Türk Think Tankler, Türkiye 2023 Vizyonu ve Katip Çelebi Arasındaki Bağlantı

Haber

Türkiye’nin önüne gelmiş bulunan tarihin sürüklediği liderlik fırsatının yeterince algılandığını zannetmiyorum. Bu fırsatın önümüzde olduğunu, bundan rahatsız olan birço...

Türkiye’nin önüne gelmiş bulunan tarihin sürüklediği liderlik fırsatının yeterince algılandığını zannetmiyorum. Bu fırsatın önümüzde olduğunu, bundan rahatsız olan birçok ülke tarafından yapılan karşı çalışmalardan ve geliştirilen stratejilerden anlamak mümkündür. Sayın Başbakanımızın yapmış olduğu Afrika gezisinin hemen akabinde Fransa’nın Mali’de müslümanlara karşı giriştiği modern dünyanın “düzenleyici ve özgürleştirici“ müdahalesi o bölgelerde hüküm süren anlayışın kimlerin elinde olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Mali’deki gelişmelere tarihin katmanlarından bakmak başlıklı TASAM Düşünce kuruluşunun web sayfasında yayınlanan Prof. Dr. Altan Çetin’in yazısını dikkatle okumanızı öneririm.

Bu noktada ülkemizin rekabet ettiği ülkelerle karşılaştırıldığında en büyük eksiklerden birisi üretilen düşüncelerin çok az sayıda olmasıdır. Ne yazık ki ülkede bugüne kadar yerleşmiş olan alışkanlıklar 5-10 yıl içerisinde terk edilemiyor. Ülkenin ilerleme hızını birçok kesim yakalamakta zorluk çekiyor, bu hıza uygun fikir üretilmekte geç kalınıyor.

Türkiye’nin önünde bir türlü çözemediği herkesçe bilinen sorunları olduğu halde bu konuda fikir üreten düşünce kuruluşlarının azlığı önemli bir eksikliktir. Bundan dolayı tam olarak saptanamayan sorunların ne olduğu halen açık ve net olarak bilinmediği gibi ülkeyi yöneten siyasi kadrolarında malzeme eksikliğinden dolayı strateji üretmekte zorlandığını görüyoruz. Türkiye 2023 Vizyonu ile Middle Power konumundan Süper Power konumuna sıçrama yapmayı hedefliyor, fakat bu konuda ülkenin birçok birimleri halen bu hedefe inanmakta zorluk çektikleri gibi, fikir ve strateji üretmek açısından da en düşük düzeyde katılım sağlıyorlar.

Ülkemizde fikir üretip çözüm sunmak yerine en kolay yol olan eleştirmek daima tercih ediliyor. İktidarda olan bir partinin karşısında çözümleri ile alternatif eleştiri yapan bir muhalefet yerine sürekli tehdit eden ve sadece eleştirmekle kalan bir muhalefet anlayışı çok büyük bir eksiklik. Sayın Başbakan’ın ben muhalefetten bile gelse bu ülkenin önünü açacak güzel fikirlere kapalı olduğunu hiç zannetmiyorum. Bu samimiyetini İstanbul Belediye Başkanlığı yaparken kendisinden önce başlatılmış birçok güzel projeye sahip çıkarak geçmişte birçok kez kanıtladığını düşünüyorum.

Ülkemizdeki düşünce kuruluşları maalesef büyük oranda maddi sıkıntılarla boğuşuyorlar ve aldıkları teşvikler devlet bürokrasisi tarafından ne yazıkki tabiri caiz ise çöpe atılan para olarak kabul ediliyor. Halbuki fikir üretmek için o teşvikleri almaları gerekiyor. Bu kuruluşlar tarafından üretilen fikirler ne kadar çok olursa alternatif stratejilerin üretilmesine inanılmaz katkı sağlayacağı belki anlaşılmadığı için önlerindeki engeller nedense bir türlü açılmıyor. Türkiye’nin ihtiyacı olan bağımsız fikir üreten düşünce kuruluşlarının hızla artması gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında üniversite ve iş dünyası işbirliğinin bu tür düşünce kuruluşlarının oluşmasında önemli bir rol üstlenmesi gözardı edilemez. Önemli STK’larında yazmış oldukları raporları üretirken kaynak yaratmada sorunlar yaşadığını, telif haklarını ancak çok düşük düzeylerde ödeyebildiklerini biliyoruz. Bu raporların yazılmasında emeği geçenlerin gerçekten ülkeye hizmet ettiklerini düşünerek maddi beklentileri gözardı ettiklerini kendim birçok kez müşahede ettim. Keşke bu güzel insanlara daha fazla telif hakkı ödeme imkanı olsaydı, ne güzel olurdu. Maalesef bu lezzeti yaşamaktan hep yoksun kaldık ve içimizde bir uhde olarak kalacak gibi duruyor.

Düşünce kuruluşlarına yapılabilecek en büyük kötülük taraflı rapor üretmesini beklemektir. Ülkemizde nedense serbest ve tarafsız fikir üretme psikolojik bariyeri bir türlü aşılamıyor. Herkesin geçmişten gelen beyinlerinin kıvrımlarına kadar işlemiş korku ve çekinceler bir türlü silinip atılamıyor. Daha düne kadar yaşanan olaylar ister istemez devlete olan güvenin istenen düzeye gelmesinde önemli engel teşkil ediyor. Yeni Anayasa bu güvencelerin sağlanması ve ülkede fikir üretmenin önünü açacak şekilde bireysel hakları ve hukuku koruyan bir yapıyı muhakkak ve muhakkak içermelidir.

Burada Doç.Dr. Ali Resul Usul tarafından yazılmış olan ve saygın bir yayınevi olan Routledge tarafından basılan “Democracy in Turkey The Impact of EU Political Conditionality“ adlı kitaptan bahsetmek isterim. Sayın Hocam haklı olarak kitabında Türkiye’de demokrasinin pekişmediğinden yola çıkarak AB’nin Türkiye’deki demokrasinin gelişmesine ne derece etkili olduğu veya olmaya çalıştığını 20 yıllık bir süreçte ele alarak detaylı bir şekilde incelemiş. Çok değer verdiğim bir akademisyenin elinden çıkmış bu değerli kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim. AB’ye kabul sürecinde önümüze sürülen kriterler , Türkiye’nin değişime karşı koyan kendi iç dinamikleri ve Türkiye’nin üyeliğe kabul sürecindeki belirsizliklerden dolayı ülkemizin neden halen özlenen AB düzeyinde demokratik bir yapıya kavuşamadığının önemli ipuçlarını veriyor.

SETA adlı düşünce kuruluşunun web sayfasındaki hakkımızda yazısı şöyle bir içeriğe sahip:

“SETA’nın amacı, ulusal, bölgesel ve uluslararası sorunlara yönelik çalışmalar yapmak ve bunları kamuoyuna sunmaktır. SETA, siyaset, ekonomi ve toplum-kültür alanlarında bilgi üretmeyi ve üretilen bilimsel bilgiyi sorun çözücü formüller halinde sunmayı hedefler. ulusal ve küresel sorunları tarihi ve kültürel bir derinlik içerisinde ele alan SETA, bugüne yönelik bilgi üretiminin yanı sıra, geleceğe yönelik projeksiyonlarda da bulunmayı amaçlar. Bilgi-temelli bir kurum olan SETA, uluslararası bilim standartlarına uygun ve partizan kaygılardan uzak bir şekilde, farklı görüşleri bir araya getirerek bir diyalog platformu vazifesi görür ve bir ortak aklın inşasına katkıda bulunur. SETA’nın kısa ve orta vadedeki çalışmaları ve belli periyotlarla yayınladığı raporları, Türkiye’deki bilgi ve tahlil seviyesini yükselterek, karar verme mekanizmalarına olumlu katkıda bulunmayı da hedefler.“

Altını çizdiğim vurgular yukarıda anlatmak istediğim tarafsız düşünce üretme isteğinin bu tür düşünce kuruluşlarının zaten kuruluş amaçlarından birisi olarak yer aldığını gösteriyor. Ehil ve liyakat sahibi kişilerin arasında farklılık gözetmeden düşüncelerine saygı duyulması ve sahip çıkılması bir düşünce kuruluşunun en temel amaçlarından birisi olmalıdır.

Bir araştırma yaptığınızda Wikipedia da Türk düşünce kuruluşları hakkında yazılanlar aynen aşağıdaki gibidir:

Turkey

Turkish think tanks are relatively new. Many of them are sister organizations of a political party or a company. University think tanks are not typical think tanks. Most Turkish think tanks provide research and ideas, yet they play less important roles in policy making when compared with American think tanks. There are at least 20 think tanks in the country.

Ülkemizde burada bahsi geçen 20 düşünce kuruluşundan daha fazla, yaklaşık 38 tane düşünce kuruluşu(Think Tank) bulunuyor. Bunların içerisinde ciddi çalışma yapabilenlerin sayısı bir elin beş parmağını maalesef geçmiyor. Bu kuruluşlarında ülkenin politika üreten siyasilerine ne kadar katkısı olacağı aşikardır. Yapılan bir araştırmada saptanan dünyadaki Think Tanklerin kıtalara dağılımına göre sayısına bakacak olursak:

Afrika 548 ( %8)

Asya 1200 ( %18)

Avrupa 1757 (%27)

Latin Amerika ve Karayipler 690 (%11)

Orta Doğu ve Kuzey Afrika 333 (%5)

Kuzey Amerika 1913 (% 30)

Güney Pasifik Adaları 39 (% 1)

Burada Güney Pasifik Adaları gibi minik ülkelerin toplam düşünce kuruluşundan biraz daha az sayıda bir düşünce kuruluşu sayısının ülkemizde olması çok enteresan. Middle Power konumunda olan ülkemizin dünyanın 16. Büyük ekonomisi olması ile ters düşen oranda düşünce üreten kuruluşunun olması üzerinde durulması gereken en önemli eksiklerden birisidir. Özellikle 2023 yılı vizyonu ile örtüşmeyen bu durumun en kısa sürede aşılması gerektiğini düşünüyorum.

En çok Think Tank kuruluşuna sahip 25 ülkenin aşağıdaki sıralaması ise hayli ilginç.

1. Amerika 1816

2. Çin 425

3. Hindistan 292

4. İngiltere 278

5. Almanya 191

6. Fransa 176

7. Arjantin 131

8. Rusya 112

9. Japonya 103

10. Kanada 97

11. Italya 90

12.Güney Afrika 85

13. Brezilya 81

14. İsviçre 66

15. İsveç 65

16. Meksika 57

17.İspanya 55

18. Romanya 54

19. İsrail 54

20. Kenya 53

20. Hollanda 53

22. Tayvan 52

22. Belçika 52

23. Bolivya 51

24. Ukrayna 47

2012 yılında dünyanın en büyük ekonomileri sıralamasına giren ülkelerin bu listede aşağı yukarı eşdeğer şekilde yer alması ülkenin ekonomik gelişmesi ve düşünce kuruluşlarının sayısı arasında bir bağlantı olduğuna işaret ediyor. Düşünce kuruluşları hizmet yani fikir üreten kuruluşlar oldukları için öncelikle onlara bu kaynakları aktaracak imkanların sağlanması gerekiyor. Dünyanın 16. Büyük ekonomisi olarak 2023 yılında ilk ona girmeye çalışan Türkiye’de hem iş dünyası ve hemde devlet bürokrasisi bu konuda çok cimri davranıyor. Özellikle belli bir düzeye gelmiş ve küresel boyutta projeler yapan iş dünyasının bu konuda daha aktif rol alması ve ülkenin önünü açacak raporları hazırlatarak ülkeyi yöneten siyasi kadrolara sunması beklenir.

Türkiye’den TESEV adlı vakfın kurucuları ve yönetim kadrosuna bakıldığında yukarıdaki söylemlerimizi doğrular şekilde iş dünyasından birçok tanınan iş adamının ismine rastlamanız mümkündür.

Önemli STK’ların kurmuş oldukları vakıflar aracılığı ile düşünce üretme girişimlerinin önemli bir ölçüde vizyon ve maddi destek eksikliğinden dolayı istenen düzeye bir türlü gelmediğini müşahede ediyoruz.

2012 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisine sahip ülkeler sıralamasına ve Think Tank sayısına göre dünyada hangi sırada yer aldıklarına bir göz atalım:

1. Amerika 1816 Think Tank Kuruluşu(1. Sırada)

GSYH 15.29 trilyon dolar ..

2. Çin 425 Think Tank Kuruluşu (2. Sırada)

GSYH 11.4 trilyon dolar .

3. Hindistan 292 Think Tank Kuruluşu(3. Sırada)

GSYH 4.5 trilyon dolar.

4. Japonya 103 Think Tank Kuruluşu(9. Sırada)

GSYH 4.49 trilyon dolar.

5. Almanya 191 Think Tank Kuruluşu (5. Sırada)

GSYH 3.13 trilyon dolar.

6. Rusya 112 Think Tank kuruluşu(8. Sırada)

GSYH 2.4 trilyon dolar.

7. Brezilya 81 Think Tank kuruluşu(13. Sırada)

GSYH 2.32 trilyon dolar.

8. İngiltere 278 Think Tank kuruluşu(4. Sırada)

GSYH 2.29 trilyon dolar.

9. Fransa 176 Think Tank kuruluşu(6. Sırada)

GSYH 2.24 trilyon dolar.

10. İtalya 90 Think Tank kuruluşu(11. Sırada)

GSYH 1.68 trilyon dolar..

Bu sıralamada sadece Brezilya ekonomik büyüklüğü ile Think Tank kuruluşu sayısı bakımından 13. Sırada yer alması ile biraz farklı görüntü vermesine rağmen diğer ülkelerin ilk onun içinde yer alması ülkenin ekonomik büyüklüğü ile düşünce kuruluşu sayısı arasında bir ilişki olduğunu göstermesi açısından önemli bir veri olarak duruyor.

Türkiye kendisinden daha düşük bir ekonomik büyüklüğe sahip Arjantin, Güney Afrika, Hollanda gibi ülkelerin daha fazla düşünce kuruluşuna sahip olmasını iyi etüd etmelidir. Çünkü bu ülkeler ekonomik büyüklük açısından Türkiye’den daha sonra gelmelerine rağmen ülkedeki fikir üretme platformlarının gelişmiş olması, demokratik bir ortamın sağlanması ve diğer önemli farklılıklar bu ülkeleri düşünce kuruluşları sayısı bakımından listede daha yukarıya taşımış faktörler olarak kabul edilebilirler.

Düşünce kuruluşlarının ülkeye ne tür bir faydası olduğunu sorgulamamız gerekiyorsa bu konuda en iyiyi örnek almakta fayda var. Aşağıda gördüğünüz dünyadaki en iyi 25 Think Tank listesinde Amerika’nın 12 yani %50 oranında düşünce kuruluşunun yer almasından yola çıkarsak doğru adrese gitmiş oluruz.

Top 25 Think Tanks – Worldwide (Tüm dünya)

1. Brookings Institution, (United States)

2. Council on Foreign Relations, (United States)

3. Carnegie Endowment for International Peace, (United States)

4. Chatham House (AKA The Royal Institute of International Affairs),(United Kingdom)

5. Amnesty International, (United Kingdom)

6. RAND Corporation, (United States)

7. Center for Strategic and International Studies, (United States)

8. Heritage Foundation, (United States)

9. Transparency International, (Germany)

10. Peterson Inst. for International Economics (FNA) Institute for International Economics, (UnitedS tates)

11. International Crisis Group, (Belgium)

12. Cato Institute, (United States)

13. American Enterprise Institute for Public Policy Research (AEI),(United States)

14. International Institute for Strategic Studies, (United Kingdom)

15. Centre for European Policy Studies (CEPS), (Belgium)

16. Human Rights Watch, (United Kingdom)

17. Woodrow Wilson International Center for Scholars, (United States)

18. Bruegel, (Belgium)

19. Adam Smith Institute, (United Kingdom)

20. Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI), (Sweden)

21. Open Society Institute, (Hungary)

22. Urban Institute, (United States)

23. Center for Global Development, (United States)

24. Chinese Academy of Social Sciences (CASS), (China)

25. Fraser Institute, (Canada)

Bu konuda en iyi örnek olarak gösterebileceğimiz ABD’nin think tank kuruluşları mesela dış politika üretimini beş ayrı yoldan etkiliyorlar:

  • Dış politikada yeni düşünceler ve alternatifler üretmeleri:

Think Tank kuruluşları, dış politika üreticilerinin dünyaya bakış açısına yeni fikirler katmanın yanı sıra Amerika’nın ulusal güvenlik çıkarlarına ilişkin düşüncelerin ve algının değişimini de sağlayabilir. Nitekim bu kurumlar, önceliklerin belirlenmesinde, çalışma takvimlerinin hazırlanmasında, siyasi koalisyonların ve protokollerin oluşturulmasında ve yeni başkanlık seçimlerinde etkili olurlar.

  • Hükümette çalışmaya hazır uzman sağlamaları:

Kuruluşlar, hükümet yetkililerine yeni düşünceler sunmanın yanı sıra yeni yönetimlerde ve Kongre’ye bağlı görevli personeli içerisinde hizmet sunmak üzere birçok uzman da sağlarlar. Araştırma merkezlerinin bu hizmeti gerçekten de Amerikan siyaseti açısından oldukça önemlidir. Zira ABD’deki yönetim değişikliği yüzlerce orta düzeydeki görevlinin değişimini beraberinde getirmektedir. Yine bu gibi durumlarda yürütme organlarındaki üst düzey yetkililer de değişir. İşte Tink Tank kuruluşları, başkanların ve bakanların bu açığını kapatırlar.

  • Üst düzeyde tartışma ortamı hazırlamaları:

Think Tank kuruluşları, Amerika’nın dış politika seçenekleri çerçevesinde bir uzlaşmaya varılamaması durumunda ortak anlayışın geliştirilmesi konusunda da rol oynarlar. Nitekim ABD’nin dış politikasının belirlenmesinde dış politika uzmanları çevresinde güçlü destek bulmayan inisiyatifin devam edebilmesi mümkün değildir. İşte Think Tank kuruluşları da bu noktada Amerikan yetkililerine parti dışı imkânlar sunarak yeni projeleri ilan etme, o anki politikayı açıklama ve yeni politikaların olası tepkilerinin denenmesi hususunda imkanı sağlarlar. Think Tank kuruluşları ülkeyi ziyaret eden yabancı kişilere de topluluk önünde konuşma şartları sağlar.

  • ABD vatandaşlarını dünya hakkında bilgilendirmeleri

Think Tank kuruluşları, sivil Amerikan kültürünün gelişimine de katkıda bulunur. Kuruluşlar Amerikan vatandaşlarını yaşadıkları dünya hakkında bilgilendirir. Nitekim küreselleşme sürecinde kitleler arası iletişim her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Toplumun birbirine daha fazla kenetlenmesi, uluslar arası güçler ve olaylar konusunda Amerikan vatandaşlarını daha fazla etkilemeye başlamış; vatandaşlar iç ve dış politika konusunda daha fazla ilgili tavır takınmıştır.

  • Arabuluculuk ve çatışmaların çözülmesi konusunda resmi çabaları tamamlayıcı imkanlar sağlama:

Think Tank kuruluşları hassas diyalogları gözetim altına alarak ABD dış politikasında da etkin rol oynarlar. Bu kurumlar kimi zaman anlaşmazlık halinde olan taraflar için üçünü bir taraf sağlarlar. Nitekim Amerikan Barış Enstitüsü (American Peace Institution) Kongre’nin kendisine tanıdığı görev gereği çeşitli pazarlıkları kolaylaştırmıştır. Yine aynı enstitü anlık diplomatik olaylar ve çeşitli krizlerin yönetimi ve çözümü noktasında Amerikalı resmi diplomatlar yetiştirmektedir.

Yine think tank kuruluşları resmi olmayan ancak barışı sağlama konusunda önemli projeler üretebilir. Bu projeler genel olarak çatışma, anlaşmazlık ve karşıtlığın yükseldiği bölgelerde, özellikle de savaş bölgelerinde belirginleşir. Bu çerçevede bazen Amerikan hükümetinin çabalarını tamamlayıcı bazen ise Amerika’nın resmi olarak var olamayacağı yerlerde alternatif inisiyatifler yürütülür.

Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde uyguladığı A ve B planları varken Süper Power konumundaki ülkelerin sahip oldukları Think Tank ler tarafından üretilen iç ve dış siyasetlerinde kullanabilecekleri A,B,C,D,E,F planları olduğunu söylersek haksızlık etmemiş oluruz düşüncesindeyim.

Ülkemizde Yeni Anayasa ile düşünce özgürlüğünün ve değişik fikirler üretilmesinin önünün açılması umulanın aksine inanılmaz faydalar sağlayacaktır.

Türk Think Tanklerinin yani düşünce üreten kuruluşların bence örnek alması gereken sembol kişilik Osmanlı düşünürü Katip Çelebi’dir. Katip Çelebi maalesef ülkemizde birçok kez Evliya Çelebi ile karıştırılan bir devlet adamı ve düşünürdür. Vikipedi ansiklopedisinde kendisi hakkında aşağıdaki bilgiler veriliyor.

Kâtip Çelebi ya da Hacı Halife (d. Şubat 1609,İstanbul - ö. 6 Ekim 1657,İstanbul) tarih,coğrafya,bibliyografya ve biyografya ile ilgili çalışmalar yapmış Türk-Osmanlı bilim adamı ve aydını. Dünya bilim literatüründe en ünlü ve bilinen eseri; İslam dünyasının en değerli yapıtlarını içeren 15,000 kitabı ve 10,000 müellifi (yazar) alfabetik dizin sistemine göre tanıtan Keşf ez-zunûn ‘an esâmî el-kutub ve-l-fünûn ve daha sonra İbrahim Müteferrika tarafından basılan ünlü coğrafya ansiklopedisi Cihannüma ile tanınır.

En önemli eseri “Keşf ez-Zunûn“ adlı eseridir. Bu eserinde Çelebi’nin kitap okuma merakını anlatabilecek, 14.500 kitap ve risalenin adı ve yazarı verilmiştir. 2009 yılında Katip Çelebi’nin 400. doğum yılında, UNESCO’nun katkılarıyla tekrardan basılan “Cihannüma“ adlı kitabı tüm dünyada okunmaya devam etmektedir.

Kendisinin Keşf ez-Zunûn kitabı hakkında Chicago ve Michigan Üniversitelerinde araştırmalar yapan Prof. Cornell Fleitscher ve Doç.Dr. Gottfired Hagen dahi yaptıkları araştırmalarda bu muhteşem eseri nasıl ortaya koyduğunu ne yazık ki bulamadıklarını ifade etmişlerdir.

Katip Çelebi’nin yaşadığı devirde devletin yaşadığı sıkıntılara çözüm sunmak için Osmanlı Sarayına sunulmak üzere hazırladığı raporları zamanın bürokratlarına verirken kendisine kim tarafından böyle bir yetki verildiği şeklinde küçültücü şekilde yaklaşılması üzerine bürokratlara “ Ben öldükten sonra Allah’ın verdiği yetenekleri doğru yerde kullanıp gördüklerimi ve düşündüklerimi ortaya koyup koymadığım sorgulandığında bu raporlar benim şahidim olacaktır“ şeklinde verdiği cevap üzerinde çok düşünülmesi gereken ve inanılmaz derinlik içeren bir mesajdır…..

Kısacık ömrüne muhteşem eserler sığdıran ve 48 yaşında vefat eden bu müstesna bilim adamı hakkında TRT’nin hazırladığı güzel belgeseli aşağıdaki linkten izlemeniz ne demek istediğimi daha güzel anlatacaktır. TRT’yi böyle bir belgesel hazırladığı için ayrıca tebrik etmek gerekir.

TRT Katip Çelebi Belgeseli

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki, yasa dışı yerleşim, yıkım, zorla yerinden etme, müsadere, tahliye politikalarında bir değişiklik yok. 1967’den beri devam eden bu durum, hiç kuşkusuz sistematik bir devlet politikası ve bu politikaları uygularken kendi hukuk sistemini de sonuna kadar kullanm...;

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından beri her yıl düzenli olarak verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü yıl ödülleri (2021) 04 Kasım 2021 Perşembe akşamı DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi’nde saat 19.30’daki gala yemeğinin a...;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO“ teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilecek. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.