Afrika Düşüncesi ve Dekolonizasyon Çelişkisi

Makale

Afrika tarihi bütün boyutlarıyla dikkate alınmadan, Batı Avrupa başta olmak üzere Avrasya, Amerika hatta özel olarak Hindistan, Çin ve elbette Güneydoğu Asya, Latin Amerika ve Orta Doğu’nun siyasi, iktisadi ve sosyolojik düşünceler tarihine ilişkin bütünsel bir kavrayış da mümkün değildir. Çünkü Afrika, tarihsel olarak, beş kıtanın aynası gibidir!...

Sömürge tecrübesinin, bugünkü Afrikalıların zihin dünyasında nasıl bir izdüşüme sahip olduğunu soruşturma girişimi belki anlamsız bir çaba gibi görünebilir. Fakat en azından “resmî“ veya “kurumsallaşmış“ sömürge sürecinin zihinsel enkazı araştırılmadan, Afrika’daki güncel gelişmelerin doğru yorumlanabilmesi mümkün değildir.

Ayrıca Afrika tarihi bütün boyutlarıyla dikkate alınmadan, Batı Avrupa başta olmak üzere Avrasya, Amerika hatta özel olarak Hindistan, Çin ve elbette Güneydoğu Asya, Latin Amerika ve Orta Doğu’nun siyasi, iktisadi ve sosyolojik düşünceler tarihine ilişkin bütünsel bir kavrayış da mümkün değildir. Çünkü Afrika, tarihsel olarak, beş kıtanın aynası gibidir!

Sistematik zulüm, varoluş amacından sapmış devletler ve türevleri kadar eski bir olgudur. Bu zulmün farklı boyutlar kazanmış hâli olan sömürgecilik ise emperyalizm gibi nispeten yeni sayılabilecek bir olgudur. Ne var ki tarih “zalim - mazlum“ veya “sömüren - sömürülen“ ikiliğine indirgenemeyecek düzeyde karmaşık olaylardan oluşur.

Bununla birlikte Tordesillas Antlaşması sömürgecilik tarihi açısından özel bir öneme sahiptir. İspanya ve Portekiz arasında 1494’te imzalanan bu antlaşma; “taraflar“ arasında yer almayan toplumların büyük bölümünün haklarının “yağmalanması“ esasına dayandığı için bir “hukuki“ sözleşme olarak anlamlı olmasa da sömürgecilik tarihi açısından son derece önemli bir sürecin başlangıcını temsil eder.

Bu anlaşmayı izleyen süreç, Latin Amerika başta olmak üzere Afrika ve Güney Asya “sömürge dil ve kültür haritasının“ biçimlenmesinde önemli etkileri olan bir süreçtir. Nitekim büyük ölçüde söz konusu anlaşmanın sınırlarını çizdiği coğrafya; yalnızca İspanyolca, Portekizce, Fransızca ve İngilizce gibi diller itibarıyla değil aynı zamanda bu dillerin “ideolojisi“ mahiyetindeki Katoliklik ve Protestanlık gibi Hıristiyan mezhepleri itibarıyla da biçimlendirilmiştir.

Dil ve kültür esas olarak iktisadi gerekçelere dayanan ve genel olarak Kilise güdümlü bu sömürgecilik sürecinin hem taşıyıcı hem tamamlayıcı unsurlarıdır.

15. yüzyıl itibarıyla Afrika kıtasının güneybatı, güneydoğu ve güney kıyı şeridi Portekiz ve Hollanda tarafından; 16. yüzyıl itibarıyla orta-batı ve batı Afrika kıyıları İngiltere ve Fransa tarafından paylaşımlı olarak aşama aşama sömürgeleştirilmiştir.

19. yüzyıl ise söz konusu sömürgeci ülkeler arasında paylaşım anlaşmazlıklarına tanık olmuştur. “Berlin Senedi“ olarak bilinen ve “fiilî işgal“ prensibinin uygulamaya konulduğu bu süreç, Belçika Krallığı’nca işgal edilen Kongo başta olmak üzere orta Afrika’nın da büyük oranda sömürgeleştirilmesiyle neticelenmiştir. Referansları büyük ölçüde sömürgeci ülkelerin “resmî tarihlerinden“ oluşan ve bazı siyasi tarih yazarlarının “Afrika’nın, insanlığın bilgisine açılma aşamalarından biri“ gibi absürt ifadelerle “tesviye“ ettiği bu aşama, sömürgecilik tarihinin belki de “en gaddar“ aşamasıdır.

Nitekim söz konusu sömürgecilik sürecinin etkileri, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş gibi bazı dönüm noktalarından geçerek bugüne uzanmaktadır. Bununla birlikte kısmen İkinci Dünya Savaşı’nın zemin hazırladığı uluslararası atmosfer, “ulus devlet inşası“ gibi bazı belirsiz olgular eşliğinde, “klasik“ sömürgeciliğin aşama aşama sona ermesini gerektirmiştir.

20. yüzyılda, özellikle İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında, Fanon başta olmak üzere Cesaire, Sartre ve Said gibi isimler öncülüğünde felsefeden edebiyata ve sanata kadar geniş bir yelpazede birçok tartışmaya konu edilen “dekolonizayon“ kavramı; “sömürgecinin, sömürdüğü ülke veya bölgeden sömürgeciliğe konu araç ve kurumlarıyla birlikte çekilmesi veya çektirilmesi“ biçiminde tanımlanabilir. Bağımsızlık ve özerklik gibi “post-kolonyalizm“ sürecinin yani “sömürge sonrası açık uçlu kurumsal ve zihinsel inşa“ sürecinin bir bileşeni olan ve “sömürgesizleştirme“ biçiminde tercüme edilen bu kavram sömürgecilik döneminin bir ürünüdür. Ayrıca dekolonizasyon sürecinin “inşa edici taraflarından“ biri “sömürge-karşıtı“ hareketse de diğeri hâlâ “sömürgeci“dir!

Afrika halklarının sömürgeye karşı silahlı mücadelelerine eşlik eden “bağımsızlık“ sürecinde, yani esas olarak 1960’lar itibarıyla gündeme gelen; Afrikalı zihnin “dekolonizasyonu“ veya “sömürge travmasından arındırılması“ düşüncesi, neokolonyalizm tartışmaları bağlamında halen güncelliğini koruyan bir düşüncedir. Fakat “sömürge karşıtı“ niteliğine rağmen bu kavram temelinde tartışma yürütenlerin “bilinçaltı“ büyük ölçüde “uzlaşmacı“ fikirlerle doludur.

Bugün Afrika düşüncesinde dekolonizasyon kavramı çerçevesinde çığır açma çabasındaki Afrikalı bazı akademisyenlerin çelişkilerinden biri, bunu, toplumsal kimliklerinin bir yansıması olarak, sadece sömürge araç ve yöntemleri üzerinden değil aynı zamanda sömürge platformları üzerinden yapmaya çalışmalarıdır. Hatta referanslarla hesaplaşma fırsatı bulunamadığı için “sömürgeci“ idealler taşıdıklarından yani entellektüel düzeyde rol değişimine hazırlanan bir tür “psikolojik aynılaşmadan“ bile söz edilebilir.

Frankofon“ Afrika’nın “yerinden yönetim“ mahallerinden biri olan Dakar, Saint-Louis’de Fransız Enstitüsü himayesinde gerçekleştirilen ve proje organizatörlerinin de belirttiği gibi “sembolik değeri yüksek“ Düşünce Seminerleri dizisi bu duruma örnek gösterilebilir.

Bazı yeni nesil düşünürlerin, ideolojik aidiyetlerin bile savrulduğu bir dünyada “ideolojik haysiyetten“ de mahrum “kozmopolitizm“ gibi kimi “köksüzlük“ çağrılarına kulak asacak kadar kafası karıştırılmış gibi görünüyor. Dünyasının sınırları, “varsa evinin veya okulunun bahçesi yoksa açlık sınırında dipsiz madenler ya da Akdeniz’in karanlık suları“ olan Afrikalıya muğlak bir gelecekte “tam teşekküllü dünya vatandaşlığı“ telkin ediliyor! Çoğunluk olmasa da bu yolda ilerleyenlere yönelik teşvik ve destek, insanı Afrika düşünce ufkunun bazı cepheleri konusunda umutsuzluğa sevk ediyor.

Ancak Afrika düşüncesi, siyaset felsefesiyle sınırlı olmadığı gibi; İslam, Hıristiyanlık, Marksizm ve özellikle kuzey-güney yönlü tüm dil, kültür ve etnisite farklılıklarına rağmen bir “Afrika üst kimliği“ aracılığıyla kıtasal birliği hedefleyen “panafrikanizm“ gibi temayüller esas olmak üzere elbette bunlardan ibaret de değildir.

Üstelik özellikle bu konularda sadece Afrikalıları eleştirmek de anlamlı değil. Çünkü diğer toplumların, belki bazı istisnalar dışında, esas itibarıyla çok da farklı bir yol izlediği söylenemez. Zihinleri bizzat ataları tarafından “sömürgeleştirilmiş“ eski sömürgecilerin yeni nesilleri dâhil olmak üzere “entellektüel kavrayış ve davranış açısından“ dünyanın hemen her ülkesinde değişime ihtiyaç vardır. Bu ise “dönüşüm“ geçiriyormuş gibi görünen ama aslında sadece kılık değiştiren emperyal tahakküm tarzlarının Afrika başta olmak üzere tüm dünya halklarını sürüklediği yön üzerinde “teslimiyetçi falcılık“ biçiminde değil; gidilmesi gereken istikametin bugünü ve geçmişi üzerinde direnişçi bir ruhla düşünmekle mümkündür!

Toplumları paradigma değişimine zorlayan genel bir ihtiyacın ifadesidir bu ve değişim ihtiyacı insanın dünyada bulunuş amacına göre biçim alan doğal bir ihtiyaçtır.
Muhsin KORKUT
TASAM Afrika Enstitüsü
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2675 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 629
Asya 98 1056
Avrupa 22 636
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1367 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 290
Orta Doğu 22 599
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 181
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2033 ) Etkinlik ( 80 )
Alanlar
Türkiye 80 2033

Huriye Yıldırım Çınar, Afrika Enstitüsü’nün eş-direktörü olarak TASAM ailesine katıldı. TASAM Afrika Enstitüsü, Eş-Direktör Afrika Uzmanı Huriye YILDIRIM ÇINAR ile yeni bir sinerji ve yapılanma içinde olacak. Enstitü bünyesinde oluşturulacak yeni kurul ve çalışmalarla ilgili gelişmeler ve yoğun günd...;

Çin yaklaşık olarak on yıldır Afrika kıtasındaki en büyük yatırımcı sıfatına haiz. Ayrıca Çin Gümrük Genel İdaresinin açıkladığı rakamlara göre Çin ve Afrika kıtası ülkeleri arasındaki ticaret hacmi bir önceki yıla göre %35,3’lük bir artışla 254,3 milyar dolara ulaşmıştır.;

Avrupa Birliği’nin Küresel Geçit (KG) projesinin; Çin’in uzun vadeli “siyasi” hedefleri olduğu anlaşılan yatırım stratejisinin konjonktürel değişikliklerle birlikte giderek zemin kazanmasına karşı ve esas itibarıyla Batı Avrupa ve ABD’den oluşan G7 grubunun küresel vizyonuna temellenen “united” (bir...;

Çin’in “Orta Krallık” konseptini bırakarak Mavi Su Donanması’na geçiş yapmasıyla birlikte artan ekonomik, siyasi ve askeri gücünün bir fonksiyonu olarak coğrafya telakkisinde de açık şekilde bir değişim gözlemlenmektedir. ;

Çağımızın stratejik hammaddeleri olan Nadir Toprak Elementleri (NTE-Rare-Earths) günümüz teknolojisinin vazgeçilemez temel girdilerindendir. Bu ham maddeler olmadan ileri teknoloji ürünü olan araç ve vasıtaları üretmek mümkün değildir. ;

Bilindiği üzere SSCB’nin yıkılmasının ardından siyasi, askerî ve sosyo-ekonomik açıdan çeşitli zorlukla mücadele eden Rusya Federasyonu’nun kısa sürede toplanıp yeniden küresel güç olmak hedefinde Afrika önemli stratejik konuma sahiptir.;

2010-2016 döneminde Suudi Arabistan, İran’ın artan bölgesel etkinliğinin önüne geçmek amacıyla, dengeleme stratejisini benimsedi ve diğer bölgesel güçler olan Mısır ve Türkiye ile ittifak ilişkisi tesis etti. ;

Güneydoğu Asya’dan Avustralya hattına uzanan kara coğrafyasına yakınlığı ve Pasifik Okyanusu’nun ortalarında yer alan coğrafi konumu ülkeye jeopolitik değer katıyor. Ülkeyi kontrolü altında tutmayı başaran küresel aktör, Pasifik coğrafyasını kontrol etme noktasında rakiplerine karşı avantaj kazanıyo...;

4. İslam Dünyası İstanbul Ödülleri Töreni

  • 16 Haz 2022 - 16 Haz 2022
  • İstanbul -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya İslam Forumu Yetkin Kişiler Grubu Toplantısı 10

  • 15 Haz 2022 - 15 Haz 2022
  • İstanbul -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2022 - 14 Haz 2022
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.