Türkiye’nin Kürt Açılımı ve Suriye

Yorum

Ekim ayın başından beri Türk kamuoyunu meşgul eden iki konu var: İlki, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın -bir diplomatik ziyaretler silsilesinin parçası olarak- Suriye’ye yaptığı bir günlük resmi ziyaretin ardından gündeme gelen PKK terör örgütünün uluslararası baskıyla tasfiyesi tartışmaları, ikincisi ise türban meselesi. ...

Ekim ayın başından beri Türk kamuoyunu meşgul eden iki konu var: İlki, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın -bir diplomatik ziyaretler silsilesinin parçası olarak- Suriye’ye yaptığı bir günlük resmi ziyaretin ardından gündeme gelen PKK terör örgütünün uluslararası baskıyla tasfiyesi tartışmaları, ikincisi ise türban meselesi. Türkiye’de gündem türban meselesine dolanmadan önce, birkaç gün, medya organlarımızda PKK terör örgütünün tasfiyesi sürecinde Suriye’nin rolü ve yardımı konusunda farklı fikirler dile getirildi. Hükümete yakın medya, yapılan diplomatik ziyaretleri PKK terör örgütünün tasfiyesi ve Kürt meselesinin çözüm sürecinde önemli bir aşama olarak yorumladı. Merkez medya ise konuya biraz da ihtiyatlı bir şekilde yaklaşmakla birlikte Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ı Türkiye’deki Kürt açılımının bir parçası gibi görme eğilimini sürdürdü. Tüm bunlarla birlikte Türkiye’nin PKK terör örgütüne karşı mücadelesinde Suriye’nin rolünü değerlendirirken iki ülke arasındaki ilişkilerinin güvenlik boyutuna bakmak yararlı olacaktır.

Son birkaç yıldır Türk hükümeti tarafından yürütülen “Kürt açılımı“ veya “demokratik açılım“ teşebbüsü, muğlâk ve tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir. Bu muğlâklık, bir taraftan terörist ve kanundışı unsurların meşrulaşmasına, diğer taraftan da ırkçı bir Kürt milliyetçiliğinin yaygınlaşmasına zemin hazırlamaktadır. Bundan dolayı Türkiye-Suriye güvenlik ilişkileri boyutunda konu ele alınmadan önce, Türk hükümetinin bu teşebbüsü kavramsal olarak tanımlanmak ve sınırlarının açıkça ortaya konması gerekmektedir. Kürt açılımı, Türkiye Cumhuriyeti’nin etnik kökeni Kürt olan vatandaşlarının ekonomik ve kültürel taleplerini ve eksikliklerini ortadan kaldırmak, refah seviyelerini yükseltmek için Türk hükümetinin uyguladığı siyasi bir projedir. Bu projenin uygulama alanı, daha çok Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundaki bölgelerdir. Modern büyük kentlerde Türklerle Kürtler veya diğer etnik ve dini gruplar arasında birlikte yaşama kültürü ve alışkanlığı ileri düzeydedir ve kişisel ilişkilerdeki yakınlığı belirleyen unsur, etnik ve dini kimlik olmaktan çok, sınıfsal kimlikler veya kişisel tercihlerdir. Bu bağlamda Kürt açılımının sınırlarının ve uygulama alanının belirlenmesi, projenin başarısı ve ülkenin bekası açısından önemlidir. Kürt açılımı çerçevesinde siyasi ayrılıkçılık ve federasyon tartışmaları yapmak ise Türkiye’nin ulusal ve üniter yapısı üzerinde telafisi ilerde mümkün olmayacak tahribatlara yol açabilir.

Türk hükümetinin, Kürt açılımı sürecinde önemli kültürel ve ekonomik adımlar attığı aşikâr. Kürt dilinin ve kültürünün meşru bir zemine taşınması ve Kürt etnik kimliğinin Türkiye’deki ulusal kimliğin önemli bir parçası olarak tanınması çabaları, devlet ve kamuoyu üzerinde –daha önce aşılamaz sayılan- bazı psikolojik sınırların yavaş yavaş ortadan kalkmasına yol açmıştır. Kürt açılımı teşebbüsünün başarıya ulaşması, aklıselim ve cesur Türk ve Kürt entelektüellerin sağlayacağı ulusal bir uzlaşma ve işbirliğine bağlıdır. Bu uzlaşma, Türk ve Kürt milliyetçilikleri üzerine değil, ortak çıkar ve gelecek tahayyülü üzerine bilgi ve akılla inşa edilebilir. Görüldüğü gibi Kürt açılımı, Türkiye’nin tamamen iç bütünlüğünü ve toplumsal bütünleşmesini ilgilendiren bir meselesidir, bu meselenin çözümü Türkiye içindeki şartlar ve unsurlarla ilgilidir.

PKK terör örgütünün ve lideri terörist Abdullah Öcalan’ın Kürt açılımının bir parçası olarak gösterilme çabası oldukça hatalı bir yaklaşımdır. Terör örgütünün baskı alanı dışına çıkmayı başaramayan bazı Kürt siyasetçilerin bu tür söylemleri ve Kürt açılımı tartışmaları dâhilinde ulusal medya organlarının bu konuyu gündeme taşıması bir terör örgütünü siyasi alanda meşrulaştırma çabasından başka bir şey değildir. PKK terör örgütünün tasfiyesi meselesi, sadece Türkiye’yi değil tüm bölgeyi ilgilendiren uluslararası bir güvenlik meselesidir. Bu ayrımı yaptıktan sonra, güvenlik meselelerini idealist yaklaşımlardan çok realist yaklaşımla ele almak zorunda olduğumuz belirterek Türkiye-Suriye ilişkilerinin PKK terör örgütü boyutuna geçelim.

PKK terör örgütünün bölgedeki faaliyetleri, 21.yy.ın başında Türkiye, İran ve Suriye’yi doğrudan etkileyen bir güvenlik meselesi haline gelmiştir. Özellikle 2003’te Irak’ta başlayan Amerikan işgali sonrasında, Irak’ın parçalanma ihtimali ve bunun bölgede yarattığı güvenlik riskleri, Türkiye, İran ve Suriye’nin güvenlik ve tehdit algılamalarının aynılaşmasına yol açmıştır. Türkiye’de PKK, İran’da PJAK ve Suriye’de PYD adıyla eylemler gerçekleştiren terör örgütü, bu üç ülkenin iç yapılarında istikrarsızlık yaratıp güvenlik risklerini ve gerginlikleri yükseltmektedir. Bu gerginlikler de çoğu zaman Batılı büyük güçler tarafından bu ülkelerin iç siyasetlerine müdahale etmek için manipüle edilmektedir. Büyük güçlerin küresel çıkarları ile Türkiye, İran ve Suriye’nin bölgesel çıkarları arasında kendilerine bir yaşam alanı açmaya çalışan PKK terör örgütünün Kürt halkı üzerindeki etkinliği siyasi ve ideolojik fikirlerinden çok silahlı gücünden kaynaklanmaktadır. Bölgedeki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık ve karmaşa da terörist faaliyetlere imkân tanımaktadır. Terör örgütünün yaşam alanının, dış müdahalenin azaltıldığı ve bölgesel işbirliği ve dayanışmanın yoğunlaştığı bir ortamda oldukça daralacağı aşikârdır. Türk hükümeti, son birkaç aydır yaptığı diplomatik temaslarla PKK terör örgütüyle ilgili ülkeler üzerinden örgüte yönelik bir baskı alanı oluşturmaya çalışmaktadır. Fakat kurulacak bu baskı alanı, terör örgütünün gelir ve lojistik kaynaklarının kesilmesi, propaganda araçlarının sınırlandırılması gibi yöntemlerin kullanıldığı dinamik bir süreçte ilerlemek zorundadır.

1998’de imzalanan Adana Mutabakatı’ndan beri Türkiye ile Suriye, siyasi, ekonomik ve toplumsal alanda olduğu gibi güvenlik alanında da hızlı bir yakınlaşma ve işbirliği sürecine girmiştir. Suriye yönetimi, Adana Mutabakatı’nda, topraklarından kaynaklanan ve Türkiye’nin güvenlik ve istikrarını bozmaya yönelik hiçbir faaliyete karşılıklılık ilkesi çerçevesinde izin vermeyeceği taahhüt etmişti. Geçen 12 yıllık sürede, Suriye yönetimi, bu taahhüdünü büyük ölçüde yerine getirmiş, kendi topraklarında PKK terör örgütünün faaliyet alanını sınırlandırmış ve birçok terör örgütü mensubunu tutuklamıştır. Son bir yılda iki ülke güvenlik konusundaki ilişkilerini daha da yoğunlaştırmıştır. Suriye yönetiminin PKK terörü konusunda Türkiye’ye verdiği destek, terör örgütünü ve destekçilerini rahatsız etmektedir ve onları Suriye karşıtı açıklamalara ve eylemlere yönlendirmektedir. Terör örgütünün bölgede İsrail’le ilişkilerini tekrar yapılandırma çabası ve Eylül ayında Lübnan’da Hizbullah taraftarlarıyla PKK mensupları arasındaki çatışma, Türkiye, İran ve Suriye’nin güvenlik konusundaki işbirliğinin ortaya çıkardığı yeni bölgesel konjonktürün sonucudur. Ayrıca İsrail ve ABD’nin Suriye’ye ve İran’a yönelik tek yanlı propaganda faaliyetlerine destek veren PKK terör örgütü, bu iki ülkenin güvenlik şemsiyesi altına girme arayışı içerisindedir.

Türk medyasının Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ı Türkiye’deki Kürt açılımına bir taraf olarak sokma çabasına gelince. Her şeyden önce her iki ülkenin iç meseleleriyle bölgesel güvenlik meseleleri arasındaki ayrımın iyi yapılması gerekiyor. Suriye lideri Esad, PKK terör örgütünün tasfiyesi sürecinde Türkiye’nin çabalarına bölgesel bir güvenlik meselesinin parçası olarak destek vermektedir. İlişkilerde öncelik, iki ülkenin güvenliğini ve bekasını sorunsuz bir şekilde devam ettirmektir. Türkiye-Suriye arasındaki çok boyutlu ilişkilerin temeli karşılıklı güvene dayanmaktadır. Bu güven ortamının zedelenmemesi için iki ülke yetkililerinin ve entelektüellerinin birbirlerinin iç sorunlarına müdahil olurken karşı tarafın hassasiyetlerine saygı göstermesi bir gerekliliktir.

Türkiye ve Suriye’de demokrasiyi geliştirme adına yapılacak siyasi ve toplumsal reformlar, iki ülkenin sadece iç siyasetini ilgilendiren konulardır. Zaten her iki ülkede bulunan Kürt toplumunun siyasi, ekonomik ve toplumsal durumu birbirinden oldukça farklıdır. Bu yüzden Kürtlerin sosyo-ekonomik ve kültürel gelişimine yönelik reformların ulusal boyutta ele alınması daha anlamlıdır. Konuyu uluslararası bir mesele olarak düşünmek veya ülke dışından gelen dayatmalarla gelecek sözde bir demokrasi her iki ülkeyi Irak tarzı bir çatışma ve parçalanmanın içine sokabilir. Bu bağlamda Türkiye ve Suriye yetkililerinin birbirlerine demokratikleşme veya diğer konulardaki tavsiyeleri kamuoyunda polemik oluşturmayacak ve iki tarafın güveninde azalmaya yol açmayacak bir üslupla aktarılmalıdır.

E-mail: yatlioglu@yahoo.com

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1995 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1995

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Afganistan, dünyadaki hemen her sorunun önüne geçti. Gazze’ye artık sadece göz ucu ile bakıyoruz. Yemen’i unuttuk gibi. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya ve deniz yetki alanları ile ilgili belirsizlikler sanki bir kenara itildi. ;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.