Ürdün’den Arap Baharına Bakmak

Makale

Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ile Ürdün Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi arasında üç yıldır düzenlenen Türk-Arap İlişkileri Sempozyumları zincirinin üçüncüsü...

Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ile Ürdün Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi arasında üç yıldır düzenlenen Türk-Arap İlişkileri Sempozyumları zincirinin üçüncüsü “Arap Baharı’nın Gölgesinde Türk Arap İlişkileri“ başlığı ile 13-14 Mayıs 2012 tarihinde Amman’da gerçekleştirildi. Arap ve Türk akademisyenler, siyasetçiler ve ilgililer, bu forumda, gelişmeleri son varılan noktadan, görülenler dâhilinde ele aldılar. Tarihin tortuları, yılların birikimi, kültürel yapılar ve algılar ve güncel gelişmeler bu toplantılarda kendisini zaman zaman gösterse de karşılıklı iyi niyet ve diğerini anlama öncelikli bir ortamda gerçekleştirilen toplantılar geçmişten geleceğe bakışımıza büyük katkılar sağladı. Örneğin Ürdün Üniversitesi eski rektörü Adil et-Tuveysi Ankara’da yapılan ikinci toplantıdan sonra Yüksek Öğrenim ve Milli Eğitim Bakanlıklarına tarih kitaplarında ilişkilerin gelişmesine katkı sağlamayan konuların gözden geçirilmesi konusunda bir yazı yazdı. Bu sempozyumlar zincirinde ilki 2010 yılında düzenlenirken imzalanan protokolle resmi mahiyet de kazanmıştı. Buradaki ilkeler ve taahhütler ışığında diğer sempozyumlar gerçekleştirildi. Karşılıklı tanıma, anlama ve diğerini hissetme adına önemli olan bu toplantılarda Arap Baharı gölgesinde bir kazanç olarak değerlendirilebilir.

Arap Baharı gölgesinde gerçekleşen bu seneki sempozyumda Ürdün tarafından bazı siyasetçiler ve akademisyenlerin Türkiye’nin mevcut konumuna dair düşünceleri ve eleştirileri burada öncelikle dile getirilmelidir. Zira güzel sözler kadar arka planı olan ciddi tenkitler de yapıcı ve faydalıdır. Bu eleştirileri genel bir çerçevede sıralayacak olursak ilk olarak dile getirilen eleştiri Türkiye’nin Arap Baharı ile alakalı olaylarda kendi çıkarlarının peşinde olduğuydu. Türkiye’nin dış siyasetindeki yurtta sulh cihanda sulh veya sıfır sorun siyasetini tam müdrik olmayan ya da kendilerine iyi anlatılamamış olan veya anlamak istemeyen bu dostlar çıkar kavramını tek taraflı ve diğerini yok sayan bir mahiyette ortaya koydular. Ancak bu çıkarların ne olduğu sorusunun cevabı kendilerinde muğlâk idi. Bu iddialara Ürdünlü bazı akademisyenlerden de sert ve kesin eleştiri geldiği de burada ifade edilmelidir. Bu düşünceler muhakkak ki bir cemiyetin tamamının düşünceleri ve değerlendirmeleri olarak alınamaz ama bu algının bazı kesimlerde bulunduğunu anlamak bakımından önemlidir. Diğer bir eleştiri konusu ise AB ile ilişkilerinde daralma yaşayan Türkiye’nin bu sorunları aşmak noktasında Arap Baharından yararlanmak istediği konusuydu.

Türkiye AB’ye Arap dünyası gibi bir arka planı veya onlara açacağı bir pazar olduğunu ihsas ile AB üyeliği konusunda önünü açmak istiyor gibi ilginç bir değerlendirme ifade edildi. Nihayet eleştirilerin diğer bir konusu Türkiye’de yaşanan değişimin yapısal mı yoksa AK Parti iktidarıyla mı mukayyet olduğu konusunda şüpheler ve endişeler dile getirilmesiydi. Türkiye’ye bu konularda getirilen eleştiriler bize öncelikle yeni Türk Dış Politikasının bazı söylemlerinin Arap kamuoyu açısında aslında ne kadar isabetli olduğunu düşündürdü. Sıfır sorun yaklaşımı ve kazan kazan anlayışı Türkiye’nin bencilce çıkarlar peşinde olmadığının ve karşısındaki muhataplarının da kazandığı bir karşılıklılık ilişkisi içerdiğini anlatan önemli kavramlar olarak göründü. Yani bu ilkelerin komşularımızda gerçekçi karşılığının olduğu veya onlarla anlaşmak bakımından anlamlı olduğu ifade edilmelidir. Türkiye’nin Suriye ile en yüksek düzeyde çıkar ilişkisi içindeyken neden durduk yere çıkarlarını göz ardı ederek Suriye ile arasını bozduğu sorusunun cevabı ise karşımızdaki dostlarımızda sessizlikle karşılanabildi. Burada ifadesi gereken önemli bir konu “Yeni Osmanlıcılık“ olarak ifade edilen konudaki endişelerin dile gelmediği ve bir eleştiri vasıtası olarak ortaya atılmadığıdır. Neredeyse hiçbir temasta bu konu dile gelmedi. Anlaşılan o ki Türkiye’nin kesin ve net tutumu bu konudaki endişelerin ve eleştirilerin aşılmasını sağlamış görülüyor. İçinde mevcut Kültür Bakanı ve diğer bazı eski bakan ve akademisyenlerin bulunduğu bir öğlen yemeğinde gerçekleşen sohbette görüldüğü kadar Ürdün’de baharın ülkelerine sirayet etmesi endişesi söz konusu. Suriye ile vaki iktisadi ilişkiler ve akraba aşiretlerin her iki ülkede yaşıyor olması sebebiyle Ürdün’ünün Suriye konusunda çekimser bir role döndüğünün cevapları olarak ortaya konuldu. Bu sohbette dikkat çeken diğer bir husus İsrail’e dair yapılan değerlendirmelerdi. Konuştuğumuz eski ve yeni bakanlar İsrail’in Suriye doğrudan bir müdahalede bulunmamasının sebebini bölgede bu konuda bölünmüş yapıları aleyhinde birleştirebileceği argümanıyla açıklıyorlardı. Onlara göre aslında İsrail’e ciddi hiçbir tehdit teşkil etmeyen Beşşar Esed idaresinin gitmesini istememektedir. Zira İsrail, Beşşar Esed’i, yöntemlerini, siyasetini tanımaktalar ve ondan sonra kimin iktidara geleceğini kestiremediklerinden yeni bir tehditle karşılaşmamak için sessiz kalmaktadır. Bunlar elbette mülahaza dairesi açık bırakılarak değerlendirilmesi gereken düşünceler ama vakıa olarak paylaşıldığı için bir not düşme kabilinden kayda geçirildiler.

1948 yılından beri İsrail otoriter idarelerin bölgedeki başlıca varlık sebebidir denilse yanlış olmaz. Zira ülkesinde siyasi, sosyal ve ekonomik hiç hamle yapamayan ve kalkınmayı sağlayamayan idareler olağanüstü şartların gölgesinde uzun süre çağın ve hatta tarihin dışında kalarak kendilerini sürdürmeyi başardılar. Hafıza, tarih ve unutma gölgesinde yaşadığımız bu coğrafyada var olan, görülen ve gösterge arasındaki tezatlar gölgesinde kurgulanan bölgemizde nesne ile göstergesi arasında her zaman büyük farklar olabilmektedir. Türkiye’nin insanî ve ahlakî duruşu karşı taraftan daha çıkarcı görünmekte ötesinde ise daha olumsuz göstergelerle eşleştirilerek zihinsel duvarlar örülmektedir. Türk imajı var olduğu halin ötesinde ve gayrında bir görüntüyle örneğin Cemal Paşa üzerinden Türk imajı eli kanlı bir görünüm kazanmakta ve ötesinde değişik vasıtalarla öyle gösterilerek nesne ile görüntü arasında ters ilişkisi üzerinden alakalar zedelenmektedir. Türkiye’nin AB gibi karmaşık ve uzun yıllardır süren bir ilişkisi, Arap Baharı günlerinde var olduğunun aksine bazı zihinlerde kendileri üzerinden çözülmeye çalışılan bir mesele olarak görülmekte ve gösterilen imajlarıyla kanatlar inşa edilerek tarih bir kere daha hafızasında gerçekle unutma arasında o kayboluş sürecini yaşamaktadır. Bu süreci yaşayan toplumların müstakbele dair istikametlerinde de ciddi kaymalar yaşayacağı aşikârdır. Her halükarda hariciyemizin bahsedilen konuların bilinciyle bu düşünceleri reel karşılıklarla aşmaya gayret etmesi kurucu bir unsur olmak iddiasındaki bir ülke için elzemdir. Bu noktadan konuya dair bazı değerlendirmeler şu başlıklar altında verilebilir.

Arap Baharı olarak yaşanan gelişmelere dair genel değerlendirmeler aşağıdaki başlıklar altında yapılabilir:

1-Arap Baharı adını alan bu süreç “demokrasi“ ve özgürlük“ talebiyle Arap Dünyasındaki İsrail ile gölgelenen asırlarda devam eden sürecin oluşturduğu iç ve dış yapılara karşı bölgeden yükselen itirazın adıdır. Bu muhalefetin en büyük sebebi siyasi ve ekonomik istikrarı sağlayamayan idarelerdir. Bu hareketler ister, İran’ın iddia ettiği gibi bu idarelerin İsrail, Batı ve ABD’yle kurdukları çarpık ilişkilerden kaynaklansın isterse de diğer bir iddiada dile getirildiği üzere idarecilerinin yolsuzluklarla yıpranmış olmalarından kaynaklanan adalet, özgürlük, demokrasi talebinden ortaya çıkmış olsun sömürge ve sonrası tarihi süreçte bölgenin geldiği yeni bir bilinç ve eylem düzeyini temsil ettiği şüphesizdir. Ekonomik olarak halklarına refah sağlayamayan bu idarelerin yolsuzluklar, baskı, popülizm ve kayırmacılık gibi hukuksuzluklarla kirlenmeleri ve yıpranmaları idare ettikleri toplumlarla aralarındaki mesafenin açılmasına yol açmıştır. Arap Baharı denilen süreç kendi idarecilerine yabancılaşan toplumların reform talebiyle başlayan silahsız bir muhalefetten taleplere şiddetle karşılık verilmesi sonucunda devrime dönüşen bir süreçte gerçekleştiğini söylemek mümkündür. Yeni dönemde siyasi ve ekonomik düzenlemeler yeni idarelerin başlıca iki gündemi olarak görülmektedir. Yabancılaşmanın aşılması ise toplumların devlette kendilerine dair yansımaları görmeleri ve buna imkân sağlayacak siyasi ve sosyal süreçlerin köklü hukukî yapılanmalarla desteklenmesine bağlı görünmektedir.

2-Arap Baharı sürecinde Türkiye, Arap halklarının meşru ve insani gördüğü taleplerini destekleyerek, bölge halklarının talepleri cümlesinden olan siyasi ve sosyal reformların gerçekleşmesini bölgenin yararına olarak takip etmektedir. Arap kardeşlerimizin bu yeni ve tarihi sürecinde onlara onların menfaatine olan durumlar bakımından destek vermek Türk bakış açısının esasını oluşturmaktadır. Şüphesiz 20. asrın başından beri bazı sebeplerle bölgemiz geri kalmış ve bazı hastalıklar bünyeyi felç etmiştir. Bunları incelemek gerekirse içimizde hayat bulan ümitsizlik zehri müstakbele bakamaz hale gelmemize yol açmıştır. Emelsiz kalmış bir dünya yarınsız ve geleceksiz duruma düşmüştür. Bu bahar vesilesi ile yeni ümitlerle yeni bir müstakbele yönelmek ve fırsatları değerlendirmek önemlidir.

Sosyal ve siyasi hayatımızın için güven ve dürüstlük eksikliği bölgenin gerilemesinde önemli bir husus olarak öne çıkmıştır. Yeni ümitlerin önümüze açtığı bu süreçte karşılıklı güven ve sadakat koridorlarından yeni iletişim ve diplomasi kanalları açılması hayati derecede önem taşımaktadır. Bölgemizde ülkelerin içinde ve bölgesel ilişkilerde “adavate muhabbet“in bir temel felsefe haline gelmiş olması ümitsizlik ve dürüstlük yokluğu yaşanan coğrafyamızda düşmanlıkların alevini arttırdıkça arttırmış ve buna bağlı gelişen çatışma ve tefrikalar bölgeyi madun kılmaktan başka bir işe de yaramamıştır. Bölgemize ulusal ve bölgesel düzeydeki iletişim eksikliğinin diğer bir sebebi de düşmanlıklarla kararan akıllarımız ve gözlerimizin bizi birbirimize bağlayan aydınlık-ışıklı tarihi ve kültürel rabıtaların unutulması ve süreçte bilinmemesidir. Bu süreç içinde Arap Baharı’nın oluşturduğu fırsatlar sayesinde bu değer ve rabıtaların hatırlamak bölgenin önünü açıcı olacaktır. Tüm bu karanlık tablo içinde bölgemizin geri kalması ve yaşadığı sancılı devirlere damgasını vuran en önemli hastalıklardan birisi de “istibdat“ olgusu olmuştur. Bireysel düzeyden devlet aşamasına kadar bölgemizin tüm devletlerinde değişik oran ve renklerde bu olguyu görmek ve bulmak mümkündür. Bu baskı ortamının oluşturduğu ümitsiz ve güvensiz ortam düşmanlıkları beslerken, günü kurtarma telaşı bizi biz yapan değerlerin unutulması ve rabıtalarımızı güçlendirecek kavramların silikleşmesine yol açmıştır. İşte bu karmaşa ve sancı çağında insanların yapmak zorunda kaldıkları ama bünyeyi kanser gibi kemiren en büyük hastalık himmetlerin şahsi çıkarlar için harcanması olmuştur. Herkesin birey, toplum ve devlet bazında çıkarların gölgesinde yaşadığı bu coğrafyada tefrika, cehalet ve fakirlik ayrılmaz yoldaşlarımız haline gelmiştir.

3- Arap Baharı, bölge coğrafyası ve halklarının “öteki“ kılındıkları bu kendi bölgelerinde yeniden özneleşmeleri için ciddi bir fırsat olarak görülmektedir. Tarih ve coğrafyasıyla tarihin dışına itildikleri bu mekânda yeni dönemde ortaya çıkan bu fırsatlar değerli birer değişim ve dönüşüm vesilesi olarak görülmelidir.

4- Arap Baharı, şekil ve yapı bakımından bölgenin yeniden şekillenmesini temsil ederken uluslararası güçler Osmanlı sonrası sömürge devrinden beri bölgedeki çıkarlarının temini noktasında bu sürece müdahil olmaya ve yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Araplar ve Türkler I. Dünya Savaşı şartlarında oluşan marazi tarihi süreçler ve bunun üzerine kurulan bilinç yerine bu coğrafya tarihinde paylaştıkları medeniyet kardeşliği, Haçlılara ve Moğollara karşı verdikleri kahramanca mücadele gibi müşterek tarihimizin var edici hatıraları etrafında birbirilerine bakmaları bu süreçte olumlu bir noktaya gelinmesini sağlayabilecektir.

5- Arap Baharı, Türk Arap ilişkilerinin tarihi, kültürel, siyasi ve sosyal bakımlardan yeniden oryantasyonu imkânlarını sunmaktadır. Bu manada Türk-Arap ilişkilerinde tarihi ve güncel sorunların aşılmasında bu yeni dönem fırsatlar sunmaktadır. Bu fırsatlar kadar bölgesel ve uluslararası düzeyde Suriye meselesinde görüldüğü üzere İran-Irak-Suriye-Rusya Çin ve Türkiye, Mısır, Katar, Ürdün, Suudi Arabistan, Avrupa ve ABD gibi yeni bloklaşmaların oluşmasına yol açacak olan tehditler de ortaya koymaktadır.

6- Arap Baharı’nda bu sürecin bölgesel ve uluslar arası düzeyde bölge çıkarına aşılması için bölge içi iletişimin çok güçlü olarak sürdürülmesi ve kültür diplomasisinin tüm imkânlarından yararlanılarak Türk-Arap toplumlarının etnik ve mezhepsel bölünmeleri aşacağı üst kavramların tarihi ve güncel verilerden yararlanılarak oluşturulması sağlanmalıdır.

7- Arap Baharı’nda Türk-Arap ilişkilerinin düzelmesindeki en önemli unsurlardan birinin tarih olduğu aşikârdır; tarih, belli bir yaşam şeklini, “daha yüce bir yaşam“ ve “daha yüce bir bütünlüğü“ desteklemelidir. İnsanın tarihe olan eğilimi bu anlamda uygarlığı yaratan güçlerin ilkelerini ve özlerini anlamaya imkân sağlamalıdır. Onun için tarih öze bakmalıdır.[1] Arap Baharı’nda tarihimize hayır diyerek yanlışları yadsıdıktan sonra birlikteliği sağlayacak özlerin tespiti son derece önemlidir. Bu özler müşterek değerler, tarih ve güncel gerçekliklerden oluşan ve Arap toplumlarının orta sınıf geniş kitlelerine hitap eder tarzda bir yaklaşımla ortaya konulmalıdır. Artık Ortadoğu halkları sürü olmaktan çıkmalı en azından sürü bilinci ile değil sürü disiplini ile hareket etmelidirler. Unutulan ve hafızadan tamamen silinen hakikatler hatırlanmalı ya da kavram dünyaları yeniden inşa edilmelidir.

8-Arap Baharı kısa vadede rejimlerin, orta vadede zihinlerin ve uzun vadede yapıların değişimine öncü olması beklenen ve umulan bir süreç olarak temenni edilmelidir. Bölgeye siyasi ve ekonomik kalkınma getiremeyen rejimlerin kurumları bu vesile ve süreç ile uzun vadede değişip-dönüşmeli, orta vadedeki zihni hareketler ve değişimler buna alt yapıyı hazırlamalıdır. “Değişerek dönüşmek, dönüşürken kalkınmak, kalkındıkça özgürleşmek, özgürleşirken medenileşmek“ Arap Baharı’nın başlıca prensiplerinden olmalıdır.

Neticede, çağın ruhuna kendini dayatan hegemonik zihnin esas olarak “güç“ü, araç olarak “çatışmayı“ ve nihayet çıktı olarak “çıkar“ı öngören zihninin karşısına esas olarak “hak/hukuk“u, araç olarak “dayanışmayı“ ve çıktı olarak “erdem“i öne çıkaran bir kavram mantığı ile karşılık verilmedikçe, bunun ötesinde iftiraklar, cehaletler ve fukaralıklar sarmalından kurtulunamadıkça Akif’in bahsettiği bu çıkılmaz sokakta bilmem daha kaç devrim eskitir de bu köhne Ortadoğu ona ortaçağlılık yaftası yapıştıranların ötekisi olmaktan kurtulamaz.


[1] İsmet Zeki Eyuboğlu, Nietzsche Eylem Ödevi, İstanbul, 1997, s. 33.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2049 ) Etkinlik ( 82 )
Alanlar
TASAM Türkiye 82 2049

Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından başlatılan Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı “Geleceğin Savunması ve Değişim Yönetimi“ başlıklı 2024 ikinci dönemi 24 Şubat 2024 ve 16 Mart 2024 tarihleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek. Kontenjan esasına göre s...;

Artan jeopolitik gerilimler ve yükselen ekonomik belirsizlik ortamında, her ne kadar hükümetler artık küresel işbirliğinin mutlak faydalarına odaklanmıyor olsa da birbirlerine göre daha az “kazandıkları“ endişesine kapılmaktan geri kalmıyorlar. Göreceli kazançları önceliklendirmek, kaybeden-kaybeden...;

Avustralya'nın karşılaştığı zorluklar hızla artıyor. Jeopolitik ortam, birçok onyıldır en zorlu dönemini yaşıyor. Avustralya, konvansiyonel çatışma için 10 yıl uyarı süresine sahip olacağı uzun vadeli savunma planlaması varsayımını kaybetmiştir. Dijital ekonomimizde ve siber uzayda yeni zayıflıklar ...;

7 Ekim 2023’te başlayan süreçten bu yana İsrail, binlerce Gazzeliyi yerinden etti ve öldürdü. İsrail’in insanlık dışı saldırılarına karşı ABD ve İngiltere tam destek verirken, uluslararası kamuoyu devam eden açlık, susuzluk ve insani kayıplara karşı elle tutulur bir adım atmış değil. Gazze'de devam ...;

Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Türk Kurtuluş Savaşı’nın lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Türk Devrimi’nin önderidir. Dünyada asker, lider, devlet kurucusu, kurtarıcı, devrim önderi, devlet adamı olarak anılan, bilinen, tanınan, öne çıkan isimler arasında özel, özgün bir konumu vardır. Çünkü ...;

Küresel konjonktürün de ivme kazandırıcı etkisiyle son yıllarda enerji kaynaklarının önemi katlanarak artmıştır. Özellikle hidrokarbon yataklarının tespit ve işletmesine yönelik faaliyetlerin kurulu ve faal haldeki geleneksel teknolojilerin işlevini sürdürmesi için hızlandırıldığı aşikârdır;

2000’li yılların başından itibaren Körfez ülkeleriyle ilişkili bölgesel düzen bakımından bir takım değişimler gündeme gelmeye başlamıştır. Bu noktada “Arap Baharı“ sürecinin en önemli dönüm noktalarından birisini teşkil ettiği görülmektedir. Bu bağlamda Arap Baharının başlangıç noktasında olduğu kab...;

2000’li yılların başından itibaren Körfez ülkeleriyle ilişkili bölgesel düzen bakımından bir takım değişimler gündeme gelmeye başlamıştır. Bu noktada “Arap Baharı“ sürecinin en önemli dönüm noktalarından birisini teşkil ettiği görülmektedir. Bu bağlamda Arap Baharının başlangıç noktasında olduğu kab...;

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 2

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 24 Şub 2024 - 16 Mar 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...