ABD, Irak Ve Ötekiler

Haber

Eylül ayında Paris’te Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün düzenlediği toplantıda Avrupa güvenlik bürokrasisi ve uzmanlarından oluşan bir topluluğa yaptığı konuşmada Javier Solona’nın en fazla zorlandığı konu Irak kriziydi. Avrupa’nın Irak politikasının ne olduğu sorusunun cevabını tartışma kısmına bırakıyordu. ...

Eylül ayında Paris’te Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün düzenlediği toplantıda Avrupa güvenlik bürokrasisi ve uzmanlarından oluşan bir topluluğa yaptığı konuşmada Javier Solona’nın en fazla zorlandığı konu Irak kriziydi. Avrupa’nın Irak politikasının ne olduğu sorusunun cevabını tartışma kısmına bırakıyordu. İlginç olan; Rusya, Türkiye, Irak’a komşu ülkeler, hemen hiçbirinin net bir Irak politikası yok. Bu sayılan ülkelerin kamuoylarında bu belirsizlikten ötürü ciddi rahatsızlıklar gözleniyor.

Irak’a yönelik bir Amerikan politikasından çok genel hatlarıyla bahsedilebilir. Akla hemen gelen İngiltere ve Irak’a asker gönderen diğer ülkeler geliyor. Ancak bu ülkelerin tavrı en az zararla Amerika’nın yerinde olmak. ABD hariç bu yaygın politikasızlık ilginç şekilde göze çarpıyor. Bu noktada sorun büyük oranda söz konusu ülkelerin politika üretmedeki yetersizliklerinden kaynaklanmıyor. Burada ABD’nin Irak işgali sürecinde ve sonrasında izlediği politikaların ortaya çıkardığı yapısal sorunlar dikkate alınmalı. ABD politikası bir anlamda diğerlerinin politika üretmesine engel oluyor.

Amerikan projesi

Irak’ta ABD’nin düştüğü durum diğerlerinin aynı bedeli ödeme konusunda endişeye düşmelerine yol açtı. Irak’ın geleceğinin bir Amerikan projesi olarak kalması ise yine aynı şekilde yapıcı müdahaleyi engelliyor. Bu duruma ABD politikalarına karşı tavır almanın yanı sıra ABD ile beraber görülen unsurların Irak’ta olumlu katkı yapmalarının oldukça sınırlı olması yol açıyor. ABD’nin yol açtığı yapısal sorunlara mutlaka ilgili tarafların politik miyoplukları eklenmeli. Örneğin, Irak’a komşu ülkelerin hiçbirinin Irak’ın tamamını kuşatacak bir yaklaşımları yok. Korkuların yön verdiği, Kürt ya da Şii dalgasının kendi topraklarında oluşturabileceği sorunlara karşı üretilen güvenlik politikalarının sonu yeni açmazlar.

ABD, Irak ve ötekiler denkleminde durumu diplomatik yaygın tabirle lose-lose durumundan kurtarmak için ufukta tek bir alternatif var. Irak’ı bir Amerikan projesi olmaktan çıkarmak ve ABD’nin Irak’tan beklenenden önce bir çıkış tarihi belirlemesi. Böylece bölgesel ve uluslararası aktörlerin ABD’nin oluşturduğu sürecin ve unsurların dışında bağımsız inisiyatif geliştirebilmelerinin önü açılabilir. Artık Irak üzerinden ABD ile ters düşmek, Soğuk Savaş mantığı ile dünyanın sonu olarak ilan edilmemeli. Mart 2003 tezkeresi yeni uluslararası sistemin önemli bir özelliğini anlamamıza yardımcı oldu. Dünya siyasetinin güç hiyerarşisinin üst sıralarında yer alan aktörler ciddi bir belirsizlik ve birçok konuda zaaf içerisindeler. Bu durumda ötekiler aslında önemli roller oynayabilirler.

Korkunun ecele faydası

Irak savaşı sürecinde Mart 2003’te ABD’ye hayır diyen ve yakın zamanda Telafer krizi üzerinden ABD’ye güçlü itirazını ileten Ankara, her iki girişimden olumlu sonuçlar aldı. Avrupa Birliği’nde ise sonuçları için biraz daha zamana ihtiyaç duyulan önemli girişimler gündeme geldi. Irak savaşı bitti denilen ortak dış politika ve güvenlik politikasının bürokratik-teknokratik bir süreç içerisinde bile olsa yeniden yapılanmasına yol açtı. İran’da uzun sürmesi beklenmeyen ideolojik keskinleşme bir yana bırakılırsa Irak’a komşu ülkeler ve Körfez bölgesindeki Bahreyn gibi ülkelerde miyoplukların giderilip, Irak’ı kuşatacak politikalar üretilmesi ihtiyacı açık bir şekilde ortada.

Bir anlamda doğu Akdeniz’den Basra Körfezi derinliklerine kadar olan bölgeyi Kürt ve Şii ayrılıkçılığı ve nüfuzu korkusu kaplamış durumda. Daha üst bir bakışla sorunun aynı zamanda bu ülkelerdeki demokratikleşme ve insan hakları sorunu olduğu ortada. Bu anlamda gündemleri güvenlik işgal ediyor. Bahreyn gibi ülkeler birliklerini korumanın yolunun Irak’ı bir arada tutma olduğuna inanıyorlar. Bu anlamda sadece Türkiye’de iç politikanın belli bir olgunluğa ulaştığı söylenebilir. AB sürecinde alınan önlemler ile Ankara artık Kuzey Irak’ın ötesine geçebilen bir Irak vizyonu geliştirebileceğinin sinyallerini vermeye başladı. ABD’nin Irak’tan çekilmesi konusunda korkunun ecele faydası yok. Bölge bu durumla yüzleşecek. Ancak mevcut durumda yüzleşme ya da hesaplaşmaya hazır olunduğunu söylemek zor.

Bir yandan Irak’ın geleceğinin bir Amerikan projesi olmaktan çıkarılmasını söylerken, ABD’den bağımsız politika üretmesi gereken unsurların zaaflarından söz etmek çelişkili gözükebilir. Ancak Irak’ın bir Amerikan projesi olarak devamı öncelikle bölge için gelecekte daha anlamlı sonuç üretmeye aday gözükmüyor. Ayrıca dışarıdan yapıcı müdahale şansını tamamen ortadan kaldırıyor. Türkiye öncelikle sivil gücü ve son zamanlarda kazandığı bölgesel prestij ile öncü rol oynayabilir. Sorunun çözümüne yardımcı olduğu sürece Türkiye için Amerika’dan bağımsız tavır üretmek mevcut durumda bir lüks ya da risk değil.

Irak’ta son tahlilde Irak halklarının karar vereceği bir yapının kurulması için gerekli istikrar ve normalleşmenin sağlanması için adımlar atılmalı. Bu yönde sadece Irak’a komşu ülkeler değil Körfez ülkeleri de sürece dahil edilmeli. Geniş bir konferans diplomasisi ile başlatılacak süreç çok önemli bir başlangıç adımı olabilir. Bu yolla BM ve AB’nin bölgede yeniden yapıcı politikalar ile ortaya çıkmaları sağlanabilir. Ciddi sorunlar ve krizler kapıda. Hepsinden önemlisi belki de tahmin ettiğimiz kadar kötü olmayan bir sonuç. Artık öteleme imkanı yok.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1995 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1995

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Afganistan, dünyadaki hemen her sorunun önüne geçti. Gazze’ye artık sadece göz ucu ile bakıyoruz. Yemen’i unuttuk gibi. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya ve deniz yetki alanları ile ilgili belirsizlikler sanki bir kenara itildi. ;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...