Balkanlar'daki Türk Dili

Makale

Kosova Prizlenliler Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, İstanbul-TÜRKİYE Türk dilinin ilk yazılı eserleri M.S. 8. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu eser­ler Gök Türkler devrinde Gök Türk harfleriyle taşlar üzerine yazılmış kitabe­lerdir. Bu yazılı dil, 745 yılında Gök Türk devleti yıkıldıktan sonra Uygurlar tarafından da kullanılmıştır....

Türk Diline Genel Bakış

Türk dilinin ilk yazılı eserleri M.S. 8. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu eser­ler Gök Türkler devrinde Gök Türk harfleriyle taşlar üzerine yazılmış kitabe­lerdir. Bu yazılı dil, 745 yılında Gök Türk devleti yıkıldıktan sonra Uygurlar tarafından da kullanılmıştır. Uygurlar bu yazı dilinde Gök Türk harfleri yanın­da, Mani ve Soğd harflerini de kullanmışlardır. Uygurların bıraktıkları eserler taşlar üzerine yazılmış kitabeler dışında binlerce yazma eserden oluşmaktadır. İslamiyet'ten önceki yazılı Türk dili, 8.-10. yüzyıllar arasını kapsamaktadır.

Türkler 10. yüzyılda İslâm dinine girerler. Müslüman olduktan bir yüzyıl sonra Arap harfleriyle Türkçe eserler vermeye başlarlar. İlk İslamî Türk eser­leri Yusuf Has Hâcib'in kaleme aldığı, bir çeşit siyasetname olan ve "Mutlu Olma Bilgisi" anlamına gelen Kutadgu Biligadlı eserdir. Yusuf Has Hâcib Ku-tadgu Biligi 1068 yılında yazmıştır. Bu dönemin ikinci büyük eseri Kâşgarlı Mahmud'un yazdığı Dîvânu Lugâti't-Türk adlı ilk Türkçe sözlüktür. Kâşgarlı Mahmud bu eseri Araplara Türkçe öğretmek maksadıyla kaleme almıştır. Eser 1072'de yazılmaya başlanmış 1077'de tamamlanmıştır.

Türkler 8. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar birçok medeniyet dairesine dâhil olarak sırasıyla Şamanizm, Manihaizm, Budizm ve son olarak da İslâm dinini kabul etmiş ve bu medeniyet değişikliğine paralel olarak dillerini çeşitli alfa­belerle yazmış olsalar da yazı dillerini değiştirmemişlerdir. Yani 11. yüzyıla kadar Türklerin kullandığı tek bir yazı dili vardır.

11. yüzyılda Türk dünyasının genel görünümü şöyledir: Büyük Türk küt­lesi hâlen Orta Asya'dadır. Doğuda Karahanlı devleti, güneyde yani Hindis­tan'da Gazneliler bulunmaktadır. Seyhun ırmağının civarındaki bozkırlara yerleşen Oğuzlar, Büyük Selçuklu devletini kurma yolunda hızla ilerlemekte ve Anadolu'nun kapılarını zorlamaktadırlar. Bizans kaynaklarının Kuman adı­nı verdikleri Kıpçaklar Karadeniz'in kuzeyindeki geniş bozkırları yurt tutmuş­lardır. Bu bölgeye 11. yüzyıldan itibaren Deşt-i Kıpçak, yani Kıpçak Bozkırı adı verilmiştir. Diğer taraftan Peçenekler ve Uzlar da Balkanlar'a göç etmiş­lerdir.

11.-12. yüzyıllarda Haçlı Seferleri ile uğraşmak zorunda olan Türk ve İs­lâm Dünyası 13. yüzyıla gelindiğinde Cengiz istilâsıyla darmadağın olmuştur. Büyük Türk kitleleri Moğolların egemenliği altına girmiştir. Seyhun Irmağı ci­varında bulunan Oğuzlar Cengiz korkusundan kitleler hâlinde Kafkaslara ve Anadolu'ya akın etmişlerdir. Anadolu 1071 Malazgirt Savaşından itibaren İz­nik şehrine kadar bir Türk yurdu olmaya başlamıştı. Ancak Türkler henüz kit­leler hâlinde bu bölgeye gelmemişlerdi. Bu açıdan bakıldığında Cengiz istilâ­sı Anadolu'nun Türkleştirilmesi hususunda büyük katkı sağlamıştır. Nitekim 13. yüzyılda bu bölgeyi ziyaret eden Avrupalı seyyah Marko Polo, seyahatna­mesinde Anadolu için, "Burası dağ taş Türkmen dolmuş" tabirini kullanmıştır. Avrupa kaynakları da Anadolu'ya ilk kez bu yüzyılda "Türkiye" adını vermiş­lerdir. Ancak Cengiz orduları bütün Orta Asya'yı istila etmekle yetinmemiş, Kıpçakların yaşadığı Karadeniz'deki Deşt-i Kıpçak bölgesini, İran ve Irak'la birlikte Anadolu'yu da istilâ etmiştir. Yani Anadolu'ya yığılan Oğuz Türkleri de Cengiz istilâsından kurtulamamışlardır. Deşt-i Kıpçak bölgesindeki Kıpçak Türklerinin önemli bir kısmı da yine Cengiz korkusundan Balkanlar'dan Ma­caristan'a kadar olan bölgeye yoğun göçler yapmışlardır. Balkanlar'a yapılan Türk göçlerinin ikinci büyük halkasını Kıpçak Türkleri oluşturmaktadır.

13. yüzyıldaki Cengiz istilâsının en büyük etkilerinden biri de Türk dili üzerinde olmuştur. Türk dili bu yüzyılda üç yazı diline ayrılmıştır. Bu yazı dil­leri sırasıyla şöyledir:

  1. Orta Asya Türkçesi (Harezm ve onun devamı olan Çağatay Türkçesi): Eski Türkçenin (Gök Türk, Uygur ve Karahanlılar devrinde yazılan ve konu­şulan Türkçe) devamı niteliğindedir. Bugün Türkçeyi devam ettiren çağdaş lehçeler şunlardır: Özbek Türkçesi, Yeni Uygur Türkçesi.
  2. Kıpçak Türkçesi: Kıpçakların Karadeniz'in kuzeyindeki Deşt-i Kıpçak bölgesinde ve Memluk devletinde (bu devleti de paralı asker olarak Mısır'a gi­den Kıpçaklar kurmuşlardır) yazılan ve konuşulan Türkçedir. Kıpçak Türkçe-sinin çağdaş lehçeleri şunlardır: Kırım Türkçesi, Karaçay-Balkar Türkçesi, Kumuk Türkçesi, Tatar Türkçesi, Başkurt Türkçesi, Kara Kalpak Türkçesi, Nogay Türkçesi, Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi.
  3. Oğuz Türkçesi (Osmanlı Türkçesi): Anadolu'ya göç eden Oğuz Türk­lerinin konuştukları ve yazdıkları Türkçe. Oğuz Türkçesinin çağdaş lehçeleri de şunlardır: Türkiye Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi (Türkmenistan ve Afganistan'daki Türkmenler).

Moğolların istilâ ettiği bölgeler yoğun Türk nüfusu altında olduğu için Cengiz'in evlatları bir iki nesil sonra 14. yüzyılın başlarından itibaren Türkleşme ve İslamlaşma sürecine girmiştir. Bu yüzyılda Deşt-i Kıpçak bölgesin­de kurulan Altın Ordu devleti, Orta Asya'da kurulan Çağatay devleti, onun de­vamı olan Timur devleti ve İran'da kurulan İlhanlılar artık birer Türk devlet­leridir. Anadolu'da Cengiz'in fazla bir etkisi olmamıştır.

14. yüzyılın başında uç beyliği olarak kurulan Osmanlı devleti yüzyılın sonunda tüm Balkanlar'ı fethetmiştir. Bunun sonucu olarak Balkanlar'a üçün­cü büyük Türk dalgası göçe başlamıştır. Oğuzların oluşturduğu bu göç dalga­sı yüzyıllarca sürmüştür. Balkanlar 600 yıl boyunca Türklerin hâkimiyetinde kalmıştır. Bu topraklara Türkler "Evlâdı Fatihan" yani "Fatihlerin Çocukları" adını vermişlerdir. Çünkü bu topraklara giden Türkler, Balkanlar'daki Türk fütuhatının öncü kolları olmuşlardır.

20. yüzyılın başlarında Balkanların elden çıkmasıyla birlikte milyonlarca Türk tekrar Türkiye'ye göçe zorlanmıştır. 93 Harbi diye anılan 1877-1878 Türk-Rus Savaşından günümüze kadar Balkanlardan Türkiye'ye Türk göçü devam etmektedir.

Balkanlar'da Konuşulan Türk Dili

Bugün Balkanlar'da Türk kökenli halkların konuştuğu diller, Türkiye Türkçesinin ağızları hükmündedir. Yani hiçbiri yazı dili değildir. Bir başka de­yişle Balkan Türkleri yazıyı Türkiye Türkçesi ile yazarlar. Çünkü Balkan­lar'da konuşulan Türkçe büyük ölçüde Oğuz Türkçesidir.

Balkanlar'daki Türk ağızları dil özellikleri açısından kendi aralarında farklılıklar göstermektedir. Mesela Bulgaristan'da konuşulan Türkçe ile Koso-va'da konuşulan Türkçe arasında bazı ortak yanlar bulunabileceği gibi, bazı noktalarda da her iki ağız birbirinden ayrılmaktadır.

  1. İki ağız arasındaki benzerlikler:
  1. Ünlü darlaşması: Kıpçak Türkçesinin bir özelliği olarak Balkan dille­rinde yaygın bir ünlü darlaşması vardır. Bulgaristan ağzı: uul 'oğul', küüy 'köy', süyyüt 'söğüt' üülen 'öğlen' gibi. Kosova ağzı: Ümer 'Ömer', çüp 'çöp'.
  2. Devrik cümle kuruluşları:

Bulgaristan ağzı: Gülüşelek tutuvârelâ evin yolunu 'Evin yolunu gülüşe­rek tutversinler' Bu adamın vâmış bi gardaşı 'Bu adamın bir kardeşi varmış' Kosova ağzı: Cideym eve 'Eve gidiyorum' Bi ev kurmişlar o maydanlık-ta 'O meydanlıkta bir ev kurmuşlar'

  1. İki ağız arasındaki farklılıklar:

a. Kosova ağzı ile Bulgaristan ağzı arasındaki en belirgin ayrılık g > c, k> ç ayrılığıdır. Bulgaristan ağzında söyleyişi Türkiye Türkçesindeki gibi olan gve ksesleri Kosova ağzında c, ç'ye çevrilmektedir. Bu ses olayı bir Kıpçak Türkçesi özelliğidir. Benzer ünsüz değişmeleri Türkiye'nin Karadeniz bölge­sinde, Erzurum ağzında ve Irak Türkmen ağızlarında da gözlenmektedir. Kıp­çak Türkçesi Karadeniz'in kuzeyindeki Türk boylarını etkilemekle kalmamış, Türkiye ağızlarını, Memlükler vasıtasıyla da Irak'taki Türkmen ağızlarını et­kilemiştir. Bu özellik bilhassa Türkiye'nin Karadeniz kuşağında ve Kosova'da daha yoğun görülmektedir. Kosova ağzındaki şu örnekler ilgi çekicidir ve Ka­radeniz ağzına ne ölçüde benzediği açık olarak görülmektedir: cül < gül, ce­lin

b. Şimdiki zaman çekimi

Bulgaristan ağzının şimdiki zaman eki -ıyer/ -iyer şeklindedir. Bu ekin çekimi de şöyledir:

geliyerin 'geliyorum'

geliyesin 'geliyorsun'

geliyeri 'geliyor'

geliyeris geliyoruz'

geliyesinis 'geliyorsunuz'

geliyele 'geliyorlar'

Kosova ağzı şimdiki zaman eki ise -i'dir:

celim 'geliyorum'

cesın 'geliyorsun'

celi geliyor'

celisık 'geliyoruz

celisınıs 'geliyorsunuz'

celilar 'geliyorlar'

NOT Bu çalışmada yardımlarından dolayı sayın Doç. Dr. Mesut ŞEN Beye teşekkür ederim.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2653 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 623
Asya 98 1042
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1354 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 286
Orta Doğu 22 597
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 177
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2016 ) Etkinlik ( 79 )
Alanlar
Türkiye 79 2016

Ülkelerin, ülke olabilme kavramlarında üç tane önemli tanımlama yapılmaktadır. Bunlar, Kara, Deniz ve Hava ülkesi tanımı ve olabilme niteliklerini oluşturmaktadır. Denizlere kıyısı olan denizci ülkeler için karadaki menfaatlerinin hukuki niteliğinin sınırları, ülkenin kara sınırları içerisindedir.;

Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği; karbon monoksit gibi, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla oluştuğu düşünülen sera etkisinin, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasıyla oluşan iklimin değişikliğini ifade etmekte. ;

Türkiye’de Balkanların çoğunlukla manevi kodlar üzerinden kamuoyunda ve literatürde tarif edildiği görülmektedir. Yaklaşık 550 yıl süren Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyeti, ister istemez günümüze bazı miraslar bırakmıştır. ;

Bir süredir TASAM bünyesinde kaleme aldığımız değerlendirmelerde, genel manada Balkanlar’da ama en sıcak ve kırılgan bölge olarak Bosna Hersek’te devam edegelen zoraki barış yıllarının büyük ölçüde zarar gördüğü yeni bir döneme girdiğimizi; bunun saiklerini de klasik post soğuk savaş dönemi uygulama...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı 2020’de sunulan tebliğler “Kovid-19 Sonrası Geleceğin Güvenlik Kurumları ve Stratejik Dönüşüm” adıyla e-kitap olarak yayımlandı.;

Küresel denge ve denetleme için II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan uluslararası kurumlar ve güvenlik anlayışı zaman ilerledikçe çağımızın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veremez hâle gelmektedir. 1980’lerde başlayan son küreselleşme dalgasının derinleşmesi, küresel düzeyde daha önce benzeri görülmemi...;

Doğu ve Batı arasında süren tarihî mücadelenin şüphesiz ilk sebebi dördüncü iklimin yani medeniyetlerin doğduğu hattın bu mücadele çizgisinin tarihî coğrafyasını oluşturmasıdır. ;

İnsanlık tarihinde kökeni yazılı döneminde öncesine dayanan diplomasi, toplumlar ve devletler arasında ortaya çıkabilecek sorunların çözümü ve ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla ortaya çıkmıştır. ;

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

DTF Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

DTF Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 25 May 2022 - 25 May 2022
  • İstanbul - Türkiye

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.