Hariri Soruşturması’nda Tansiyon Yükseliyor

Yorum

Bu hafta başında Suriye’nin, Hariri Suikastı soruşturmasında yalancı şahitlik yapmasından dolayı, 33 kişi hakkında tutuklama kararı aldığı haberi Lübnan ve dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Yalancı şahitler meselesi son zamanlarda Lübnan siyasetinde en çok tartışılan konulardan biri. ...

Bu hafta başında Suriye’nin, Hariri Suikastı soruşturmasında yalancı şahitlik yapmasından dolayı, 33 kişi hakkında tutuklama kararı aldığı haberi Lübnan ve dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Yalancı şahitler meselesi son zamanlarda Lübnan siyasetinde en çok tartışılan konulardan biri. Hariri suikastı soruşturması sürecinde dört yıl (2005-2009 yılları arasında) tutuklu kalan Lübnan İç Güvenlik Servisi eski şefi General Cemil es-Seyyid’in avukatı Fasih el-Ashi, Şam’daki yüksek mahkemenin tutuklama kararının Lübnanlı ve yabancı birçok siyasetçiyi, yargıçı, güvenlik görevlisini ve gazeteciyi kapsadığını açıkladı.(*) Bu kişiler Hariri suikastı konusunda Suriye’yi suçlu göstermeye çalışan propaganda faaliyetlerinde bulunmak ve bu faaliyetleri desteklemek, soruşturma sürecinde kullanılan yalancı tanıkları korumak, Lübnanlı dört generali (Ali el-Hac, Cemil Es-Seyyid, Raymond Azar ve Mustafa Hamdan) Hariri suikastından dolayı sorumlu tutmakla suçlanmaktadır.

Suriye’nin yalancı şahitlerle ilgili aldığı bu kararın son aylarda Hariri suikastını soruşturmakla görevli uluslararası özel mahkemeye odaklanan gelişmelerin bir parçası olarak ortaya çıktığı aşikâr. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2007’de Hariri suikastını soruşturacak bir uluslararası özel mahkemenin kurulmasına karar verilmiş ve Hollanda’nın Lahey kentinde kurulan bu mahkeme, Kanadalı savcı Daniel Bellemare başkanlığında 1 Mart 2009’da çalışmalarına başlamıştı. Özel mahkemenin çalışmaları neredeyse 2010 yılının yazına kadar görece sessiz bir şekilde devam etti. Fakat bu sessiz süreç bir anda Lübnan’ın siyasi istikrarını ve özellikle sınır komşularıyla ilişkilerini doğrudan etkileyen bir gerilim unsuru haline getirildi.

Fotoğrafta Lübnan İç Güvenlik Servisi Şefi Cemil Seyyid bir açıklama yaparken görülüyor. Seyyid, Hariri suikastı soruşturması başladıktan sonra 2005’te tutuklanıp 2009’da da serbest bırakılan dört generalden biridir. Kendisi "yalancı şahitler" konusunu gündeme taşıyan isimdir.

Haziran 2010’da, Hariri Suikastını soruşturan özel mahkemenin yakında açıklayacağı yeni raporunda Hizbullah örgütü üyelerinden bazılarını suçlayacağının Alman Der Spiegel gazetesine sızdırılması yaz boyunca Lübnan’daki siyasi gerilimi yükseltti. Bu süreçte İsrail-Lübnan sınırında yaşanan gerginlik, Hizbullah lideri Nasrallah’ın kendi örgütüne karşı yapılan suçlamalara karşı yaptığı etkili açıklama ve bölgesel aktörlerin Lübnan’a yaptıkları diplomatik temasları arttırması, uluslararası kamuoyunun dikkatinin Hariri suikastına odaklanmasını ve konuya müdahil olmaya çalışan farklı aktörlerin kamuoyu propagandası ve diplomatik araçları kullanarak etkili olma çabalarını ortaya çıkarttı. Özel mahkemenin Hizbullah üyelerini suçlamasına yönelik beklentiler, Hariri soruşturmasını İran, Suriye, Suudi Arabistan, İsrail ve Batılı büyük güçlerin içinde yer aldığı uluslararası mücadeleyi Lübnan üzerinden tekrar yükseltmiştir. Bu süreçte her fırsatta dünya kamuoyunda İsrail’in Hizbullah tehdidinden dolayı Lübnan’a yeni bir askeri müdahale yapacağı söylentileri de sıkça duyulmaya başlanmıştır.

Son bir yıldır Lübnan ve Suriye ilişkileri önemli bir normalleşme sürecine girmişti. Suriye yönetimine muhalif olanlar dâhil birçok Lübnanlı siyasi ve toplumsal liderin Şam’a yaptıkları ziyaretler ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın Suudi Arabistan Kral Abdullah ile Beyrut’a yaptığı tarihi ziyaret, iki ülke ilişkilerinin normalleşmesi ve gelişmesi için oldukça önemli diplomatik adımlar olmuştu. Fakat Hariri suikastı soruşturmasının bir gerilim unsuru olarak su yüzüne çıkarılması bir yandan Suriye-Lübnan ilişkilerindeki bu olumlu konjontürü tehdit ederken diğer yandan da İran’ın bölgesel bir güç olarak Lübnan’daki nüfuzunu arttırmasına fırsat tanımaktadır.

Suriye’nin yalancı şahitlikle suçladığı isimler arasında önemli devlet görevlilerinin, siyasetçilerin ve kanaat önderlerinin bulunması Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi oldukça rahatsız etmiştir. Daha bir ay önce Şam’a yaptığı ziyarette Hariri, yalancı şahit meselesinin Lübnan’ın Suriye ile ilişkilerini bozmayı amaçladığını söylerken Suriye’ye karşı oldukça olumlu bir yaklaşım sergilemişti. Suriye’nin bu hamlesi, Hariri’ye yakın birçok Lübnanlı siyasetçiye göre ülkedeki mezhepsel bölünmüşlüğü ve uzlaşmazlıkların artmasına katkı yapacaktır. Bu siyasetçilerin endişelerini arttıran diğer bir yönse Suriye Devlet Başkanı Esad’ın İran ziyaretlerinin ardından Suriye’nin böyle bir karar almasıdır. Bu bağlamda İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinecad’ın bir hafta sonra Lübnan’a yapacağı ziyaretin de önemli bir mana taşıdığı aşikâr. Diğer yandan Hariri suikastı soruşturmasındaki yalancı şahitler meselesinin çözümü, Lübnanlı birçok siyasetçi ve toplumsal lidere göre ülkenin istikrarı ve geleceği açısında oldukça önemli bir konu. Hizbullah’ın ülkedeki siyasi ve askeri gücü, örgütün büyük hassasiyet duyduğu yalancı şahitler meselesinin farklı düşüncedeki siyasi gruplar arasında uzlaşmayla çözülmesini gerektirmektedir.

Suriye yönetimi ve Hizbullah, Hariri suikastı soruşturmasının aşırı bir şekilde siyasileştirildiğini ve uluslararası etkiye açık bir olay haline getirildiği konusunda hem fikir. Hem Suriye yönetimi hem de Hizbullah yetkilileri, Haziran 2010’dan beri bu konudaki gelişmelerin Lübnan’ın istikrarını tehdit ettiğini ve ülkeyi yeni bir savaşa taşıyabilecek kutuplaşmalara götürdüğünü dile getirmektedir. Uluslararası mahkemeyi güvenilmez ve adaletsiz olarak tanımlayan Suriye ve Hizbullah, Hariri suikastı soruşturmasının Lübnan indeki bir mahkeme tarafından yürütülmesini istemektedir. Hariri suikastı üzerinden yapılmak istenen siyasi ve psikolojik baskılara farklı yollardan direnmek Suriye ve Hizbullah açısından yaşamsal bir meseledir. Suriye’nin açıkladığı yalancı şahitlere yönelik tutuklama kararı da bu direnişin bir parçası gibi görülmelidir. Suriye yönetimi, diğer taraftan da bu kararla uluslararası mahkemeye karşı Lübnan indeki aktörlerin direncini arttırmaya çalışmaktadır.

Son aylarda, uluslararası mahkemenin açıklayacağı rapora dair haberlerin Kuveyt’te yayınlanan el-Siyasa gibi gazeteler aracılığıyla Suriye ve Hizbullah yönelik propaganda amaçlı kullanılması Suriyeli yetkililerin rahatsızlığını arttıran ve yalancı şahitlere yönelik tutuklama kararının alınmasına katkı yapan diğer bir unsurdur. Suriye’nin tutuklama kararları konusunda en önemli bölgesel destekçisi İran’dır. Suriye, son zamanlarda Suudi Arabistan’la iyi ilişkiler geliştirse de -pragmatik ve çok taraflı dış politikasının da bir parçası olarak- Hariri suikastı soruşturmasından kendine yönelecek tehditlerle mücadele konusunda İran gibi bir bölgesel gücün desteğine başvurmaktan vazgeçmediğini Esad’ın son İran ziyaretiyle bir kez daha göstermiştir.

Batılı büyük güçlerin ve İsrail’in Hariri suikastı soruşturmasına yönelik bakış açısı ise daha çok Hizbullah’ın Lübnan’da genişleyen siyasi ve askeri gücünü sınırlandırmaya endekslidir. Hatta soruşturma, İran’a yapılacak uluslararası baskının bir parçası ve belki de İsrail’in Lübnan’a yapacağı söylenen askeri saldırıyı meşrulaştıracak siyasi konjoktürü sağlayacak bir araç olarak kullanılabilir. İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinecad’ın gelecek hafta Lübnan’a yapacağı ziyarete karşı olduğunu açıklayan ABD yönetiminin -son zamanlarda Suriye’ye karşı ılımlı yaklaşımlar sergilese de- Hariri suikastı soruşturmasında, İsrail’in çıkarları çerçevesinde, Hizbullah ve İran’a karşı sert siyasi ve diplomatik baskılar uygulaması muhtemeldir.

(*) Suriye’nin yalancı şahitlik yaptığından dolayı tutuklama kararı aldığı 33 kişilik listede şu isimlerin yer aldığı iddia edilmektedir:
- Milletvekili Mervan Hamadeh
- Lübnan eski Adalet Bakanı Charles Rizk
- Eski milletvekili Bassem es-Sabeh
- Eski milletvekili Elias Atallah
-Lübnanlı Başsavcı Said Mirza
-Lübnanlı Savcı Elias Eid
-Lübnanlı Savcı Sakr Sakr
- Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri Şefi Tümgeneral Eşref Rifi
- Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri Haberleşme Bölümü’nden Vissam El-Hassan
- Başbakan Saad Hariri’nin danışmanı Hani Hammoud
- Albay Hüssam el-Tanoukhi
- Yarbay Samir Şehadeh
- Eski büyükelçi Johnny Abdo
- Suriye eski Devlet Başkanı Yardımcısı Abdülhalim Haddam
- Emekli Tümgeneral Muhamned Farshoukh
- Adnan el-Baba
- Khalid Hamoud
- Gazeteci Hassan Sabra
- Gazeteci Fares Khashan
- Suriyeli Gazeteci Nuhad el-Ghaderi
- Gazeteci Abd’ul Selam Musa
- Gazete Ayman Shrouf
- Gazeteci Ömer Harkous
- Kuveytli gazeteci Ahmed Carallah
- Gazeteci Zehra Badran
- Future News’in CEO’su Nedim el-Monla
- Gazeteci Hamid el-Gheryafi
- BM Hariri Suikastı Soruşturma Komisyonunun ilk savcısı Alman Detlev Mehlis
- Detlev Mehlis’in yardımcısı Gerhard Lehmann
- Tanık İbrahim Carcura
- Tanık Muhammed Züheyr Es-Sıddık
- Tanık Ekrem Şekip Murad
- Abd’ul el-Baset Beni Audi

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1995 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1995

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Afganistan, dünyadaki hemen her sorunun önüne geçti. Gazze’ye artık sadece göz ucu ile bakıyoruz. Yemen’i unuttuk gibi. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya ve deniz yetki alanları ile ilgili belirsizlikler sanki bir kenara itildi. ;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.