Bosna-Hersek'in Yeniden Yapılanması ve Balkanlar

Konuşma

Sayın Başkan, kıymetli katılımcılar, sevgili arkadaşlar; "Uluslararası Balkan Kongresi"nde yer almaktan dolayı çok memnunum. Bu mükemmel organizasyon için ve Balkanlar'ın bugünü ve geleceği hakkın­da bizlere yeni ve güncel düşünceler ve bakış açıları sunan konuşmacıların kıymetli değerlendirmeleri için teşekkürlerimi sunarım....

Sayın Başkan, kıymetli katılımcılar, sevgili arkadaşlar;

"Uluslararası Balkan Kongresi"nde yer almaktan dolayı çok memnunum. Bu mükemmel organizasyon için ve Balkanlar'ın bugünü ve geleceği hakkın­da bizlere yeni ve güncel düşünceler ve bakış açıları sunan konuşmacıların kıymetli değerlendirmeleri için teşekkürlerimi sunarım.

Bosna-Hersek'i anlamak, konuya aşina olan kişiler için dahi, kolay bir iş değildir. Entite isimleriyle birleşmiş ülke isimleri son derece kafa karıştırıcı­dır. Yönetimsel kompozisyon ve Devlet, Entiteler, kantonlar ve belediyeler arasında iktidar/yetki bölüşümü karmaşıktır ve daha da fazla kafa karıştırır. Bosna-Hersek üç farklı halk için anayurttur ve anayasal olarak eşit olan bu halklar bilmecenin taraflarıdır. Bu karmaşıklık bazen Bosna-Hersek'in kendi­si, halkları ve daha da önemlisi geleceği için zararlı olan çeşitli basitleştirme­lerin, yanlış değerlendirmelerin ve gruplaşmaların nedeni olmaktadır. Bu du­rum, zorunluluk arz eden reformların uygulanmasında ve tüm siyasal partile­rin ve bir bütün olarak toplumun ana stratejik hedefi olan AB'ye entegrasyon sürecinde Bosna-Hersek'in "iki adım ileri, bir adım geri" gitmesinin nedeni­dir.

Bosna-Hersek, Balkanlar'ın kalbinde veya - Huntington'un talihsiz ta­nımlamasıyla - medeniyetlerin ayrışma veya çatışma hattı üzerinde yer alan farklı/özgün bir jeopolitik varlıktır. Bosna-Hersek'te, farklı fatihlerin ve bura­ya farklı dinleri taşımış olan farklı imparatorlukların mirasçıları olarak Slav kökenli halklar yaşamaktadır. Bosna-Hersek'te tarih boyunca birlikte yaşamış olan üç halk bulunmaktadır: Boşnaklar (Müslüman halk), Sırplar (Ortodoks halk), Hırvatlar (Katolik halk). Ayrıca, toplam nüfus içindeki payları yaklaşık %2,3 olsa da Bosna-Hersek'te 17 farklı ulusal azınlık tanınmış durumdadır.

Farklı kültürlerin, geleneklerin ve dinlerin bu birlikteliği Bosna-Hersek'i özel­likle kültür ve sanat alanlarında zenginleştirdi ve sadece eski Yugoslavya'da değil, aynı zamanda dünya çapında bilinen edebiyat, müzik, sinema vs. ürün­leri ortaya koymuştur. Fakat diğer yandan bu farklılıklar, zaman zaman yanlış anlaşılmalara, güvensizliğe, iktidar mücadelesine ve ne yazık ki eski Yugos­lavya'nın parçalanması sürecinde yaşanılan son savaşlarda olduğu gibi kan dökülmesine neden oldu. Bildiğiniz gibi, 3,5 yıl sürmüş olan son zamanların en kanlı savaşlardan birisi 13 yıl önce Dayton / Paris Barış Anlaşması ile so­na erdi. Anlaşmanın tamamlayıcı ve ayrılmaz bir bölümü bugünkü Bosna-Her­sek Anayasasıdır. Anayasaya göre Bosna-Hersek, iki Entiteden - Bosna ve Hersek Federasyonu ile Sırp Cumhuriyeti - ve kurucu üç halktan - Boşnaklar (%43), Hırvatlar (%17) ve Sırplar (%33) - oluşan demokratik bir devlettir. Bu Dayton Barış Anlaşması, Entiteler ve bir bütün olarak devlet düzeylerinde so­rumlulukları ve yetkileri belirlemiştir. Dayton Barış Anlaşması'nın temel he­defi düşmanlıkları durdurmak, sürekli barışı, istikrarı ve refahı kurmak ve Av-rupa-Atlantik entegrasyonuna geçişin temellerini atmaktır.

Savaş sonrası dönemde Bosna-Hersek yönetimi, uluslararası toplumun tam desteği ve yardımları sayesinde iki yönlü geçiş sürecini yönetmektedir: savaştan ve çatışmadan barışa / uzlaşmaya ve yeniden yapılanmaya geçiş; planlı ekonomi temelinde sosyalist toplumdan modern demokrasiye ve açık piyasa ekonomisine geçiş. Her biri ayrı ayrı son derece karmaşık süreçler olan bu iki hedefi gerçekleştirmek kolay olmadı. AB üyeliği beklentisi, tüm halk­lardan siyasal elitler için reformların benimsenmesinde cezp edici rol oynadı. Fakat bu reformların kabul edilmesi her zaman kolay olmadı ve bazen OHR* tarafından dayatıldı.

Bosna-Hersek savaş sonrası dönemde önemli gelişme kaydetti. 1,1 mil­yondan fazla sığınmacı ve ülke içinde yerinden edilmiş insanlar savaş önce­sindeki kendi evlerine geri döndüler; insanların, mal ve hizmetlerin serbest do­laşımı yeniden tesisi edildi; altyapı tesisleri ve üretim kapasiteleri büyük ölçü­de yeniden inşa edildi; ülke sınırlarının kontrolü normal biçimde işlemektedir; tek ekonomik alan oluşturmaya yönelik reformların gerçekleştirilmesi saye­sinde ekonomi iyileştirildi ve son yıllarda yıllık %6'lık düzenli ekonomik bü­yümeyi içeren ekonomik gelişme kaydedildi. 2007 sonu itibariyle doğrudan yabancı yatırımlar 4,7 milyar dolara ulaştı. Kontrollü kamu harcamaları ve sa­bit para politikası sayesinde makro ekonomik istikrar sağlandı ve bölgedeki en düşük enflasyon oranına ulaşıldı. Savunma reformu başarılı biçimde ve bek­lentilerin ötesinde uygulandı. Böylece Bosna-Hersek, 2006 sonunda NATO Barış İçin Ortaklık Programına katıldı. NATO Bükreş Zirvesi'nde Bosna-Her-sek'e, üyelik müzakereler sürecinde MAP (Membership Action Plan-Üyelik Ey­lem Planı) öncesi son aşama olan Yoğunlaştırışmış Diyalog statüsü verildi. Güvenlik konusunda kaydedilen gelişmeler neticesinde Bosna-Hersek'te bulunan uluslararası askeri birlikler 1995 yılında NATO komutasındaki 70.000 asker­den, 2007 yılında AB tarafından yönetilmekte olan 2.500 askere düşürüldü.

Bosna-Hersek, en önemli ticaret ortaları ve ülkedeki en önemli yatırımcı­lar olan Hırvatistan ve Sırbistan ile iyi komşuluk ilişkileri kurdu. Saraybos-na'nın, Bölgesel İşbirliği Konseyi'nin Merkez Bürosu haline gelmiş olması bir tesadüf değildir. Saraybosna gelecekte bölgesel işbirliğinin de merkezi olacak­tır.

Bosna-Hersek, CEFTA'ya ve Enerji Topluluğu Anlaşması'na taraf oldu. CEFTA (Central European Free Trade Agreement-Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaş­ması), bölge çapında ticaret kurallarını uyumlaştrran bir modern ticaret anlaş­masıdır. Ayrıca CEFTA, Dünya Ticaret Örgütü'nün ticarete ilişkin öngördüğü kurallar ile ve tarafların AB'ye karşı olan sorumlulukları ile uyum içindedir. CEFTA'nın uygulanmasının bölge çapında ticaretin önemli ölçüde gelişmesi­ne yardımcı olacağı ümit ediliyor. CEFTA'nın uygulamaya sokulması, yaban­cı doğrudan yatırımların akışı açısından bölgenin çekiciliğini önemli bir ölçü­de arttıracaktır.

Dünya Ticaret Örgütü ile yapılan müzakere sürecinin son aşamasına ge­lindi. Bosna-Hersek'in yılsonuna kadar bu örgüte katılacağını umut ediyoruz. Ayrıca Bosna-Hersek, 70 milyonluk bir tüketim pazarı olan Türkiye ile Ser­best Ticaret Anlaşması imzaladı. Ülkede faaliyet gösteren şirketler Avrupa Birliği ile tercihli ticaret rejiminden faydalanmaktadırlar. Bu rejim, AB stan­dartlarına uygun olan tüm ürünlerin 27 üye devletin her birine miktar kısıtla­ması olmadan ihracına ve gümrük vergilerinden muafiyet olanağı sağlıyor. Bosna-Hersek, AB dışında ayrıca, ABD, Kanada, Japonya, Rusya, İsviçre, Avusturya, Norveç ve Yeni Zelanda ile tercihli ticaret rejimlerine sahiptir.

Haziran 2008'de Avrupa Birliği ile imzalanan İstikrar ve Ortaklık Anlaş­ması (İOA) Bosna-Hersek halkı için geleceğe ilişkin yeni iyimser bir beklen­ti açan en önemli adım olmuştur. İOA'nın imzalanması neticesinde Bosna-Hersek, ilk defa AB ile anlaşmadan doğan ilişkilere girmiş oldu ve Bosna-Her-sek'e potansiyel üye statüsü kazandırdı. Bu statü, Bosna-Hersek'in içsel istik­rarı ve gelişimi üzerinde olumlu bir etkisi olacaktır. Bu anlaşma ise Bosna-Hersek'in AB kurumları, AB üye devletleri ve bir bütün olarak uluslararası toplum nezdinde kredibilitesini yükseltti. Başka bir ifadeyle, bu anlaşmanın uygulamaya geçmesi ile birlikte, ülkeye önemli miktarda yabancı yatırım akı­şının gerçekleşmesini ve yeni işletmelerin kurulmasını umut edebiliriz. Bu ise, Bosna-Hersek'te yaşam standardını yükseltecektir. Sıradan insanlardan üst dü­zey politikacılara kadar herkes bu gelişmeden memnun ve uzun vadede inişli - çıkışlı bir yol olsa da herkes için yüksek yaşam standardı sonucu doğuraca­ğı görülmektedir.

2000 yılından itibaren AB'ye katılan ülkelerin tecrübeleri gösteriyor ki, Bosna-Hersek ile kıyaslandığında başlangıç pozisyonları daha iyi olmuş olsa da, ilk aşamalarda bu süreç gerçekten sancılı gerçekleşti. Fabrikaların ve kü­çük işletmelerin iflas etmesi, işsizliğin artması, fiyatların yükselmesi ve nüfu­sun büyük bir bölümünün alım gücünün azalması yerli ekonomilerin güçlü AB ekonomisi ile yüzleşmesinin ilk görünen belirtiler oldu. Hiç kuşkusuz, zayıf ve azgelişmiş Bosna-Hersek ekonomisi Avrupa ekonomisiyle - özellikle de tarım ve sanayide - rekabet etmeye hazır değil. Komşu ülkeler ile uygulanan Serbest Ticaret Anlaşmaları bile, uygun politik önlemlerin yokluğunda, zaten yüksek olan dış ticaret dengesizliğinin daha da artmasında etkili oldu ve yerli üretimi - özellikle de tarım ve gıda üretimini - boğdu. Öte yandan, Anlaşmanın gerek­lerini karşılamak için zorunlu olan reform ve önlemlerin uygulanması süreci, başka bir ifadeyle, Bosna-Hersek'in yasal sitemini ve pratiğini Avrupa stan­dartlarına, normlarına ve pratiğine uyumlu hale getirme süreci henüz tamam­lanmamıştır. Bu süreç, politik liderlere ek yük bindirmiştir.

1 Temmuz 2008 tarihinde uygulamaya giren Geçici Anlaşma bütçe gelir­lerinde kayıplara neden olabilir ve kamu giderlerinin, başlıca sosyal güvenlik haklarının finansmanını tehlikeye atabilir ve ayrıca daha fazla toplumsal istik­rarsızlığa neden olabilir.

Anlaşmanın imzalanması neticesinde Bosna-Hersek siyasetçileri pek çok alanda zorunlu reformların uygulanması ve yönetilmesi hususunda büyük so­rumluluklar yüklendi. Ne var ki bu reformlar sancılı olabilir.

Savaş sonrasında Bosna-Hersek büyük gelişme kaydetmiş olmasına rağ­men, bir modern Avrupa toplumu olma imajını elde etme ve AB'ye tam üye­lik yolunda ilerleme süreci yavaşladı. Bunun nedeni, ülkedeki üç toplumun politik elitleri arasında yaşanana sürekli sert mücadeleler ve retoriktir. Bu ne­denledir ki, AB ile İOA görüşmeleri 2005 yılında başlatıldı, 2006 yılında tek­nik görüşmeler sonuçlandı ve ancak Haziran 2008'de imzalandı.

"Öteki"nin ihtiyaçlarını ve düşüncelerini anlama ve bir toplumun hakla­rını savunma hususunda irade ve istek yokluğu ile çok geniş ve çeşitli mese­lelerin "ulusal hayati çıkar" meselesi haline getirilmesi, Bosna-Hersek'in hız­lı biçimde AB'ye uyumlu hale gelmesini ve katılımını sağlayamaz. Bu yakla­şım, ülkede en önemli hedef olması gereken ve politik, toplumsal, demokra­tik, ekonomik ve kültürel gelişmenin birincil ön koşulu olan tam barış ve uz­laşma önünde engeldir. Öte yandan, bu tip bir yaklaşım toplumun kafasını ka­rıştırıyor ve toplumun dikkatini somut vahim toplumsal meselelerden (yakla­şık % 40 olan işsizlik; kısıtlı sosyal haklar; zayıf bir yönetim; hukukun üstün­lüğü ilkesinin tam olarak gerçekleşmemesi; vs.) başak yöne kaydırıyor. Bu problemlerden bazıları çok geçmeden azalacaktır ve Bosna-Hersek'teki so­rumlu politik elitler yargılanacaktır.

AB açısından İOA'nın imzalanması, ülkede işbirliğinin geliştirilmesi ve reformların tüm toplulukların yararına uygulanması hususunda Bosna-Her-sek'teki siyasal partilere yönelik en ciddi çağrıdır.

İOA, geniş kapsamlı bir siyasal ve ekonomik proje olarak anlaşılmama­lıdır. Şu anki aşamada Anlaşma, Bosna-Hersek ve bütün Batı Balkan Bölgesi için öncelikle bir istikrar ve güvenlik projesidir. Coğrafi, kültürel ve siyasal olarak bölgenin merkezinde bulunuyor olması dolayısıyla Bosna-Hersek'in gelişmesi, istikrarı ve AB yolunda ilerlemesi tüm bölgenin gelişimi için haya­ti önem arz etmektedir; ve tabi ki, bunun tersi...

Kompleks yapısı ile Bosna-Hersek, siyasal atmosferi parçalara bölen böl­gedeki siyasal olaylar ve gelişmeler karşısında dirençli bir ülke değildir. Yaşa­nılan olaylar ve gelişmeler neticesinde Bosna-Hersek hala kırılgan bir ülkedir.

Örneğin; hatırlatmak isterim ki, Kosova'nın bağımsızlığı ihtimali bile Bosna-Hersek'te siyasal yaşamın keskin biçimde kutuplaşmasına neden oldu. Bu kutuplaşma içinde tüm taraflar Dayton Barış Anlaşması'na rağmen kendi radikal taleplerini iler sürdü. Bu örnek olay, Bosna-Hersek'in bölge istikrarı karşısındaki kırılganlığını ve incinebilirliğini gösteriyor. Dolayısıyla ülkenin kalkınması için bölgede istikrar ve güvenlik çok önemlidir.

Bölgedeki her ülke AB yoluna girmiş bulunuyor. Ancak net bir Avrupa perspektifi ve bölgenin Avrupa Birliği'ne hızlı biçimde katılması, halen etnik hatlara bölünmüş ve Kosova'nın bağımsızlığıyla birlikte derinden sarsılmış olan bölgede gerginlikleri azaltılabilir ve ihtiyaç duyulan istikrarı, barışı ve uz­laşmayı kurabilir. Nitekim bu, bölgenin kalkınması ve zenginleşmesi için ki­lometre taşıdır.

Bosna-Hersek Başkanlık Konseyi Dönem Başkanı** Dr. Haris Silajdziç'in de belirttiği gibi "Bosna-Hersek'te ve Batı Balkan olarak adlandırılan bölge­de sorunların çözümü, Avrupa Birliğidir, başka bir alternatif yoktur. Güven­liğe ihtiyacımız var. Bu nedenle Bosna-Hersek'in en büyük çıkarı Avrupa Bir­liği yolunda ilerleyen tüm komşularımızla iyi ilişkiler içinde olmaktır." Silajd-ziç'e göre, Bosna-Hersek çözümün bir parçasındır; çünkü yapıcı diyaloğun geliştirilmesine katkı sağlayabilir. "Çok kültürlülük ve çoğulculuk, Bosna-Hersek gibi acı tecrübeler yaşamış olan tüm ülkeler için tek çözümdür diyor Başkan Silajdziç.

Dikkatle dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2689 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 633
Asya 98 1064
Avrupa 22 638
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1370 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 291
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1293 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 512
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2037 ) Etkinlik ( 81 )
Alanlar
Türkiye 81 2037

BM Genel Sekreter’i Antonio Guterres’in “Dünyanın buna her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardı” ifadesi ile 22 Temmuz’da imzalanan, ilk etapta 120 gün boyunca uygulanacak, sonra yenilenecek olan Tahıl Koridoru Anlaşması’nı, her ne kadar, Rusya’nın Odesa saldırısı izlediyse de, dünya tahıl borsalar...;

Jeopolitik, siyasi coğrafyadan doğan bir bilim dalıdır. Bu bilim, siyasi coğrafyanın devletlere sağladığı avantaj ve dezavantajları inceler. Jeopolitik kavramı üzerinde uzlaşılmış kısa bir tanım yoktur. Jeopolitik, devletlerin coğrafi özellikleriyle siyasetleri arasındaki ilişkileri inceleyen bilim ...;

Arktik Okyanusu son dönemlerde uluslararası siyasetin öne çıkan bölgelerinden birisi hâline gelmiştir. Dev buz kütlelerinin küresel ısınmayla birlikte büyük bir ekolojik değişim dönemine girmesi hem Kuzey Kutup Dairesi’ne hem de kıyıdaş ülkelere yeni fırsatlar sunarken, aynı zamanda bu fırsatları ko...;

Tarihte ilk millî marşlar Tanrı'ya adanmış ilahilerdir (örneğin, Hint şiirindeki Veddler). Daha sonra kurtuluş mücadelelerinde halka ilham vermek ve ulusal bilinci uyandırmak gibi amaçlar doğrultusunda millî marşlar ortaya çıkmıştır. Millî marşlar içeriğine ve müzikalitesine bağlı olarak didaktik ve...;

Dünyanın en değerli teknoloji şirketlerinden Google, Microsoft ve IBM son on yıl içerisinde Afrika kıtasına ciddi yatırımlar yaparak ilgiyi bu yöne çekmiştir. Kıtadaki ilk araştırma merkezini 2013 yılında Nairobi’de açan IBM, 2016 yılında Johannesburg ile yatırımlarını sürdürmüştür. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı ;

BRAINS2 TÜRKİYE; ‘Biyoteknoloji’, ‘Robotik’, ‘Yapay Zekâ’, ‘Nanoteknoloji’, ‘Uzay’ ve ‘Stratejik Hizmetler’ alanlarında pazar, ekosistem ve kapasite geliştiren, Türkiye merkezli çok programlı bir marka/inisiyatiftir. Küresel ekonomide yeni iş modeli ve çok boyutlu güç dağılımını dönüştüren bu temel ...;

Eski çağlardan beri insanlar ihtiyaç duydukları ancak üretemedikleri mal veya hizmetleri elde etmek için farklı yollara başvurmuşlardır. Başlangıçta ihtiyaçların örtüşmesi esasına dayalı olarak kullanılan takas yöntemi, zamanla yerini farklı ödeme şekillerine bırakmıştır. Takas yöntemi takip edilere...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • DTB Hilton İstanbul Topkapı Otel -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...