Birileri aya giderken yaya kalanlar

Yorum

Fakirlerin niye yoksul olduğunu anlamak için varsılların nasıl zengin olduğuna bakmak yeterlidir; Gelirinden fazlasını borçlanarak harcayan hovarda devletler ve israfa alıştırılmış halkları… Bugün size “fakirlik edebiyatı” yapacağım. Edebiyat deyip geçmeyin. Hele fakirlik deyip hiç geçmeyin. Zenginin malı züğürdün çenesini yorarken, fakirin garibanlığının vicdanımızda biraz da olsa hissesi bulunmalı değil mi?...

Fakirlerin niye yoksul olduğunu anlamak için varsılların nasıl zengin olduğuna bakmak yeterlidir; Gelirinden fazlasını borçlanarak harcayan hovarda devletler ve israfa alıştırılmış halkları…

Bugün size “fakirlik edebiyatı“ yapacağım. Edebiyat deyip geçmeyin. Hele fakirlik deyip hiç geçmeyin. Zenginin malı züğürdün çenesini yorarken, fakirin garibanlığının vicdanımızda biraz da olsa hissesi bulunmalı değil mi?

...

“İçki bütün kötülüklerin anasıdır“ aforizmasında adı geçen “kötülüklerin“ bir de üvey annesi var; Fakirlikten beslenen çaresizlik.

...

Yaşamakta olduğumuz küresel sistemin özeti şudur; Azınlıktaki birileri (Gelişmiş Ülkeler) pasta, öbürleri (Gelişmekte Olan Ülkeler) ekmek yemekte, diğerleri ise (En Az Gelişmiş Ülkeler- kısaca EAGÜ) sürekli yutkunarak seyretmekteler. “Hani bana?“ diye sorarken sesleri cılız çıkmakta, bu zor duyulan sese bile kürede kulaklar tıkanmaktadır.

Çünkü ellerinde açlıklarından ve söyleyecekleri Etmeyin Arkadaşlar Gelin Üleşelim“ sözünden başka enstrümanları yok. Her iki enstrümanın da sürgit sistemi değiştirebilecek reel politik karşılığı ve yaptırım gücü bulunmamakta. Pasta ve ekmek yiyenlerin ise mevcut sistemin sürdürülebilirliğinin sigortası sayılabilecek iktisadi, beşeri ve askeri güçleri var.

Onlar uluslararası sistemin mazlumlarıdır. Dünya “aya giderken En Az Gelişmiş Ülkeler’in (EAGÜ) yaya kalması“ bu ülkelerin kabahati değildir. Kürede bazıları postmodern digital bilgi çağını yaşarken diğerlerinin taş devrine rahmet okutacak koşullarda yaşaması, insanlık adına sürdürülebilir geleceği mümkün olmaktan çıkarır. Birilerinin yemesi diğerlerinin onları seyretmesi eninde sonunda küçük ya da büyük kıyameti koparacaktır. Ülkeler arasındaki gelişmişlik farklarını en azından insani düzeye getirmedikten sonra dünyada adil bir düzenden de söz edilemez.

...

İktisatın kurallarından biri de şudur; Dünyada paylaşılabilecek pasta sabittir, ancak (bireyler, şirketler ve ülkeler için) paylaşım oranları her zaman değişkendir. Paylaşım, Gelişmiş Ülkeler lehine artarken En Az Gelişmiş Ülkeler aleyhine ve sürekli azalmaktadır.

“Umut fakirin ekmeğidir“. EAGÜ’de bireyler umut yer, umut içer ve umut solurlar... Ortalama seviyede müreffeh yaşam umudu, ölüm riskini göze alıp göçe kalkışacak kadar fakirin gözünü karartır.

Yoksulluğun zorunlu olarak beslediği göçün yönü; En Az Gelişmiş Ülkeler’den Gelişmiş Ülkeler’e doğrudur. Göçmenler gittikleri ülkelere sorunlarıyla birlikte gelirler. Göçmenlerin “köprü“ ülkelerinden Türkiye, iktisadi ve sosyal gelişmesini bu hızla sürdürürse refaha hicret edenler için bir geçiş ülkesi olmaktan çıkıp hedef ülke hâline gelecektir.

...

Mevcut küresel sistem, 20. Yüzyıla dünya çapında iki savaşı sığdırabilecek becerideki(!) kuşakların, İkinci Dünya Savaşı sonrasının konjonktöründe inşa edip kucağımıza miras olarak bıraktıkları yapıdır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında uluslararası yasal zemin şekillenirken doğanlar (1945) şimdi 66 yaşındalar. O yıl 10 yaşında olup sanayi devriminin kazanımı modern silahların kullanılarak, tarihin kaydettiği en büyük insan kıyımına şahitlik edenler 2011 itibariyle 76 yaşındalar. On yaşındaki insanın, kurulan düzende katkısı olamayacağına göre sistemi inşa edenlerden hiç biri hayatta değil artık. Keşke giderken, yanlarına kucağımızdaki sistemi de alıp götürmüş olsalardı.

Bu hâli ile sistem günümüz koşullarında sorun çözmekten uzak, eski meseleler bakiyede dururken, ardı ardına yeni çatışma ve sorun alanları üreten bir yapıdadır.

Küresel sistemde Gelişmiş Ülkeler [en zengin yediler, G-7] koymuştur kuralı. Ve altını, hep onlar toplamaktalar. Dünya nüfusunun %15’ini teşkil etmelerine rağmen küredeki gelirden elde ettikleri oran % 74’tür. (World Development Report)

...

Süper lige çıkmak için alt ligde iyi mücadele edip lider olmak gerekir. Hiç kimse durup dururken sizi uluslararası ilişkilerin süper ligi “Gelişmiş Ülkeler“ kategorisine paraşütle tepeden indirmez. Uluslararası ilişkilerinizi atılacak bir taşla yıkılabilecek sırça köşk üzerine ve yüzeysel değil, ağacın kökleri gibi kılcal bir dağılımla enine ve derinliğine inşa etmeniz gerekir. Bu bakımdan Türkiye’nin BM En Az Gelişmiş Ülkeler 4. Konferansı’nı yapması, ötesinde inisiyatif alıp 10 yıllık bir süre için üstlenmesi insanlık adına önemli bir fırsattır. Eğer daha önceki toplantılarda uluslararası toplumun yaptığı gibi suya yazı yazmazsa...

Ülkemizin uluslararası operasyona çıkabilme kabiliyetine sahip İnsani Yardım Dernekleri ve ulusal kalkınma ajansı TİKA ile yaptığı kalkınma yardımları tecrübesi önümüzdeki on yıl için yapılacakların bir çeşit stajı bile sayılabilir.

...

Oyunu kuralına göre oynamaktan daha önemli olan şey oyunun kurallarını belirlemektir. Bütün bu çabalar da mutlaka tutarlılıktan beslenmesi gereken oyunun kuralını yeniden belirleme ya da ona etki etme çabasıdır.

Demokrasilerde “çobanla elit(!) olanın oyu eşittir“. BM’de ABD ile en az gelişmiş herhangi bir ülkenin oy hakkı da eşit ve tektir. Ancak küresel elitlere(!) geçmişin konjonktöründe tanınmış ve günümüzde hâlâ geçerli olan “veto hakkı“ bu eşitliği bozup küresel maşer-i vicdanı (kamuoyunu) kanatan bir uygulamadır.

Türkiye 49 En Az Gelişmiş Ülke ile ilgili BM nezdinde 10 yıllık insiyatif almakla EAGÜ (öğrenelim bu kısaltmayı) adına konuşma hakkını da zımnen elde etmiş oluyor. Ülkemiz her yıl 200 milyon dolara yakın parayı bu ülkeler için kendi hazinesinden harcanmak üzere ayırıyor. Dünyada hak ve adaletin tesisi konusunda insanlığın ortak vicdanına hitap edebilecek meşru mikrofona konuşma fırsatıdır aslında satın alınan.

Mazlumların sesi olurken havanda su dövmek Türkiye’ye yakışmaz. Aşama aşama, somut ve ölçülebilir neticeler elde edip insanlığın ortak vicdanı adına, müspet sonuçları 10 yıl sonra dünyanın önüne koyamaz ve 2 milyar doları toplantı endüstrisinin profesyonellerine yem yaparsak neye yarar ki “meşru mikrofon“.

ihsantoy@tasam.org

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki, yasa dışı yerleşim, yıkım, zorla yerinden etme, müsadere, tahliye politikalarında bir değişiklik yok. 1967’den beri devam eden bu durum, hiç kuşkusuz sistematik bir devlet politikası ve bu politikaları uygularken kendi hukuk sistemini de sonuna kadar kullanm...;

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO“ teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilecek. ;

Dünya zorlu zamanlardan geçiyor. İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist kuramcı Antonio Gramsci’nin deyimiyle “hegemonsuz bir devir” (interregnum) kaotik bir uluslararası sistem yaratmış durumda. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...