Tahrir’i Yeniden Düşünmek

Makale

Mısır’da yaşanan “özneleştirici” devrimin ardından Mısır yeni bir askeri maskaralık ile “nesneleşme” sürecine sokuldu. Burada sorun İslamcı veya muhafazakâr ...

Mısır’da yaşanan “özneleştirici“ devrimin ardından Mısır yeni bir askeri maskaralık ile “nesneleşme“ sürecine sokuldu. Burada sorun İslamcı veya muhafazakâr bir idarenin darbelenmesi meselesinden daha derin bir konudur. Konuya islamcı, sünni veya muhafazakâr perspektifinden bakarsak idrakimize giydirilen deli gömlekleri ile düşünmeye devam edeceğiz demektir. Konu bir coğrafyanın kendi kimlik ve şahsiyet algısına dairdir. Bir halkın kendisi olup olamama; kendi ben idraki ile düşünüp düşünemem kendisi için kendisi olma sorunudur. Olay daha geniş çerçevede Doğu Akdeniz’in siyaset ve vicdan haritasının yeniden şekillenmesi konusudur. Tahrir’de yaşanan devrimi destekleyenler meseleyi yapısal bağlamda bu manada düşünerek konuya yaklaşmışlardı ve yaklaşmaktalar. İdeolojik bir anlam dünyasının iktidar gibi geçici bir sürece dâhil olmasının yapısal değişim ve dönüşümler yanında teferruat kalacağı aşikârdır. Tahrir özneleşmeyi düşünmek ve hayır demektir!

Tahrir tarihi süreçte asırlık yüklerinden arınmasıydı bir coğrafyanın. Osmanlı sonrasında oluşturulan milliyetçi, sosyalist vs. süreçlerle algısı yönetilen bir toplumsal zamanın, gidişatı kendi tarafına çevirme iradesi ve talebiydi. Tahrir tarihin öznesi olmak iradesiydi. Kendi ülkesinin mazisi içinde kendini yönetecek aklı kendinin belirlemesi, kendi vicdanını ve ruhunu tarihe taşıma iradesiydi Tahrir. Hala da öyle. Zamanı kendinin var oluşsal bir akış haline getirip sadece içinde yaşanmaya çalışılan bir süreler silsilesi olmaktan çıkarma derdiydi Tahrir. Kendi coğrafyasını geri almak ve onu insanlığın faydasına sunmak dileğiydi Tahrir. Son darbe ve sessiz uluslararası toplum Tahrir’in tahir kalmasına izin vermeyen o aklın yeni bir tezahürüdür sadece. Olan çağlayan suya sed vurma çabası, gelen baharı yok etmenin çaresini aramaktır. Ama bahar çiçekleri açtıktan sonra sonbaharın gelemeyeceği aşikârdır. Tahrir’in temsil ettiği devrim ve bahar bugün tanklar, çıkarlar ve uluslararası vurdumduymazlık ve ikiyüzlülükle kuşatılsa da var olma iradesinin önünde bunların ciddi bir manası olmayacaktır. Önemli olan aklıselim ve kalbi selim ile düşünmeye devam etmektir. Mevcut durumu sabırla okumalı ve geleceği bu sabır içinde şekillendirmenin hesabına girmeliyiz. Hesap denildiyse bu hesabın sonunda çıkar olmadığını herkes bilmelidir. Bu vicdan ve umumi fayda hesabına şeffaf bir hesaptır. Tahrir’i yeniden hakiki manasına çevirmek iradesi bizden şu andan sabır ve teenni beklemekte. Tahrir’i düşünmek zamana ve tarihe karşı mesuliyetini düşünmek ve hayır demektir!

Tahrir güce dayalı bir retoriğin karşısında hayatın değerlerle değerlendirilmesi talebiydi. Çıkarların ve ikiyüzlülüklerin her şeyin değer ölçüsü olduğu bir zamana itirazdı Tahrir. Darbe sonrası yaşanan derin sessizlik ve darbe şakşakçılığı da Tahrir’in bu itirazının ne kadar da haklı olduğunu gösterdi. Refah kapısı hemen kapanıverdi Gazze’nin yüzüne gümm diye!!! Suriye’deki zalim alkışlamakta yaşanan yeni anlamsızlığı. Manasını yitirmişlerin düzeninde bundan başka bir şey de beklenemezdi. Tahrir güce karşı hakkı savunmanın sembolüydü. Sistemin yapısına karşı duruştu. Suriye’de de başka bir derd yok esasında. İşin içine sızan modernlerin virüsleri bir yana beklenen budur. Darbenin yanında oturan Ezher şeyhi ve Ortodox patriği vicdan olmaları gereken bir topluma karşı gücün aracı olduklarını göstermekle yetindiler. Güç Mısır’ı kuşatmakta ve Tahrir kirletilen namusunun kurtulacağı zamanı beklemekte. Tahrir’i düşünmek sistemi düşünmek ve hayır demektir!

Tahrir, demokrasi denilen o büyülü zaman çocuğunun elinden tutup müstakbele yürüme talebiydi. Demokrasi sandığı ele geçirmek değil bir ülkenin toptan faydasına talip olmaktır. Bir ülkeyi tüm renkleri ile müstakbele taşımaktır. Demokrasi hukuk ve anayasadır. Demokrasi değerlerle düşünüp yasalarla hareket etmektir. Demokrasi ahlaklı hareket etme zihniyetinin modern adıdır. Yaşanan darbe ise demokrasinin ahlaksız bir hareket ile “halkın talebi ve yararına olarak!!!“ katl edilmesidir. Yeni dönemin darbe teknolojisinde medya destekli halk yığınlarının öne sürülerek arkada kuklacıların çalışmaları vardır. Mısır için önemli olan sandığa gitme hürriyetinin gasp edilmemesi ve sandığın karartılmamasıdır. Bu olmadığı takdirde bu darbenin bir manası kalmaz. Bugün karartılan idare ve değerler yeniden kendisine hayat alanı bulur. Önemli olanın hükümete gelmek olmadığı yaşanması gerekenin hayata değer olmak olduğu bir kere daha görülmüştür. Tahrir ahlaklı hareket talebi olarak kaldığı sürece değerler kendine yeniden ortaya çıkma şansı bulacaktır. Tahrir’i düşünmek değerlerin yeniden değerlenmesini düşünmek ve hayır demektir!

Tahrir temiz siyaset talebidir. Bugün aslında yaşanan darbe Arap Baharı’nın beraatidir. Bu hareketlerin belli çevrelerin planlaması olduğunu söyleyenler bugün ABD ve Avrupa ile birlikte darbeyi sessiz ama umutlu gözlerle izlemekteler. Arap Baharı bu darbe ile kendisini temizlemiştir. Yaşananların belli global çevreleri ne kadar mutlu ettiği bu darbeye verdikleri tepkilerle görülmüştür. Tahrir temiz bir dünya talebidir. Halkın kendi öznesi olma talebine karşı Beşşar Esed’in İslamcıların iktidar çabasının önüne böyle kesilir işte diyerek kendi dikdatoryal mantığını temize çıkarma çabası da bu baharın diğer bir beraatidir. Dikdatörün ağzından ideolojik kılıflara bürünmüş bir halde milletin vicdanı ve aklının değerlerle şekillenmiş iradesinin darbelenmesinin meşru görülmesi garabetidir bu. Tahrir’i düşünmek işte bu düzene karşı düşünmek ve hayır demektir!

Türkiye bu konjonktürde Tahrir’e sahip çıkmalıdır. Ancak Tahrir’e sahip çıkmak demek mevcut Mısır düzeni ile çatışmak değildir. Bilakis siyasi ve diğer unsurlarla Mısır’da derinleşmek demektir. Darbeyi alkışlamamak demek kapıları yüzümüze kapattırmak olmamalıdır. Bu sürecin geçici olduğu unutulmamalıdır. Türkiye tüm Mısır ile muhataptır. Bu konuyu değerlendirirken mezhepçi, ideolojik vesaire kavramların çok itina ile kullanılması zaruridir. Bazılarının ekmeğine yağ sürmenin manası yoktur. Mevcut kurulacak yapı ile ilişkilerin Mısır halkının maslahatı ve sandığın nezahetinin korunması adına çok dikkatli kurgulanması zaruridir.

Türkiye bu konuda geçmişi ve tecrübesi ile şu anda darbezede olan gruplara çok ciddi bir oryantasyon yapıp yaşadıkları travmayı hızla atlatmalarını sağlamalıdır. Bu da konunun sosyoloji politiğinin diğer yönüdür. Bunun yanında Mısır ile devam eden kültür ve ekonomi bazlı ilişkilerin kesintiye uğramaması yukarı da iki maddenin gerçekleşmesi adına hayati önemdedir. Mısır’da Türkiye’nin çok değerli sivil inisiyatifleri vardır. Bunlar bu ülkeyi kılcallarına kadar tanımaktadırlar. Bu unsurların çok iyi organize edilip Türkiye-Mısır ilişkilerinin bu süreçten kalıcı zarar görmeden sahili selamete taşınması önemlidir. Üzüntümüzü ve duygularımızı derhal vicdanımızın bahçesine gömüp müstakbele bakmalıyız. Mısır halkının ve bölgenin maslahatı bize bunu dayatmaktadır. Sessiz bir uluslararası toplum ve yabancılaşmış bölgesel yapılar arasında yürütülecek siyasetin doğası başka türlü olamaz. Zor oyunu bozar. Kaderin hükmü ise oyunlar üstüdür. Ortadoğu olarak adlandırılan bölgedeki kaosun aşılması birleştirici ve yapıcı politikalara bağlıdır. Demokrasiyi anlayamayan oryantalist Müslüman imajının ötekileştirmelerine, bölgesel çıkarların her şeyin önüne geçtiği, demokrasi kavramının düpedüz Mısır güncelinde askıya alındığı bir ortamda Türkiye’nin bölgenin vicdanı ve ahlaki hareket aklı olarak zamanın ruhu, çağın gerçekleri, bölgenin çıkmazları ve kendi iç dinamikleri ve sakıncaları noktasından total bir bakışa muhtaç olduğu aşikârdır. Şu anda Mursi dönemi idarecileri cadı avına tabidirler ve Mübarek’in itham edildiği ne varsa onunla itham edileceklerdir. Bu bir rövanştır. Amr Musa’nın hükümet çalışmalarına katıldığı bir ortamda Mısır’da devrimden ve onun değerlerinden bahsedilemeyeceği açıktır. Mısır’ın yeni “Hristiyan başkanı“ devrimin yeniden yoluna döndürüldüğünü iddia etse de olan sadece ve yalnızca her şeyin bölgesel ve küresel temennilere uygun hale getirilmesidir.

Hristiyan vurgumuz bir semavi dini ötekileştirmek adına değil harici bakışların bu anlamda bir şahsa bakışının, demokrasi adına bile olsa, nasıl objektif olamayacağı noktası dile getirmek adınadır. Haçlı Seferlerinden beri süre giden aklın olaya demokrasi gözlüğüyle bakamayacağı açıktır. Kavramların nasıl mahiyet değiştirebileceği Tahrir ile ortadır. Düne kadar bir ülkenin “demokrasi meydanı“ iken bu gün aynı ülkenin “darbe meydanı“ haline gelmiştir Tahrir. “Özgürlük“ kavramının sembolü iken bugün “statükonun“ zafer meydanı olmuştur. Çevredeki monarşik, dikdatöryal veya güvenlik endişesindeki yapılar konuya bu statükonun kendi iktidarlarına sağlayacağı fayda açısından umutla bakmaktalar. Darbeciler ise bir menfaat birlikteliği durumundalar. Sisi ve Mahmud iki temel aktör. İkisi de Mursi’nin atadığı bürokratlar ve darbenin esas iki kahramanı oldular. Bir asker diğer mülkiyeli. Harbiye ve mülkiyenin totalda bir ülke edeceği mülahazasına dikkat etmek gerekir. Sisi’nin Mursi’den daha az dindar veya laik olduğunu sanmıyoruz. Burada sorun değinildiği üzere dini ve milli kavramlardan öte yapı ve sistem konusudur.

Türkiye durumu değerlendirip yol haritasını buna göre belirleyecek tecrübeye sahiptir. Şu an darbeye maruz kalan kesimlerin radikalleşmemesi, sandık yerine silaha sarılmamalarının sağlanması, zamanın adil rüzgârları önünde savrulmaya mahkûm bu darbenin önünde savrulmamaları gereği anlatılmalıdır. Mısır’ın ve halkının iyiliğinin her şeyden önemli olduğu gösterilmelidir. Denize düşen yılana sarılmak zorunda kalmamalıdır. Kendilerini manasız bile olsa hukuk dışı hale getirmemelidirler. Sabır ve ferasetle müstakbele doğru yönelmelidirler. Zor zamanda erdem göstermek sancılı ve acılı olsa da sonuçları çok verimli bir meziyettir. Tahrir’i yeniden düşünüp hayır derken tüm bunları da düşünmek yerinde olacaktır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2607 ) Etkinlik ( 194 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 86 1011
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

Dönemin ABD Başkanı G. Bush himayesinde ve Irak Büyükelçisi J. D. Negroponte başkanlığında 2005’te faaliyetlerine başlayan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin “Küresel Trendler 2040“ raporunda; uluslararası sistem, siyaset, ekonomi, teknoloji, toplumsal gelişim, demografik dinamikler ve çevre gibi başlıca...;

Balkanlarda Türk mevcudiyeti Osmanlı öncesine dayanmakla birlikte, orada Türk varlığının güçlü bir şekilde hissedilmesi ve etkisini göstermesi, Osmanlı dönemine rastlamaktadır. Bu güç etkisinin iki neden bulunmaktadır. İlki, Osmanlıların Avrupa ve Balkanların genelinden farklı bir dini misyona sahip...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...