Libya Nereye ?

Yorum

Libya’da, başta Devrim’in lideri Albay KADDAFİ olmak üzere, bu düzenin sahipleriyle (1978-85 sonu) yedi buçuk yıl süreyle iç içe yaşamış ve görev yapmış bir kimse olmaklığıma rağmen, bu karmaşa ortamında bir kehanette bulunmayı yine de doğru bulmam. Buna karşın, şu kadarını söyleyebilirim ki, Libya bir yere gitmiyor, yerinde duruyor....

Libya’da, başta Devrim’in lideri Albay KADDAFİ olmak üzere, bu düzenin sahipleriyle (1978-85 sonu) yedi buçuk yıl süreyle iç içe yaşamış ve görev yapmış bir kimse olmaklığıma rağmen, bu karmaşa ortamında bir kehanette bulunmayı yine de doğru bulmam. Buna karşın, şu kadarını söyleyebilirim ki, Libya bir yere gitmiyor, yerinde duruyor. Zira, mevcut Libya’dan farklı bir şey düşünebilmek için, herşeyden evvel bu ülkenin halkını, halkın 42 yıllık ( apolitik ) alışkanlıklarını, eğitim ve yaşam biçimini değiştirmek gerekiyor. Bu yapılamayacağına göre, bildiğimiz Libya’da bugünden yarına çok önemli bir değişiklik olmayacaktır.

Libya hakkında bir politika belirlerken, öncelikle bu ülkenin 42 yıllık liderini, Albay Muammer KADDAFİ’yi iyi tanımak gerekir. Albay Kaddafi’yi, bir bakıma Batı basınının sunduğu kolaycılık adına, daha çok mizah ve karikatür optiğinden görmek ve değerlendirmek son derece yanlıştır. Karikatürlere konu edilen davranışlar aslında daha çok tanıtım ve halkla ilişkiler amaçlı, bilinçli olarak sergilenmekte olup, bahse konu Zatın bu derece naïf olabileceğine karine teşkil etmez. O kadar ki, 1 Eylul 1969 tarihinde zamanın Kralı İDRİS’i ‘Hür Subaylar’ olarak adlandırılan arkadaşlarıyle birlikte deviren ve halk devrimini ilan eden o zamanki üstteğmen M. Kaddafi, yöntemi hep tartışılsa bile, 42 yıl iktidarda kalabilmeyi başardığına, halkını ve ülkesini çok iyi tanıdığına ve çalkantılı sularda siyaseti yönlendirmesini bildiğine göre, bu onu başarısına sayılmayacak mı?

Gündelik rutin iş ve hizmetleri halk komitelerine bırakan, buna mukabil, siyasetin özünü başkanlık ettiği Devrim Komuta Konseyinin sorumluluğunda tutan Albay Kaddafi filhakika siyasetle, özgürlüklerle ilgilenmeyen ve ‘Allah galib’ demekle yetinen halkı bu egzersizin dışında tutmuştur. Ancak bir yandan da halkın Devrim’i ve onun, kendi kaleme aldığı manifestosu olan, Yeşil Kitabı ve ilkelerini benimsemesi için, maddi refahını ve ihtiyacı olan temel hizmetleri de göz ardı etmemiştir. 90 lı yılların ortalarından itibaren yaklaşık on sene kadar sürdürülen ağır ambargo koşulları hariç, genellikle 5-6 milyonluk nüfusuna göre fazla bile gelen petrol gelirlerini Albay Kaddafi, en küçük mezraya kadar okul, yol, hastane ve hatta tarım alanları açmak, işi olmayanlara geçinecek kadar maaş bağlamak, üniversite öğrencilerine cep harçlığı sağlamak gibi hizmetlere ayırmıştır. Çölde bedevi hayatı yaşayan bir kısım kimseleri Trablus’ta inşa ettirdiği blok apartmanların 250 metrekarelik parke dairelerine yerleştiren Lider, Devrim’in hergün bir yenisini icat ettiği sloganlarla halk kitlelerini, sözde milli davaların etrafında, birlik ve beraberlik halinde uyanık tutmaya çalışmıştır. Esasen Yönetimde resmi hiyerarşik hiç bir görevi kabul etmeyen Lider, kendisini, içinde genç silahlı kuvvetler mensuplariyle, üniversite camiasından ve dava uğruna hertürlü mücadeleyi göze alacak unsurlardan kurulu ve yurt sathına yaygın Devrim Komitelerinin yönetiminden sorumlu görmüştür. Albay rütbesini benimseyen Lider, gündelik yaşamında çadır düzenini muhafa etmiş ve ordudan aldığı albay maaşiyle geçinmeye bakmıştır.

Adeta siyasi surlarla çevrili ve yıllarca kapalı Libya toplumu aniden nasıl bugünkü patlama noktasına geldi?

Her zaman örnek alınan ve bu yönüyle hayranlıkla izlenen Mısır’dan esen rüzgarlar yanında, komşu Tunus’tan da bazı cereyanlar Libya semalarında dolaşmaya başladı ise de, esasen epeyce uzunca bir süreden beri Libya toplumunun adeta kimyasını değiştirecek nitelikte açılımlara şahit olduk. Başta, yabancıların ülkeye giriş ve ikametleri olmak üzere, turizmde ve yatırımlarda Libya açısından liberalizasyon sayılacak ölçülerde esneklikler getirildi, dış temaslar artırıldı, Lider Albay Kaddafi’nin Avrupa Birliğinde artan ölçüde kabul görmesi olanakları hazırlandı. Bütün bu gelişmeler son dört beş sene içinde Libyayı kökten değiştirdi ve tanınmaz hale getirdi. Tıpkı vaktiyle, bir tersane işçisi olan Lech WALESA’nın Polonyada yaptığı gibi, tabulara peyderpey el atıldı ve sonunda halk bir bakıma göreceli maddi refahın kalıcı ve sürdürülebilir olması için, bunun özgürlüklerle de takviye ve tarsin edilmesi gereğini idrak etti ve ötedenberi yer yer kıpırdanmaların cereyan ettiği Bingazi ve havalisinde ateşi başlattı.

Libya’da tek adam idaresi geçerli olduğundan ötürü, kurumlar ve bu kurumların işleyişini tanzim eden kurallar gelişmemiştir. Buna, Libya silahlı kuvvetleri de dahildir. Başlıca bu yüzden, Doğu’daki hareket karşısında Trablus’ta zamanlıca önlem alınamamış ve karmaşa ve başıbozuk ortam giderek kontrol edilemez hale gelmiştir. Albay Kaddafi buna alışkın ve fikren hazırlıklı olmadığından, tepkileri de olabildiğince sert olmuştur. Ancak kabul etmek gerekir ki, Liderin emir ve komutasındaki özel güçler bütünüyle henüz devreye sokulmamıştır. Bir iç harbi tetiklemek gibi bir sorumsuzluk henüz ortaya konmamıştır.

Doğu’daki hareket de düzensiz ve organizasyondan yoksundur. Ele geçirilen silahlara rağmen, gerekli eğitim ve disiplin mevcut olmadığından, arzu edilen sonuca ulaşılması kolay olmayabilir. Köpüren bir öfkeyi dindirmek için, medyaya yansıdığı şekliyle, Trablus da, halk yararına bazı önlemler aldığını açıklamaya devam ediyor.

Batı ve Amerika da, gidişatı bu açıdan izlemeyi tercih ediyor. Öncelikle Amerikanın ve AB’nin Libya’da önemli çıkarları mevcuttur, bunları korumak esastır. Bu yüzden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden de, cılız bir kınama dışında, henüz önemli ve Libyaya yaptırım uygulayacak nitelikte bir karar çıkmadı.

Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde NATO’nun özellikle Afganistanda yaşamakta olduğu zorluklar ve ilgili Hükumetlerin ve kamu oylarının isteksizlikleri ortada iken, Batı’nın Libya’da yeni bir maceraya atılması kolay beklenmeyebilir. Batı da biliyor ki, Libya koşullarında ülkede karmaşa bir süre daha devam edecek, ancak sonunda, biraz farklı bir Libya ile, taşlar tekrar yerine oturacaktır. Bu temel düşüncenin en bariz örneğini, Liderin yakın dostu, İtalya Başbakanı BERLUSKONİ vermektedir.

Libya Lideri M. Kaddafi’nin, geçen zaman içinde, ihtilalcilik adına, bizi rahatsız eden davranışları olmamıştır denemez. Bunlar rahmetli Turgut ÖZAL zamanında daha da belirgindi. Ancak merhum ÖZAL, Libya ile, Kaddafi ile siyaset yapmaya gerek olmadığını, buna karşın, Libyanın mal ve hizmet alımları için ortaya koyduğu cazip pastadan olabildiğince daha büyük bir pay elde etmemizin tercih edilmesi gerektiğini söyler ve savunurdu. Netekin öyle de oldu; 1980 li yılların başlarında Libya’da bulunan 150 kadar firma ve 150 bin çalışanımızın uhdesindeki proje ve yatırım tutarı 9 milyar doların üstünde idi.

Bugün de Libya’da 25-30 bin çalışan ve 200 kadar firma ile 15 milyar dolarlık işi elde tutuyoruz. Yurtdışı Türk müteahhitliğinin ilk öğretici deneyimlerini edindiği Libya’da bu son derece önemli bir aşama sayılmalıdır.

• Savaş halinin sürdüğü bir oratmda şantiyelerimize vaki saldırılar ve yağmalama olayları karşısında, emniyet için, vatandaşlarımızı tahliye etmemiz ve bunda aşikar başarılı olmamız elbette takdire şayandır. Ancak Türke ve Türklüğe karşı bir cereyanın olmadığını da unutmamalıyız. Yani bugün ayrılan vatandaşlarımız ve işverenlerimiz yarın yekrar işlerine döneceklerdir. Orada herbiri birikmiş alacaklarla, transfer edilecek tasarruflar bıraktılar, işverenlerimiz milyonlarca dolarlarla ifade edilen büyük ve modern makina parklarını bıraktılar. Dolayısiyle tahliyeyi de biraz abartmak suretiyle Libya’yı da iyice boşaltmayalım. ( asula@ttmail.com)

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1999 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1999

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Dünyada hava kuvvetleri, isimlerine ya uzay kelimesini ekliyor ya da uzaya özel ayrı bir kuvvet kuruyor. Türkiye için bu ayrımı konuşmak için henüz zaman var. Gezegenler arası seyahatin konuşulduğu bu günlerin uzay gündeminde, Türkiye oldukça yeni bir aktör sayılır. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.