büyük sanayi ürünleri ve kömür ihracatçılarından biriydi. Londra, dünyanın bankası durumundaydı. İngiliz ticaret donanması yeryüzünde var olan aynı türdeki bütün uzak denizler donanmalarının yarısına yakındı ve taşıyıcılıkta ülkeye koskocaman kazançlar sağlamaktaydı. Yıllardır ulusal gelirlerle giderler arasındaki ayrım, ona, dış ülkelerde dört milyar altın lira değerinde yatırım yapmak olanağını sağlamıştı. Ancak savaş çıkınca o, ister istemez dışarıya sattığı malların yapımını durdurup var gücünü savaş sanayiine yöneltmek zorunluğunda kalmıştır. Savaş 1916 yılında bitseydi, İngiltere, dışarıdaki alı­cılarını pek kaybetmezdi ve henüz aşırı ölçüde altüst olmamış olan dünya ekonomisiyle genel ticaret, eski yollarda az değişiklikle yeniden yürüyebilirdi. Öyle olmayıp savaş dört yıl sürünce, İngiliz mallarının alıcıları kendi ülkelerinde yeni fabrikalar kurmaya ve var olanları çoğaltıp genişletmeye koyuldular. Hele barışın, hem resmisinin, hem de gerçeğinin yıllarca gecikmesi, bu alıcıları kendilerini geniş ölçüde İngiliz mallarına muhtaç olmayacak duruma getirmiştir. Almanların 1 Şubat 1917’de başlattıkları amansız denizaltı savaşı, en çok İngiliz ticaret donanmasını eritmiştir. Savaş nedenleri yüzünden İngiltere yeter ölçüde gemi yapamadığından, deniz ulaştırmasında Amerika, onu çok geçtiği gibi, Japonya’da tehlikeli bir rakip olmuştur. Fransa yakılmış ve yıkılmış olan en zengin illerini onarmaya uğraşırken, İngiltere’nin halkını çalıştıracak böyle yerleri olmadığından ve eski alıcılarının çoğunu bulamadığından büyük bir işsizlik yıkımı ile karşı karşıya kalmıştır.

Başbakan Lloyd George bir Amerikalı gazeteciye verdiği demeçte içinde bulunulan durumu şöyle açıklamıştır: Bizim dayanma gücümüz düşmanlarınkinden hiç kuşkusuz daha büyüktür. Ancak bize düşen bu kez yıpratıcı bir savaşın bir veya birkaç yıl daha sürmesi sonucunda kendimizin ve uygar dünyanın du­rumunun nice olacağını iyice incelemektir. Savaşın uzamasının anlamı nedir? Bugüne değin 1.100.000 kişi kaybettik 15 bin subay öldü, kaybolanlar da ayrı. Bu iş uzarsa aynı gidiş devam edecektir. Bu adalarda yaşayan erkeklerin en değerlilerini yavaş yavaş ancak emin bir biçimde öldürtmekteyiz. Bugüne değin üstümüze binen mali yük hesaplanamayacak ölçüde büyüktür. Onu günde beş milyon lira arttırmaktayız. Yurdun, insan varlığı, malî yıkım ve üretim araçlarının yok edilişinden uğra­dığı kayıpları yerine koyabilmesi için kuşaklar gelip geçecektir. Bütün bu yükü çekmek görevimizdir ancak özverilerimizin ödülünü görebileceğimiz saptanabilirse.

İngiltere Başbakanının ortaya koyduğu bu durum, ülkede mecburi askerliği de gündeme getirmiş ancak kabul görmemiştir. Özellikle subay kayıpları yukarıda belirtilen ekonomik kayıplarla birleşince, İngiltere İstiklal Savaşı’ndan bir an önce çekilmenin uygun olacağını değerlendirmiştir. Sakarya’da Yunan ordusunun yenilmesi ile ümitleri tamamen tükenen İngiltere uzlaşı yolları aramaya başlamıştır. Özetle, Çanakkale Zaferi dolaylı olarak İstiklal Savaşı’mıza çok büyük destek ve katkı sağlamıştır.


3. Çanakkale Zaferinin Sonuçları
  • Deniz ve kara harekâtıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip, tüm anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale Muharebeleri Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dâhiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.
  • İngiltere ve Fransa’nın, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları, Birinci Dünya Savaşı’nın genel seyrini etkilemiştir. Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300 binden fazla askerden verdiği zayiatın, 211 bine ulaşmış olması diğer cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir. Bunun insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da hissedilmiştir.
  • Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi İngiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf İngiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karşı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, bu askerlerin kafalarında cevaplarını tam olarak bulmadıkları birçok soruyu da doğurmuştu. Bu sorular, cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasından anlaşılmaktaydı. Bu ve benzeri olaylar, İngiliz sömürge ve dominyonlarında gitgide ulusal bilincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi. Nitekim 9 Eylül 1922’de Yunanlılar İzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım talebi, Avusturalya başbakanının, Tek bir askerin hayatını tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.
  • Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe çarpışan Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı. İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Avustralya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.
  • Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikâyesi adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir; Gelibolu’ya yolladığımız 600 kadar gönüllü Yahudi askerinin savaş sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur. Gerçekten Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen Balfour Bildirisi, bu günkü İsrail’in kurulmasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.
  • Anlaşma Devletleri tarafından Boğazların açılarak Rusya’ya ulaşılması halinde Rusya, dış alım-satım olanağına kavuşacağından, ekonomik dengesini kurup sıkıntıdan kurtulacak, İngiltere-Fransa da Rusya ve Romanya’nın zengin buğday ürünlerinden yararlanıp, gerek silahlı kuvvetlerinin, gerekse halkının yiyecek gereksinimlerini sağlamış olacaklardı ki, bu gerçekleşememiştir.
  • Keza Boğazlar açılabilseydi, Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp Karadeniz’deki 120 parça ticaret gemisinden yararlanma olanağı elde edilecekti. Hâlbuki Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere, Fransa’nın değil, bunların aynı zamanda diğer Batılı devletlerle olan karşılıklı ticari ve ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiş, ne İngiltere ve Fransa, müttefiki Rusya’ya ihtiyacı olan silah ve cephaneyi ulaştırabilmiş, ne de Rusya Batılıların ihtiyacı olan buğdayını Akdeniz’e aktarabilmiştir.
  • Birinci Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, bu savaş sonuna kadar açılamaması, kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de olumsuz yönde etkilemişti. Nitekim Karadeniz’de; İngiltere, Rusya, Fransa, Belçika ve İtalya’nın toplam 85, Yunanistan, Romanya, Danimarka, İsveç ve Hollanda’nın toplam 27, Almanya, Avusturya-Macaristan’ın toplam 17 olmak üzere, genel toplamı l29’u ve toplam tonajı 350 bini bulan ticaret gemisi mahsur kalmıştı.
  • Zaferin, yukarıdaki ticari ve ekonomik etkinliklerinin yanında, Türk ulusu açısından sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale deniz ve kara muharebelerinde toplam 211bin insan zayiatı veren Türk ulusu, bu arada binlerce okumuş ve aydınını da kaybetmişti. Kesin olmayan tahmini rakamlara göre, 100 binden fazla öğretmen mülkiyeli, tıbbiyeli ve Türk ocaklarında yetişmiş okur-yazar yitirildiği sanılmaktadır. Böylece o günün koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan küçümsenemeyecek bir sayıya ulaşan bu kayıpların, olumsuz etkileri, savaş sırasında olduğu kadar, bu savaşı izleyen Türk İstiklal Savaşı’nda da fazlasıyla hissedilmiştir. Nitekim 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürk’ün başlattığı inkılaplar ve bunların paralelinde girişilen reformların kitlelere yaygınlaştırılıp mal edilmesinde, hayli sıkıntılar çekilmiştir.
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Gürcistan, yumuşak kıvrımlı ulu dağların ve bu dağlar arasındaki vadilerde gürül gürül akan nehirlerin ülkesi. İnsanın diline Kafkasların İsviçre’si demek geliyor. Ama hiçbir zaman İsviçre kadar huzurlu olmadığını hatırlayınca vaz geçmekten başka çare kalmıyor. Onlarca dil veya lehçenin onlarca fark...;

Editör: Dalia Ghanem - Türkiye'nin dünyanın çeşitli bölgelerindeki ayak izi genişlemiştir. Bu durum, sadece ekonomik anlamda değil, ülkenin eğitim girişimleri veya Afrika, Orta Doğu, Güney Kafkasya ve Batı Balkanlar'daki izleyiciler arasında Türk televizyon dizilerinin popülaritesi gibi yumuşak gücü...;

Ulusal ve uluslararası alanda ülkelerin güveliği sadece siyasi ve askeri meseleler ile ilgili olmamıştır. Özellikle soğuk savaş sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde küreselleşmenin yükselişiyle beraber, ekonomik konuların önemi daha artmıştır. ;

İsrail'in devletinin kurulduğu 1948 yılından günümüze uzanan Siyonist ideolojinin militarist bir devlete dönüşmesi, orta doğu coğrafyasında katliama varan insan hakları ihlallerinin sona ermeyeceğinin göstergesidir. İsrail devletinin 7 aydır süren bombardımanlarının Gazze'de yarattığı yıkım ve sonuc...;

Ekonomik güvenlik bireylerin, toplulukların ve ülkelerin ekonomik istikrar ve refahını koruma yeteneğini ifade etmektedir. Bu kavram makroekonomik faktörler, istihdam güvenliği, gelir güvenliği, finansal istikrar ve ticaret dengesi gibi boyutları içermektedir. Ekonomik güvenlik, aynı zamanda ekonomi...;

SSCB’nin yıkılmasının ardından onun halefi olarak kurulan Rusya Federasyonu, 1990’ların ilk yıllarında ulusal egemenliği sağlama, ülke içindeki siyasi ve ekonomik krizleri çözüme kavuşturmaya odaklanmıştır. Çünkü SSCB'nin çöküşü, etnik ve ulusal sorunları gün yüzüne çıkarmış, birçok etnik grup bağım...;

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in dünyayı yeniden şekillendirme arzusu inkar edilemez. Xi Jinping, Washington'un ittifaklar ağını çözme ve uluslararası kuruluşlardan "Batılı" değerleri temizleme niyetinde. ABD dolarını tahtından indirmek ve kritik teknoloji üzerindeki Washington'un kontrolünü ortadan...;

Son yıllarda küresel siyasette güç dengelerinde ki önemli değişimlerin Körfez siyasetine yansımakta ve bölgesel güvenlik haritasını yeniden şekillendirmekte olduğu görülmektedir. Bu dinamizm çerçevesinde gerçekleşen önemli gelişmeler uzun vadede değişim için bir potansiyel oluşturmakla birlikte deği...;

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.