Türkiye’nin Balkanlar’dan Kopuşu ve Geri Dönüşü

Yorum

Osmanlı İmparatorluğu, 1912-1913 Balkan Savaşları sonucunda Doğu Trakya hariç Balkanlar’daki tüm topraklarını kaybetti. Böylece Balkanlar’daki yaklaşık 550 yıllık Osmanlı-Türk egemenliği tamamen sona ermiş oldu. İmparatorluk parçalandıktan sonra kurulan modern Türkiye Cumhuriyeti’nin birincil dış politika amacı kendi sınırlarını ve güvenliğini sağlamaktı. ...

Osmanlı İmparatorluğu, 1912-1913 Balkan Savaşları sonucunda Doğu Trakya hariç Balkanlar’daki tüm topraklarını kaybetti. Böylece Balkanlar’daki yaklaşık 550 yıllık Osmanlı-Türk egemenliği tamamen sona ermiş oldu.

İmparatorluk parçalandıktan sonra kurulan modern Türkiye Cumhuriyeti’nin birincil dış politika amacı kendi sınırlarını ve güvenliğini sağlamaktı. Bu amaçla Balkanlı devletler ile mümkün olduğu kadar barışçıl ilişkiler geliştirildi. 2. Balkan Savaşı’nda ve 1. Dünya Savaşı’nda kaybettiği toprakları geri almak isteyen Bulgaristan’a karşı 9 Şubat 1934’te Yunanistan, Yugoslavya, Romanya ve Türkiye arasında Balkan Antantı oluşturuldu. Fakat 2. Dünya Savaşı’nda Yugoslavya ve Yunanistan’ın Almanya tarafından işgal edilmesiyle birlikte Balkan Antantı geçerliliğini yitirdi.

2. Dünya Savaşı sonrasında Balkanlar bölgesi “kapitalistler“ ve “sosyalistler“ olarak ikiye bölündü. Bu bölünmede Türkiye ve Yunanistan ABD liderliğindeki kapitalist blok içinde, Arnavutluk, Romanya ve Bulgaristan ise Sovyetler Birliği liderliğindeki sosyalist blok içinde yerlerini aldılar. Yugoslavya ise 1948’den itibaren Sovyetler Birliği güdümünden çıkarak kendi bağımsız sosyalist yolunu (iç politikada “sosyalist özyönetim modeli“ ve dış politikada “bağlantısızlık stratejisi / hareketi“) geliştirdi.

Kapitalist Türkiye’nin sosyalist Balkan devletleri ile olan ilişkileri son derece sınırlı ve gergin oldu. Aynı kapitalist blok içinde yer almalarına rağmen Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler ise Kıbrıs, Ege Denizi ve azınlıklar ile ilgili sorunlar nedeniyle olumlu bir gelişme kaydedemedi. Hatta aynı blok içinde yer alan bu iki Balkanlı kapitalist devlet, Kıbrıs sorunu nedeniyle 1974 yılında savaşın eşiğinden döndü.

1945-1990 döneminde Türkiye’nin Balkan politikasında gerçekleşen en önemli gelişme “Balkan Paktı“ ve “Balkan İttifakı“ deneyimleri oldu. 28 Şubat 1953 tarihinde Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında Sovyetler Birliği’ne karşı Balkan Paktı imzalandı. Balkan Paktı, 9 Ağustos 1954 tarihinde imzalanan bir başka antlaşma ile Balkan İttifakı’na dönüştürüldü. Fakat (a) Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorununun ortaya çıkması, (b) 1955’ten itibaren Yugoslavya ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerin düzelmeye başlaması ve (c) Yugoslavya’nın Bağlantısızlar Hareketi içinde yer alması sonucunda Balkan İttifakı, 1958’de fiilen ve Haziran 1960’ta resmen sona erdi.

Kısacası; Türkiye 1912-1913 Balkan Savaşları ile birlikte Balkanlar’dan koptu. Bu tarihten itibaren Türkiye’nin Balkan devletleri ile ilişkileri 1934 Balkan Antantı, 1953 Balkan Paktı ve 1954 Balkan İttifakı hariç alt düzeyde ve son derce gergin gerçekleşti. 2. Dünya Savaşı sonrasında Balkanlar’da sosyalist rejimlerin kurulması Türkiye’nin Balkanlar’dan kopuşunu ve dışlanmasını daha da arttırdı. Sosyalizm döneminde Balkanlar adeta unutuldu.

Balkanlar’ın tekrardan hatırlanması ve Türkiye’nin Balkanlar’a geri dönüşü ancak “büyük dönüşüm“ sayesinde oldu. Balkanlar’da 1980 sonrasında yaşanılan büyük dönüşüm Balkanlar’ın kapılarını Türkiye’ye açtı. Sosyalizmden kapitalizme geçiş ve Balkanlı sosyalist ülkelerin kapitalist dünya sistemine entegre edilmeleri şeklinde gerçekleşen büyük dönüşüm, Türkiye tarafından memnuniyetle karşılandı. Türkiye’deki bu memnuniyetin başlıca iki nedeni vardı:

Birincisi; sosyalizmden kapitalizme geçiş neticesinde Balkanlar’da “komünizm tehlikesi“ yok oldu. Dolayısıyla Türkiye, Balkanlar’dan gelebilecek her hangi bir ideolojik veya askeri “komünist saldırı“ tehlikesi ve tehdidinden kurtulmuş oldu.

İkincisi; Balkanlar’da büyük dönüşümün yaşandığı yıllarda Sovyetler Birliği parçalandı ve Orta Asya’da bağımsız Türk devletleri kuruldu. Türkiye’nin bakış açısından, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ifadesiyle, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk Dünyası“ oluşturulabilir ve Türkiye bu dünyanın baş aktörü olabilirdi. Yani Türkiye, Balkanlar’da yaşanılan bu sürecin kendisine ciddi ekonomik ve siyasal avantajlar sağlayacağını umuyordu. Balkanlar, Türkiye’nin bir açılım alanı haline gelebilirdi. Balkanlar’a yönelik bu bakış açısı ve söylem, özellikle Türkiye’deki milliyetçi, İslamcı ve liberal çevreler tarafından üretildi ve benimsendi. Osmanlı İmparatorluğu’nu referans gösteren bu anlayış ve söylem, Balkanlar’daki gayrimüslim ve Türk olmayan halklar ve devletler tarafından ise son derece olumsuz karşılandı. Balkanlar’a yönelik bu söylem ve yaklaşım, Türkiye’nin “yeni-Osmanlıcılık (neo-Ottomanism)“ politikası olarak algılandı. Bu nedenle 1990’lı yıllarda Balkanlar’daki gayrimüslim ve Türk olmayan halklar ve devletler, Türkiye’yi, Balkanlar’a yönelik “irredentist politika“ uygulamakla suçladı.

Fakat çok geçmeden Türkiye cephesinde durumun hiç de umulduğu kadar iç açıcı olmadığı anlaşıldı. Çünkü büyük dönüşüm Balkan coğrafyasında büyük bir istikrarsızlık, belirsizlik ve kriz ortamı yarattı. Yugoslavya’nın parçalanması, savaşların ve çatışmaların yaşanması, etnik temele dayalı milliyetçi siyasetin gelişmesi, ayrılıkçı hareketlerin güçlenmesi, organize suç örgütlerinin yaygınlaşması, Batı Avrupa ile olan ticaret yollarının aksaması, Balkanlar’dan Türkiye’ye göç akımının başlaması, yeni kurulan rejimlerin ve hükümetlerin Türkiye’ye yönelik nasıl bir politika geliştirecekleri konusundaki belirsizlik, bölgedeki güç ve nüfuz dengesinin ne yönde (Türkiye’nin lehine mi, yoksa aleyhine mi?) gelişeceği konusundaki belirsizlik, PKK’nın bölge ülkelerinde faaliyete geçmesi gibi gelişmeler Türkiye’yi tedirgin etti. Özellikle Balkanlar’da milliyetçi-ayrılıkçı hareketlerin gelişip yaygınlaşması ve bu hareketlerin bazılarının başarıya ulaşıp kendi bağımsız ulus-devletlerini kurmaları, kendi içinde ayrılıkçı PKK terörü ile mücadele etmekte olan Türkiye için rahatsız edici bir durum oldu.

Dolayısıyla 1980 sonrasında yaşanılan büyük dönüşüm bir yönüyle (sosyalizmden kapitalizme geçiş) Türkiye’ye yeni fırsatlar sağladı, ama bir başka yönüyle (belirsizlik, güvensizlik, savaş) göğüslenmesi gereken yeni tehlikeler ve tehditler üretti. “Yeni fırsatlar“ ve “yeni tehlikeler“ şekline ortaya çıkan bu ikilem, Türkiye’nin 1990 sonrasında ve günümüzde Balkanlar politikasını şekillendirdi:

(1) Sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinde ortaya çıkan yeni fırsatlardan en üst düzeyde faydalanmak.
(2) Ortaya çıkan yeni tehlikeleri (belirsizlik, güvensizlik, savaş) en az zararla atlatmak.

Bu iki temel ilke çerçevesinde gerçekleşen Türkiye’nin 1990 sonrası Balkan politikasını ve bölgeye yönelik açılımlarını bir sonraki yazımda ele alacağım.


Yard. Doç. Dr. Caner Sancaktar; TASAM Balkanlar Çalışmaları Koordinatörü ve Kocaeli Üniversitesi Uls. İlş. Böl. Öğretim Üyesidir.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2708 ) Etkinlik ( 221 )
Alanlar
Afrika 76 639
Asya 98 1077
Avrupa 22 637
Latin Amerika ve Karayipler 16 67
Kuzey Amerika 9 288
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1379 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 293
Orta Doğu 22 606
Karadeniz Kafkas 3 296
Akdeniz 3 184
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1292 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2046 ) Etkinlik ( 82 )
Alanlar
Türkiye 82 2046

ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in Mısır’la başlayan Orta Doğu gezisinde, Mısır ve İsrail arasındaki barışın ve özellikle Abraham konjonktürünün, bölgedeki gelişmelerden olumsuz etkilenmesi endişesi hissedildi. Orta Doğu uzlaşmadan çok çatışmanın olduğu bir bölge. ;

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası“ hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2023 Faaliyet Raporu’nu yayımladı.;

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bugüne ABD’nin büyük stratejisinin ne olması gerektiği konusunda yoğun bir tartışma yaşanmaktadır. Özellikle 11 Eylül olayları, Irak Savaşı ve 2008 küresel finansal krizinin etkileriyle ABD dış politikasının tarihsel motiflerinden biri olan izolasyonist eğilimin yeni b...;

Avrupa’da aşırı sağın içinde bulunduğumuz son 40 yılda bir yükseliş yaşadığını söylemek mümkündür. Aşırı sağın bu yükselişinde hem iç hem dış pek çok dinamik bulunmaktadır. Bu dinamiklerin anlaşılması için öncelikle aşırı sağın anlamlandırılması ve son yıllarda aşırı sağın yükselişine neden olan siy...;

Komşu kıyılara sahip devletlerin Deniz Yetki Alanı (DYA) yan sınırının belirlenmesi her zaman sorunlu olmuştur. Genelde sınırın denizle birleştiği noktayı merkeze alan bir açı genişliği başlangıçta olmasa bile ilerleyen zaman içinde denizde veya karada meydana gelen topografik değişiklikler nedeniyl...;

Büyük güçlerin siber uzay ve siber güvenlik stratejileri 21. yüzyılın başlarında somut olarak şekillenmeye başlamıştır. Ancak bu stratejilerin temeli ABD ve SSCB'nin Soğuk Savaş dönemi boyunca tecrübe ettikleri uzay ve silahlanma yarışının bir sonucu olarak atılmıştır.;

ABD'nin Trump döneminden itibaren Afrika ile daha az ilgilendiği, Fransa’nın ise her geçen gün güç kaybettiği bir ortamda, uluslararası alanda yalnızlığa itilen Rusya, Afrika’da etkinliğini artırmaya yöneldi.;

İlk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilecek İstanbul Güvenlik Konferansı 2023, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Ekosistemde Stratejik Dönüşüm: İklim, Gıda, Demografi, Meritokrasi, Ekonomi, Sağlık, Eğitim, İstihdam, Aile-Gençlik ve Şehir Güvenl...;

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul - Türkiye

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 2

  • 20 Eki 2022 - 20 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 1

  • 06 Eki 2022 - 06 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...