IRAK, TERÖR VE TÜRKİYE

Kategori Seçilmedi

Irak’ta Türk kamyon şoförlerinin öldürülmesi insani bir dramın yanı sıra Türk dış politikası açısından önemli sonuçlar doğurabilecek bir sürecin başlangıcı. Bu durumun Arap kamuoylarında nasıl yankılanacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ancak devlet yönetimleri, entelektüeller ve uzmanların bir çelişkinin üzerinde duracaklarını ilk tepkileri gözlemleyerek öğrenmek mümkün.

Hedefteki ülke Türkiye

Bu çelişki bir anlamda karışık bir ruh haletinin yansıması. Bir yandan ilişkileri kötüleştirme ve bedel ödeme pahasına ABD’ye hayır diyen ve Irak’ı işgal sürecini uzatan bir Türkiye ile karşı karşıyalar. Ortadoğu’da Amerikan karşıtlığının Türkiye’de demokratik yollarla ifadesini izlemeleri ise bu algılamayı güçlendiriyor. Diğer tarafta ise ABD’nin yeni bölgesel dizaynlarının ortağı ve Amerikan güçlerine lojistik destek sağlayan ekonomik aktivitenin kaynağı. Terör gözlüğü ile bakanlar sonunda Irak’ta Türk varlığını düşman olarak algılamaya başladılar.

Mart 2003 tezkeresini takip eden süreçte Arapların hem sokaklarında, hem saraylarında konumunu güçlendiren Ankara için bölgede kalıcı ve etkili bir ülke olma yolunda ilk test Irak politikası. Türkiye konumu itibarıyla İspanya yada Filipinler gibi davranamaz. Bu ülkelerde demokratik mekanizmalar ile alınan karara saygı duymak gerekir. Ancak Türkiye’nin jeopolitik, tarihi, kültürel ve sivil derinlikleri dikkate alınırsa, Türkiye’de böyle bir kararın alınacağını söylemek zor.

İç ve dış politika arasındaki duvarın kalktığı her ikisinin birbirini etkilediği ve daha üst plandaki uluslar arası toplum ile yapısal bir etkileşimin sürekli mevcut olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Türkiye’nin sivil derinliği kendini ekonomik aktivite olarak Irak’ta göstermekte. Bu durumun bir devlet politikası olarak desteklendiği söylemini yetkili ağızlardan işitiyoruz. Ancak Irak’a Türk mallarını taşıyan kamyon şoförlerinin hayatlarını kaybetmeleri devletin toplumun gerisine düştüğü, dikey işbirliğinin aslında olmadığı anlamına gelebilir.

Bir benzetme ile Irak’taki Türk ticari varlığının tehdit altında tutulması ve can kaybı bir anlamda Irak politikasında trenin raydan çıktığı anlamına gelir. Tren ve ray olmasa bu kazanın olmayacağı ileri sürülebilir. Ancak Irak’ın Türkiye için öneminin iyi kötü farkında olanlar politikasızlık ve ilgisizlik gibi bir tutumun mümkün olmayacağını bilirler. Öte yandan bir dönem düşüş gösterse dahi Irak’taki Türk ticari varlığının ve kamyon taşımacılığının duracağını düşünmek pek mümkün gözükmüyor. Sonuç faturanın siyasal iktidara kesilmesi şeklinde olacaktır.

Ne Yapılmalı?

Sınırları olmayan, tespit edilemeyen, caydırılamayan ve alışık olmadığımız metot ve silahlarla mücadele eden bir terör ile karşı karşıyayız. Tehdidin yeniliği doğal olarak yeni mekanizmaların işletilmesini zorunlu kılıyor. Irak özelinde kaynaklanan sorun öncelikle dört farklı düzeyde kamuoyu oluşturma politikalarını gerekli kılıyor.

Öncelikle Türkiye kamuoyu dikkate alınmalı. Ortada ciddi bir dağınıklık var. Yetkili ağızlar uluslar arası terörden Türkiye’nin ticari rakiplerinin komplolarına kadar çok sesli bir görünüm arz ediyor. Medyası ve uzmanlar kınama, iktidarı itham etme ve aktif olmaya çağırmanın ötesinde bir ufuk ortaya koymuş değil. Medyanın infiale yol açabilecek görüntüleri yayınlarken sorumlu davrandığını söylemek zor. Sessiz kalıp, bir süre sonra ortaya çıkan statükoyu politika olarak yansıtma devri bitti. Trenin rayda olup olmadığını ancak net bir politika çizgisini gözlemledikten sonra söyleyebiliriz. Çok seslilik yerini Irak’ta ortaya çıkan sivil derinliğin tüm Ortadoğu coğrafyasına yayılmasının içerideki ortamını oluşturma gayretlerine bırakmalı. Modern uluslar arası lojistiğin tüm imkanları kullanılmalı ve güvenliğin sağlanmasında yeni metotlar geliştirilmeli. Bu güven atmosferi kamuoyunun tüm ilgili- STKlar, Medya, vs .-birimleri tarafından beslenmeli ve desteklenmeli.

Irak yönetimi ve halkı nezdinde ise hemen her yoldan Türkiye’nin Irak’ın işgali ve arkasından demokratik bir yönetime geçişi süreçlerinde sanki Irak içerisindeki bir aktörmüş gibi sorumlu davrandığını anlatmak gerekir. Sadece Mart tezkeresi sonrası değil, ondan önceki on yıldan uzun bir süre içinde Irak sorunundan en fazla yara alan ülke Türkiye oldu. Türkiye’nin Irak politikası hemen yakın geçmişte politikalara yön veren tehdit algılamalarını ve tarihi hafızayı bir tarafa bırakarak olağanüstü bir olgunluk örneği gösterdi. İktidarı ve muhalif unsurları ile Irak toplumunun bu gerçekleri bilmesi gerekiyor. Türk lojistiğinin Irak’ta güvenliği yerli şirketlerle işbirliği ve Irak güvenlik güçlerinin aktif işbirliğini gerektiriyor.

Arap kamuoylarında Türkiye’nin son dönemde yükselen imajının bölgede aktif barış yapıcı bir misyonla destekleneceğini anlatmak gerekir. Türkiye’nin Irak ve Filistin benzeri sorunlarda Arap psikolojik modu ile beraber olduğunu ve demokratik mekanizmalarla uluslar arası meşruiyeti öne çıkaran politikalar izlediğinin altı çizilmeli. Arap medyası rehine konusunda daha sorumlu davranmalı. Vahşi katliam görüntülerini içeren tek taraflı bir kaset edinme taktiği ile medya üzerinde kurulan terörist egemenliği kırılmalı. Bu adım bir sansür olarak görülmemeli, hatta bizzat Arap medyasının bağımsızlığını sürdürebilmesi için gerekli bir adım olduğu ortaya konmalı.

Uluslar arası toplum düzeyinde ABD, AB ve BM ile aktif işbirliği modelleri geliştirilmeli. BM ve AB, Ankara’nın bir süredir uyguladığı demokratik meşruiyet prensibi ile barışık aktörler. Mümkün olduğu kadar fazla sayıda bölgesel ve uluslar arası aktörün içerisinde yer aldığı demokratik uluslar arası meşruiyet oluşturma gayretlerine ABD şimdilik soğuk. Ancak bu ilkeye daha fazla önem vermenin ABD başkanlık seçiminde neredeyse merkezi bir konuma yerleşmesi gelecek için ümit verici. Uluslar arası toplumda oluşacak sorumluluk bilinci Türkiye’nin meşru adımlarını kolaylaştırabilecek.

Türkiye’nin teröre karşı savaşı

Irak’taki terör düzeni Türkiye’nin gündeminde kalmaya devam edecek. Aynı zamanda Türkiye’nin bölgede daha aktif bir diplomasi izlemesine yol açacak. Ülkemizi tehdit eden uluslar arası terörün bir boyutu ile karşı karşıyayız. Önümüzdeki dönemde Irak’tan kaynaklanacak farklı bağlamlarda terör sorunlarına maruz kalacağımız ortada. Genelde yeni terörün hedef listesinde olan ülkemizi korumak, mevcut durumda özelde ise Irak kaynaklı teröre karşı ciddi bir iç ve dış güvenlik yapılanmasının oluşması gerekmekte.

Türkiye modernliği, demokrasisi, ekonomik ve sosyal potansiyeli ile bölgesinde önemli bir sivil güç. Bu sivil güç Ortadoğu’nun içeriden yeniden yapılanmasında yapıcı rol oynayabilecek çok az imkandan birisi. Türkiye’nin Büyük Ortadoğu coğrafyası için çok şey vaat eden sivil gücünün bu coğrafyada derinlik kazanmasının önündeki en büyük engel uluslar arası terör. Önümüzde ciddi bir mücadele dönemi var. Bu mücadeleye sivil ve resmi Türkiye’nin beraberce hazır olması ve teröre karşı savaşımızı kazanmak için gerekli potansiyel, imkan ve kabiliyetlere fazlası ile sahip olduğumuzun akılda tutulması gerekiyor.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2653 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 623
Asya 98 1042
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1354 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 286
Orta Doğu 22 597
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 177
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2016 ) Etkinlik ( 79 )
Alanlar
Türkiye 79 2016

Ülkelerin, ülke olabilme kavramlarında üç tane önemli tanımlama yapılmaktadır. Bunlar, Kara, Deniz ve Hava ülkesi tanımı ve olabilme niteliklerini oluşturmaktadır. Denizlere kıyısı olan denizci ülkeler için karadaki menfaatlerinin hukuki niteliğinin sınırları, ülkenin kara sınırları içerisindedir.;

Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği; karbon monoksit gibi, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla oluştuğu düşünülen sera etkisinin, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasıyla oluşan iklimin değişikliğini ifade etmekte. ;

Türkiye’de Balkanların çoğunlukla manevi kodlar üzerinden kamuoyunda ve literatürde tarif edildiği görülmektedir. Yaklaşık 550 yıl süren Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyeti, ister istemez günümüze bazı miraslar bırakmıştır. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı 2020’de sunulan tebliğler “Kovid-19 Sonrası Geleceğin Güvenlik Kurumları ve Stratejik Dönüşüm” adıyla e-kitap olarak yayımlandı.;

TASAM Yayınları, Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2020’nin bildirilerini “Atlantik’ten Hint Okyanusu’na Geleceğin İnşası- Building Future From Atlantic to Indian Ocean” ismiyle kitaplaştırdı.;

Küresel denge ve denetleme için II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan uluslararası kurumlar ve güvenlik anlayışı zaman ilerledikçe çağımızın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veremez hâle gelmektedir. 1980’lerde başlayan son küreselleşme dalgasının derinleşmesi, küresel düzeyde daha önce benzeri görülmemi...;

Doğu ve Batı arasında süren tarihî mücadelenin şüphesiz ilk sebebi dördüncü iklimin yani medeniyetlerin doğduğu hattın bu mücadele çizgisinin tarihî coğrafyasını oluşturmasıdır. ;

İnsanlık tarihinde kökeni yazılı döneminde öncesine dayanan diplomasi, toplumlar ve devletler arasında ortaya çıkabilecek sorunların çözümü ve ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla ortaya çıkmıştır. ;

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

DTF Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

DTF Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 25 May 2022 - 25 May 2022
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.