2012 Amerikan Başkanlık Seçimi

Haber

Van’ın Çavuştepe köyü sakinlerinin Barack Obama’nın 44. Amerikan başkanı seçilmesini kutlamak için 44 koyun kesmelerinin üzerinden sadece iki buçuk yıl geçmiş olmasına bakmayın. Amerikan medyasında 2012 seçiminin tartışması çoktan başladı, başkan adayları birer birer öne çıkıyor....

Van’ın Çavuştepe köyü sakinlerinin Barack Obama’nın 44. Amerikan başkanı seçilmesini kutlamak için 44 koyun kesmelerinin üzerinden sadece iki buçuk yıl geçmiş olmasına bakmayın. Amerikan medyasında 2012 seçiminin tartışması çoktan başladı, başkan adayları birer birer öne çıkıyor.

Amerikan başkanlık seçimlerinin Türk dış politikası için önemi malum. Ankara’nın Washington ile 2003’ten beri açık olan arası ne yazık ki Obama’nın başkanlığı döneminde düzelmedi. Türkiye’nin İran’la olan ilişkisi, İsrail’le yaşanan gerginlik ve özellikle de Gazze filosu olayının bu durumda rolü büyük. Bütün bunlara rağmen Başkan Obama’nın ikinci bir dönem için seçilmesi Türkiye’nin hem Avrupa’ya hem de Ortadoğu’ya yönelik politikalarının önünü açacaktır. Barack Obama’nın 19 Mayıs’ta açıkladığı Ortadoğu politikası Türkiye’nin bir süredir bölgede biriktirmiş olduğu politik sermayenin akılcı kullanımı için önemli bir fırsat olabilir. Eğer Amerikan yönetimi İsrail’i 1967 sınırlarını baz alan iki devletli bir çözümü tartışmak için masaya oturtmayı başarabilirse, Türkiye barış sürecinde kilit oynayarak bölgedeki rolünü perçinler. Amerikan hükümeti Türkiye’nin AB adaylığını da açıkça destekledigi biliniyor. Obama liderliğindeki Amerika’nın imajının Avrupa’da nisbeten iyileşmiş olması da Türkiye için bir artı. Kısacası, Obama'nın ikinci dönem için seçilmesi Türkiye'nin çıkarlarıyla örtüşecektir.

Peki Obama 2012’de tekrar seçilecek mi? Kağıt üstünde Obama'nın başkanlıktaki ilk dönemi çoğu kimse için büyük bir hayalkırıklığı. Sosyal politikalardan uluslararası terrorizmle savaş stratejilerine kadar pek çok alanda Obama seçim sırasında verdiği sözleri tutamadı. Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen Obama’nın seçimden tekrar zaferle çıkması mümkün. Çoğu seçimde olduğu gibi Amerikan başkanlık seçimlerinin sonucunu politikacıların performanslarından çok siyasal rekabetin karmaşık iç dinamikleri belirleyecek. Obama’nın şansını arttıran nedenleri tartışmadan önce Amerikan hükümetinin iki buçuk yıllık performansını değerlendirmekte yarar var.

Obama neredeyse Beyaz Saray’a adım attığı günden beri kan kaybediyor. Araştırma kuruluşu Gallup’a göre başkanı desteklediğini söyleyenlerin oranı Mayıs 2011 itibariyle %44 civarında. Karşılaştırma yapmak gerekirse George W. Bush’un başkanlığının üçüncü yılının Mayıs ayındaki destek oranı %74, George H.W. Bush’un Mayıs 1991 ortalması ise %64. Obamanın seçimden bu yana ortalama destek oranı ise %51 civarında seyrediyor ki bu değer de son 100 yıldaki Amerikan başkanlarının sahip olduğu ortalama değerin altında (%54). Osama Bin Ladin’ın Amerikan komandolarınca öldürülmesi Obama’nın popüleritesini arttırdı kuşkusuz. Yine Gallup’un yayınladığı rakamlara göre başkana destek oranı bir gecede %10 kadar yükselmiş. Ancak bu zafer rüzgarının Obama’yı seçim gününe kadar taşıması zor. Yakın tarih benzer örneklerle dolu. İlk Körfez savaşının ardından George W.H.Bush’a destek % 90’a kadar çıkmıştı. Yakın dönem Amerikan tarihi için rekor olan bu destek oranı baba Bush’un 1992 seçimlerinde önceleri hemen hiçkimsenin şans vermediği Bill Clinton’a geçilmesine engel olamadı.

Obama’nın uykularını kaçıran asıl konu 2008’de kendisine zaferi getiren kesimlerin desteğini yavaş yavaş çekiyor olması. Kampanya sırasında Obama “Değişim“ sloganıyla Demokrat partinin ilerici kesimlerini, bağımsızları ve siyasetten uzak kalmış olan 25-yaş altı nüfusu mobilize etmeyi başardı, ki bu da Obama’ya seçimlerde zaferi getirdi. Değişim vaadinin ana unsurları arasında evrensel sağlık sigortası, vergi reformu, her kesim için iş olanaklarının genişletilmesi vardı.

Ne var ki Obama hükümetinin şimdiye kadar bu kritik alanlarda yaptığı atılımlar kendi tabanını hayal kırıklığına uğrattı. Başkanlık döneminin ilk büyük kazanımı olacağı düşünülen sağlık politikası reformu, Kongre’de cumhuriyetçilerin engellemesiyle karşılaştı. Obama’nın liderliğindeki demokratların bu muhalefet karşısındaki durusu ise beklemedik derecede zayıf ve etkisizdi. Uzun pazarlıklar sonunda üzerinde anlaşılan yeni sağlık sigortası düzenlemeleri içi boşaltılmış orijinal amaçlarından uzak bir uzlaşı metninden öteye gidemedi.

Demokrat seçmeni hayal kırıklığına uğratan bir diğer gelişme de vergi reformu konusunda cumhuriyetçi kanada verilen tavizler. Tartışma önceki başkan Bush döneminde geçirilen üst düşey gelir grubunun tabi olduğu vergi oranlarını düşüren yasasının geçerlilik süresinin dolması üzerine koptu. Ekonomik krizin etkilerinin tam gaz sürdüğü, dış ticaret ve bütçe açığının rekor düzeylere ulaştığı bir dö nemde varlıklı kesimin tarihsel ortalamaların çok altında oranlarda vergi veriyor olması tepki çekti. Sağlık reformu sırasında olduğu gibi cumhuriyetçiler vergi kesintilerinin uzatılması konusunda da amansız bir muhalefet yaptı. 2010 ara seçimlerinde Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etmiş olan cumhuriyetçiler sıkı bir pazarlıkla Obama'yı köşeye sıkıştırıp istediklerini elde ettiler: yıllık geliri $250,000 fazla olanlar önceki gibi düşük oranlarda vergi vermeye devam edecek.

Obama’nın 2012 seçimlerindeki kaderini belirleyecek olan en önemli unsur ekonomi. Hatırlarsanız Clinton’a 1992’de zaferi getiren de “It’s the economy, stupid“ (Önemli olan ekonomi, sersem) sloganı olmuştu. Obama hükümetinin hakkını vermek gerek. 2009 başından beri uygulanan mali ve para politikalarının ülkeyi daha da derin bir resesyonun eşiğinden döndürdü. Krizin çıkmasında kuşkusuz en büyük paya sahip olan finans kuruluşlarına devletçe aktarılan 700 milyar dolarlık kaynak Amerikan ekonomisini mutlak bir çöküşten kurtardı, en azından şimdilik. Ancak ekonomideki düzelme halkın beklentilerine göre yavaş ve dengesiz. Finans sektörü hızla toplandığı halde genel işsizlik oranı %9 civarında seyretmeye devam ediyor. Krizden ders çıkaran pek çok küçük ve orta ölçekli firma artık daha düşük maliyetli işgücüne dayalı üretim yapmaya çalışıyor. Dolayısıyla kriz sırasında işsiz kalanların büyük bir kısmı aynı koşullarda iş bulmakta zorlanıyor. Ekonomik kriz Amerika işgücü piyasasını derinden ve geri dönülemez bir şekilde yeniden şekillendirdi. Ekonominin kırılığanlığını yansıtan bir diğer veri ise benzin fiyatları. Ortadoğudaki politik gelişmelerin de etkisiyle yükselen benzin fiyatları Amerikalilar için psikolojik bir sınır olan galon başına 4 dolar seviyesini geçmiş durumda. Her ne kadar hükümetin mali araçlarının tüketici benzin fiyatlarına doğrudan etkisi az da olsa sıradan bir seçmen için pompadaki rakam Amerikan başkanının ne derece başarılı olduğunun en somut göstergesi.

Peki Obama’nın iki buçuk yıllık performansı beklentilerin altında kaldı ise, nasıl olur da kendisinin tekrar seçilme şansının yüksek olduğu iddia edilebilir? Sorunun anahtarı Cumhuriyetçi Parti'nin bünyesindeki güç mücadelesinde gizli. Cumhuriyetçiler içinde henüz bütünüyle yüzeye vurmamış olsa da gittikçe derinleşen bir bölünme söz konusu. 2010 ara seçimleri sırasında sesini duyuran ve kendilerine "Tea Party" (Çay Partisi, 1773 Boston Çay Partisi olayına atıfla) adını veren muhalif grup parti dinamiklerini yerinden oynattı. Kökeni 1800’e dayanan iki partili sistem, Franklin D. Roosevelt’in kazandığı 1932 seçimlerinden beri bu kadar büyük çapta bir değişime uğramamıştı belki de. "Çay Partisi" bağımsız bir siyasal parti değil, cumhuriyetçi partinin içinde hareket eden bir oluşum. Ancak tabandan aldığı yoğun destekle parti içindeki ağırlığı artıyor. 2010 seçimlerinde bazı Cumhuriyetçi parti adayları Çay Partisi'nin açık desteğiyle geleneksel cumhuriyetçi adayları geride bıraktılar. Süregelen bu parti içi mücadele ve iki partili sistemin dengelerindeki değişiklik Obama’nın elindeki en büyük koz olacak.

Çay Partisi hareketinin arkasında iki ayrı destek grubu var. Birincisi, Obama'nın sosyal politikalarından çılgıncasına rahatsız olan "mali muhafazakarlar." Bu grup bütçenin ana giderlerini oluşturan sosyal harcamalarının kısılmasından (askeri kalemler dışında elbette) ve vergi oranlarının minimuma indirilmesinden yana. Bu grubun Kongredeki ideolojik muhalefeti Nisan ayındaki bütçe görüşmelerini tıkayarak neredeyse federal hükümetin kepenk indirmesine neden oluyordu. İkinci grup ise "sosyal muhafazakarlar." Amerika'nın orta kesimlerindeki kırsal nüfustan destek alan bu grup dine dayalı bir tutuculuğu çarpıtılmış bir ulusalcılık ile harmanlıyor. Sosyal muhafazakarlar eşcinsellerin evliliği, kürtaj, silah sahibi olma özgürlüğü gibi konularda kesinlikle taviz vermeye yanaşmayan bir tutum sergiliyor.

Bilindiği üzere Amerikan başkanlık seçimlerinden önce partiler adaylarını belirlemek için her bir eyalette önseçimler ("primaries") düzenliyor. Seçim yılının Ocak ayında başlayan önseçimler sonunda Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler birer başkan adayı çıkarıyorlar. Demokratik Parti’nin adayı tabi ki Barack Obama olacak. 2012'de Obama'nın karşısına çıkmak için Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerinde yarışacak adaylar iki ayrı grupta toplanabilir. Bir tarafta partinin geleneksel kanadını temsil eden Mitt Romney (Massachussets eski valisi, 2008 seçimlerinde de aday olmuştu) ve Newt Gingerich (33 yıllık Kongre üyesi). Çay Partisi grubunca desteklenen adaylar hem mali hem de sosyal konularda çok daha radikal pozisyonlar almayı seçiyorlar. Örneğin, Michelle Bachmann (Minnesota’dan Kongre üyesi) ve Tim Polenty (Minnesota valisi) emeklilik, işsizlik ve sağlık sigortası gibi sosyal devlet harcamalarında eşi görülmemiş kesintiler yapmayı vaad ediyorlar. Henüz 2012 için adaylığını açıklamamış olan 2008 başkan yardımcısı adayı Sarah Palin de mali konulardaki bu ultra-muhafazakarlığı, Amerikan halkını "gerçek Amerikalılar" ve diğerleri diye ikiye bölen çatışmacı bir siyasal söylemle besliyor.

Bu durumda Cumhuriyetçi partiyi bir ikilem bekliyor. Eğer Cumhuriyetçi Parti'nin önseçimleri sonucunda geleneksel kesimi temsil eden bir aday seçilirse, bu aday 2012 Başkanlık seçimlerinde Çay Partisi tabanını hareketlendirmekte büyük güçlük yaşar. Merkeze yakın, demokratlarla diyaloğa açık olacağı sinyalini veren bir Cumhuriyetçi adayın Çay Partisi seçmeninden oy alması zor. Sosyal ve mali politikalar konusunda gerçekçi ve uzlaşmacı olan bir adayı büyük zorluklar bekliyor. Massachussets valisi iken çok kapsamlı bir evrensel sağlık sigortası reformu gerçekleştirmiş olan cumhuriyetçi aday Mitt Romney, bu "hatası"nın hesabını her tartışmada vermek zorunda kalıyor mesela. Olur da Romney cumhuriyetçilerin adayı seçilirse, Çay Parti oylarını almak icin seçmeni evrensel sağlık sigortasına ne kadar karşı olduğunu tekrar tekrarinandırması gerekecek.

Peki ya ön seçimlerden Çay Partisince desteklenen bir aday çıkarsa? Bu durumda Cumhuriyetçi adayinin Çay Partici muhafazakar tabanının desteğini alması mümkün. Ancak radikal ekonomik ve sosyal politikaları savununan bir cumhuriyetçi aday "kararsızlar" ya da "bağımsızlar" olarak bilinen ve tüm seçmenlerin yaklaşık üçte birini oluşturan kesimini kolay kolay kazanamaz. Cumhuriyetçi tabanı hareketlendirecek bir aday Cumhuriyetçi partiye yakın merkezi seçmeni karşı kampa kaptırma tehlikesiyle karşıya karşıya kalır. Hatta Çay Partisi grubunun uzlaşmaz duruşundan, ve “gerçek Amerikalılar“ ve diğerleri söyleminden, rahatsız olan aklıselim cumhuriyetçi seçmenin oyunun bir bölümünün demokratlara kayması da mümkün. Sonuç olarak Cumhuriyetçi Parti içindeki bölünme sürdükçe, önseçimlerden hangi aday çıkarsa çıksın Barack Obama'yla yarışa iki adım geride başlayacak.

Yazının başında sorduğumuz soruya yanıt verecek olursak…Her ne kadar ilk dönem karnesi pek parlak olmasa da şu anda Barack Obama 2012 seçimlerinin favorisi. Obama'nın Beyaz Saray'daki ikinci döneminde 2008’de vaad ettiği “değişim“i gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini ise zaman gösterecek.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2634 ) Etkinlik ( 212 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 14 66
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1346 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 282
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.