Afrin’de Kızılelma Yeniden..

Yorum

Afrin’de yüzyıllık bir hesabın görüldüğü bir ortamda bölgesel ve küresel aktörler Türkiye’ye çelme takma yarışına girmiş görünüyorlar. 100 yıl önceyi görmeden bugünü anlamak ve geleceği açıklamak zor görünüyor:...

TASAM sitesinde, 10 Ekim 2017’de yayımlanan yazıda ““İdlib neden önemli?“ sorusuna tarihten cevap arayanlar için Memlûk Devletinin büyük sultanı Baybars'ın Antakya fethine giderken Hama üzerinden Süvediye (Samandağı), Efamiye ve Derbsak (Kırıkhan yakınları) doğrultusunda ordusunu üçe ayırarak izlediği yolla bölgeye girip şehri ele geçirdiği göz önüne getirilirse İdlib'in Hatay bölgesinin güvenliği açısından önemi dikkatlere dokunabilecektir. Nusra varlığı buradaki ana risklerden biri olarak duruyor. Burada PYD veya herhangi bir dost olmayan gücün yer alması sınırlarımızı ve bekamızı (!) doğrudan tehdit edecektir. Bu noktada Afrin de hayati önemde bir yerde duruyor“ Şeklindeki naçiz tespitlerin üzerinden kısa bir süre sonra Afrin operasyonu başladı. Afrin’e harekâtımız sonrası içeride ve dışarıda kopan kıyamet Afrin’in gerçekten de hayati olduğunu gösteriyor. Bu arada İdlib’de Rus uçağı düşürülürken şehitler vermeye başladığımız bir ortamda İran’ın da içinde olduğu grup Afrin’deki harekâtımızı eleştirerek kurumsallaşmış menfaatlerini gözetmeye devam ediyorlar.

Afrin’de yüzyıllık bir hesabın görüldüğü bir ortamda bölgesel ve küresel aktörler Türkiye’ye çelme takma yarışına girmiş görünüyorlar. 100 yıl önceyi görmeden bugünü anlamak ve geleceği açıklamak zor görünüyor:
100 yıl önce hudutların tespitinde esas devletler İngiltere ve Fransa idi. 100 yıl sonra sınırlar yeniden tayin edilmek istenirken belirleyici olmak ABD, AB, Rusya ve hatta Çin bağlamında gelişiyor.
100 yıl önce bölgemiz etnik ve mezhepsel fay hatları ile parçalanarak dizayn edilmek istenmişti, 100 yıl sonra yine aynı konjonktür oluşturularak yeniden bir düzen kurulmak isteniyor.
100 yıl önce hasta adam olarak saldırının merkezinde Türkler vardı, 100 yıl sonra yeniden bölgesi ateşten bir gömleğe dönüştürülen bölgede Türkler yine vaki düzen tertibinin muhalif ve muhatabı olarak bulunuyor.
100 yıl önce Sykes-Picot ile düzenlenmeye çalışılan bölge 100 yıl sonra yeni projelerle ile dizayna çalışılıyor.
100 yıl önce Ermeniler, Rumlar ve Araplar üzerinden kurgulanan oyunda 100 yıl sonra bugün Kürtler bahane edilerek tertipler kuruluyor.
100 yıl önce İsrail'in kurulmasına yol açacak süreç yürütülürken 100 yıl sonra YPG/PKK gibi unsurlar üzerinden yeni bir vesayet devleti çıkarılmaya çalışılıyor. Irak'ta Barzani odağında yaşananlar ve Suriye'deki süreçler ikincinin birinciyle bağını göstererek gelişmeye çalışıyor.
100 yıl önce Osmanlı bölgedeki olması istenen gelişmelerin en büyük engeli idi, bu nedenle sürece mani olduğundan her türlü tertip ile üzerine geliniyordu, 100 yıl sonranın Türkiye’si de bölgedeki gelişmelerde yine bir engel olarak görülüyor ve arzu edilen gelişmelere yol açmak için türlü tertipler sürüp gidiyor.
100 yıl önce çarpışarak gerileyen ve güvenliği bu suretle içeri doğru küçülerek sağlayan Türkler 100 yıl sonra Fırat Kalkanı ve Afrin çıkışları ile tehditlere sınırları dışında cevap veren bir terör siyaseti ile cevap veriyor. Zeytin Dalını uzattıklarımız 100 yıl önce bize hasta adam diyen ve 1000 yıl evvel Haçlı ruhuyla gelenlerin fikri takipçisi olduklarından asırlık fay hatlarında denge siyasetinin sürdüğünü söylemek yanlış olmayacaktır.
100 yıl önce merkezde petrol vardı 100 yıl sonra da petrol ve gaz odağında bir çatışmayı yaşıyoruz. 100 yıl önce Osmanlı Devletini yıkarak yaşanan bölünme şimdi Osmanlı sonrası devirde 100 yıl sonra daha alt bölünmeler şeklinde sürdürülmek isteniyor. Araplar yine darmadağın, Türkler yine iç ve dış gailelerle meşgul edilmek suretiyle dizayn teşebbüsü devam ediyor.
Afrin özelinde yaşananlar bunları düşündürürken, bu operasyon ile 100 yıl sonraki bir oyunun/stratejinin taktiksel bir ayağı düşürülmüş olacaktır. Afrin'deki uzun zamandır süren PKK varlığı, bunun güncel yenilemesi olan PYD/SDG yapıları böylece derin bir darbe yiyecek ve Suriye sınırındaki PKK varlığı ciddi bir zaafa düşürülmüş olacaktır.

İşte bu manzara karşısında Afrin’e giden tankın üzerinden nereye diye sorulan soruya Kızılelma’ya cevabı geldi. Mevcut malumat içinde asırlık hesap ve malumat içinde bu cevabın muhasebesini gündelik ajanlarla görmeye çalışmak bizi ve meseleyi bir yere taşımadı.

Peki, ne için Kızılelma?
Hatırlamak unutturulana yeniden yönelmektir. Rapunzel masalında küçük kızın ışık feneri üzerinden altın saçları sebebiyle çalındığı ailesiyle arasındaki bağı yaşatması ve hatırlaması gibidir bu… Tarih ve ülkü bize bizi hatırlatan fener gibidirler.

Atsız, ülkünün bir milleti mensubiyet ve mesuliyet sahibi yaptığından bahseder. Bu ülkünün fikri ifadesi yanında semboller dünyasında da kendisine imge ve simgeler oluşturduğu ise aşikârdır. Ülküsüzlüğün bizi milli birey olmaktan uzviyete irca edeceği ise ortadır. İşte bu cümleden Atsız Kızılelma remzi üzerinden bu durumu ele alır: Bir topluluktan ortak ülküyü kaldırın, insanların hayvanlaştığını görürsünüz. Ortak düşüncesi olmayan toplulukta, herkes, yalnız kendi çıkar ve zevkini düşünür. Böyle bir toplulukta fedakârlık, saygı, nezaket kalmaz. Bencillik, kabalık, rüşvet, iltimas ve namussuzluğun türküsü alır yürür. Maddileşmiş bir insan vatan için ölür mü? Bencil bir insan muhtaçlara yardım eder mi? Milletine inanmayan bir adam yabancı ile işbirliği yapmaz mı? Erdemi gülünç bulan birisi çalıp çırpmaz mı? Kızılelma, Türk milletinin manevi besinidir. Açlar yiyecek bulamadıkları zaman nasıl faydasız, zararlı, hatta zehirli nesneleri yerlerse; Türk milleti de “Kızılelma“ kendisine yasak edildiği için Marksizm ve kozmopolitizm gibi zararlı ve zehirli fikirlere el uzatıyor. Kızılelma meselesini ajite etmeden bu millet-mefkûre bağlamında var olan birey noktasında okuyarak değerlendirmek isabetli görünüyor.

Merhum Nevzat Kösoğlu’na göre, Kızılelma, Türk milletinin tarihî ülkülerini temsil eden bir kavramdır. Türk ülkücülüğünün Kızılelma’sı, sabit ve belirli bir şey yahut yer değildir; soyut bir ülkü kavramıdır. Her dönemin kültürü, gerilim gücüne göre onu isimlendirir, somut bir hedefle belirler ve anlamlandırır. O zamanın Kızılelma’sı bilinen bir yer olur; ancak, oraya varıldığında Kızılelma ele geçirilmiş olmaz. Kızılelma bu defa, daha ileride ve yine belirli bir yere gider: Ona hiçbir zaman ulaşılamaz. Kültürün Kızılelma hasreti yahut hırsı, her seferinde ülküsünü yenileyerek toplumu ileri sevk eder. Türk milletinin yükseliş dönemlerinde Kızılelma, cihan hâkimiyeti ülküsü olarak algılanmıştır. Dündar Taşer için de Türk cihan hâkimiyeti ülküsü bizim Kızılelma’mızdır. Galip Erdem merhum da ülküyü bir güzele güzeli de mitolojimizdeki Kızılelma’ya benzetmişti.

Nevzat Kösoğlu Kızılelma üzerinden çok önemli bir tespitte bulunur. Kızılelma’nın mefkûrenin bir remzi olduğunu göstererek, yükseliş dönemlerinde, bütün insanlığa nizam vermek (nizam-ı âlem ve cihan hâkimiyeti ülküsü), Allah’ın adını yüceltmek (i’lâ-yı kelimetullah) gibi büyük iddialar ifade eden Kızılelma ülküsü, toplumsal gerilimin düştüğü gerileme dönemlerinde sönmeye ve unutulmaya başlar tespitleriyle rüzgârda savrulmamak için her millet fertlerinin tutunacak böyle değerlere muhtaç olduğunu anlatır. Bunun bazı dönemlerde sönmesi ve bundan bahsedilenlerinse kâfi oranda anlaşılamaması kavram dünyasındaki bu nakisayla ilgilidir. Kızılelma meselesi ideolojinin değil millet olma gerçeğinin ve onun ülküsünün ifadesidir.
“Yiğitler kan döker, bayrak solmaya, Anadolu başlar, vatan olmaya... Kızılelma'ya hey... Kızılelma'ya!!! En güzel marşını vurmadan mehter Ya Allah... Bismillâh... Allahuekber!“ mısralarında Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Kızılelma’nın vatan, millet, bayrak ve devlet olduğunu anlatırken bu konudaki tartışmaları mecrasından çıkarmanın manasızlığını da gösterir.

Güncelle birleştirecek olursak “Atası ekşi elma yese, oğlunun dişi kamaşır.“ derler atalar sözünde. Ataları Kızılelma’yı ülkü/mefkûre edenlerin evlatlarının bunun müteakip zuhuratından masun kalması düşünülemez. Sığ siyasi kavgaların içine büyük kavramları sıkıştırmaya çalışmak abesle iştigal oluyor. Kızılelma, milliyetçi camianın kavram ve fikir dünyasında korunarak günümüze ulaşan, buna mukabil milletimizin umumi hissiyatında mefhumundaki mana ile var olan bir gerçeğin adıdır. Selçuklu ve Osmanlı’ya mirasçı, Mustafa Kemal Atatürk ile emperyalizme karşı durmuş milletin torunlarının dedelerinin Kızılelma’sından dişi kamaşmadan bu coğrafyada yaşaması muhal görünüyor. BAE dışişleri bakanının “Erdoğan’ın dedeleri“ atfı da bu cümleden okunmalıdır. Bu cümleden meşru lafızlar üzerinden gayrı meşru eleştiri yapanlara dikkat etmek de gerekir. Özgürlük bahanesiyle, o sütre altında dinimizi otoriter gösterip doğrudan diyemediklerini örtülü riyakarlıkla ifade edenler, savaşa karşıyız diyerek siyasi rant arayanlar da bu cümleden görülebilir.

Türkün nizam kuran ve yaşatan liyakatinden mahrum kalan bölgemiz güncel siyasetin ötesinde Türk Devleti’nin bin yıllık tecrübesiyle meseleyi hatırladığında bölgemiz için Kızılelma’nın bir nizam ve düzen davası olduğu ortaya çıkacaktır.
Masallarda bittiği üzere bitirelim gökten düştü üç elma. Bir söyleyene, bir dinleyene, biri bana…

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2683 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 631
Asya 98 1060
Avrupa 22 638
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1369 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 290
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1293 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 512
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2033 ) Etkinlik ( 80 )
Alanlar
Türkiye 80 2033

Gramsci’nin yıllar önce işaret ettiği gibi “eski düzenin ölmeye başladığı ancak yeni bir düzenin doğamadığı” hegemonsuz bir ara döneme (interregnum) doğru ilerliyoruz. Ben bunu “küresel bir fetret devri” olarak tanımlıyorum. Modern sonrası çağa geçişte yakalandığımız ara bir dönem bu. Küresel hegem...;

Çoğumuz çocukluğumuzdan bu yana duyduğumuz kabotaj kelimesinin yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti için ne anlama geldiğinin pek farkında değilizdir. Kabotaj, yüzyıllardır Osmanlıyı sömüren kapitülasyonların, yani ülkenin sömürülmesi için yabancılara izin verilen bir hakkın adıdır. Bu imtiyaz ile yaban...;

Son yıllarda iklimler ve ekosistemler üzerindeki değişimler nedeniyle uluslararası kamuoyunda iklimsel değişiklikler üzerine sıkça yorumlar ve tartışmalar gündeme gelmektedir. Konuyla ilgili insan ya da ekosistem merkezli olmak üzere ekonomik, sosyal ve ya politik endişelere sahip olan çeşitli görüş...;

Bu makalede Turgut Özal dönemi (1983-1993) Türkiye’nin Orta Asya/Türkistan politikası ele alınmaktadır. Söz konusu zaman dilimi Özal’ın başbakanlık (1983-1991) ve cumhurbaşkanlığı (1991-1993) dönemlerini kapsamaktadır. Turgut Özal dönemi Soğuk Savaş yıllarının aksine Türkiye’nin Türkistan politikası...;

Avrupa Birliği (AB)'nden ayrılarak tarihinde yeni bir sayfa açan Birleşik Krallık, aktif bir küresel oyuncu olarak rolünü yeniden tanımlamak istemekte ve vizyon ve stratejisini kendisinin belirlediği güvenlik, savunma, kalkınma, uluslararası ilişkiler alanında yeni arayışlar içerisinde bulunmaktadır...;

“Şayet Türkler olmasaydı Rus tarihi en azından 1000 yıldır boşluk içinde kalırdı!” demek yanlış sayılamaz. Zira Türk-Rus ilişkilerinin tarihi, yüzyıllardır birbiriyle komşuluk yanında aynı bölgeyi ve hatta aynı devleti paylaşan, bugün dahi paylaşmaya devam eden eşine az rastlanır bir ilişkiler yumağ...;

Dünya İslâm Forumu ve İslâm Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Platformu (ISTTP) tarafından, dördüncü defa verilecek olan İslâm Dünyası İstanbul Ödülleri açıklandı.;

II. Dünya Savaşı sonrasında ABD ve Birleşik Krallık tarafından temeli atılan Beş Göz ittifakı, Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki teknik istihbarat iş birliği mekanizmasıdır. Sorumluluk sahaları açıkça beyan edilmese de üye ülkelerin dünyanın belirli bölgelerine yön...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • DTB Hilton İstanbul Topkapı Otel -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.