Balkanlar’da Bölgesel İşbirliğinin Anlam ve Önemi

Yorum

Yugoslavya’da 1980’li yıllarda, Bulgaristan, Arnavutluk ve Romanya’da 1990’lı yıllarda neoliberal ekonomi politikaları uygulamaya sokuldu ve bu politikalara uygun düşen bir takım siyasal, hukuksal ve toplumsal düzenlemeler yapıldı. Böylece bu ülkeler sosyalizmi terk edip kapitalizme geçiş yaptılar ve kapitalist dünya sistemine entegre oldular....

Yugoslavya’da 1980’li yıllarda, Bulgaristan, Arnavutluk ve Romanya’da 1990’lı yıllarda neoliberal ekonomi politikaları uygulamaya sokuldu ve bu politikalara uygun düşen bir takım siyasal, hukuksal ve toplumsal düzenlemeler yapıldı. Böylece bu ülkeler sosyalizmi terk edip kapitalizme geçiş yaptılar ve kapitalist dünya sistemine entegre oldular. Dolayısıyla, 1980-2000 dönemi Balkanlar için sosyalizmden kapitalizme geçiş yılları oldu. Bu geçiş sürecinde Balkanlar’da geniş kapsamlı ve köklü değişim-dönüşüm süreci yaşandı.

Sosyalist sistemin tasfiyesi ve kapitalizme geçiş süreci neoliberal politikalar (özelleştirme, toplumsal hizmetlerin ve harcamaların azaltılması, mal, hizmet, sermaye ve emek piyasalarının esnekleştirilmesi) üzerinden gerçekleştirildi. Neoliberal reformlar ve kapitalizme geçiş süreci Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği tarafından teşvik edildi ve desteklendi.

Ekonomik-mali “yardımlar“, önerilen neoliberal reformların uygulanması ve kapitalizme geçiş sürecinin hızlandırılması koşuluyla verildi. ABD ve Avrupa Birliği’nden gelen ekonomik-mali yardımlar kapitalizme geçiş sürecini destekledi ve hızlandırdı. Ama aynı zamanda yardımlar, merkez kapitalist ülkelerin Balkanlı eski sosyalist ülkeler üzerinde ekonomik ve politik hegemonya kurmalarına zemin hazırladı.

Merkez kapitalist ülkeler ile kapitalizme geçiş yapan Balkanlı ülkeler arasında borç ilişkisi oluştu. Günümüzde halen devam etmekte olan bu borç ilişkisi geçiş ülkelerinin aleyhine işlemektedir. Ayrıca uygulanan neoliberal politikalar ticareti serbestleştirdi ve böylece merkez kapitalist ülkeler ile olan ticaret hacmi hızla arttı. Bu ticari ilişkiden daha karlı çıkan taraf hiç kuşkusuz merkez kapitalist ülkeler oldu. Çünkü kapitalizme geçiş sürecinde ticaretin serbestleştirilmesi, Balkanlı eski sosyalist ülkeleri Batılı şirketlerin yeni piyasaları haline dönüştürdü. Böylece eski sosyalist ülkeler piyasa ekonomisine geçişle birlikte merkez kapitalist ülkelere bağımlı olan yeni bir çevreyi oluşturdular.

Kapitalizmin Balkan coğrafyasında yeniden yapılandırılması kaçınılmaz olarak yeni kapitalist ulus-devletlerin kurulmasına neden oldu. Böylece büyük dönüşüm sürecinde Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti yedi küçük ve zayıf kapitalist ulus-devlete bölündü: Hırvatistan (1991), Slovenya (1991), Makedonya (1991), Bosna-Hersek (1992), Karadağ (2006), Sırbistan (2006) ve Kosova (2008). Parçalanma sonucunda bölgedeki devlet sayısı (Türkiye dahil) 12’ye yükseldi. Dolayısıyla 1990 sonrasında Balkanlar’da bölgesel politik-ekonomik-askeri dengeler değişti ve yeniden şekillendi.

Yugoslavya’da sosyalizmden kapitalizme geçiş ve ülkenin parçalanması sürecinde savaşlar yaşanıldı. Tarihsel olarak sırasıyla Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Kosova, Sırbistan ve Makedonya’da silahlı çatışmalar / savaşlar yaşandı. Silahlı çatışmalar / savaşlar büyük toplumsal ve ekonomik yıkıma neden oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yaşanılan en şiddetli savaş Bosna-Hersek’te gerçekleşti. Yugoslav Savaşları ile birlikte soykırım, etnik temizlik, savaş suçları, zoraki kitlesel göçler tekrardan Avrupa’nın gündemine girdi. Yugoslav savaşları ancak Batılı büyük devletlerin müdahaleleri sonucunda durduruldu.

Bu müdahaleler sonucunda ABD ve Batı Avrupalı ordular Bosna-Hersek ve Kosova’ya yerleşti.

Sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinde dış yardım ve kredilerin yerel iktidar çevrelerince özel servet edinme kaynakları olarak kullanılması, siyasetin ve sivil toplumun etnik veya dinsel temelde parçalanması, rüşvetin yaygınlaşması, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi temel kamu hizmetlerinin bozulması ve yozlaşması, organize suç örgütlerinin gelişip güçlenmesi, kayıt dışı ekonominin yaygınlık kazanması, enflasyonun yükselmesi, işsizliğin artması, reel ücretlerin düşmesi, üretken yatırımların azalması, üretimin daralması, dış ticaret ve bütçe açıklarının artması, fuhuş ve uyuşturucu madde kullanımının yaygınlaşması gibi büyük ekonomik, politik ve toplumsal sıkıntılar yaşandı. Her ne kadar 2000 sonrasında bazı ilerlemeler ve iyileşmeler kaydedilmiş olsa da, Balkan halkları için bu sıkıntılar hala devam etmektedir.

Sosyalist rejimlerin yıkılması, kapitalizme geçiş, kapitalist dünya sistemine entegrasyon ve bu süreçte yaşanılan silahlı çatışmalar Balkanlar coğrafyası üzerinde uluslararası nüfuz mücadelesine yeni bir ivme kazandırdı ve güç dengesini değiştirdi.

1945 sonrasında Balkanlar bölgesinde – Yunanistan hariç – sosyalist devrimler gerçekleşmiş ve yeni sosyalist rejimler kurulmuştu. Bu durum, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin bölgedeki etkisini ve hegemonyasını arttırmıştı. SSCB, 1980’lerde ekonomik-politik kriz dönemine girince Balkanlar’daki SSCB etkisi ve hegemonyası azaldı. 10 yıllık kriz dönemi sonunda SSCB, 26 Aralık 1991 tarihinde resmen dağıldı. Aynı yıllarda Balkanlar’daki sosyalist rejimler peşi sıra çöktü. Böylece Balkanlar bölgesinde “güç boşluğu“ oluştu ve yeni bir “nüfuz mücadelesi“ başladı.

SSCB dağıldıktan sonra eski SSCB coğrafyası üzerinde 15 yeni bağımsız devlet kuruldu. Bunlardan en büyüğü ve en güçlüsü hiç kuşkusuz Rusya Federasyonu oldu. SSCB’nin parçalanması süreci ve 1990’lı yıllarda yaşanılan ekonomik, politik, toplumsal problemler nedeniyle büyük güç kaybeden Rusya, 1990’lı yıllarda Balkanlar bölgesinde etkili olamadı. Bölgedeki Rus etkisi 1990’larda dibe vurdu. Mayıs 2000’de göreve gelen Vladimir Putin yönetimi ile birlikte Rusya, 2000 sonrasında toparlanma sürecine girdi ve gücünü arttırdı. Böylece Rusya, 2000 sonrasında Balkanlar bölgesi ile daha fazla ilgilenmeye başladı. Rusya özellikle Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan üzerinden bölgede etkinliğini arttırmaya çalıştı. Fakat bunda şimdiye kadar pek başarılı olunamadı. Çünkü tüm çabalara rağmen Balkanlar’daki Rus etkisi günümüzde Sırbistan ile sınırlı kalmış bulunuyor.

Almanya yeni kurulan Slovenya ve Hırvatistan devletlerini kendi “arka bahçesi“ olarak algıladı ve bu iki “bahçe“ üzerinden etkinliğini arttırdı. Bu süreçte “kardeş“ Avusturya, “ağabey“ Almanya’nın en yakın destekçisi oldu. Avrupa’nın diğer büyük güçlerinden olan İngiltere, Fransa ve İtalya da büyük dönüşüm sürecinde bölge üzerinde güçlerini arttırdılar. Yani bu beş Avrupalı devletin Balkanlar’daki tarihsel etkileri 1990 sonrasında yükselişe geçti. SSCB’nin parçalanması ve bölgedeki sosyalist rejimlerin çökmesi buna uygun bir zemin hazırladı.

SSCB’nin parçalanması ve bölgedeki sosyalist rejimlerin çökmesi aynı zamanda ABD’ye de bölgede etkisini arttırma imkanı sundu. Böylece küresel güç ABD, Balkanlar coğrafyası üzerinde tarihinde hiç olmadığı kadar yüksek nüfuza ve etkinliğe 1990 sonrasında ulaştı. ABD bölge üzerinde nüfuzunu arttırırken özellikle Arnavutluk, Bosna-Hersek, Kosova, Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan ve Makedonya ile sıkı ilişkiler kurdu ve geliştirdi.

Büyük dönüşüm Balkanlı ülkeler için bir “güvensizlik“ sorunu meydana getirdi. Çünkü bu süreçte bir takım “Büyük Projeler“ (Büyük Arnavutluk, Büyük Romanya, Büyük Sırbistan, Büyük Hırvatistan, Büyük Makedonya gibi) ortaya çıktı ve komşu ülkeler birbirlerine karşı irredentist politikalar uygulamaya başladı. Dolayısıyla Balkanlı yeni kapitalist devletler (Sırbistan hariç); (a) kendilerini güvence altına almak, (b) kapitalizme geçiş sürecini hızlı biçimde ve en az zararla gerçekleştirmek, (c) ABD’den ve Batı Avrupalı güçlü devletlerden destek almak için Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)’ne katılmak istediler.

Slovenya, Romanya ve Bulgaristan 2004’te, Hırvatistan ve Arnavutluk 2009’da bu amaçlarına ulaştılar. Makedonya, Yunanistan’ın vetosu nedeniyle NATO’ya katılamıyor. Bosna-Hersek, Karadağ ve 17 Şubat 2008’de resmen Sırbistan’dan bağımsızlığını kazanan Kosova NATO’ya katılabilmek için çalışmalarını sürdüren diğer Balkan devletleridir. Kosova’da yaşanılan problemlerden dolayı Mart 1999’da NATO tarafından bombalanan Sırbistan, NATO’ya katılmayı amaçlamayan tek Balkan devletidir. Sırbistan, güvenlik konusunda NATO’ya katılmak yerine Rusya Federasyonu ile işbirliği yapmayı tercih ediyor.

Balkanlı sosyalist ülkeler kapitalizme geçiş ile birlikte yüzlerini Avrupa Birliği’ne döndüler. Temel amaçları Birliğe katılmaktır. Bu amacın temel motivasyon unsurları; “kapitalizme geçişi“ geri dönülmez bir süreç haline getirmek, “Avrupa ailesi“nin bir parçası olmak, Batı’nın “güvelik şemsiyesi“ altına girmek ve tabi ki “zenginleşmek“ oldu. Buna karşılık Avrupa Birliği, Balkanlı geçiş ülkelerinden temel hak ve özgürlüklere saygı, hukukun üstünlüğü, azınlık hakları, çok partili parlamenter demokrasi ve “işleyen piyasa ekonomisi“ talep etti. Dolayısıyla Avrupa Birliği’nden gelen yardımlar bu kıstaslara bağlandı. Avrupa Birliği yardımlarının temel amacı ise, sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinin Avrupa Birliği kriterleri/kontrolü çerçevesinde devam ettirilmesi ve hızla tamamlanmasıdır.

Slovenya 2004’te, Bulgaristan ile Romanya 2007’de Avrupa Birliği’ne katılmayı başardılar. 3 Ekim 2005 tarihinden buyana Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakere sürecini sürdürmekte olan Hırvatistan’ın 2011 veya en geç 2012’de Birliğe tam üye olması bekleniyor. Bosna-Hersek, Arnavutluk, Makedonya, Sırbistan ve Karadağ ülkelerinin Avrupa Birliği’ne entegrasyon ve katılım süreçleri, Avrupa Birliği ile bu ülkeler arasında imzalanan “İstikrar ve Ortaklık“ anlaşmaları çerçevesinde sürdürülüyor.

Bu ülkelerden Makedonya’nın önündeki en büyük engel, NATO’ya katılım sürecinde olduğu gibi Yunanistan’dır. Yunanistan, Makedonya’yı “Makedonya Cumhuriyeti“ adı altında tanımıyor ve bu “isim anlaşmazlığı“ nedeniyle Makedonya’nın hem NATO’ya hem de Avrupa Birliği’ne katılmasını veto ediyor. Dolayısıyla Yunanistan’ın karşı çıkmasından dolayı Avrupa Birliği ile Makedonya arasında tam üyelik müzakere süreci bir türlü başlatılamıyor.

19 Mayıs 2010 itibariyle sadece 69 devlet tarafından tanınan Kosova Cumhuriyeti ise, beş Avrupa Birliği üyesi (İspanya, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti, Romanya, Slovakya) tarafından halen tanınmıyor. Bu durumda Kosova’nın Avrupa Birliği’ne katılımı şimdilik imkansız görünüyor.

Kapitalizme geçiş süreci ve Yugoslavya’nın parçalanması, bölge ülkelerini, Batı Avrupalı merkez kapitalist devletlerin ve ABD’nin “çevresi“ haline getirdi. Romanya, Bulgaristan ve Slovenya’nın Avrupa Birliği’ne katılımı ve diğer Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği’ne entegrasyon süreci “hakim merkez – bağımlı çevre“ ilişkisini sona erdirmedi. Avrupa Birliği içinde de bu ilişki devam ediyor. Avrupa Birliği entegrasyon süreci ilerledikçe Avrupa içinde “merkez – çevre ilişkisi“ daha da pekişiyor, Balkan coğrafyası Batı Avrupa’nın “arka bahçesine“ dönüşüyor. Arka bahçe, merkez Batı ülkelerine ucuz emek-gücü, ucuz üretim araçları/girdileri ve yeni piyasalar sağlıyor. Merkez Batı ülkeleri ve ABD, bu bölgeye sadece ekonomik olarak değil, fakat aynı zamanda askeri, sosyo-kültürel ve ideolojik olarak da yerleşiyor.

<<>>

Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği’ne entegrasyonu süreci bölgedeki problemleri çözmekte yetersiz kalıyor. Yani Avrupa Birliği’ne entegre olmak otomatikman bölgede yaşanılan ekonomi, politik ve toplumsal problemleri çözmüyor. Son olarak Avrupa Birliği’ne katılan Bulgar ve Romen ekonomilerinin şu anki kötü durumları bunu açıkça gösteriyor. Avrupa Birliği’ne katılmış olmalarına rağmen Bulgaristan ve Romanya’da işsizlik oranları sırasıyla %9,1 ve 7,6, yoksulluk sınırı altında yaşayan nüfusun toplam nüfusa oranı ise %14 ve %25’dir.1 Yani Avrupa Birliği üyesi Romanya’da her dört kişiden biri yoksulluk sınırı altında yaşıyor.

Avrupa Birliği üyesi olan Slovenya’nın, sınır anlaşmazlığı nedeniyle komşusu (ve eski “Yugoslav ortağı“) Hırvatistan’a Avrupa Birliği’ne katılım konusunda engel çıkarması da, Avrupa Birliği entegrasyon sürecinin Balkan coğrafyasındaki sorunları çözmede yetersiz kaldığının bir başka göstergesidir. Ayrıca NATO’ya katılım ve entegrasyon, bölgede sıcak çatışmaların önüne geçmiş olsa da, bölge ülkeleri arasındaki anlaşmazlıkları çözemiyor ve güven bunalımını sona erdiremiyor.

Tüm bu nedenlerden dolayı, Avrupa Birliği’ne ve NATO’ya katılım süreci göz ardı edilmeden, Balkan ülkeleri arasında bölgesel işbirliği sürecinin ilerletilmesine büyük ihtiyaç duyulmaktadır. İşbirliği, Balkan devletleri ve halkları arasında ekonomik, sosyal, kültürel ve politik düzeylerde geliştirilmelidir. İşbirliğinin geliştirilmesinde bölge hükümetlerinin rolü büyük olmakla birlikte, sivil toplum kuruluşlarının, düşünce kuruluşlarının, üniversitelerin ve medyanın da rolü son derece önemlidir.

Sadece hükümetler düzeyinde geliştirilecek olan işbirliği ilişkileri, sivil ayağı eksik kaldığı taktirde uzun vadeli olamaz. Hem resmi makamları hem de sivil toplum aktörlerini içerecek biçimde Balkan ülkeleri arasında geliştirilecek olan bölgesel işbirliği, bölgede yaşanan güncel sorunların çözülmesine, barış, güvenlik ve demokrasinin tesis edilip geliştirilmesine ve sosyo-ekonomik kalkınma sürecinin sağlıklı biçimde sürdürülmesine hizmet edecektir.

Ayrıca Balkan ülkelerinin Avrupa bütünleşme süreci içinde daha sağlam bir pozisyona sahip olmaları için de bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi önem taşımaktadır. Bölgesel işbirliği, Balkan ülkelerinin gelişimine katkı sağlayacağı için, bu ülkelerin “bağımlı çevre“ pozisyonundan kurtulmalarına yardımcı olacaktır.

Fakat bölgesel işbirliğinin Balkanlar coğrafyasında geliştirilmesi hiç de kolay olmuyor ve olmayacaktır. Çünkü bölgesel işbirliğinin geliştirilmesini zorlaştıran pek çok engel mevcuttur. Bunlardan birisi (tek değil), bölge ülkelerinde halen canlılığını ve etkinliğini devam ettirmekte olan “aşırı milliyetçilik“tir.

Balkanlar’da bölgesel işbirliğini zorlaştıran en önemli engellerden birisi olan “aşırı milliyetçilik“ konusunu, bundan sonraki üç yazımda ele almayı planlıyorum.




* TASAM Balkanlar Çalışmaları Koordinatörü, Kocaeli Üniversitesi Uls. İlş. Böl. Öğretim Üyesi

1https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ro.html ve https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/bu.html

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1997 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1997

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

2020 başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını sebebiyle maruz kalınan geniş çaplı kısıt ve kısıtlamalar sonucu endüstriyel faaliyetlerdeki ve trafikteki azalma üzerine, doğada yeniden bir canlanma gözlenmiştir. ;

Dünyada hava kuvvetleri, isimlerine ya uzay kelimesini ekliyor ya da uzaya özel ayrı bir kuvvet kuruyor. Türkiye için bu ayrımı konuşmak için henüz zaman var. Gezegenler arası seyahatin konuşulduğu bu günlerin uzay gündeminde, Türkiye oldukça yeni bir aktör sayılır. ;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Afganistan, dünyadaki hemen her sorunun önüne geçti. Gazze’ye artık sadece göz ucu ile bakıyoruz. Yemen’i unuttuk gibi. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya ve deniz yetki alanları ile ilgili belirsizlikler sanki bir kenara itildi. ;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.